Sosyalist Kitaphane  
''Öğretimiz Dogma Değil Eylem Klavuzudur''
Go Back   Sosyalist Kitaphane > SANAT GALERİSİ > Fotoğraf
''MARX - ENGELS''
Cevapla
 
Bookmark and share LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 24-05-2012, 23:55
Sosyalist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Administrator
 
Standart Fotoğraf ve Fotoğrafçılık Hakkında Temel Bilgiler

Fotoğraf

Fotoğraf, doğada mevcut gözle görülebilen maddi varlık ve şekilleri, ışık ve bazı kimyasal maddeler yardımıyla ışığa karşı duyarlı hale getirilmiş film, kağıt veya her hangi bir madde üzerine saptayan fiziksel ve kimyasal bir işlemdir. Kelime Yunanca ışık anlamına gelen "photos" ve yazı anlamına gelen "graphes" kelimelerinden oluşmaktadır. Yani ışıkla yazmak anlamına gelmektedir. Fotoğrafçılık bakmakla görmenin ayrı ayrı şeyler olduğunu kanıtlar. Fotoğraf bugünkü gelişme devrinde bir bilim ve diğer bilim kollarının da hiç şüphesiz ki en büyük yardımcısıdır.


Temel Fotoğrafçılık Teknikleri
Kameralar özellikle SLR nasıl çalışıyor, diyafram ve enstantane hızı nedir resmi beraber nasıl etkiler. Ancak diyafram ve enstantane hızı anlaşıldıktan sonra fotoğrafçılığın daha ilgi çekici yerlerine geçmek mümkün.

Diyafram Işığın girip, filmin ışığa tutulduğu açıklığın çapıdır. Lensin diyaframnın değiştirilmesi durumunda resimde derin etkiler yaratılır. Kamerada f-stop ile tanımlanmıştır. Kameradan kameraya değişmekle beraber, genel duruşlar f2, f2.8, f4, f5.6, f8, f11, f16, ve f22dir. Numara küçüldükçe çap artar. F2 geniş olduğu için f4den daha fazla ışık alır. Aralarında düzgün matematiksel tam iki katlık bir fark vardır. Diyelim ki kamera f8 istiyor. Eğer siz manuel olarak f11 ayarlarsanız filmi yarı yarıya az ışığa tutarsınız. Ve f5.6 olarak ayarlarsanız iki kat ışığa tutmuşsunuz demektir. İki duruş arasında ışığı 4 kat, üç duruş arasında 8 kat değiştiriyorsunuz demektir. Alanın derinliği de diğer önemli konudur. Çap arttıkça alan derinliği ya da odaktaki uzaklık azalır. Örneğin eğer f8 ile 4 metre odak uzaklıktaysanız, f4 ile 2 metre olacaktır. Bunları avantajınıza göre kullanabilirsiniz. Enstantane hızı Fotoğrafı çektiğinizde enstantanenin ne kadar açık kalacağı dolayısıyla filmin ne kadar süreyle ışık alacağıdır.. Genellikle 1 saniye ile saniyenin 1/1000 arasında değer alır. İki nedenle önemlidir. Birincisi, diyafram kontrolü için, ikincisi, stil olarak bunu fotoğraflarınızda kullanabilirsiniz. Süre uzadıkça, filme daha çok ışık gelir. Bu daha sezgiseldir. Diyafram ile aynı mantıkta işler. 2 kat olarak. 1/125 1/250 den iki kat, 1/500 den 4 kat fazla ışık alır demektir. Birarada Kullanım Eğer bu iki değişkeni bir arada kullanmaya kalkarsanız bir çarpan çıkar. İki değişken de ışığı 2 faktörle değiştiriyordu. Diyelim ki; kamera durumu okuyor ve kendini f8de 1/125 olarak kuruyor. Bu doğru ölçüm. F11 olarak ayarlarsak ne olur? Görüntü yarısı kadar ışık alır, ve resim underexposed olur. Fakat biz bunu enstantane hızını 1/60 olarak ayarlayarak değiştirebiliriz. Çapı küçültüp, ışığa tutma süresini arttırarak aynı yerde kalırız.
Tabloyu incelersek;
f-stop f22 f16 f11 f8 f5.6 f4 f2.8
enstantane hızı 1/15 1/30 1/60 1/125 1/250 1/500 1/1000

Merkez sütun önerilen pozu verir. Bununla beraber, yukarıdaki kombinasyonlardan herhangi birini kullanıp filmi doğru ışığa tutabilirsiniz, çünkü her aşağı duruş daha uzun bir enstantane hızı ile biraradadır böylece genel ışık durumu değişmez. O zaman neden farklı değerlerimiz var? Diyaframın alan derinliği konusuna dönelim. Bunu değiştirmek isteyebileceğiniz durumlar olabilir. Kalabalıkta bir kişiyi odaklamak istiyor olabilirsiniz. Ya da maksimum odaklama istiyorsunuzdur. Bu durumlarda diyaframla oynamak gerekecektir. Tersine belli bir enstantane hızı kullanmak isteyebilirsiniz. Işık azlığı, çokluğu, hareketi yüksek hızda durdurma isteği ya da yavaş hızda gösterme tercihi gibi nedenleriniz olabilir. Daha bir çok nedenden her iki fonksiyonu birlikte değiştirmek isteyebilirsiniz. Bu size kamera ile esneklik kazandıracaktır. Kompozisyon Fotoğrafçılık dinamik bir sanat biçimi. Herkes için değişik tanımları var "iyi bir fotoğraf" ın. Ama yine de bazı kurallar var ki kullanırsanız daha iyi sonuçlar elde edebilirsiniz. Temel Kompozisyon Resimlerinizi nasıl kompoze ettiğinize bağlı olarak iyi sonuçlara ulaşırsınız. Sadece pratikle geliştirebileceğiniz ip uçları yeterlidir. Başlangıçta bu teknikleri düşünerek hareket etmek gereklidir. Ama zaten zamanla bunlar içselleşecektir. Bunlar temel fotoğrafçılık kuralları olarak adlandırılsalar da kanun değiller. Dikkat dağıtan ögelerin atılması Kamera, beyni ile beraber çalışan bir insan gözü gibi değil ve sadece ilgilendiklerine odaklanamıyor. Tersine vizöre giren herşeyi yakalıyor. Bu yüzden fotoğrafçının kameranın gördüğünü görmeyi öğrenmesi gerekli. Kompozisyon yaparken vizörderı tarayıp, rahatsız edici ve hoş olmayan şeyleri görmeye çalışmak ve bunlardan kurtulmanın bir yolunu bulmak gerek. Görüntüye katkısı yoksa kurtulmak en doğru yol. Fon ve ön plan Fotoğrafa ciddi katkıları da olabilen ya da etkisini yok edebilen unsurlardır.
En genel kural, her ikisini de olabildiğince basit tutmaktır. Örneğin bir peyzaj çalışılırken ön planın insanlar, çöpler vs ile karışmaması önemlidir. Tabii eğer bu sizin tercihiniz değilse. Portrelerde fon bir hava katsa da rahatsız edici olmamalıdır. Burada karar verici sizsiniz. 2/3 Kuralı Uygulamada en önemli kurallardan biridir. Kuralın önerisi, resmi ilgi çekici ve farklı kılmak için konunun off center yapılmasıdır. Önce vizörden bakıyoruz. Sonra kafamızda görüntüde 4 çizgi oluşturuyoruz: aşağı yönde 1/3 ve 2/3 te 2 yatay, karşı yönde 2 dikey çizgi. Şimdi çizgilerin kesiştiği 4 noktaya bakıyoruz, aynı anda orta karenin köşeleri bunlar. Kritik noktalar. Yapmanız gereken konuyu bu dördünden birine yerleştirmek. Hangisi olduğu sizin kararınız. Çizgiler Fotoğrafçılıkta en zor yakalanan olgu çizgilerdir. Daha canlı ve güzel fotoğraflar elde etmenizi sağlar. Çizgiler bakanın ilgisini asıl unsurlara çekmeye yarar. Net ya da dolaylı olarak belirten çizgiler kullanabilirsiniz. Net olanlar demiryolu, sokak, elektrik direği gibi gerçekten görülebilir olanlardır. Çok sezgisel kullanılırlar. Dolaylı olarak kullanılanlar resimde bir ima aracıdırlar. Direk göremezsiniz fakat oradadırlar. Baskı merkezindeki bir çalı gölgesi gibi. Öğrenilecek birşey değildir. Kendiliğinden oluşur. Kadrajlama Çok kullanılmadığında güzellikler katabilir resme. Resimdeki ögeleri alıp konunun etrafını sarmak ve bir çerçeve yapmak demektir. Bunu yapmak için sayısız yol var ama herkes kendi yolunu yaratır zamanla. Örneğin eski bir pencereden çekerek ya da foilage ile yapılabilir.

Diyafram nedir?
Açıklama: Objektiften, makine içine girecek olan ışık miktarını, mevcut koşullara göre ayarlamak gerekmektedir. Diyafram değerleri için standartize edilmiş bir sıralama vardır; her basamak, giren ışık miktarının ikiye katlanmasına veya yarılanmasına yol açar. Diyafram, netlik derinliğinden sorumludur.

Örnek: 8 diyafram’dan bir basamak ilerleyip, 11 diyafram’a gelirseniz, giren ışık miktarını yarı yarıya düşürmüş olursunuz. Aynı anda, çekmek istediğiniz konunun, netlik derinliğini yükseltmiş olursunuz. Tabiiki bu işlemi, tersine de uygulamak mümkün. Giren ışık miktarının ikiye katlanması veya yarılanması, her diyafram basamağında vardır; yani ister 2’den 2.8 diyaframa, isterse 8’den 5.6 diyaframa geçilsin. Değişken ışık şartlarını dengelemek amacı ile, ışık miktarının basamaklandırılması, gereken enstantane’yi hesaplamak için bir kolaylık olarak görünmektedir. Bu şekilde eşit pozlandırma, garantiye alınır.

2.8 diyafram / 1/500 enstantane ile

4 diyafram / 1/250 enstantane,

eşit değerde ayarlardır.

Netlik derinliği:

Diyafram açıklığı, netlik derinliğini yönetir dedik, ancak netlik derinliği kavramı ne anlama geliyor? Konuların netlenmesi, düzeyler ile olur. Bir konu netleşirse, bu alan bir netlik düzeyi oluşturur.
Bu alanda, konunun yansıttığı bütün ışıkların, ışığa duyarlı filim yüzeyindeki kesişme noktaları bulunur.

Bilgi: Bu kural, geleneksel filmlerde film yüzeyi için, dijital fotoğraf makinelerinde ise CCD-algılayıcının yüzeyi için geçerlidir.Burada

“Odak (yakma)” noktasından söz ediyoruz.

Konunun yansıttığı diğer, bütün ışıkların kesişme noktaları, ışığa duyarlı yüzeyin önünde veya arkasında bulunur. Bu alanlar bulanık olarak yansıtılır.Aslına bakarsak diyafram sayıları, orantı sayılarıdır. Diyaframın etkin açıklık orantısı ile odak uzaklığının bölümünden oluşurlar. Küçülen diyafram açıklığı ile beraber, diyafram sayısı da küçülür. Ancak diyafram sayısı her zaman tam sayı olarak verildiği için, garip bir durum ile karşı karşıya kalıyoruz: Diyafram sayısı ne kadar büyük olursa, diyafram açıklığı o kadar büyük olur; ve tam tersine...



Fotoğraflarda Kırmızı Göz Nasıl Oluşur?
Geceleri flaşla çekilen fotoğraflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz? Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur…. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır…Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabaka da retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.


Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanız, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur. Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.
Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.

Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinenin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.

Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 25-05-2012, 00:02
Sosyalist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Administrator
 
Standart

Kirlian Fotoğrafçılığı
Bay ve bayan Kirlian'ın yaptığı ilk kameranın şans eseri olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Semyon Davidoviç Kirlian bir gün elektrikli bir cihaz üzerinde çalışırken şiddetli bir elektrik çarpması geçirmişti. O günlük işlerini bırakıp evine gitti. Karısı Valentina, üzerinde çalıştığı bir fotoğraf işinde kendisine yardım etmesini istedi. Semyon birkaç yeni film aldı ve üzerine resim çekilmiş filmlerin yerine bunları taktı ve filmleri banyo etmesi için karısına verdi. Sonunda, filmler onları hayrete düşürdü. Negatiflerde mavi, sarı ve diğer renkler açıkça görülüyordu.

Semyon'un geçirdiği şiddetli elektrik çarpmasının onda, 'enerji yüklü'ellerinin temasıyla yeni filmlerde bir görüntü bırakmasına yol açabilecek bazı 'değişikliklere'neden olduğu sonucuna vardılar. Kirlian'ların, ruhun fotoğrafını çektiği söylentisi yayıldı. Bu, 1939 yılında olmuştu. İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması yüzünden keşif gizli tutuldu.
Kamera başlangıçta, bitkilerin veya onların bazı kısımlarının, özellikle yapraklarının fotoğraflarının çekilmesinde kullanıldı. Bu konuda pek çok şey yazılmıştır. Canlılık durumlarına göre çevreye yayılan auranın görülebildiği yaprak fotoğrafları, magazinlerde bile sık sık yer alıyordu. Yaprak bitkiye bağlıyken koparıldıktan hemen sonra ve epeyce zaman geçtikten sonra bu fotoğraflar çekiliyordu.
Aurada çok açık bir değişme görülüyor ve yaprak kurudukça aura yavaş yavaş kayboluyordu. 'Hayalet Yaprak Etkisi'(Phantom Leaf Effect) olarak bilinen bu olay, medyumların öne sürdükleri iddiaları kanıtlar nitelikteydi. Çünkü medyumlar, uzuvlarından biri kesilmiş kişilerin, kesilen uzuvlarının 'hayaletlerini'gördüklerini söylüyorlardı.
Kirlian Kamerası'nın Yapısı
Kirlian Kamerası cansız nesne veya canlı varlıkların fotoğraf görüntülerinin yüksek değerli bir elektriksel alan vasıtasıyla elde edildiği cihazdır.
Teknik bakımdan, bu görüntülerin elde edilmesinde kullanılan iki metot vardır. Birinci metot, söz konusu nesneye kuvvetlice elektrik vermek ve ondan yayılan radyasyonun karanlıkta normal bir kamera ile fotoğrafını çekmekten ibarettir. İkinci metotsa nesneye birinci metotta olduğu gibi doğrudan değil de, nesnenin çok yakınına yerleştirilmiş voltajı farklı bir veya iki tane metal plakadan geçirilen yüksek gerilimli akım uygulanır. Bu metotta kamera kullanılmaz; hassas fotoğraf materyali, nesneden doğrudan doğruya görüntü alacak şekilde düzenlenir.
Birinci metot (en azından teorik olarak) daha kapsamlı görüntülerin elde edilmesini mümkün kılar. İkincisi, daha düşük güçlü elektrik kullanarak çok daha fazla ayrıntının görülmesini sağlar. Bu nedenle deneycilerin çoğu güvenlik ve kullanım kolaylığı açısından birinci metottan vazgeçerek ikincisini tercih ederler.
İkinci metotta kullanılan sistem yukarıdaki şekilde şematik olarak görüldüğü gibi, sandviç biçiminde düzenlenmiş bölümlerden oluşur.
Cihaz metal plakaya yüksek gerilimli elektrik impulsları sağlayacak şekilde düzenlenmiş bir araçtır. Bu metal plakaya belli bir poz süresince yüksek gerilimli impuls uygulanır ve daha sonra üzerine obje konulup pozlandırılmış olan fotoğraf kağıdı banyo edilir. Banyo sonucunda fotoğraf kağıdı üzerinde; renkli fotoğraflarda mavimsi menekşe rengi haleler, siyah-beyaz fotoğraflarda ise, fırça veya tüy görünümünde karakteristik bir siyahlıkta ortaya çıkmaktadır.
Türkiye'deki ilk Kirlian Fotoğraf Makinası 1983 yılında Altan YILDIZ tarafından İstanbul Teknik üniversitesi Elektronik Mühendisliği'nde okuduğu yıllarda gerçekleştirilmiştir. Kendisi çeşitli fotoğraf çekme parametreleri ayarlanabilen bir makine ile yüzlerce canlı ve cansız obje üzerinde çalışarak fotoğraflar çekmiştir.
İnsanda değişik şekillere bürünen bir enerji realitesi bulunur; yani fiziksel, elektriksel, biyoelektriksel, biyoenzimatik enerjiler. Bu enerji formları karşılıklı olarak birbirine dönüşmektedir. Her canlı hücre bir şebekeye bağlıdır. Bir bakıma hiçbir hücre gerçekten bağımsız değildir. Bu şebeke sadece kan dolaşımıyla bağlantılı, kimyasal veya biyokimyasal olmakla kalmaz, her şeyden çok sinirlerle ilgili bir şebekedir, çünkü tüm hücrelerin biyokimyası en başta sinir sistemiyle yönetilmektedir. Sonuç olarak vücudumuzda tüm organlarımızı saran ve fiziksel, kimyasal, hücresel düzeyde, motor düzeyde ve bunlara benzer şekilde değişebilen bir 'sinir sistemi'enerjisi mevcuttur.
Akupunkturun temeli olan Çin Tıbbı kesin bir tavır alarak bu enerjinin insan bedeninde sürekli olarak tek yönlü aktığından söz eder. Bu enerji insan bedeninin sinir ağı boyunca daima akmaktadır. Dediklerine göre, kendi başına bir varlık olarak izole edilmiş halde onu asla bulamayacağımızdan dolayı bu sinirsel enerjiyi aramak zaman kaybıdır, çünkü biyoelektrik türden son derece süptil bir enerjidir. Ancak, kimyasal ve biyokimyasal değişiklikler oluşturarak varlığını hissettirir. Bununla beraber öyle görülüyor ki, insan bedeninin dış yüzünde cilt üzerinde akış yolları boyunca da kendini gösterebilir. Bu akış yollarında, elektrik akımının geçmesine karşı daima daha az direnç mevcuttur.
İnsan, enerjinin yanı sıra, beyni ve fizik bedeni ile 'tüm olmaya'şartlanmıştır ve öyle yönetilmektedir. Bedenli varlığın, hayatta kalması için ihtiyaç duyduğu bir psişe-can vardır.
Bu psişe-can 'aura'olarak tanımlanmıştır. Fizik bedenin içini doldurup dış yüzünü de sarar. Fizik bedenimizle diğer bir canlıya yaklaşıp ona dokunduğumuzda enerjimizi de, aynı zamanda o canlı ile irtibata geçiririz. Bu durumda bir biyoenerji diğer bir biyoenerji ile temas etmiş olur ve böylece, bir enerji alışverişine yol açılır. Cansız nesnelerle temas konusunda daha çok bizim enerjimizin onlara nakli söz konusu olur.
Beyin, dolayısıyla düşüncenin aktivitesini irade ile yönlendirmek suretiyle bu enerjiyi etkilemek mümkündür. İrade olmazsa hiçbir şey yapılamaz. İrade enerjiyi yoğunlaştırıp tek bir hedefe sevkeder. Yoga ve bazı teknikler bu amaca ulaşılmasında yardımcıdır. Bu olay, aynı zamanda deneysel olarak da ispatlanabilir, yani ele aldığım ünlü Kirlian fenomeni ile. Örneğin bir mıknatıstan yayılan elektromagnetik alanları çıplak gözle görmemiz mümkün değildir, ancak demir tozlarıyla bu magnetik alanın ışıma çizgilerini takip eden harikulade şekilleri görebiliriz.
İşte Kirlian fotoğraf tekniği de benzer bir prensiple çalışır. Normalde göremeyeceğimiz biyoenerji alanımız, özel bir elektrik alanı içine alınarak sınırları ve çeşitli ışıma şekilleriyle fotoğraf kağıdı üzerinde açıkça görünür hale getirilmektedir.
Bedenimizden yayılan enerji radyasyonunun, fotoğrafta görüldüğünden çok daha uzağa yayıldığını kabul etme eğilimindeyiz. Üstelik bu radyasyon üzerine zihinsel bazı enformasyonların da eklenmesi sonucu, sözgelimi telepati, ruhsal şifa vb. parapsikolojik olaylar daha rahat açıklanabilir ve anlaşılabilir hale gelir.



Dijital Fotoğrafçılık Terimleri
Bu bölümde, dijital fotoğrafçılık dünyasının kendisine özgü terimleri üzerinde duracağız. Daha önce Temel Fotoğraf Terimleri kısmında incelediğimiz konulara burada değinmeyeceğimiz için, fotografik bilgi için, o bölümden yararlanabilirsiniz. Bu bölümün amacı, çekilen fotoğrafın dijital dünyadaki durumu ve dijital fotoğraf makinelerinin, fotoğrafçılığa kattığı yeni terimler.

Megapixel

Dijital fotoğrafçılıkta en sık duyacağımız terimlerden birisidir. Çekilen bir fotoğrafın, toplamda ne kadar milyon pikselden oluştuğunu belirtir. Bu, yatay ve dikey piksellerin yani çözünürlüğün çarpımı ile elde edilen bir sayıdır ve yaklaşık değere yuvarlanır.

Günümüzde megapiksel (MP) tabanı 2 ve üzeridir. Yani bugün bir dijital kamera almak isterseniz, 2MP altında bir cihaz bulma şansınız pek yok. 2 MP ise, 1600x1200 çözünürlüğü demektir.

Şu sıralar en yaygın çözünürlük, 5 MP ve 6 MP’dir. 5MP fotoğraflar genelde consumer serisi cihazlardadır ve 2560x1920 çözünürlüğündedir. 6MP ise, daha çok profesyonel SLR cihazların taban çözünürlüğüdür ve 3072x2048 çözünürlüğü sağlar. Dikkat edilirse, profesyonel cihazlarda yatay ve dikey çözünürlüklerin oranı, diğerlerine göre biraz daha farklıdır ve bunu aşağıda “film rasyosu” bölümünde inceleyeceğiz.

Şu sıralar en yüksek megapiksel sunan cihaz, Kodak’ın DCS14n modelidir ve 14 MP çözünürlük sunar. Fakat çok yakın zamanda bu rakamı 20MP gibi görmemiz mümkün görünüyor. Bu iş, giderek gelişiyor ve tıpkı işlemcilerde olduğu gibi, sensörler de giderek yüksek megapiksel sunuyorlar.

Film Rasyosu

Bir dijital filmin çözünürlüğünde, yatay alanın, dikey alana oranına image ratio veya rasyo denir. Profesyonel seri cihazlar, genelde 35mm klasik filmle eşdeğer olarak, 3/2 rasyosunu kullanırlar. Yani yataydaki her üç piksele karşılık, dikeyde iki piksel oranını korurlar. Örneğin 6MP bir dSLR makine, 3072x2048 çözünürlüğünde foto çeker.

Buna karşılık consumer ve prosumer serisi cihazlar, ideal ekran rasyosu olan 4/3’ü kullanır. Bunlarda, yatayda her 4 piksele karşılık, dikeyde 3 piksel ile orantı kurulur.

Burada bir önemli noktaya gelmiş oluyoruz. Profesyonel cihazlar genelde “kağıt üzerine baskı” alanında çalıştıklarından, kağıt baskı temellerini baz alırlar. Oysa giriş ve orta seviye cihazlarda hedef doğrudan kağıt değil, ekrandır ve ekran çözünürlüklerindeki yaygın olan 4/3 rasyosunu baz alırlar.

Tabi bu durum, giriş seviyesi cihazlarla çekilen fotoların kağıda bastırılamayacağı anlamına gelmez. Onlar da fotoğraf kağıdına basılır ve hiçbir sorun yaşanmaz. Sadece kağıt ebatlarına göre sağdan soldan/yukarıdan aşağıdan ufak kırpmalar yapılabilir ki, bazen aynı kırpmalar, profesyonel cihazlar için de yapılmaktadır.

Dijital Kayıt Formatları

Dijital dünyada fotografik objeler, bir sıkıştırma formatı ile bilgisayara aktarılır. Dijital kameralar, bu işi çekim sırasında halleder. Kimyasal fotoğraflar ise, tarama sonrası dijital ortama aktarılırlar.

En yaygın kullanılan fotoğraf formatı JPEG’dir. JPEG, kayıplı bir algoritmadır yani JPEG ile sıkıştırılan fotoğraflarda, gözün göremeyeceği veya çok zor göreceği bazı kayıplar oluşur ama yer ve zaman kazancı o kadar fazladır ki, buna göz yumulur.

JPEG formatında, sıkıştırma kalitesi veya algoritmaları seçilebilir. Ama JPEG, sürekli okunup yazıldıkça (yeniden kaydedildikçe), her seferinde biraz daha fazla kalite kaybettirir. Bu sebeple, fotoğraflarımız ile foto editörleri aracılığıyla oynama yaparken, orjinallerini muhafaza etmeli, aynı jpeg’i defalarca kaydetmek yerine, bunu önce kayıpsız bir formata dönüştürüp, çalışmaları onun üzerinde yapmalı ve nihai aşamada jpeg’e geri dönmeliyiz.

Dijital dünyada kayıpsız formatlar da vardır. Bunlardan en yaygın olanı TIFF formatıdır ve kayba izin vermez. Eski ve yaygındır. Bununla birlikte başka kayıpsız formatlar da vardır. Örneğin PNG gibi. TIFF, artık fazla yer tuttuğu için pek önerilmiyor ama yaygınlığı sebebiyle, çok yerde kullanılıyor.

En büyük yer tutan format ise BMP formatıdır ve malesef, basit dosyaları devasa boyutlara getirebilir bu format.

RAW Formatı

RAW, dijital fotoğraf makinelerinin negatifi olarak tanımlanır. CCD veya CMOS üzerindeki ham veriyi, hiçbir görsel işleme tabi tutmadan bilgisayara aktarmayı sağlar. Zira aksi belirtilmedikçe dijital kameralar bazı görsel işlemler yaparlar.

Çekilen bir foto, JPEG olarak kaydedilmeden önce ona white balance uygulanır, ardından keskinlik (sharpening) ayarı (makinede vardır, tarafımızdan belirlenen bir değerdir) uygulanır, benzer şekilde kontrast uygulanır ve son olarak, fotoğraf tanımlanan ölçüde kayıplı olarak sıkıştırılarak, belleğe saklanır. RAW ise, bunların hiçbirini yapmadan fotoğrafı “ham haliyle” kaydeder ve bir RAW editör yazılımıyla, bu ayarları bilgisayar başında kendinizin yapmanızı sağlar. Bu bir anlamda “dijital film banyosu” olarak düşünülmelidir.

Her dijital fotoğraf makinesi RAW formatında kaydedemez. Yeni ve gelişmiş makineler bu işlemi yapabilmektedir. RAW formatı, kayıplı bir sıkıştırma olmadığından, disk ve dijital bellek üzerinde fazla yer tutar, kaydetmesi ve aktarması da fazla zaman alır. Ama ciddi fotoğraflar genellikle RAW formatıyla çekilir ki, üzerinde istenen ayarlamalar yapılabilsin.

CCD ve CMOS

CCD veya CMOS, bildiğimiz elektronik devreler gibidir sürekli kullanılan “elektronik film” görevi görürler. Bu cihazların üzerinde, en az cihazın çözünürlüğü kadar sensör/devre vardır ve bu devreler, o noktaya düşen ışığı piksel cinsinden dijital ortama yansıtırlar. Yani 5MP bir dijital fotoğraf makinesi üzerinde, 2560 x 1920 yani yaklaşık 5 milyon adet mini sensör bulunur.

CCD’ler ile CMOS’lar arasında en genel tanım, birisinin daha iyi, diğerinin eski teknoloji olduğu şeklindedir ama bu doğru bir tanımlama olmaz. Günümüzde Canon firması, CMOS’u o kadar geliştirmiştir ki, benim diyen CCD’ye taş çıkaracak sonuçlar üretmektedir.

Ama profesyonel üreticileri devre dışı bıraktığımızda CCD teknolojisi, CMOS’tan biraz daha üstün görünmektedir. Tabi bu, bir “teknolojik altyapı” anlamına gelmez. Yani PC’mize alacağımız anakartı seçer gibi, CMOS ya da CCD seçmek “bütünüyle anlamsız” ve sık yapılan bir hatadır. Dijital kameralar, örnek fotoğraflarına yani verdikleri sonuçlara göre seçilir. O makinenin içinde nasıl bir devre olduğu, kullanıcıyı hiç ama hiç ilgilendirmemektedir. Onun için önemli olan, nihai aşamada elde ettiği fotoğrafın kalitesi ve berraklığıdır.

CCD ile CMOS arasında temel farklardan birisi de enerji kullanımıdır. CCD, daha fazla enerji harcar, daha çok ısınır, CMOS ise bunun tersidir ama bu da, kullanıcıyı ilgilendiren bir durum değildir. Yani burada tartışılan işlemci farkı, PC dünyasındaki “intel mi amd mi” tartışması gibi değildir. Kullanıcı sonuçlarla ilgilenir, elektronik devre ile değil. Zira bu aletlerde bir “parça upgrade” söz konusu değildir. Az enerji veya çok enerji harcaması da kullanıcı açısından “anlamsızdır”. Onun için anlamlı olan, tam dolu bir pil ile kaç poz çekebildiğidir. CCD’li bir kamera, daha yüksek amperli bir pil koyup, daha fazla çekim yapma imkanı verdikten sonra, fotoğrafçıyı neden ilgilendirsin ki, hangisinin daha fazla poz çektiği ?

Bu konuyu detaylıca anlatmakta fayda var zira dijital kamera kullanımı, PC kullanıcılarına has bir durum değildir. Hatta PC kullanıcıları, bu piyasaya en son giren kullanıcı kesimidir, asıl dijital kamera kullanıcılarının çoğu bilgisayardan anlamaz bile. Buna karşılık PC bazlı kullanıcılar, kameraları “CCD varmış, iyiymiş, bunu alayım” ya da “vaaaay, bunun megapikseli ötekinden daha yüksek, bunu alayım” gibi yanlış değerlendirmeler yapabilmektedir.

Elbette ki yüksek MP daha iyidir ama aynı koşullar ve netlik altında yüksek MP daha iyidir. Yüksek MP için kalite kaybı veya yüksek fiyat maliyeti söz konusu oluyorsa, düşük olan daha doğru bir tercihtir. Donanımcılar iyi bilirler ki, bir bilgisayar sistemini değerlendirmede en büyük hata, sadece işlemcinin hızına bakarak karar vermektir. Bu sebeple sadece MP’e bakarak karar verme veya sadece işlemci tipine (CMOS/CCD) bakmak da, aynı büyük hatadır.

Tercihlerde temel kriterler sırasıyla, görüntü kalitesi, ergonomi, fiyat/performans, dayanıklılık/uyumluluk olmalıdır. Bunu bir kenara not edelim zira bu işle ilgilenenler, tıpkı PC upgrade eder gibi, 3-5 senede bir kamera upgrade etmeye hazırlıklı olsunlar. Yakıcı bir hobidir bu çünkü

Noise

Noise, bir fotoğraftaki istenmeyen noktacıklardır. Film dünyasında buna grain adı verilirken, dijital dünyada noise (gürültü) denmektedir. Sensörlerin kendisine düşen ışığı doğru analiz edememesi ile ilgili bir durumdur ve noise seviyesi yükseldikçe, görüntü kalitesi düşer.

Günümüzde iyi makineler, çok az noise üretmeleriyle ünlüdür. Buna karşılık daha düşük kalite makineler, daha fazla gürültü üretirler ve görüntü kalitesini bozarlar. Bu noktacıklar, özellikle açık renk alanlarda iyice çekilmezleşebilir.

Noise seviyesi, muhtelif parametrelerle ilgilidir. Ortak noise problemleri, yüksek ISO değerlerinde ve az ışıklı ortamlarda kendisini gösterir. Buna karşılık ortak olmayan noise problemleri de vardır ve makineden makineye farklılık gösterebilir.

Bazı makinelerin dijital algoritmaları, noise seviyesini düşürecek şekilde gelişmişken, bazıları değildir. Benzer şekilde bazı yüksek MP değerine sahip makinelerde CCD/CMOS’taki devreler kalitesizdir ve fazla noise üretir.

Bu durum, devrelerin birbirine yakınlığı ile de ilgilidir. Nasıl işlemcilere daha fazla transistör sığdırdıkça, daha fazla ısı sorunu ortaya çıkıyorsa, CMOS ve CCD’lere de daha fazla piksel koymak, daha çok noise üretmesini sağlamaktadır zira noise, pikseller arası elektronik bir sorundur.

Bu sebeple, kaliteli profesyonel cihazlar yüksek MP değerlerine sahip olmalarına rağmen, ışık devrecikleri arasındaki mesafe daha fazladır ve sensörler birbirini daha az etkiler. Buna karşılık daha ucuz makinelerde sensörler daha sıkışık bir alana toplanır ve noise artar zira sensörler birbirine parazit yapar.

Pahalı makineler büyük sensörler kullanabilir. Büyük sensörler daha pahalı, daha maliyetlidir ve makinenin ebatları da buna müsaittir. Oysa müşteri seviyesi cihazlar daha ufak sensör kullanır ve maliyetten kurtarmaya çalışır. Kaldı ki, giriş seviyesi cihazlar genelde ufaktır ve bir de “yer” sorunları vardır.

Bu konudaki detayları, daha sonra bir yazımda açıklamaya çalışacağım.

Ölü Piksel

Makinedeki CCD/CMOS sensörlerinden birisinin arızalı olması durumudur. Bu durumda ilgili piksele karşılık gelen alanda hiçbirşey olmaz. Ölü pikseller bazen beyaz bir nokta, bazen renkli bir nokta şeklinde belirir ve her fotoğrafta bulunur.

Bu bir hatadır. Tıpkı LCD ekranlarda olduğu gibi, ölü piksellerin fazlalığı çok rahatsız edicidir. Fazla sayıda ise, cihaz değiştirilmelidir. Hatta yüksek kaliteli profesyonel cihazlarda, tek bir ölü piksele bile tahammül olmaz ve garanti kapsamındadır.

Ölü piksellerin giderilmesi, photoshop gibi yazılımlarla çok kolay yapılabilir ama çok fazla ölü piksel olursa, bu iş çok yorucu bir hale gelebilir.

Bu sebeple, cihazı almadan önce ölü piksel testinizi iyice yapın ki, sonra bu “baş ağrısı” ile uğraşmak durumunda kalmayın.

EXIF Bilgileri

Bir dijital fotoğraf, sadece görüntü imajından oluşmaz. İçinde, o fotoğraf hakkında diğer bilgileri de barındırır. Bu bilgilere EXIF (Exchangeable Image File) adı verilir.

EXIF bilgileri, fotoğrafın hangi makineyle, ne zaman, hangi fotografik detaylarla çekildiğini, pozlama süresini, diyafram açıklığını ve diğer birçok bilgiyi barındırır. Bu bilgiler, birçok fotoğrafçı için çok önemlidir ve fotoğraf anını kağıda not almak yerine, bu bilgilerden yararlanılır.

Günümüzde hemen tüm dijital kameralar, EXIF bilgilerini kaydedebilmektedir. EXIF bilgileri, fotoğrafın büyüklüğünü biraz artırdığı için, web ortamında yayımlanan fotoğraflarda bu bilgiler genelde temizlenerek, alan kazancı sağlanır. Buna karşılık makineden çıkan haliyle JPEG içine gömülüdür ve fotoğraf hakkında tüm detayı sakladığı için, çok büyük rahatlık sağlar. Günümüzün ciddi foto editör programları ile bu detay bilgileri görülebildiği gibi, Windows XP ortamında bile, dosya özelliklerinden inceleme yapılabilir.

Hafıza Kartı

Hafıza kartları, dijital fotoğraf makinesinin filmleri gibidir. Bir elektronik bellektir ve makinenin içine takılır. Çok az enerji tüketirler ve onbinlerce kez yazılıp silinebildikleri için, sınırsız çekim olanağı sağlarlar.

Günümüzde Compact Flash (CF) en yaygın olanıdır ama Memory Stick (MS), Smart Media gibi çeşitleri vardır.

Hafıza kartları, makineniz hangilerini destekliyorsa o yapıda olmalıdır. Bazı makineler, birden fazla tipte hafıza kartını destekleyebilmektedir.

Günümüzde hafızaların fiyatları oldukça düşmüştür. Özellikle CF kartı fiyatları, son derece ucuzlamış, hızları da çok artmıştır. Hızlı bir hafıza kartı, fotoğrafların hızla aktarılmasını sağlayacağı için, hem çekim sırasında ve hem de PC’ye aktarırken avantaj sağlar.

Yukarıdakilerin dışında, farklı bir hafıza tipi daha vardır ama bir kart şeklinde değildir. Lisansı IBM’e ait olan “microdrive”, aslında CF kartı büyüklüğünde bir mini disktir. Genel olarak MB başına maliyeti daha düşüktür ve bazı modelleri hızlıdır ama bazı dezavantajları da vardır. Örneğin fazla enerji harcarlar ve ilk açılışı biraz yavaşlatabilirler. Tabi bir manyetik disk ve hareketli bir ünite olduğundan, düşme/çarpma gibi durumlara hafıza kartlarından daha duyarlıdır.

Buffer

Buffer, bir tampon bellektir ve çekilen fotoğrafın karta aktarılmadan önce bulunduğu alandır. Temel olarak kayıt işlemi şöyle yürür.

Bir fotoğraf çekilir ve onun CCD üzerindeki hali, buffer dediğimiz alana aktarılır. Bundan sonra (makinenin ayarlarına göre) bir dizi prosesten geçer ve nihai JPEG (veya RAW) oluştuktan sonra, o dosya, karta aktarılır.

Buffer’lar genelde birkaç kareyi ardarda çekebilecek kadar büyüktür. Zaten işlevleri de, fotoğrafçıya bu şansı vermektir zira buffer olmasa, her çekilen görüntü önce prosesten geçecek, sonra karta yazılacaktır. Bu ciddi bir süredir ve bu süre boyunca yeni fotoğraf çekme şansımız olmaz.

Oysa buffer, ardarda çekilen birkaç fotoğrafı hızla hafızaya alır ve biz yeni kareyi çekmeye çalışırken, onu CF kart üzerine yazan süreç, arka planda devam eder.

Makinelerin burst modda (seri çekim) yapabilecekleri çekim sayısı, buffer büyüklüğüne bağlıdır. Eğer buffer küçükse, seri çekim sayısı azalır, buffer büyükse, seri çekim sayısı artar.

Digital Zoom (Lojik Zoom)

Gerçekte optik olarak yapılmayan ve PC’de makine başında yaptığımız zoom’a benzer bir mantıkla, uzaktaki objeyi yakına getirmeyi amaçlayan ve sadece dijital kameralarda olan bir zoom tipidir. Aslında buna bir zoom demek zor olmakla birlikte, nadiren işe yarayan sonuçları olabilir.

Dijital zoom, optik zoomun bittiği noktada devreye girer ve tıpkı PC’de olduğu gibi, bir görüntü geliştirme tekniği uygulanarak yakınlaştırmayı sağlar.

Dijital zoomun işe yaradığı alanlar, kadrajı temizleme (açıyı rakamsal olarak artırma), görülmeyen/seçilmeyen objeleri vizörden seçilir hale getirme ve objeyi büyütülmüş haliyle fotoğraflama gibi işlere yarayabilir. Ama pek “önerilen” bir zoom değildir ve çoğu dijital kamera sahibi, dijital zoom’u hemen hiç kullanmaz, hatta alır almaz, djital zoom özelliğini kapatır.

Enterpolasyon (Interpolation)

Fotoğrafın megapiksel bazında çözünürlüğünü, lojik olarak artıran sistemdir. Aslında daha düşük bir elektronik/optik çözünürlüğe sahip kameraların, görüntüyü kaydederken bazı algoritmalar kullanarak, onu daha yüksek çözünürlükmüş gibi kaydetmesi önceden sık kullanılan bir yöntemdi.

Günümüzde bu tip çalışmalar, görüntü editörleri tarafından da kolayca ve çok daha etkili olarak yapılabilmektedir. Bu sebeple enterpolasyon ile çözünürlük artırımı, pek de “hoş karşılanan” bir durum değildir.

Bu sebeple dijital kamera alırken, pazarlama tekniği ile “kutuların üzerine yazan” değerleri değil, efektif sensörlerini baz almak gerekir. Genelde Fuji, enterpolasyon yöntemlerini kullanarak, yüksek çözünürlüklü görüntü elde etmektedir. Bu şekilde elde edilen görüntü, özel teknolojiler yardımıyla geliştirdiğinden, efektif MP değerinden daha iyi sonuç verse de, vadettiği çözünürlüğün optik kalitesini sunamamaktadır.

Tercihlerde bu tip konulara dikkat etmek gerekir zira 6 MP diye aldığınız bir makinenin sadece 3 MP reel çözünürlüğü olması, pek de “hoş” bir durum olmaz. Hele ki o cihaza 6MP bandında bir fiyat ödemişseniz. Buna karşılık ikisi 3MP makinenin fiyat dahil tüm özellikleri benzer olurken, birisi enterpolasyonla 6MP’e çıkabiliyorsa, bu elbette bir avantaj olarak değerlendirilmelidir.

Sharpening (Keskinlik)

Bir görüntünün keskinliği tanımlamak/değiştirmek için kullanılır. Hemen tüm dijital fotoğraf makineleri, kullanıcıya bu konuda parametreler sunar ve bu parametrelerde yapacağınız değişikliklere göre, medyaya kaydedeceğiniz JPEG dosyası, daha da keskinleştirilir veya keskinleştirilmez.

Keskin görüntülerde objeler, birbirinden daha kolay ayrılır, sınırlar daha belirgindir. Fotoğrafı keskinleştirme işi, Photoshop gibi görüntü editörü yazılımlar tarafından da yapılabilir. Bu arada yeri gelmişken şunu belirtelim, Photoshop’ta keskinleştirme işi, en efektif olarak “unsharpen mask” ile yapılmaktadır.

Keskinlik biraz da tercih meselesidir ve kimi kullanıcı çok keskin görüntülerden hoşlanırken, kimisi de biraz daha yumuşatılmış hatları seviyor olabilir.

Keskinlik ile “out of focus” yani odaklanma sorunu birbirine karıştırılmamalıdır. Keskinlik parametresi ne kadar artırılırsa artırılsın, doğru odaklanma yapılmamış bir fotoğraf, boğuk ve flu görünecektir.

RAW kayıtlarda, sharpening uygulanmaz ve imaj, ham haliyle kullanıcıya sunulur. RAW editör yazılımlarıyla dilediğimiz sharpening uygulanıp, JPEG’e nihai şekli verilebilir.

Contrast (Kontrast)

Kontrast da, tıpkı Sharpening gibi bir parametredir ve oluşacak sonuç görüntüde renklerin birbirine zıtlığını belirlemek amacıyla, kullanıcı tarafından değiştirilir. Kontrastı artırılmış fotolarda objeler ve renkler birbirinden daha ayrı ve farklılığı gayet belirgin şekilde sunarken, düşük kontrastta renkler birbirine daha yakınca olur ve fotoğrafa soft (yumuşak) bir hava katar.

Kontrast parametresini de varsayılan ayarlarda tutup, bu tip çalışmaları foto editörü yazılımlarla yapmak daha doğru bir harekettir zira bu yazılımlarda kontrastı dilediğimiz gibi artırabilir veya azaltabiliriz.

RAW kayıtlarda, contrast parametresi değerlendirmeye alınmaz ve imaj, ham haliyle kullanıcıya sunulur. RAW editör yazılımlarıyla dilediğimiz kontrast uygulanıp, JPEG’e nihai şekli verilebilir.

Image Stabilisation

Yüksek optik zoom sağlayan “zoom” ve “telefoto” lenslerde, objeye iyice yakınlaşma durumunda, en ufak bir titreme bile, kadrajda (çerçevelenen alan) çok ciddi sapmalara yol açabilmektedir. Bu sebeple, yüksek zoom değerlerinde tripod kullanılması tavsiye edilir.

Günümüzün yüksek zoom sağlayan dijital kameralarının ve kimyasal SLR makine lenslerinin bazıları, bu ufak titreşimleri absorbe etmek için mekanizmalar içerir. Bu titreşim engelleyip, objeyi düzgün çekilde çekebilmemize yarayan mekanizmaya Image Stabilisation denir.

Eğer sahip olduğumuz lens, 3-4x’in üzerinde optik zoom sağlıyorsa, genellikle “image stabilisation” özelliğine de sahiptir ama böyle bir seçenek vermeyen makineler de vardır. Bu tip makinelerde, eldeki minör titremeler yani tripodsuz çekimler, bazen sıkıntıya yol açar ve objenin çekim sırasında titrediği, bozuk odaklandığı durumlarla karşılaşılabilir.

Eğer yüksek zoom yeteneğine sahip bir lens kullanmak istiyorsak, o lensin IS özelliğine sahip olmasını beklemeli, cihaz alırken bu olanağı sağlayıp sağlamadığını kontrol etmeliyiz. Aksi takdirde maksimum zoomda birçok çekimimiz “çöp” olarak kalabilir..

White Balance

Dijital kameralarla birlikte fotoğrafçılık gündemine giren kavramlardan birisidir. Ne olduğunu anlamak için, önce renkleri ve renk sıcaklıklarını anlamak gerekir. Biz bu kadar derine inmeden kısaca değineceğiz konuya.

Bir beyaz kartonu sabah gördüğümüzde farklı, öğlen gördüğümüzde farklı, bulutlu havada gördüğümüzde farklı, akşam gün batımında gördüğümüzde farklı tonlar aldığını görürüz. Biz onun beyaz olduğunu biliriz sürekli ama ortamdaki ışık kaynağının ona kattığı bir ekstra renk değeri vardır. Örneğin evin içinde yanan sarı bir lamba, dışarıdan bakıldığında hafif yeşilimtrak ya da buz beyazı havası barındırır. Ama aynı ortamda bildiğimiz ampul kullanılırsa, bu defa sarımtırak bir hava sunar.

İşte tüm bu “ışık kaynağı farklılıkları”, objelerin gerçek renklerini hayli değiştirir ve bu ortam sıcaklığı dikkate alınmadan yapılan çekimlerde, bazen insanların yüzlerinin ölü gibi bembeyaz/hafif yeşilimtrak, bazen de olduğundan çok daha sarı, sıcak, hatta kırmızıya çalan bir halde olduğunu görürüz.

Bu sebeple çekim yaptığımız ortamda, white balance denen bir ayar yapmamız gerekir. White balance (beyaz dengesi), ortamdaki beyazın gerçek beyaz, diğer renklerin de gerçek haline uygun çekim yapabilmemiz için, makineye “ortamdaki renk sıcaklığını” tanıtmak demektir.

Günümüzdeki bir çok makine, ortamdaki renk sıcaklığını kendisi tespit edebilmektedir. Bunu da, en beyaz kareyi baz alarak yapar ama eğer ortamda bunu sağlayacak bir renk dağılımı yoksa, otomatik beyaz dengesi doğru yapılamayabilir. Bu sebeple, renklerle uğraşıp, ışık kaynaklarına aşina oldukça, renk dengesini kendimizin kurması daha doğru bir tercih olacak ve beyaz dengesinin daha doğru yapılmasıyla, daha iyi renk tonları elde edeceğiz.

Örneğin aşağıdaki fotoğraflara bakalım.

Soldaki fotoğrafta renkler, sağdakine göre biraz daha sıcak duruyor. Oysa sağdaki fotoğraftaki renkler, daha doğru renkler. Çünkü sağdaki fotoğraf, doğru “white balance” ayarıyla çekilmiştir. Oysa soldaki fotoğrafta renkler biraz daha sıcak çıksın diye, white balance ayarı yani ortam ışığı bildirimi, bilerek daha farklı ayarlanmıştır.

Işık değeri Calvin (kelvin) ile ölçülür. Aşağıda muhtelif ışık sıcaklık değerlerinin kelvin cinsinden karşılığı ve günlük hayattaki ışık kaynakları karşılığı yer almaktadır.

Işık Kaynağı Kelvin Karşılığı
Akkor 2500K - 3500K
Alacakaranlık 4000K
Florasan 4000K - 4800K
Güneş Işığı 4800K - 5400K
Bulutlu Gün Işığı 5400K - 6200K
Gölgelik Bölge 6200K - 7800K

Artifacts

Dijital fotoğraftaki bozukluklara verilen genel isimdir. Kimi bozukluklar optik sistemden, kimisi CCD’den, kimisi makinenin JPEG oluşturma algoritmasından kaynaklanabilir.

Bu tip bozulmaların nereden kaynaklandığı çok önemlidir. Buna göre çözüm bulunması mümkünleşir veya kolaylaşır.

Örneğin CCD veya optik sistemden kaynaklanan bozulmalara çözüm bulmak pek mümkün olmaz. Bu gibi durumlarda, genelde bu sorunla yaşama ya da cihaz değişikliği/tamiratı gibi seçenekler gündeme gelir.

Makinenin kendi algoritmalarından oluşan artifaktların çözümlenmesi ise nispeten daha kolaydır ve makinenin “firmware” denen işletim sistemini değiştirmek, çoğu zaman sorunu giderir. Kimi üreticiler, raporlanan sorunlara göre firmware üretirler. Bazıları bunu kendisi günceller, kimisi ise kullanıcının güncellemesine olanak tanıyacak şekilde dizayn ederler makineleri. Örneğin Sony 717, kullanıcı tarafından firmware güncellemesi yapılamayan bir cihazdır. Ama Canon’un birçok modeli, kullanıcı tarafından güncellenebilir. Firmware güncelleme, BIOS versiyonu yenilemeye çok benzeyen bir işlemdir. Makine alırken, firmware’ı kullanıcı tarafından güncellenebilenleri tercih etmekte fayda var zira firmware sadece bozulmaları (artifacts) değil, diğer birçok elektronik yeteneği de sağlar.

Üçüncü tip bozulmalar, kullanıcı tarafından fazla sıkıştırılan dosyalarda yaşanır. Örneğin JPEG sıkıştırma modunda, kalite düşürüldükçe, fotoğrafta bozulmalar oluşur.

AF Assist Lamp

Günümüzdeki hemen tüm makineler AF yani auto focus (otomatik fokuslama) özelliğine sahiptir. Deklanşöre yarım basınca, fokuslama yapılır. Bazı durumlarda (özellikle ışığın az olduğu ortamlarda) odaklamanın tam yapılıp yapılmadığını anlamak zordur.

Bu sebeple bazı dijital kameralarda, fokuslamanın tamam olduğuna dair bir ışık yanar. Buna AF assist lamp adı verilir ve fokuslamanın yapıldığını belirtir.

Bazı makinelerde fokuslamanın yapıldığı sesli bir uyarı ile de belirtilebilir. Gerek ışık ve gerekse sesli uyarı, gerçekten fotoğrafçıya yardımcı olan unsurlardır zira ışığın az olduğu ortamlarda fokuslama zordur
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 25-05-2012, 00:05
Sosyalist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Administrator
 
Standart

Fotoğrafta Hümanizm ve Meta-Hümanizm
Fotoğrafta, Hümanizm ve Meta-Hümanizm 14. Yüzyıl’da İtalya’da ilk tasarlandığında, Antik Yunan üslubuna geri dönüşü savunuyordu. Bugünkü anladığımız anlamda insansever hümanizm Schiller tarafından tanımlandı ve Protagoras’ın ‘İnsan herşeyin ölçüsüdür’ tanımını çıkış olarak aldı

16.-19. Yüzyıl’da ‘insan’ kavramı uygar sayılan Batı Avrupa insanları ile sınırlıydı. 20. Yüzyıl’da ise tanım dünya ülkesi / ev gezegeni ve insanlık ulusu oldu ve tüm global nüfus bu kavrama yedirildi. Transhümanizm insanın var olan olanaklarını teknoloji yoluyla genişletip, ölümsüzlük dahil, çok daha zenginleştirmeyi savunur. Posthümanizm insanın zaten çoktan başka bir tür olmuş olduğunu ve yeni terminolojilere gereksinim duyduğumuzu düşünür. Metahümanizm evrim ve tarih yolunda insanın başka bir tür-kültür olmasıyla ilgilenir. Zenopsikoloji (yabancızihinbilim) ise negasyon aracılığıyla bunları dışarıdan tasarlar.
Fotoğrafta halihazırda hümanizm, antropomorfizm, antroposentrisisizm egemen durumda. İnsanseverlik; buruş buruş ihtiyar, sofrada yeri öküzümüzden sonra gelen Anadolu kadını, salya sümük gülen çocuk olarak fotoğrafta tezahür ediyor. İnsanbiçimcilik, kedileri de aile biçiminde fotolamak olarak tezahür ediyor. İnsanmerkezcilik, turistlerin dünyanın tüm binaları önünde kendilerini fotolamaları olarak tezahür ediyor. İnsan insanın kurdudur. Sanıldığı gibi, toplumsallık insanı ilerletmez, çoğunluk geriletir. İnsanseverlik de öyle… Sevilmeyesi şeyleri sevmek, sevilesi şeylere gerekli hacmi doldurur, işgal ve istila eder, öldürür. Transhümanizmin en güzel fotosal örneklerinden biri, dünyanın en ünlü mankenlerinden biriyken, trafik kazasında iki bacağının da dizden aşağısını yitirdikten sonra, kayak gibi iki protezle 100 metreyi 11 saniyede koşan kadındır: Yüzündeki ifade güzel-aptalı aşmıştı. Posthümanizmin en güzel fotosal örneklerinden biri, uzay istasyonunda 400 gün kaldıktan sonra dünyaya dönen kozmonotun yüzündeki ifadeydi: Limit 200 gün sayılıyordu ve muhtemelen o kozmonotun Yeryüzü’ndeki geri kalan yaşamı kısalmıştı.
Metahümanizmin en güzel görsel örneği, ‘Ghost in the Shell 2’deki, gövdesi artık neredeyse tümüyle mekanikleşmiş erkek robokobun, eski meslektaşı, yazılımlaşmış dişi robokoba olan bakışıydı: Yazılım olan; seri üretim, ‘hacklenme’ sonucu katilleşmiş, seks işçisi, dişi robotlardan birine geçici olarak ‘download’ oluyordu. Dişi, halini soran erkeğe şöyle demişti: “Sorduğun nostaljik değerler destesi.” Şimdi durup soralım: Yeryüzü’nde türünü tümüyle ve diğer canlıların çoğunu da yok edeceğini kanıtlamış insan mı, (siber)uzaya gidip yeni bir tür olmuş olmuş insanöte mi yeğdir? Fotoğrafta veya başka bir şeyde?
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 25-05-2012, 00:08
Sosyalist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Administrator
 
Standart

Akıllıca Işıklandırmak
Fotoğrafçı ışıksız kaldığında kendini, susuz kalmış balık gibi hisseder; güneş kayıp olduğunda flaş, bu boşluğu doldurmak zorundadır. Ancak flaş, sadece bir ilkyardım ışığı değildir. FinePix makinelerin dahili flaşları, kırmızı-göz etkinliğinde veya gölgelenen bir yüzü aydınlatmada güzel çözümler sunarlar.


Ancak makineye bağlanan bir ek flaş, bilinçli ışık kullanımını mümkün kılarak fotoğraf tasarımını özgürleştirir.

Avantajlar çok büyüktür



● Işık yönetimi artık, makineden çıkan düz ışığa bağımlı değildir.

● Flaş menzili katlanarak, artar. Bazı makinelerde dahili flaş ile beraber kullanılabilir.

● Portre çekimlerinde, dolaylı ışık ile ve gölgesiz pozlandırma yapılabilir.

● Bir ön flaş, kırmızı gözleri azaltır. Ek flaş ile bu olgu tamamen ortadan kalkar.

Flaş – objektif arasındaki mesafe arttığı için, göz tabakasında bulunan damarlar

ışığı direk olarak yansıtmazlar.

● Örneğin, kırmızımsı ampûller bulunan bir ortamda patlatılan flaş, genel ışığı maviye

doğru kaydırır (flaş, gün ortası ışığının, ısı derecesine sahiptir). Böylece netice,

daha hesaplanır Hâle gelir.

FinePix makinelerde, ek flaşın doğru kullanımını aşağıda anlatacağız:

Her tarafından ışık fışkıran bir kaynak

Ek flaşı, değişik şekillerde makineye bağlayabilirsiniz. En kolay yöntem flaşı, flaş ayağına takmaktır (örn.: FinePix S7000 veya FinePix S20 PRO). Çekim seçenekleri listesinde “External Flash – On (harici flaş – açık)” açtığınızda sadece ek flaş devreye girer, dahili flaş kapalıdır.

Ek flaşları, bağımlı (slave) flaş yöntemi ile, bütün FinePix makinelerde kullanmak mümkündür. Bu yöntemde flaş fiziksel temas ile değil, dahili flaş tarafından patlatılır. Makine gövdesindeki flaş patladığı anda, ışığa duyarlı bir hücre (fotosel) ile donanmış olan ek flaş, devreye girmesi için ötelenir. Böylece ek flaşı istediğimiz yerde ve pozisyonda, makine gövdesine bağımlı olmadan kullanabiliriz. Birisinin eline tutuşturabilir, kulisin aydınlanması için bir sehpanın üstüne koyabilir veya tavana bile asabiliriz.

Diğer bir seçenek olarak, bir flaş kızağı kullanabiliriz. Uzun kızak sayesinde fotoğrafçı, aydınlatma çapını arttırır ve çekim sahnesinin ışıklandırılması hakkında yaratıcılığını konuşturabilir. Burada da flaş, normalde, ışığa duyarlı hücre vasıtası ile patlatılır. Bu tür kullanımda (kırmızı göz önleyici) ön-flaşın devreye alınmaması gerekir, çünkü ön flaş patladığında, ek flaş da patlar ve esas çekim için hazır olmaz.

FinePix S3 PRO gibi üst-teknoloji cihazları flaşı, bir eşzaman (senkron) kablosu üzerinden veya flaş ayağına bağlanabilen bir ara kablo vasıtası ile de yönetebilirler.

Bu sâyede flaşı, bağımsızca yönlendirebiliriz; yani dahili flaş devre dışı bırakılır ve zorunlu öne yönlendirme ortadan kalkar.

Hangi diyafram değeri doğrudur?

Otomatik işlev olmadığında, beyin ve el gücü devreye girerler. Rehber sayı vasıtası ile, konunun uzaklığını da hesaba katarak, doğru diyafram değerini hesaplayabiliriz. Bu “rehber sayı” değeri flaşın, ISO 100 duyarlılıkta bir film kullanıldığında, ne kadar ışık verdiğinin başarım göstergesidir. Yani rehber sayı ne kadar yüksek olursa, flaş menzili o kadar artar.

Diyafram değeri = Rehber sayısı : Mesafe

Konu ne kadar uzakta olursa, diyaframın o kadar açık olması gerekir.

Örn.: Rehber sayısı 34 olan bir flaşımız var ve konumuz 10m ilerde. Doğru diyafram değerimizin 3,4 olması gerekir.

Ancak flaşların çoğunun arkasında hazırlanmış diyafram cetvelleri vardır ve bizi sürekli hesap yapmaktan kurtarırlar.

Eşzaman (senkron) ile doğru zamanlama

Başarılı flaş kullanımının sihirli kelimesi “eşzaman”dır. Bu süre içinde, flaş patladığında perdenin tamamen açılması gereklidir. Bunun mümkün olduğu en kısa süreyi, eşzaman (senkron) olarak adlandırıyoruz. Geleneksel işleyen akrabalarının aksine dijital makineler, çok hızlı enstantaneleri de eşzaman olarak kullanabilirler. Bu konuda sorunlar olması, obdüratörlerin yapısı ile ilişkilidir.

Normal bir SLR makineden söz edersek bunların perde obdüratörleri vardır; örneğin FinePix S1 ve S2 PRO. Bu obdüratör türü iki perdeye sahiptir. Deklanşöre basıldığında ilk perde açılır ve ışık girer, süre (enstantane) dolduğunda ikinci perde kapanır ve ışığın geçmesini engeller. Flaşın ışık vermesi, perdenin açık olduğu süre tamamlanmadan, biterse (eşzaman uyumsuzluğu) fotoğrafta dengesiz pozlandırmadan kaynaklanan şeritler oluşur. Enstantane (perdenin açıklık süresi) için bir alt sınır vardır. Normal bir makinede CCD, belirli bir süre sonra kapatılır; yani en kötü durumda flaş ışığı geç kalmış olur.

Geniş mekânlarda flaş kullanımı

Bazen, bütün konular objektife aynı mesafede olmazlar; bu durumda yukarda belirttiğimiz hesaplama yöntemi doğru netice vermez. Düğün fotoğrafı için pozlandırmayı önde duran geline göre mi, ortada bulunan kayınvalideye göre mi yoksa masanın diğer ucunda oturan misafirlere göre mi ayarlamak gerekir?

Çözüm: Eşzaman uzatılarak, mevcut ışığı da kullanmak gerekir. Ön plan flaş ile aydınlatılırken arka planda var olan gün ışığı veya suni ışığın aydınlığı da, çekime dahil edilir. Normal hesaplanan enstantane süresinde bu ışık kaynakları ciddiye alınmaz, uzatılmış bir enstantane süresinde ise, hiç değilse kısmi olarak dahil edilir.

Birbiri ile dengelememiz gereken iki faktör var: Özgün diyafram ve enstantane değerleri ile gün ışığı ve flaş ışığı.

Fotoğrafımızı flaşsız çekseydik, büyük bir diyafram açıklığına ve uzun bir enstantaneye ihtiyacımız olurdu; çünkü ortamdaki doğal ışığı yansıtmak isterdik. Gerçekçi değerler olarak 2,8 diyafram ve ½ saniye enstantane kullanırdık; ancak fotoğrafımız kesinlikle sallanmış olurdu. Doğru ayarlanmış bir otomatik flaş ile 5,6 diyafram ve 1/250 saniye enstantane değerlerinde çekim yapabiliriz; ancak mevcut ışık kaynaklarından hiçbir şekilde faydalanmamış olurduk.

Yapacağımız işlem şöyle: yukarda söz ettiğimiz enstantaneyi kullanıp filme, artık-ışığı yakalayabilmesi için, daha fazla zaman tanımak gerekir. Yani 5,6 diyafram ve 1/15 enstantane, gerçekçi değerler olabilir. Üstünde flaş patlayan gelin aydınlık ve keskin olur ve en uzakta oturan misafirler ise, o kadar karanlık görünmezler yani genel olarak aşırı ışık farkları, yumuşatılmış olur.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Haberi Paylaş


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



23:20


Powered by vBulletin® Version Kapalı
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.