Sosyalist Kitaphane  
''Öğretimiz Dogma Değil Eylem Klavuzudur''
Go Back   Sosyalist Kitaphane > SÖZLÜK > Deyimler
''MARX - ENGELS''
Cevapla
 
Bookmark and share LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 28-12-2010, 01:36
Sosyalist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Administrator
 
Standart Ömer Asım Aksoy - Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü





ÖMER ASIM AKSOY
ATASÖZLERİ VE DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
1
ATA SOZLERİ SÖZLÜĞÜ
İCİNDEKİLER
SUNUS
BİRİNCİ BÖLÜM

1- ATASOZLERİ
A- Biçim Özellikleri
B- Kavram Özellikleri
C- Tamamlayıcı Bilgiler
Ç- Tanım
2- DEYİMLER
A- Biçim Özellikleri
B- Kavram Özellikleri
C- Tamamlayıcı Bilgiler
Ç- Tanım
3- KALIPLASMIS BAŞKA SÖZLER
4- ELEŞTİRMELER
İKİNCİ BOLUM
ATASÖZLERİ SÖZLÜĞÜ

ULAMA

1965'te cıkan Atasozleri ve Deyimler adlı kitabımıza yurdumuzun her yerinde kullanılan
sozleri almıs, bolgelere ozgu olanları almamıstık. 1989 tarihine değin yapılan bes baskıda bu
tutum değismedi. 1991'deki altıncı baskıda kimi bolge sozlerine de yer vermis, bunlan ulama
baslığı altında kitabın sonuna eklemistik. Yedinci baskıya genel ve yerel birkac yuz soz daha
ekleme gereğini duyunca, bunları ve onceki ulamaları asıl metne katma zorunluluğu kendini
gosterdi. Boylece ilk baskıda 5700 olan soz sayısı simdi 8977'ye ulastı.
Yeni baskılarda yerel sozlere de yer vermemizin nedeni, bunların -toplumsal gelismelerle
birlikte- genellik kazanmakta ya da kazanabilir nitelikte olmalarıdır.
Radyo, televizyon, gazete, dergi, telefon, okul, tren, otobus, ucak gibi eğitim ve ulasım
araclarının coğalması, bolgeler arasındaki ayrılıkları gittikce azaltmaktadır: Nitekim 50-60 yıl
önce yazı dilimizde gorulmeyen bircok bolge sozcukleri simdi yayın araclarımızda ve toplumun
dilinde kullanılmaktadır. Bunun gibi, birtakım yerel atasozleri ve deyimler de bolgelerinin
sınırını asarak genellesmektedir.
Su da var ki bir soze kesin olarak genel ya da yerel demek kolay değildir. Cunku bu niteleme,
bilgi ve gorgu duzeylerine gore kisiden kisiye değisir: Bir kisinin genel nitelikte gorduğu sozu,
baska bir kisi bu nitelikte gormeyebilir; isitmemis de olabilir. Kitabımızın soz sayısını
coğaltmamıza ve kullanıs alanlarının sınırını biraz genisletmemize bu durum yol acmıstır.
Burada bir konuya daha değinmek istiyoruz: Genel ve yerel sozler arasındaki sınırın kesin
olarak cizilememesi durumu, kimi sozlerin atasozu ve deyim sayılıip sayılmaması konusunda da
vardır. Bu nedenle kitabımıza aldığımız sozler dısında da atasozleri ve deyimler bulunduğu
gorusunde olanlar bulunabilir. Ancak biz, bu sozler icin belirttiğimiz olculer icinde olmayanlara
kitabımızda yer vermeyi doğru bulmadık.
Bununla birlikte, ölçümuze uyduğu halde dikkatimizden kactığı icin kitaba girmemis olan
sozler de bulunacaktır. Bu gibi eksikliklerin zamanla ve yeni incelemeler ve arastırmalarla
tamamlanacağı kuskusuzdur.
Yeni baskıyı bu acıklamalar ve dusunceler icinde sunuyoruz.
1993 Ömer Asım AKSOY
BĐRĐNCĐ BOLUM
ĐNCELEME ELESTĐRME
GĐRĐS
1- ATASOZLERĐ
2- DEYĐMLER
3- KALIPLASMIS BASKA SOZLER
4- ELESTĐRĐLER
GĐRĐS
Her dilde atasozleri ve deyimler vardır. Toplumbilim, ruhbilim, eğitbilim, ekonomi, felsefe,
tarih, ahlak, folklor... gibi birçok konuları ilgilendiren ve bircok yonlerden inceleme konusu
edilmeye değer olan bu ulusal varlıklar, deyis guzelliği, anlatım gucu, kavram zenginliği
bakımından pek onemli dil yapılarıdır.
Bizdeki eskiden sav, mesel, tabir diye anılmıs olan ve eski, yeni konusma dillerinde manzum,
mensur yazılar arasında kullanılmıs ve kullanılmakta bulunan atasozleriyle deyimler, bircok
kimselerce derlenmis ve kitap olarak yayımlanmıs ise de ne gibi ozellikleri bulunan soze
atasözü, ne gibi özellikleri bulunan söze deyim denilmek gerektiği ciddi olarak incelenmemistir.
Basta Sinasi'nin Durub-i Emsal-i Osmaniyye'si olmak uzere butun derlemeler, atasozleri adı
altında verilen deyimlerle, deyim adı altında verilen atasozleriyle ya da ne atalarsozu, ne deyim
olan birtakım laflarla doludur. Bu karısıklık surup gitmektedir. Her iki soz cesidinin ortak niteliği
olan ozlu, kalıplasmıs, hosa giden bir anlatım aracı olmak, bu sozleri birbirine karıstırmanın
baslıca nedenidir. Biz bu incelememizde birlestirici nitelikleri de ayırıcı nitelikleri de göstermeye
calısacağız ve bu konu ile ilgili eserlerde gorduğumuz yanılmaları belirttik.
Atasozlerinin ve deyimlerin ana niteliklerini cizmek o kadar guc bir sey değildir. Ama kimi
zaman -gokkusağının yan yana bulunan iki rengi arasında olduğu gibi- atasözleriyle deyimler ve
bunlarla bayağı sozler arasında kesin bir sınır bulunmadığından, bir sozun niteliği ikircimli bir
konu olur.
Bununla birlikte sarı, yesil, mavi nasıl ayrı ayrı renkler olarak varsa atasozleri, deyimler,
bayağı sozler de oylece, nitelikleri ayrı soz cesitleri olarak vardır.
Đncelememize baslamadan once iki soz cesidinin adları uzerinde biraz duralım:
Divanü Lugat-it Turk'te atasozleri, Arapca mesel, Turkce sav sozcukleriyle anılmıstır.
Divan edebiyatında ve Osmanlıcada bu kavram icin mesel de, darbımesel de gecer.
Darbımesel, aslında mesel getirmek, duruma uyan yaygın bir soz ya da bir atasozu soylemek
demektir; ama atalarsozu anlamına kullanılmıstır. Nitekim Nabi:
Sozde darbulmesel iradına soz yok amma,
Söz odur aleme senden kala bir darbımesel.
demistir.
Mesel'in coğulu emsal, darbımesel'in coğulu durub-i emsal'dir. Bu sozler yerlerini yetmis
seksen yıldan beri Turkcelerine bırakmaya baslamıslardır. Bugun tekil olarak atalarsozu ve
atasozu, coğul olarak da atasozleri diyoruz.
Otuz yıl oncesine kadar deyime de, terime de tabir ve ıstılah deniliyordu.
Eskiden hem atasozlerinin hem birtakım deyimlerin baska bir adı da meshur sozler idi.
Yeniler gibi eskiler de darbımesel, meshur soz, tabir, ıstılah sozcuklerinin ozelliklerini
belirtmemisler, bunlar arasındaki farkları gostermemislerdir.
ATASOZLERĐ
Bizim, gelenekle yerlesmis bir atalarsozu almayısımız vardır. Bu anlayısa gore atasozleri,
ulusal varlıklardır. Tanrı ve peygamber sozleri gibi ruha isleyen bir etki tasırlar. Đnandırıcı ve
kutsaldırlar. Nitekim eski bir atasozu soyle der: Atalar sozu Kur'ana girmez, yanınca yelisur
(Birlikte kosup gider; ondan geri kalmaz). Atasozleri, genis halk yığınlarının yuzyıllar boyunca
gecirdikleri denemelerden ve bunlara dayanan dusuncelerden doğmuslardır. Ulusun ortak
dusunce, kanıs ve tutumunu belirtir, bize yol gosterirler. Bir atasozuyle belgelendirilen tutumun
doğruluğu herkesce kabul edilir. Anlasmazlıklarda bir atasozu en buyuk yargıcıdır. Đste bu
atasozleri, bicim bakımından da, kavram bakımından da birtakım ozellikler tasırlar. O ozellikleri
birer birer gözden geçirelim:
A- BĐCĐM OZELLĐKLERĐ
1- Atasozleri kalıplasmıs (klise durumuna gelmis) sozlerdir: Her atasozu, belli bir kalıp
icinde, belli sozcuklerle soylenmis olan donmus bir bicimdir. Sozcukler değistirilip yerlerine -
aynı anlamda da olsa- baska sozcukler konulamayacağı gibi sozdiziminin bicimi de bozulamaz.
Boyle değistirmeler yapılsa ortaya cıkan soz, -anlam değismese dahi- atalarsozu diye anılmaz.
Orneğin:
Derdini saklayan derman bulamaz.
sözündeki derman yerine ilaç denilemez.
Calma elin kapısını, calarlar kapını.
sozu de, sozcuklerin sırası değistirilerek:
Elin kapısını calma, kapını calarlar
biçiminde söylenemez.
2- Atasozleri kısa ve ozludur. Az sozcukle cok sey anlatır:
Dikensiz gül omaz.
Alet isler, el ovunur
Tasıma su ile değirmen donmez ... gibi.
3- Atasozlerinin coğu bir, iki cumledir. Daha uzun olanları azdır:
Vakit nakittir.
Balık bastan kokar.
Yerin kulağı var.
Ak akçe kara gün içindir.
Deveci ile konusan kapısını buyuk acar.
Gorunen koy kılavuz istemez.
Son pismanlık fayda etmez.
Zaman sana uymazsa sen zamana uy.
Yoldan kal, yoldastan kalma.
Dost ile ye ic, alısveris etme.
Ne yavuz ol asıl, ne yavas ol basıl.
Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al ... gibi.
Bu orneklerde gorulduğu gibi, tumcelerde en cok genis zaman kipi, kimi vakit (oğut olan
atasozlerinde) emir kipi kullanılmıstır. Baska kiplerle kurulmus atasozleri daha azdır. Bunlarda
da fiili soylenmemis olanlarda da, ya genis zaman ya emir anlamı gizlidir:
Yalancının evi yanmıs, kimse inanmamıs.
Ana kızına taht kurmus, baht kurmamıs.
Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.
Bana dokunmayan yılan bin yasasın.
Anlayama sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
Đnsan soylese soylese, hayvan koklasa koklasa.
Deve bir akçeye, deve bin akçeye.
Evvel taam, sonra kelam ... gibi.
B- KAVRAM OZELLĐKLERĐ
Her atasozu bir genel kural, bir dustur niteliğindedir. Bu kural ve dusturlar baslıca asağıdaki
kavram bölükleri içinde bulunur. Baska bir deyisle atasozleri, kavram bakımından birkac cesittir:
1- Sosyal olayların nasıl olageldiklerini -uzun bir gözlem ve deneme sonucu olarak- yansızca
bildiren atasozleri vardır:
Komsunun tavuğu komsuya kaz gorunur.
Minareyi calan kılıfını hazırlar.
Araba kırılınca yol gosteren cok olur.
Sutten ağzı yanan yoğurdu ufleyerek icer... gibi.
2- Doğa olaylarının nasıl olageldiklerini -uzun bir gözlem sonucu olarak- belirten atasözleri
vardır:
Mart kapıdan baktırır, kazma kurek yaktırır.
Kork aprilin besinden, okuzu ayırır esinden.
Zemheride kar yağmadan kan yağması iyi.
Mart yağar nisan ovunur, nisan yağar insan ovunur ... gibi.
3- Toplumsal olayların nasıl olageldiklerini uzun bir gozlem ve deneme sonucu olarak
bildirirken bundan ders almamızı (acıkca soylemeyip dolayısıyla) hatırlatan atasozleri vardır:
Ağlamayan cocuğa meme vermezler.
Öfke ile kalkan ziyan ile oturur.
Mahkeme kadıya mulk değil.
Sona kalan dona kalır. ... gibi.
Bu sozlerin altında istemelisin ki elde edesin, insan kendisini ofkeye kaptırmamalı... dersleri
bulunmaktadır.
4- Denemelere ya da mantığa dayanarak doğrudan doğruya ahlak dersi ve oğut veren
atasozleri vardır:
Cirkefe tas atma, ustune sıcrar.
Ayağım yorganına gore uzat.
Bugunku isini yarına bırakma.
Yoldan kal, yoldastan kalma ... gibi.
5- Birtakım gercekler, felsefeler, bilgece dusunceler bildirerek (dolayısıyla) yol gosteren
atasozleri vardır:
Bal bal demekle ağız tatlı olmaz.
Can bostanda bitmez.
Korkunun ecele faydası yoktur.
Tasıma su ile değirmen donmez ... gibi.
6- Tore ve gelenekleri bildiren atasozleri vardır:
Dost basa bakar, dusman ayağa.
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var.
Kızını dovmeyen dizini dover.
Kız besikte, ceyiz sandıkta ... gibi.
7- Kimi inanısları bildiren atasozleri vardır:
Kırk yılda bir olet olur, eceli gelen olur.
Ananın bahtı kızına.
Akacak kan damarda durmaz.
Baykusun kısmeti ayağına gelir... gibi.
C- TAMAMLAYICI BĐLGĐLER
BĐRKAC BĐCĐMĐ BULUNAN ATASOZLERĐ:
Atasozlerinin donmus birer kalıp olduğunu soylemistik. (Bkz. 1, A, 1). Kimi atasözlerinin
birkac kalıbı bulunduğunu da belirtmek gerekir. Bu kalıplardan her biri ayrı ayrı atalarsozu
olarak tanındığından değisiklikler donmus olma kuralına aykırı sayılamaz. Orneğin:
Denize dusen yılana sarılır.
sözünün:
Denize düsen yosuna sarılır.
bicimi de vardır. Ama denize dusen balığa (ya da samana) sarılır gibi bir bicimi yoktur.
Ayağını yorganına gore uzat.
sozu ise, sozcuklerin sırası değismis olarak:
Yorganına gore ayağını uzat.
biciminde de soylenir. Bu ikiden baska biçimde söylenmez.
BOLGELERDE DEĞĐSĐK BĐCĐMLER:
Kimi atasozleri, ayrı ayrı bolgelerde değisik bicimler almıs olabilir. Bu da yukarıdaki kuralın
bozulmus olması demek değildir. Bu gibi atasozlerinin bolgelerde kalıplasmıs ozel bicimi var
demektir. Orneğin:
Keskin sirke kabına zarardır.
Ac tavuk kendini buğday ambarında sanır.
sözleri kimi bölgelerde:
Keskin sirke küpüne zarar.
Ac tavuk dusunde (ruyasında) darı gorur
biçimlerindedir.
OZEL BĐR AMACLA UZATMAK:
Kısa ve ozlu olmak, atasozlerinin ozelliklerinden olmakla birlikte (Bkz. 1, A, 2) kimi
atasözleri -baska bir ozelliği sağlamak icin- kavramı anlatmaya yetenden artık sozcuk ile
soylenmis de olabilir:
El elden üstündür.
sozu, dusunceyi anlatmaya yeterken, buna:
arsa varıncaya kadar.
parcasının eklenmesiyle ikinci bicimde de kullanılan atasozu gibi.
Baska bir ornek: En kısa anlatım kılığını:
Ayıpsız yar olmaz.
kalıbı icinde bulunan sozun atasozu kimliğini almıs bicimi, daha uzun olarak:
Ayıpsız yar isteyen yarsız kalır.
Soz uzamıstır, ama o kısa anlatımlı kuru mantığın inandırıcılığını, etkinlik ve guzelliğini de
uzatma oğeleri sağlamıstır.
GENEL KURAL GĐBĐ OLANLAR:
Butun atasozlerinin birer genel kural niteliğinde olduğunu yazmıstık. (Bkz. 1, B). Bazı
atasozleri genel kural gibi soylenmis olduğu halde gercekten genel kural değildir. Orneğin:
Kor olur, badem gozlu olur; kel olur, sırma saclı olur.
Gelen gidene rahmet okutur.
sozlerinin genel kural oldukları soylenemez. Bu gibi sozlerde sık sık rastlanan durumların
genellestirilmis olduğu görülmektedir.
Genelliğine dusuncemizle sınır cizdiğimiz, her vakit değil zaman zaman boyle olduğunu
kabul ettiğimiz atasozlerinden kimisinin eski biciminde bu genelliğin hangi kosula bağlı
bulunduğu soz icinde belirtilmistir. Nitekim bugun:
Suyu getiren de bir, testiyi kıran da.
biciminde soylediğimiz atasozunun, 15. yuzyılda yazılmıs olan Atalar Sozu kitabındaki
bicimi sudur:
Đyilik bilmeyen katında su getirenle senek sıyan biridir.
ATASOZLERĐNDE MECAZ:
Atasozlerini temsili sozler diye tanımlayanlar ve mecazı atasozlerinin ayrılmaz niteliği
sayanlar vardır. Her ne kadar atasozlerimizin coğu temsili ve mecazi ise de temsili ve mecazi
olmayan atasozlerimiz de az değildir. Ornekler:
Sirkesini sarmısağını sayan pacayı yiyemez. (Mecazlı)
Mum dibine ısık vermez. (Mecazlı)
Damlaya damlaya gol olur. (Mecazlı)
Bugunku isini yarına bırakma. (Mecazsız)
Dost ile ye ic, alısveris etme. (Mecazsız)
Akıllı dusman akılsız dosttan hayırlıdır. (Mecazsız)
ATASOZLERĐNDE SOZ SANATLARI:
Atasözlerinde ustaca bir üslup, buyuleyici ve inandırıcı bir anlatım ozelliği vardır.
Yuzyıllardan beri kullanıldıkları, her gun isitildikleri halde tazeliklerini kaybetmeyen bu sozlerde
cesitli anlatıs yolları, cesitli soz ve anlam sanatları gorulur. Ornekler:
BEYĐT
Gulme komsuna - Gelir basına.
Sakla samanı - Gelir zamanı.
Actırma kutuyu - Söyletme kötüye.
Guvenme varlığa - Dusersin darlığa.
Güzellik on - Dokuzu don.
Hayır dile komsuna - Hayır gele basına.
Mart kapıdan baktırır - Kazma kurek yaktırır.
Ağlarsa anam ağlar - Baskası yalan ağlar.
Oduncu gözü amçada - Dilenci gözü çömçede.
Bağa bak uzum olsun - Yemeye yüzün olsun.
Gelin altın taht getirmis - Cıkmıs kendisi oturmus.
DĐZE:
Çocuktan al haberi.
Kimse bilmez kim kazana kim yiye.
Kendi dusen ağlamaz.
Dinsitin hakkından imansız gelir.
Bey ardından comak calan cok olur.
Dilsizin dilinden anası anlar.
Cok naz asık usandırır.
Etme bulma dunyası.
SECĐ:
Dertsiz bas mezarda tas.
Dervisin fikri ne ise zikri odur.
Kar eden az etmez.
Atta karın yiğitte burun.
Đt ulur birbirini bulur.
Müft olsun da zift olsun.
Güvenme dostuna saman doldurur postuna.
Emmim, dayım hepsinden aldım payım.
Emmim, dayım, kesem, elimi soksam yesem.
TEVZĐYE:
Sarmısak da acı amma evde lazım bir disi.
KĐNAYE:
Can boğazdan gelir.
Balık bastan kokar.
Davul dengi dengine diye çalar.
ALLĐTERASYON:
Akca akıl oğretir.
Kaynayan kazan kapak tutmaz.
Tarlayı taslı yerden kızı kardesli yerden.
Basına gelen basmakcıdır.
Al giyen aldanmaz.
Asını, esini, isini bil.
Kardesten karın yakın.
Kızını dövmeyen dizini döver.
CĐNAS:
Dilim seni dilim dilim dileyim.
Yerine dusmeyen gelin yerine yerine eskir.
Ac ile eceli gelen soylesir.
Ulu sozu dinlemeyen uluya kalır.
Bal bol yiyen bel bel bakar.
Hasta yatan ölmez eceli yeten ölür.
Kopekle dalasmaktan calıyı dolasmak yeğdir.
EĞRETĐLEME (ĐSTĐARE):
Ağac yasken eğilir.
Olmus koyun kurttan korkmaz.
Delikli tas yerde kalmaz.
Koca boynuzu yuk değil.
Domuzdan toklu doğmaz.
Dikensiz gül olmaz.
Et tırnaktan ayrılmaz.
Erkek sel, kadın gol.
Gön yufka yerinden deliriz.
Coban armağanı cam sakızı.
Cay gecerken at değistirilmez.
MECAZI MÜRSEL:
Bir çiçekle yar olmaz.
Borclunun dili kısa gerek.
Gavurun ekmeğini yiyen gavurun kılıcını calar.
Hamama giren terler.
Ağız yer yuz utanır.
Đki el bir bas icindir.
Kefenin cebi yok.
Kendi dusen ağlamaz.
Sağ bas yastık istemez.
Hasta ol benim için, öleyim senin için.
TEZAT:
Ak akçe kara gün içindir.
Deli dostun olacağına akıllı dusmanın olsun.
Yaz yalan kıs gercek.
Zengin arabasını dağdan asırır, zugurt duzovada yolunu sasırır.
At bulunur meydan bulunmaz, meydan bulunur at bulunmaz.
Đstediğini soyleyen istemediğini isitir.
Guvenme varlığa dusersin darlığa.
ĐHAMI TEZAT:
oksuzun karnına vurmuslar, vay arkam demis.
AKĐS:
Buldum bilemedim, bildim bulamadım.
Sen olursan bensiz, ben de olurum sensiz.
Uzum uzume baka baka kararı.
ĐSTĐFHAM:
Bağduy ekmeğin yoksa buğday dilin de mi yok?
El mi yaman, bey mi yaman?
Erkek aslan aslan da disi aslan aslan değil mi?
Kabahat ölende mi öldürende mi?
Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa?
Yenice eleğim, seni nerelere asayım?
SĐBHĐ ĐSTĐKAK:
Gec olsun da guc olmasın.
Đtle dalasmaktan calıyı dolasmak yeğdir.
Đnsan doğduğu yerde değil doyduğu yerde.
Hasta yatan ölmez eceli yeten ölür.
ZEF ve NESĐR:
Yaman komsu, yaman avrat, yaman at. Birinden goc, birini basa, birini sat.
EKSĐLTĐLĐ ATASOZLERĐ:
Kimi atasozleri etsiltili anlatımla soylenegelmistir. Ornekler:
Borc vermekle, dusman kırmakla.
Ata arpa, yiğide pilav.
As tuz ile, tuz ozan ile.
Atın urkeği, yiğidin korkağı.
Ana hakkı Tanrı hakkı.
Aba vakti yaba, yaba vakti aba.
Bağ bayırda, tazla cayırda.
Elmayı cayıra, armudu bayıra.
Bakarsan bağ, bakmazsan dağ.
El el ile değirmen yel ile.
Sen sen, ben ben.
Đncir babadan, zeytin deden.
OYKU BĐCĐMĐNDEKĐ ATASOZLERĐ:
Kimi atasozleri cok kısa bir oyku biciminde soylenmistir. Ornekler:
Oynamasını bilmeyen kız yerim dar demis. Yerini gelisletmisler gerim dar demis.
Deveye inisi mi seversin yokusu mu demisler; duz yere mi girdi demis.
Eseği duğune cağırmıslar; ya odun eksik, ya su demis.
Kurda neden boynun kalın demisler; isimi kendim gorurum de ondan demis.
Katıra baban kim demisler; dayım at demis.
Yengece nicin yan yan gidersin demisler serde kabadayılık var demis.
Kediye bokun kimya demisler; ustunu ortmus.
Terziye goc demisler; iğnem basımda demis.
Tilkiye tavuk kebabı yer misin demisler; adamın guleceğini getiriyorsunuz demis.
Ağaca balta vurmuslar; soyu bedenimden demis.
Tencere demis: dibim altın; kepce demis: girdim cıktım
Yalancının evi yanmıs; kimse inanmamıs.
ATASOZLERĐNDE DEVRĐK TUMCE:
Bircok atasozu devrik tumce ile kurulmus; boylece daha guclu bir anlatım sağlanmıstır
Örnekler:
Ada bana, adayım sana.
Kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu.
Say beni sayayım seni.
Acma sırrını dostuna o da soyler dostuna.
Ağlama olu icin ağla deli icin.
Al kasağıyı gir ahıra, yarası olan gocunur.
Besle kargayı oysun gozunu.
An beni bir kazla o da curuk cıksın.
Actırma kutuyu soyletme kotuyu.
Sorma kisinin aslını, sohbetinden bellidir.
Var ne bilsin yok halinden.
ATASOZLERĐ ULUSAL DEĞERLERĐ YANSITIR:
Her ulusun atasozleri, kendi varlığının ve benliğinin aynasıdır. Atasozlerinde bir ulusun
dusunceleri, yasayısları, inanısları, gelenekleri gorulur. Atasozleri, ulusların zekalarındaki
keskinliği, hayallerindeki genisliği, duygularındaki inceliği belirten en değerli orneklerdir. Bu
sozler, derin felsefelerden baska guzel buluslarla, parlak nuktelerle, ince alaylarla, sert
taslamalarla doludur. Boylece her atasozu, kendi ulusunun damgasını tasır.
ATASOZLERĐNĐN CIKISI VE BĐCĐMLENMESĐ:
Bir atasozunun ilk taslağını kuskusuz ki tek kisi ortaya atmıstır. Ama zamanla bircok kisiler
onun uzerinde yontmalar, eklemeler, değistirmeler yapmıslar; ona kamunun beğendiği,
benimsediği bir bicim vermislerdir. Đste ilk taslak, bu son biçimiyle atasözlerinin bütün
niteliklerini kazanmıs ve bir kisinin malı olmaktan cıkarak toplumun malı olmustur.
ATASOZLERĐNĐN ESKĐLĐĞĐ, YENĐLĐĞĐ:
Atasozlerinin, atalardan kalma, eski, ulusal varlıklar olduğunu soyluyoruz. Bu eskilik niteliği
üzerinde biraz durmak gerekir:
a) Yuzlerce yıl halk potasında kaynadıktan sonra atasozu niteliğini kazanmıs olan bir sozun
sozcuklerinde sozdiziminde zamanla değisiklikler olabilir. Ornek olarak iki atasozunun
bugunku, 15 ve 11'inci yuzyıllardaki bicimlerini bir arada gösterelim:
Kurt komsusunu yemez. (Bugunku)
Kurt konsısın incitmez. (15'inci yuzyıldaki)
Bori kosnısın yimes. (11'inci yuzyıldaki)
Isıramadığın eli op basına ko. (Bugunku)
Kesemeduğun eli op basına ko. (15'inci yuzyıldaki)
Tasığ ısrumasa opmis kerek. (11'inci yuzyıldaki)
(Tası ısıramazsa opmesi gerek)
b) Eski atasozlerinden bugun unutulmus olanlar bulunduğu gibi yeni zamanlarda dogmus
atasozleri de vardır. Dokuz yuzyıl once yasadıkları Divanu Lugat-it Turk'ten anlasılan
atasözlerinden kimisi bugun de yasamakta ise de kimisi unutulmustur. Dahası 15. yuzyıl
atasozlerinin durumu da boyledir. Orneğin Divan'daki:
Otug odhguç birle üçürmes.
(Ates alevle sondurulmez.)
Buzdan suv tamar.
(Buzdan su damlar.)
Tesuk suvda belgurer.
(Kasık yarığı suda belli olur.)
gibi bircok atasozleri unutulmustur. Bunun gibi 15. yuzyılda derlenmis olan atasozlerinden:
Sünnet var cümle kesmek yok.
Esek eti diriyle tatludur.
Đl ilden ayruksı olmaz, toresi ayruk olur.
gibileri bugun isitilmemektedir. Ote yandan:
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var.
gibi kahvenin yurdumuza yayıldığı tarihten sonra cıkan atasozleri de vardır. Demek ki
atasozleri de dilin sozcukleri gibi surekli bir olus-unutulus durumu icindedir.
DÖRT BÖLÜK ATASÖZÜ:
Atasozleri, kullanıldıkları yer ve zaman bakımından dort boluğe ayrılabilir: a) Yurdun her
yerinde kullanılanlar; b) Sadece bir bolgede bulunanlar; c) Turkiye dısındaki Turk lehcelerinde
yasayanlar; c) Eski zamanlarda kullanılmıs iken bugun bırakılmıs olanlar. Biz bunları ayrı ayrı
derleme konusu yapmayı uygun buluyoruz. Nasıl ki sozluklerimiz: a) Ortak yazı dili sozluğu; b)
Bolge ağızlarının sozluğu; c) Lehceler sozluğu; c) Tarihsel sozluk olarak ayrı ayrı ortaya
konulmaktadır.
CELĐSĐK ATASOZLERĐ:
Atasozleri icinde anlamları birbirine aykırı olanlar vardır. Her atasozu bir kural olduğuna
gore bu celisik sozlerden her biri nasıl kural sayılabilir? Bu soruya cevap verebilmek icin gorup
gecirdiğimiz olayların celismelerle dolu olduğunu dusunmek gerekir: Bunları belirten kurallar da
suphesiz oyle olacaktır. Bundan baska aynı olay; değisik kosullar altında ayrı ayrı sonuclar
verebilir. O zaman birbirini tutmayan dusturlar ortaya cıkar. Nitekim yalan soylemenin kotu
sonuclar vereceğini bildiren atasozleriyle birlikte doğru soylemenin kotu sonuclar vereceğini
bildiren atasozleri de yasamaktadır:
Yalancının evi yanmıs, kimse inanmamıs.
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Doğru soyleyeni dokuz koyden kovarlar.
Doğru soyleyenin tepesi delik olur. (Cunku herkes basına vurur.)
Bunun gibi, iyilik yapanın iyilik goreceğini bildiren atasozlerimiz de kotuluk goreceğini
bildiren atasozlerimiz de vardır:
Đyilik eden iyilik bulur.
Đyiliğe iyilik olsaydı koca okuze bıcak olmazdı.
Burada bir inceliği belirtmek yerinde olur: Birbirine aykırı olan atasözlerinin hepsi kural gibi
soylenmis olmakla birlikte doğru yargılı olmayanlar, ya toplumla alaydır, ya taslamadır ya
uyarmadır ya yermedir ya da bir kotumserlik ve ofke anlatımıdır. Bunlar doğru seyler soylemek
icin değil, toplumca benimsenmek gibi bir genelliği bulunan ruh hallerini yansıtmak icin ortaya
cıkmıslardır. Aralarında yerine gore inanılarak soylenilmis olanlar da bulunabilir. Orneğin:
Devlet malı deniz, yemeyen domuz.
sozu taslama da, ofke anlatımı da, inanılarak soylenilmis bir soz de olabilir.
ĐKĐ YARGILI ATASOZLERĐ:
Birtakım atasozleri cifte yargılı, cifte kurallıdır. Bu ozellik eski atasozlerinde de
bugunkulerde de gorulur. Yargılar arasında baslıca iki turlu ilgi bulunur.
a) Atasözü iki cümleli bir benzetmedir. Cümlelerden biri benzeyen, öteki kendisine
benzetilen yandır. Divanu Lugat-it Turk'teki su soz gibi:
Ula bolsa yol azmas, bilig bolsa söz yazmas.
(Đsaret olsa yol sasırılmaz, bilgi olsa soz sapıtılmaz.)
Bugünkü atasözlerinden örnekler:
Demir tavında, dilber cağında.
Hırsızlık bir ekmekten, kahpelik bir opmekten.
Erken kalkan yol alır, erken evlenen dol alır.
Kavurga karın doyurmaz, kar susuzluk kandırmaz.
Cok mal haramsız, cok soz yalansız olmaz.
Eken biçer, konan göçer.
Tarlayı taslı yerden, kızı kardaslık yerden.
Paran coksa kefil al, isim yoksa sahit ol.
Suyun yavas akanından, insanın yere bakanından kork.
b) Atasozunun iki cumlesi anasında bir benzetme değil baska bir ilgi vardır: Đki yargı
birbirini tamamlar ya da birbirine karsıt olabilir Ornekler:
Ac bırakma hırsız edersin, cok soyleme arsız edersin.
Baba vergisi görümlük, koca vergisi doyumluk.
Var evi kerem evi, yok evi verem evi.
Güzel bürünür, çirkin görünür.
ATASOZLERĐYLE KARISTIRILAN SOZLER:
Atasozlerinin niteliklerinden kimisini tasıdıkları icin atasozlerini andıran ve bircok kitaplarda
atasozu diye gosterilen birtakım sozler vardır. Asağıda cesitlerini gosterdiğimiz bu sozler, gercek
atasozleriyle karıstırılmamalıdır:
a) Ozsoz, ozdeyis (vecize) adları verilmesi gereken ve uzun uzun acıklanabilen derin
anlamlı kısa sozler. Bunlar icinde yazanı; soyleyeni belli olanlar da olmayanlar da vardır.
Örnekler:
Kendini bil. (Khilon)
En buyuk utku, kisinin kendine egemen olmasıdır. (Eflatun)
Malı az olan değil, istekleri cok olan insan fakirdir. (Seneca)
Dusunuyorum, oyleyse var. (Descartes)
Hayatta en hakiki mursit ilimdir. (Ataturk)
Hakaret muhayyerdir, reddolunur. (Hamit)
Acıkgozluluk, sırasında goz yummayı bilmektir. (Cenap S.)
Suustimal kapısını aralık etmeye gelmez; derhal ardına kadar acılır. (Cenap S.)
Kainatta yalnız bir sosyalist tanırım: Ecel. (Cenap S.)
En metin nokta-i istinat, insanın kendi kuvvetidir. (Cenap S.)
Bir guzel kıyafet, iyi bir tavsiye mektubudur. (Cenap S.)
Keskin kılıc kullananlar yanlıs hamlelerden sakınmalıdırlar.
Kabiliyetin mektebi yoktur.
Adalet mülkün temelidir.
b) Ozdeyis dı sında kalan ve halk arasında sık sık kul lanılan kı sa, kuru, yalın gercekler:
Parasızlık her fenalığı yaptırır.
Calısan kazanır.
Cumlemizin gireceği kara topraktır.
Baba evladının fenalığını istemez.
Mesveretsiz yapılan isten hayır gelmez.
Đlim deryadır.
Lakırdı ile is bitmez.
Takdir ne ise o olur.
Talih yar olmayınca elden ne gelir.
Can tatlıdır.
Herkes ana baba evladıdır.
Fena söz çekilmez.
c) Yazanı bilinsin, bilinmesin bilgece dize ve beyitler:
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. (Kanuni)
Akla mağrur olma Eflatun-i vakt olsan eğer,
Bir edib-i kamili gordukte tıfl-ı mektep ol. (Nefi)
Hak ol ki Huda mertebeni eyleye ali. (Ruhi)
Taklid-i zag kebk-i hıramanı guldurur. (Yahya Ef.)
Sukut etmek gibi nadane alemde cevap olmaz. (Sefii Dede)
Secaat arz ederken merd-i Kıpti sirkatin soyler. (Ragıp Ps.)
Erisir menzil-i maksuduna aheste giden. (Hatemi)
Tiz reftar olanın payine damen dolasır. (Hatemi)
Laf-ı dava-yı enaniyyet ne lazım akıle, (Esat Muhlis Ps.)
Herkesin alemde bin mafevkı bin madunu var. (Esat Muhlis Ps.)
Mihneti kenduye zevk etmedir alemde huner. (Vasıf)
Zerduz palan ursan esek yine esektir. (Ziya Ps.)
Đhtilafatıyle ugrasmakta dehrin zevk yok, (Muallim Naci)
Zevk anın mirsad-ı ibretten temasasındadır. (Muallim Naci)
ç) Kimi sairler manzumeleri icine aldıkları atasozlerinin kalıbını bozmuslardır: Vezne uysun
diye ve baska nedenlerle sozcukleri değistirmisler, araya sozcukler katmıslar,
sozdizimine baska bicim vermislerdir. Edebiyatımızda orneği pek cok olan boyle sozler,
manzume icindeki değisik bicimleriyle atasozleri sayılamazlar; asıllan baska turlu olan
atasozlerine isaret sayılırlar. Đste birkacı:
Yuce olur ise her ne kadar dağ,
Yol ustunden asar yakın u ırağ. (Guvahi)
(Dağ ne kadar yuce olsa yol ustunden asar.)
::::::::::::::
Ecel olduğu yoktur havf ile def. (Guvahi)
(Korkunun ecele faydası yoktur.)
::::::::::::::
Ki baska buzağı, kacma bu sozden,
Yeğ olur seksiz ortaklık okuzden. (Guvahi)
(Ortaklık okuzden yalnız buzağı yeğdir.)
::::::::::::::
Đsitmedin mi risvet kapudan sad
Giricek bacadan gamgin cıkar dad. (Guvahi)
(Rusvet kapıdan girerse iman bacadan cıkar.)
::::::::::::::
Bu mesel meshurdur kim dest ber balayı dest..
(El elden üstündür.) (Nev'i)
::::::::::::::
Ağlamak ne demek kendi dusenler? (Lemi)
(Kendi dusen ağlamaz.)
:::::::::::::
Binenler tiz nüzul eyler semend-i müstear üzre.
(Eğreti ata binen tez iner.) (Nabi)
:::::::::::::
Zeminin gusu var derler meseldir. (Hıfzi)
(Yerin kulağı var.)
:::::::::::::
Hos gelir avaze-i davul u zurna durdan. (Molla)
(Davulun sesi uzaktan hos gelir.)
:::::::::::::
Anlamaza davul calsan vız gelir,
Anlayana sivrisinek saz olur. (Mesti)
(Anlayana sivrisinek saz, anlamaya davul zurna az.)
Bir atasozunun ayrı ayrı kisilerce, hatta bir sairce turlu bicimlere sokulduğuna da ornekler
verelim:
Verilmez oğlan ağlamasa emcek. (Guvahi)
Ağlar sabi bile: Verin mememi. (Gufrani)
(Ağlamayan cocuğa meme vermezler.)
Demekle bal tatlu olmaz ağız. (Güvahi)
Meseldir zikr-i sehd ile seha olmaz dehen sirin. (Kalayı)
Bal bal desen ağız bal olur mu ya? (Gufrani)
(Bal bal demekle ağız tatlı olmaz.)
Ki atlaslar olur zaman ile dut. (Süheyl ü Nevbahar)
Ki atlaslar olur eyyam ile tut. (Tutmacı)
Küyenler hardan hurma yediler,
Koruktan sabr ile helva yediler. (Seyhi)
Nice sirin demis bunu dana
Ki olur sabr ile koruk helva. (Hamdullah Hamdi)
Bağda sabr ile biter huse,
Huse em sabr ile olur tuse. (Hamdullah Hamdi)
Eğer sabredesin ey nahl-i ziba,
Koruk helva ola vu har hurma. (Kemal Pasazade)
(Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı atlas)
Ki vardurur gonulden gonule rah. (K. Pasazade)
Ki derler var gonulden gonule yol. (K. Pasazade)
Ki gonulden gonule vardır rah. (K. Pasazade)
(Gönülden gönüle yol vardır.)
BASKA DĐLE CEVĐRĐLME:
Atasozleri baska dile cevrilebilir. Bu cevirde anlam kaybolmaz, sadece bicim ozellikleri
kaybolur. Bircok uluslarda aynı anlamı tasıyan atasozleri, de vardır.
Ç. TANIM
Yukarıdaki acıklamalarla atasozlerinde bulunan cesitli ozellikleri ortaya koymus
bulunuyoruz. Butun bu ozellikleri icine alan bir tanım cok uzun olur. Bunun icin ana nitelikleri
belirterek olabildiğince kısa bir tanım yapacağız: Atalarımızın, uzun denemelere dayanan
yargılarını genel kural, bilgece dusunce ya da ogut olarak dusturlastıran ve kalıplasmıs bicimleri
bulunan kamuca benimsenmis ozsozler.
:::::::::::::
2
DEYĐMLER
Atasozleri bolumunde yaptığımız gibi, deyimin tanımını sona bırakarak once ozelliklerini
inceleyelim.
Deyimlerde de hem biçim, hem kavram ozellikleri bulunmaktadır. Bicim ozelliklerinden
kimisi, atasozleriyle deyimler arasında ortaktır. Kavram ozelliklerinde boyle bir ortaklık yoktur.
A- BĐCĐM OZELLĐKLERĐ
1- Deyimler de atasozleri gibi, kalıplasmıs sozlerdir. Bir deyimin sozcukleri değistirilip
yerlerine -aynı anlamda da olsa- baska sozcukler konulamaz ve deyimin sozdizimi
bozulamaz. Orneğin:
Ayıkla pirincin tasını
deyimi, ayıkla bulgurun tasını biciminde soylenebileceği gibi,
Tut kelin perçeminden
deyimi de kelin perçeminden tut biçiminde kullanılamaz.
2- Deyimler de, atasozleri gibi, kısa ve ozlu anlatım araclarıdır.
Dil dökmek - Kelle kulak yerinde - Kel basa simsir tarak - Atı alan Uskudar'ı gecti... gibi.
3- Deyimler en az iki sozcukle kurulurlar ve bicim bakımından iki boluğe ayrılabilirler:
a) Sozcuk obeği durumundaki deyimler:
Ağır baslı - Eli bayraklı - Puf noktası - Đcli dıslı - Kellesi koltuğunda - Gel zaman git zaman -
Kasla goz arasında - Suya sabuna dokunmadan... gibi.
Obeği olusturan sozcukler bitisik yazılmaz.
Ünlem niteliğindeki deyimleri de bu boluk icine almak uygun olur:
Adam sen de! - Cart kaba kağıt! - Yok devenin bası! - Hele hele!... gibi.
b) Tümce durumundaki deyimler:
Dostlar alısveriste gorsun.
Halep ordaysa arsın burda.
Đncir cekirdeğini doldurmaz.
Delik büyük, yama küçük... gibi.
Bir mastarla sona eren deyimler, cekime gireceklerinden ve dolayısıyla bir tumce
kuracaklarından bu boluk icinde yer alırlar. Ornekler:
Göz yummak - Gönül almak - Dirsek çevirmek - Damarı tutmak - Baltayı tasa vurmak -
Boyunun ölçüsünü almak - Bir tasla iki kus vurmak - Ağzına bir parmak bal calmak - Dimyat'a
pirince giderken evdeki bulgurdan olmak...
Bunlar goz yumdum, gonlunu alalım, baltayı tasa vurdunuz, Dimyat'a pirince giderken
evdeki bulgurdan oldu.... gibi tümceden olustururlar.
B- KAVRAM OZELLĐKLERĐ
1- Deyim, bir kavramı belirtmek icin bulunmus ozel bir anlatım kalıbıdır; genel kural
niteliğinde bir soz değildir. Deyimi atalarsozunden ayıran en onemli ozellik budur.
Deyimleri bicim ozellikleri bakımından incelerken iki boluğe ayırmıstık. (Bkz. 2, A, 3). b)
boluğunde bulunanlar, coğu zaman atasozleriyle, karıstırılmaktadır. Bu karıstırmanın nedeni, her
iki soz cesidinin de tumce durumunda bulunması ve hosa giden bir anlatım tasımasıdır. Bicim
benzerliğinden ileri gelen bu karısıklık, kavram ayrılığına dikkat edilirse ortadan kalkar.
Orneğin:
Bitli baklanın kor alıcısı olur.
Đsleyen demir ısıldar.
Bugunku isini yarına bırakma.
cumleleri atasozleridir. Cunku her biri bir genel kuraldır. Denenmistir: Her zaman bitli
baklanın kor alıcısı olur. Đsleyen demirin ısıldadığı su goturmez bir gercektir: Bugunku isini
yarına bırakmamak oğudu de her zaman uygulanmak uzere ortaya konulmus bir dusturdur. Oysa:
Atı alan Uskudar'ı gecti.
Armut pis, ağzıma dus.
Bu perhiz ne, bu lahana tursusu ne?
sozleri deyimdir. Cunku hic biri genel kural olarak soylenemez: Her zaman atı alan Uskudan
gecmez. Armut pis ağzıma dus sozu her vakit değil, ancak kimi durumlar icin doğrudur. Perhizle
lahana tursusu da bir dustur gibi yurutulemez.
2- Deyimlerin amacı, bir kavramı ya ozel kalıp icinde, ya da cekici, hos bir anlatımla
belirtmektir. Atasozlerinin amacı ise yol gostermek, ders ve ogut vermek, ibret almamız icin
gerçekleri bildirmektir. Görülüyor ki deyimle atasözü, amaçta da birbirinden ayrılmaktadır.
3- Deyimle atasozu arasında, sınırda bulunan sozlere dikkat edilmelidir:
a) Atasozleri arasına da alınsa, deyimler arasına da alınsa yanlıs sayılamayacak sozler
vardır. Bu, atasozleriyle deyimleri birbirinden ayıran ozelliklerin iyice belirmemis
olmasından değil, bu cesit sozlerin iki anlam tasımasından ya da iki turlu
yorumlanabilmesinden ileri gelir. Orneğin:
Actırma kutuyu soyletme kotuyu.
sozu, karsındakini kızdırarak seninle ilgili seyleri ortaya dokmesine, senin icin kotu seyler
söylemesine yol acma anlamına kullanılırsa atasozu olur. Beni kızdırırsan senin icin kotu seyler
soylerim anlamına kullanılırsa deyim olur.
Baska bir ornek:
Cam sakızı coban armağanı.
sozu zengin olmayan kimsenin armağanı, pahalı bir sey olamaz diye yorumlanırsa atasozu
sayılmıs olur. Sunduğum sey değersiz ama gucum ancak buna yetiyor diye yorumlanırsa deyim
sayılmıs olur.
Boyle iki niteliği bulunan sozlerden birkac ornek:
Arnavut'a sormuslar: cehenneme gider misin? diye, aylık kac? demis.
Atın olumu arpadan olsun.
Buğday ekmeğin yoksa bugday dilin de mi yok?
Keciye can kaygısı, kasaba yağ kaygısı.
Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa?
Uzumu ye de bağını sorma.
Varısına gelisim, tarhana asına bulgur asım.
Balaban as pisirmis, cocuklarını basına usurmus.
-Deveyi gördün mü? Yeden ölsün.
Karınca kararınca.
b) Kimi sozler, fiil cekiminin değismesi ile atasozu iken deyim, deyim iken atasozu
durumuna girer Orneğin: Dağ yurumezse abdal yurur atasozudur. Dağ yurumezse abdal
yurusun deyimdir. Bunun gibi: Doğmadık cocuğa don bicilmez atasozudur. Doğmadık
cocuğa don bicmek deyimdir.
Bir ornek daha: Olumu goren hastalığa razı olur, atasozudur. Olumu gorup hastalığa razı
olmak ya da Olumu gordu de hastalığa razı oldu deyimdir.
Bu bicim deyimler, kalıpları bilinen atasozlerine risaret de sayılabilir.
4- Bicim bakımından iki boluğe ayırdığımız deyimleri kavram bakımından da ikiye
ayırabiliriz:
a) Deyimlerin coğunda kalıplasmıs sozden cıkan anlam, sozcuklerin gercek anlamlan
dısındadır: Ornekler:
Devede kulak - Düttürü Leyla - Baslı basına - Đcinden pazarlıklı - Sapı silik - Çantada keklik
- Gun gormus - Ömür törpüsü - Püsküllü bela - Dise dokunur - Yıldızı disi - Danısıklı dovus -
Hem nalına hem mıhına - Ağır ezgi, fıstıki makam - Balık kavağa cıkınca - Abayı yakmak - Hapı
yutmak - Pabucu dama atılmak - Mercimeği fırına vermek - Đki ayağını bir pabuca koymak -
Tozdan dumandan ferman okunmamak - Karda gezip izini belli etmemek - Tavsana kac, tazıya
tut demek - Fol yok, yumurta yok - Ne sis yansın ne kebap - Öküz öldu ortaklık ayrıldı - Tencere
yuvarlandı kapağını buldu - Ben diyorum hadımım, o soruyor oğul usaktan neyin var?
b) Kimi deyimlerde kalıplasmıs sozden cıkan anlam, sozcuklerin gercek anlamları dısında
değildir Ornekler:
Coğu gitti azı kaldı - Đsmi var cismi yok - Đyiye iyi kotuye kotu demek - Adet yerini bulsun -
Allah bana, ben de sana
K Kimi kimsesi yok - Özrü kabahatinden büyük - Hem suçlu, hem güçlü - Yeri yurdu belirsiz -
Ağzına layık - Dosta dusmana karsı - Yukte hafif pahada ağır - Đyi gun dostu.
C- TAMAMLAYICI BĐLGĐLER
DEYĐMLERĐN YAPISI:
Deyimlerin bicim bakımından ya tumce olduklarını ya da tumce olmayan sozcuk obeği
durumunda bulunduklarını soylemistik. Sozcuk obeği durumunda olan deyimler,
sınıflandırılamayacak kadar cok değisik bicimlerde olusmuslardır. Đki sozcuklu olanlardan
kimisini yapıları yonunden sınıflandırmaya calısalım.
a) Oğeleri ekli ya da eksiz ad tamlaması biciminde olanlar vardır: anasının gozu, kacın
kurası, ayak bağı, kıl payı, ayağının tozuyla, sunun surasında, gunun birinde... gibi.
b) Oğeleri ekli ya da eksiz sıfat tamlamak biciminde olanlar vardır: iki buklum, dik baslı,
orta halli, bir ara, bos yere, bir ağızdan, tek basına, tez elden, fena halde, copten celepi,
baslı basına... gibi.
c) Tamlanan - ad yapısında olanlar vardır: kanı pahasına, ardı sıra, ucu ucuna, gunu gunune,
yanı basında, eli kulağında, gunu birliğine... gibi.
ç) Tamlanan - onad yapısında olanlar vardır: kulağı delik, sutu bozuk, alnı acık, canı tez,
gozu kapalı, yuzu gulmez... gibi.
d) Ekli ya da eksiz ad - onad yapısında olanlar vardır: et kafalı, gun gormus, cop atlamaz,
kendi gelen, cana yakın, kafadan sakat, arada bir, anadan doğma, ayağına cabuk,
orumcek kafalı... gibi.
e) Biri ya da her ikisi ekli iki addan olusanlar vardır: el ele, art arda, karsı karsıya, kim
kime, kendi kendine, sözüm ona, günden güne, devede kulak... gibi.
f) Biri ya da her ikisi ekli iki sıfattan olusanlar vardır: Ust uste, yarı yarıya, birdenbire,
uzaktan uzağa, inceden inceye, alı al, moru mor... gibi.
g) Đki eylemden olusanlar vardır: oldum bittim, inan olsun, gel geklim, bilir bilmez, oldu
olacak, girdisi cıktısı, aldı yurudu, veryansın etmek, ortbas etmek... gibi.
Đkiden cok oğesi bulunan ve yukarıdaki sınıflar icine girmeyen değisik yapıda deyimlerden
de birkaç örnek gorelim: her ne kadar, hic olmazsa, ne var ki, ne de olsa, eski goz ağrısı, o gun
bugun, kız ağlama kız, dumanı doğru cıksın, doğru doğru dosdoğru,... gibisine gelmek, kasla goz
arasında, ne olur ne olmaz, nerede kaldı ki, suyu mu cıktı, tuz ekmek hakkı...
BĐCĐMĐ DEĞĐSEBĐLEN DEYĐMLER:
Deyimlerin donmus birer kalıp olduğunu soylemistik. (Bkz. 44 2, A, 1). Kimi deyimlerde,
tumce yapısı ve ana sozcukler değismemek uzere cekimler ve adıllar değisebilir:
Asağı tukursem (tukursen, tukurse...) sakalım (sakalın, sakalı...), yukarı tukursem
(tukursen,...) bıyığını (bıyığın, bıyığı...)
Bana (sana, ona...) gore hava hos.
Gözüne kestirmek (gözüme kestirdim, gözüne kestirdi)... gibi.
BOLGELERDE DEĞĐSĐK BĐCĐMLER:
Bir deyim, ayrı ayrı bolgelerde değisik sozcuklerle ya da değisik bicimlerle soylenebilir:
Kızım sana soyluyorum, gelinim sen dinle (isit; anla).
Cenesi dusuk (Cenesi curuk).
Hosuna gitmek (Hosuna gelmek).
Goz ucuyla (Goz kuyruğuyla).
Kısalık ve ozluluk, deyimlerin ozelliklerinden olmakla birlikte (Bkz. 2, A, 2) kimi deyimler
birbirine benzeyen sozcuklerin yenilenmesiyle guc kazanırlar:
Yası ne, bası ne!
Tadı, tuzu yok.
Yeri, yurdu bellisiz.
Yol, iz bilmemek... gibi.
DEYĐMLERDE MECAZ:
Mecaz, atasozlerinin ayrılmaz niteliği değildir, demistik. Bu soz, deyimler için de geçerlidir.
Nitekim cam devirmek, devede kulak gibi coğu mecazlı olan deyimler arasında ozru
kabahatından buyuk, yarı yarıya gibi mecazsız olanlar da vardır.
BENZETMELĐ ANLATIMLAR:
Deyim sayılmaya elverisli olan ve olmayan benzetmeli anlatımlar vardır:
a) Kimi kavramları daha iyi belirtmek icin birtakım basmakalıp benzetmelere basvururuz.
Buz gibi, ates gibi, komur gibi... deriz ki cok soğuk, cok sıcak, cok siyah demektir.
Atasozlerini ve deyimleri derleyen kitaplarda bu basma kalıp benzetmeler de yer
almaktadır. Bilindiği uzere benzetme ilgeci olan gibi, benzetmedeki iki yanın guclu
olanından sonra gelir. Bunun arkasından benzetme yonunu belirtecek olan onad
soylenmezse ... gibi takımı, bu onadın yerini tutar. Yani buz gibi sozu -kendisinden sonra
soğuk sıfatı kullamlmasa bile- cok soğuk anlamına gelir.
Dilin her zaman tuttuğu bu yolu ozel bir kurulus ve anlatıs yolu sayıp bu gibi benzetmeleri
deyimler ya da atasozleri arasında gostermeyi biz uygun gormuyoruz.
Deyim ya da atasözü saymadığımız yaygın benzetmelerden ornekler:
Kar gibi - Pamuk gibi - Zümrüt gibi - Seker gibi - Zehir gibi - Kıl gibi - Kağıt gibi - Đğne gibi
- Đplik gibi - Đpek gibi - Tas gibi - Kuyu gibi - Çiroz gibi - Dev gibi - Dalyan gibi - Dal gibi - Çöp
gibi - Çam yarması gibi - Karun gibi - Kursun gibi - Kav gibi - Yıldırım gibi - Arslan gibi - Ayı
gibi - Tilki gibi - Esek gibi - Đt gibi - Kuzu gibi - Keçi gibi - Domuz gibi...
b) Ote yandan deyim sayılması gereken benzetmeler vardır: Bunlar cekici bir anlatım kalıbı
icinde kurulmus, oylece beğenilip yayılmıstır. Ornekler: Tereyağdan kıl ceker gibi -
Gumrukten mal kacırır gibi - Sut dokmus kedi gibi - Terbiyeli maymun gibi - Deli saraylı
gibi - Mal bulmus Mağribi gibi - Tavsan boku gibi (ne kokar, ne bulasır) - Temcit pilavı
gibi (ısıtıp ısıtıp koymak) - Koyun kaval dinler gibi (dinlemek) - Kabak ciceği gibi
(acılmak) - Ahfes'in kecisi gibi (bas sallamak) - Arpacı kumrusu gibi (dusunmek) -
Beslik simit gibi (kurulmak) - Sebilhane bardağı gibi (dizilmek) - Arı kovanı gibi
(islemek) - Yıldırımla vurulmusa donmek - Đki cami arasında kalmıs beynamaza
dönmek...
DEYĐMLERDE SOZ SANATLARI:
Deyimler de atasozleri gibi ustaca duzenlenmis sozlerdir. Bu sozlerin yapılısında dilin turlu
olanaklarından ve cesitli soz, anlam sanatlarından yararlanılmıstır:
Kulağı delik - Eli uzun - Arslan payı - Kor dovusu - Eyüp sabri - Katır inadı - Eski goz ağrısı
- Oğul balı - Yureği yufka - Göze girmek - Göz koymak - Gözü tutmak - Borusu ötmek - Dokuz
doğurmak - Đple cekmek - Kabına sığmamak - Pösteki saymak - Ates puskurmek - Can kulağıyla
- Anasının kızı - Damsıklı dovus - Bir içim su - Ciceği burnunda - Buyumus de kuculmus Yasını
basını almıs - Ağzı var dili yok - Gece silahlı gunduz kulahlı - Dort elle sarılmak - Kus
sütüyle beslemek - Kasıkla verip sapıyla gozunu cıkarmak - Ates bacayı sarmak - Pismis asa
soğuk su katmak... gibi.
DEYĐMLER ULUSAL DEĞERLERĐ YANSITIR:
Deyimler de ulusal damga tasıyan dil varlıklarıdır Ulusun soz yaratma gucunden doğarlar.
Her deyim hos bir bulustur Bir kucuk soz dağarcığına koca bir alem sığdırılmıstır. En ucucu
kavramlar, en ince hayaller, en guzel benzetmeler, cesit cesit mecazlar ve soz ustalıkları mini
mini bir deyimin yapı harcları arasında parlar.
DEYĐMLERĐN ESKĐLĐĞĐ, YENĐLĐĞĐ:
Deyimler de atasözleri gibi toplumun malı olan eski sozlerdir. Orneğin, yureği soğumak
deyiminin 15. yuzyılda da, bulunduğu, Seyhi'nin su beytinden anlasılmaktadır:
Yureği soğumadı sovmek ile,
Olmadı eseği dovmek ile.
Bunun gibi sakala gulmek deyimi 15. yuzyılda yazılan Gulsen-i Raz'da görülmektedir:
Ki bunlar sakala gülmektir ancak.
Akse'l-Đreb'deki atın kıymeti tırnağı dibinde gerek sozunden anlasılıyor ki bugun
yurdumuzun bazı bolgelerinde kullanılmakta olan tırnağı dibinde deyimi 13. yuzyılda da vardı.
Deyimler, atasözleri kadar eskimeden dile yerlesirler. Nitekim derdini Marko Pasaya anlat
sozu, kimi yaslı kimselerin tanıdıkları Dı. Marko Pasa'dan beri ortaya cıkmıstır. Son zamanlarda
bozum olmak, kuyruk olmak, oyun cıkarmak (sporda), bos vermek, yesil ısık yakmak, is yok...
gibi yeni deyimler de dilde yer almıstır.
DORT BOLUK DEYĐM:
Atasozleri gibi deyimler de kullanıldıkları yer ve zaman bakımından dort boluğe
ayrılabilirler: a) Yurdun her yerinde kullanılanlar;
b) Sadece bir bolgede bulunanlar; c) Turkiye dısındaki Turk lehcelerinde yasayanlar; c) Eski
zamanlarda kullanılmıs kien bugun cıkarılmıs oalnlar.
ĐKĐLEMELER:
Đkileme adı verilen ve ayrı ayrı yazılan sozcuklerden anlamları birbirine yakın, karsıt
olanlarla sesleri birbirini andıranları ya da sozcuklerinden biri anlamsız bulunanları deyimlerin
bir dalı saymak yerinde olur: ev bark, coluk cocuk, kap kacak, allak bullak, eski pusku, apar
topar, suklum puklum, ters pers, ufak tefek, takım taklavat, asağı yukarı, ileri geri, karma karısık,
oldum olası, oldu olacak... gibi.
Ancak, aynı sozcuğun yenilenmesiyle kurulan ya da kuruluslarındaki ozellik, bir dil kuralı
uygulaması olan ikilemeleri deyim saymayı uygun bulmuyorum: Tak tak, tıkır tıkır, mırıl mırıl,
sakır sakır, buyuk buyuk, sarı sarı, yavas yavas, obek obek, yapıs yapıs, yığın yığın, soylene
söylene... gibi.
DEYĐM VE BĐLESĐK SOZCUK:
Sozcuk obeği durumundaki deyim (Bkz. 2, A, 3) ile bilesik sozcuk kimi zaman birbirine cok
benzer. Bunları nasıl ayırt edeceğiz?
a) Bilesik sozcuğu meydana getiren sozcukler, aralarına cekim ve yapım eki giremeyecek
kadar kaynasmıstırlar: Baslıca uc yolla kurulurlar: 1) Anlam kayması (hanımeli, akbaba,
atesboceği, balkabağı, yerelması, karafatma ... gibi).
2) Ses kaynasması ve dusmesi (cumartesi, kahvaltı, peki, haminne, coreotu... gibi).
3) Sozcuk cesidi kayması (vurdumduymaz, giderayak, dedikodu, veryansın, ortbas, cıtkırıldım...
gibi).
Bilesik sozcuk, tek sozcuk durumundadır: Bitisik yazılır; isim soyundandır; yani isim, sıfat,
zamir, zarf, edat, bağlac, unlem gibi kullanılır: Vurdumduymazın biri; balıksırtı desen;
alabildiğine kosuyordu... gibi.
b) Deyimi meydana getiren sozcukler ise aralarına cekim eki alamayacak kadar kaynasmıs
değildirler. Bu sozcuklerin kimisi isim ve fiil cekimlerine girmistir. Eli acık, baldırı
cıplak, gozu pek... gibi iyelik ekiyle kurulan; goz koymak, bas vurmak, el atmak... gibi
fiilleri cekimlenebilen soz kumeleri deyimler arasına girer ve sozcukleri ayrı ayrı yazılır.
(Bununla birlikte verdiğimiz olculer; deyimle bilesik sozcuğu ayırt etmek icin her zaman
yeterli değildir. Đki sozcuklu oyle sozler vardır ki deyim mi, bilesik sozcuk mu oldukları ancak
anlasma ile sonuca bağlanabilir. Nasıl ki yazımın (imlanın) olusumunda da fonetiğin,
etimolojinin, geleneğin, bir de anlasmanın (soyle olsun diye kabul edip elbirliğiyle uygulamanın)
payı vardır. Orneğin vazgecmek sozu, Đmla Kılavuzu'nun eski basımlarında ve Turkce Sozlukte
ayrı yazıldığı halde Yazım kılavuzunun 1970 baskısında bitisik olarak verilmistir. Balayı sozu
Turkce Sozlukte ayrı yazılmıstır. Yazım Kılavuzunda bitisiktir. Basıbos, Đmla Kılavuzunun eski
baskılarında bulunmadığına gore ayrı yazılması ongorulmus iken Yazım Kılavuzu (1970)nda
bitisik olarak yer almıstır. Ayak ustu, Đmla Kılavuzunun eski baskılarında ayrı yazılmıstır, Yazım
Kılavuzu (1970)nda ise bitisiktir.
Ben bu kitabın 1965 baskısında ayak takımı, ayak teri, bal ayı, balık etinde, bası bos, bas
ucunda, bit yeniği... sozlerini deyim sayıp ayrı yazmıstım. Yazım Kılavuzu(1970) bu sozleri
bitisik yazdığına gore deyim saymamıs, bilesik sozcuk saymıs demektir.
Ote yandan Yazım Krlavuzu'nda ayrı yazılması ongorulmus olan ara sıra, yanı sıra, baslı
basına, bas vurmak, cıtı pıtı, cıtır pıtır, kaba saba... sozleri bilesik yazmak eğiliminde olanlar
bulunduğu gibi Yazım Kılavuzu'nda bilesik yazılmıs olan basıbozuk, bassağlığı, birebir,
durdinlen, elbirliği, gelisiguzel, sozgelisi, gitgide, sozbirliği, isbirliği, isyeri, kabataslak,
minimini, tepetaklak, tersyon... sozlerini ayrı yazmak eğiliminde olanlar da vardır.
Goruluyor ki bir yerde deyimle bilesik sozcuğu kesin olarak ayırt etmek olanağı yoktur. O
zaman tek cıkar yol, anlasmaktır. Yani su sozu deyim sayalım, su sozu bilesik sozcuk kabul
edelim demektir.]
DEYĐM VE TERĐM:
Deyim ile terimi de ayırt etmek gerekir: Deyim, genel dilin malı olan sozdur. Terim ise ya
bilim, sanat, meslek sozudur ya da bunlar dısında, anlamı daraltılmıs sozdur ve bir tanımın
ozetidir: eskenar, bilirkisi, icgudu, cevizgiller, kuspalazı, bicerdover, gundonumu... gibi. Bu
orneklerdeki terimler, bilesik sozcuk olarak kurulmustur. Yani bunlar bicim ve yapı bakımından
bilesik sozcuk, kavram ve gorev bakımından terimdirler. Sozcuk obeği bicimindeki deyimlerden
boylece ayrılırlar.
Terimler tek sozcuk olanları da vardır. Orneğin ayak sozcuğu dar anlamıyla edebiyat ve
coğrafya terimidir. Oysa tek sozcuklu deyim olmaz. Buna karsılık cumle halinde deyim vardır,
ama terim yoktur.
DEYĐM VE ARGO:
Deyim ile argo arasındaki iliskiye de dokunalım: Argo, genis anlamıyla bir meslek topluluğu
arasında kullanılan ozel sozdur. Biz daha cok, kulhanbeylerinin ozel anlamda kullandıkları kaba
sozlere ya da baskaları anlamasın diye aralarında kararlastırdıkları anlamla kullandıkları sozlere
argo diyoruz. Bu duruma gore argo sozcuklerine sadece argo demek yeter. Deyim niteliğindeki
argo sözcük öbeklerine ise argo deyim adını vermek yerinde olur. Torpil, piston, moruk, cakmak,
(sınıfta), taahhutlu (tabanca), rontgenci (kotu niyetle bir yeri gozetleyen)... argodur. Dalga
gecmek (aklı baska yerde olmak), maytaba almak (alay etmek), posta kurmak (gozdağı vermek),
cızlamı cekmek (kacmak), bos vermek (aldırıs etmemek), dayısı dumende olmak (is basında
kendisine arka olan kimsesi bulunmak), yağ cekmek (birine dalkavukluk etmek)... gibi sozcuk
öbekleri argo deyimdir.
BASKA DĐLE CEVRĐLME:
Gercek anlamları dısında ozel bir anlama gelen deyimler (Bkz. 2, B, 4, a), ayrı sozcukler ve
aynı gramer bicimleriyle baska dile cevrilemezler. Gercek anlamlarıyla kullanılan deyimler.
(Bkz. 2, B, 4, ;b) ise baska dile cevrilebilirler.
Ç- TANIM
Buraya kadar yaptığımız acıklamalara gore deyimleri soylece tanımlayabiliriz:
Bir kavramı, bi durumu, ya cekici bir anlatımla ya da ozel bir yapı icinde belirten ve coğunun
gercek anlamlarından ayrı bir anlamı bulunan kalıplasmıs sozcuk topluluğu ya da tumce.
:::::::::::::
3
KALIPLASMIS BASKA SOZLER
Atasozleriyle deyimlerden baska kalıplasmıs sozlerimiz de vardır: Dualar, beddualar
(ilençler), sövgüler, bilmeceler, tekerlemeler... gibi.
Bunların en onemli ozelliği, konularının sınırlı bulunması, yani her turun belli bir konuya
özgü anlatım aracı olmasıdır.
Bilmecelerle tekerlemelerde atasozlerinin ve deyimlerin oteki ayırıcı nitelikleri yoktur.
Boylece bunlar, atasozleriyle deyimlerden kolayca ayırt edilebilirler. Ancak duaların ve
bedduaların bir boluğu ya atasozlerine ya; deyimlere yaklasır.
DUALAR, ĐLENCLER:
Once atasozu sayılabilecek dua ve beddualara bakalım: Bilindiği gibi atasozleri, genel kural;
dustur niteliğinde sozlerdir. Dua ve beddualar arasında'da bir kisi icin soylenmis olmayıp genel
nitelik tasıyanlar, yani bir kural gibi soylenmis olanlar vardır. Đste bunlar, dua ve beddua olmakla
birlikte atasozleri de sayılabilirler:
Allah sağ eli sol ele muhtac etmesin.
Allah dort gozden ayırmasın.
Allah deveye kanat vermesin.
Allah namerde muhtaç etmesin... gibi.
Genel kural niteliği tasımayıp bir kisi icin soylenmis olanlar atasozu sayılamazlar:
Ömrün uzun olsun.
Canı sağ olsun.
Allah cezasını versin.
Allahından bulsun... gibi.
Deyim sayılabilecek dua ve beddualara gelince: Yukarıda gorduğumuz gibi deyimlerin
amacı, bir kavramı, ya hos, cekici bir anlatımla, ya da sadece ozel bir kalıp icinde belirtmektir.
Dua ve beddualar arasında da bu ozellikleri tasıyanlar vardır. Đste onlar, dua ve beddua olmakla
birlikte deyim de sayılabilirler:
Allah unutturmasın - Eline sağlık - Gözünü toprak doyursun - Canı cehenneme... gibi.
Durumu biraz daha aydınlatmak icin hatırlatalım ki deyimlerin konusu sınırlı değildir. Her
cesit konu, deyime anlatım kaynağı olabilir. Dua ve bedduaların konusu ise sadece iyi, kotu
dilektir. Bu özel konu da deyimlerin sınırsız konları icine girebileceğinden anlatımında deyim
ozellik ve niteliği bulunan dua ve beddualar, aynı zamanda deyim de oluyorlar demektir.
Ote yandan, mecazlı olmayan ve cekici bir anlatım kılığı tasımayan dua ve beddualar deyim
sayılamazlar:
Cok yasa - Sağ ol - Canı cıksın - Kor olası... gibi.
SÖVGÜLER, MÜSTEHCEN SÖZLER:
Halk arasında kullanılan sovgu sozleri ile acık sacık ve edep dısı sozler de konumuzla
ilgilidir. Bunların kimisi deyim ya da atasozu niteliğinde zekice bulunmus, güzel örgülü sanat
urunleridir. Ancak, kitaplara gecirilip gecirilmemeleri zaman zaman tartısma konusu olmustur.
Dilde var oldukları yadsınamayan bu sozlerin kitaplara gecirilmesini doğru bulmayanlar, bir
ahlak titizliği gostermekte, ozellikle bunları okuyacak cocukları dusunmektedirler. Kitaplara
gecirilmesini savunanlar ise: bilimde ayıp ve utanma olmaz. Bunları kitaplara gecirmemek bilim
dısı davranıstır. Dil gerceği gizlenmemelidir. Biz istediğimiz kadar gizleyelim; o, yayılıp
soylenmek akımından oteki sozlerimizden beri kalmıyor demektedirler.
Her iki gorusu de anlayısla karsılamak gerekir.
:::::::::::::
4
ELESTĐRĐLER
Đncelememizin 1. ve 2. ayrımlarında atasozleriyle deyimlerin ozelliklerini kendi gorusumuze
gore belirttik. Bu ayrımda ise simdiye değin cıkan belli baslı eserlerde tutulan yolları, atasozleri
ve deyimler icin verilen tanımları, yapılan derlemelerdeki kusurları belirteceğiz. Kısacası, bu
elestirmelerle kendi gorusumuzu savunmus olacağız.
Sunu da soyleyelim ki elestirdiğimiz eserleri meydana getirenlerin kalıplasmıs sozlerimizi
derlemede gecen emekleri sukranla anılmalıdır.
ATALAR SÖZÜ
(Hazırlayan: Velet ĐZBUDAK)
1480 yılında bilinmeyen bir kisinin derlediği ve 1936'da, rahmetli Velet Đzbudak'ın
acıklamalarıyla birlikte Turk Dil Kurumu'nun bastırdığı, icinde 689 soz bulunan Atalar Sozu adlı
kitapta genel olarak gercek atasozleri bulunmaktadır. Derleyici, atasozlerinin ozelliklerini iyi
sezmis ve derlemelerine pek az baska sozler karıstırmıstır.
Bu kitaptaki gerçek atasözlerinden örnekler:
Dağ ne kadar yuceyise yol ustunden asar.
Asıl azmaz, sağ yıymaz.
Hayır san isune hayır gele basuna.
Kağnı cokecek yol gosterici cok olur.
Kedinun usluluğu sıcan goruncedur.
Atalarsozu sayılamayacak sozlerden ornekler:
Ekmeğun sağdıc emeğine donsun.
Gozun ustunde kasun mı var dediler melul olursun.
Đt boku ilaca yaradı.
Kendi gözündeki hezeni görmez, biregü gözündeki çöpü görür.
Asağa korsam pas olur, yukaru korsam is olur.
DURUB-Đ EMSAL-Đ OSMANĐYYE
(Sinasi)
Bu eserin ikinci, yani 1287 (1870) baskısında 2500 soz vardır. Cok kısa olan onsozunu
olduğu gibi asağıya alıyoruz:
Durub-i emsal ki hikmet-ül-avamdır, lisanından sadır olduğu gibi milletin mahiyyet-i
efkarına delalet eder. Durubi Emsal-i Osmaniyye ise cumleten manidardır. Binaenaleyh bunların
kaba tabiratı mustemil olanlarından maada ekserini isbu mecmuaya elifba tertibi uzre
derceyledim. Arabi ve Farisi ve Fransızca bazı mukabilleri fercemeleriyle beraber ilave kılındığı
gibi lafzan veyahut manen durub-i emsali mutazammın olan birtakım Türkçe ebyat ile ibarat-ı
mensure dahi istidlal makamında zeyl olundu. Tanzimi: 1268 (1851).
1-
Sinasi durub-i emsal (atasözleri) için hikmet-ül-avam yani halk felsefesi demekle bu sözlerin
onemli ozelliklerinden birini belirtmis oluyor. Ancak baska ozelliklerini belirtmediğinden tam
bir tanım yapmıs olmuyor. Halk, bir felsefesini komsuları uygun olmayan evi alma diye anlatsa,
buna hic kimse atasozu demez. Halbuki aynı felsefenin:
Ev alma, komsu al.
biciminde soylenisine herkes atasozu demektedir. Goruluyor ki bir sözün sadece halk
felsefesi olması atasozu sayılmasına yetmemektedir.
2-
Eserin adı Durub-i Emsal (atasozleri) olduğu halde, icinde atasozlerinden baska bilgece
mısralar, beyitler, deyimler, hatta deyim olmayan dupeduz laflar coktur. Boylece Sinasi,
atasozleri icin verdiği eksik tanımdaki halk felsefesi niteliğini bile tasımayan maddeleri de
kitabına koymustur. Eserde karısık olarak yazılı bulunan bu sozlerden birkacını asıl nitelikleriyle
seçerek gösterelim.
Atasözlerinden örnekler:
Hekim kim, basına gelen.
Ne ekersen onu biçersin.
Kurt kocayınca kopeğin maskarası olur.
Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.
Sağır isitmez uydurur.
Bilgece mısralardan ve beyitlerden ornekler:
Secaat arz ederken merd-i Kıpi sirkatin soyler.
Sükut etmek gibi nadane alemde cevap olmaz.
Kar-ı evvelde kisi akıbet-endis gerek.
Mihneti kendüye zevk etmedir alemde hüner.
Takdir-i Huda kuvvet-i bazu ile dönmez,
Bir sem'i ki Hak yaka cihan uflese sonmez.
Bir kapuyu bendederse bin kapu eyeler kusat.
Hazret-i Allah efendi fatih-ül-ebvaptır.
Deyimlerden örnekler:
At alan Uskudar'ı gecti - Tencere yuvarlandı kapağını buldu - Akıntıya kurek ceker - Eski
hamam eski tas - At bası beraber - Đpe un serdi - Kabak tadı verdi - Yakası acılmadık - Kulp taktı
- Fitili aldı.
Atasözü ve deyim olmayan laflardan örnekler:
Dort yanını deniz aldı - Maymun gibi her seye eli yakısır - Basını hırkaya cekti - Arı gibi
sokar - Çapak siler - Tesbih boceği gibi buzulmus - Elmastıras bardak latif olur - Parasızlık her
fenalığı yaptırır - Subut bulmayan soz hakkında ağız acma.
3-
Sinasi, kimi atasozlerine ve kimi deyimlere yanlıs bicim vermistir. Orneğin:
Cesmeye gidenin testisi kırılır.
Đt urur kervan gocer.
Actırma kutunun kapağını.
Açma kutuyu söyledirsin kötüyü.
Suyu devirmis kediye döndü.
sozleri yanlıstır. Doğruları soyledir:
Su testisi su yolunda kırılır.
Đt urur kervan yurur.
Actırma kutuyu, soyletme kotuyu.
Sut dokmus kediye dondu.
DURUB-Đ EMSAL-Đ OSMANĐYYE
(Ebüzziya)
Sinasi'nin Durub-i Emsal-i Osmaniyye'sine birçok soz katarak soz sayısını 4004'e cıkaran ve
1302 (1885)'de kitabın ucuncu baskısını ortaya koyan Ebuzziya, eserin sonuna darbımesel ile
tabir hakkında bazı dusunceler eklemistir. Yazar, unlu sozlukcu Littre'nin mesel icin yaptığı
tanımı efvah-ı nasta deveran ve az kelime ile ifade-i meram eden bir kavl-i sayidir ki kaide-i
külliyye hükmündedir diye Türkçeye çevirdikten sonra diyor ki:
Her lisanda emsal ile emsal kuvvetinde birtakım tabirat vardır ki ona Fransızlar expression
derler. Lisanımızda ise yerine gore ıstılah ve yerine gore tabir ile tarif olunabilir ki hulasa-i
hükmü bir his veya fikr-i mahsusu terceme ve tefhimden ibarettir. Hatta tabirat-ı meshuredendir
tabiri zebanzed-i havass u avamdır. Binaenaleyh durub-i emsal ile tabirat-ı meshureyi fark etmek
iktiza eder. Hasıl mesel odur ki bir vakayı veya bir hikmeti mutazammın olarak bir emri is'ar ve
tenbih ede.
Ebuzziya bu satırlardan sonra su uc sozu ornek olarak veriyor:
Bol bol yiyen bel bel bakar.
Bal bal demekle ağız tatlılanmaz.
Kas yaparken goz cıkarır.
Bundan sonra soyle devam ediyor:
Đste bunlar, bir hadiseyi veya emri temsil tarikıyle tarif ile beraber bir hukmu tazammun
ederler ki bu kabilden olan kelam-ı avama durub-i emsal ıtlak olunur. Lisan-ı Turkide ise
birtakım ıstılahat ve tabirat dahi emsal yolunda istimal olunagelmistir.
Tabir ıtlak eylediğimiz akval ise bir hali musavvirdir. Anda meselin haiz olduğu hukum
yoktur. Mesela yalancı pehlivan tabir-i meshuru gibi. Cunku yalancı pehlivan tabirinden hicbir
hadise tazammun etmeyip belki bir sahsın mahiyyeti taayyun eder ki icra edemeyeceği bir
tavırda bulunan yani ca'li besalet taslayan kimseler vasfedilir.
1-
Görülüyor ki, Ebüzziya durub-i emsal ile tabirat-ı meshure'yi birbirinden ayırmak gerektiğini
soylemistir. Ama bu ayır mayı yapmak icin gerek olan olcuz bulamamıs, dahası Littre'nin kaide-i
kulliye (genel kural) olcusunu kullanamamıstır. Cunku darbımesel diye gosterdiği yukandaki uc
ornekten ilk ikisinde genel kural niteliği varsa da ucuncusunde yoktur.
Ebüzziya, sözlerinin sonunda soyle demektedir:
Sinasi merhum emsal-i Osmaniyyeyi cemeylediği sırada emsal ile ıstılahatı tefrika luzum
gormeyerek ikisini beraber kaydeylemis olmasından biz de camiin tuttuğu usulu muhafaza
eyledik.
Biraz once belirttiğimiz gibi Ebuzziya boyle bir ayırma yapmaya kalkıssaydı bunu
basaramayacaktı sanıyoruz. Ancak, mademki derlemelerinde atasozleriyle birlikte deyimleri de
verdiğini soyluyor, hic olmazsa eserinin adını Durub-i emsal ve Tabirat koymalı idi.
2-
Ebuzziya mesel, darbımesel icin iki tanım vermistir:
a) Bir vakayı veya bir hikmeti muntazammın olarak bir emri is'ar ve tenbih eder Sinasi'nin
hikmet-ül-avam tanımı icin soylediklerimizi bu tanım icin de tekrarlayabiliriz. Yani bu da
yetersiz bir tanımdır.
b) Bir hadiseyi, bir emri temsil tarikıyle tarif ile beraber bir hukmu tazammun eder.
Bir olayı temsil (simgeleme) yoluyle anlatmak, atasozlerinin ayrılmaz kosulu olsaydı:
Az tamah çok ziyan getirir.
Bugunku isini yarına bırakma.
gibi sozlerin atasozu sayılmaması gerekirdi. Bunlarda temsil yoluna gidilmemistir. Yukarıda
da gorulduğu gibi (Bkz. 1, C) atasozleri temsil yoluna bas vurularak da, bas vurulmayarak da
kurulmus olabilir.
Bir hukmu tazammun etmek kosuluna gelince: Her cumlede bir hukum (yargı) bulunduğuna
göre atasözü olmayan cümlelerde de bu kosul gerceklesmistir. Orneğin:
Eviniz güzel yerdedir.
O adam bu isi beceremez.
gibi cumleler, atasozu olmadıkları halde bir hukmu tazammun etmektedirler. (bir yargıyı
kapsamakta)
Kaldı ki tanımda belirtildiği gibi bir olayı temsil yoluyla anlattıkları ve bir hukum belirttikleri
halde atasozu olmayan deyimler, hatta ne deyim ne de atasozu olan sozler vardır:
Okuz oldu ortaklık ayrıldı.
Baltayı tasa vurdum.
Onun semeri eksik.
Kosk değil, cennet... gibi.
3-
Ebuzziya, tabir icin soyle diyor:
Bir hali musavvirdir. Anda meselin haiz olduğu hukum yoktur.
Bununla deyimin ayırıcı ozelliğini vermis olmuyor. Cunku:
Allaha ısmarladık - Sağlık olsun - Đyiye iyi, kotuye kotu der... gibi deyimlerde bir hali tasvir
yoktur; halbuki yargı vardır.
Öte yandan bir hali tasvir ettiği (bir durumu betimlediği) ve bir hukum (yargı) belirtmediği
halde deyim olmayan sözler çoktur:
Ağır hasta - Yavas yavas konusma - Kar topunun yuvarlanması - Su kaynarken... gibi.
4.
Ebuzziya'nın, Sinasi'nin derlemelerine kattığı derlemelerde atasozlerinden baska deyimlerin,
birtakım dizelerin, beyitlerin, bayağı gerceklerin ve lafların karısık olarak bulunduğunu
soylemistik. Bunlardan ayrı ayrı ornekler secip veriyoruz.
Atasözlerinden örnekler:
Cok yasayan bilmez, cok gezen bilir.
Son pismanlık akce etmez.
Kopekle dolasmaktan calıyı dolasmak yeğdir.
Ne oldum dememeli ne olacağım demeli.
Deyimlerden örnekler:
Astarı yuzunden pahalı - Bağrına tas bastı - Hıh demis burnundan dusmus - Dikine tıras -
Fukara babası - Göz boyadı.
Cok tanınmıs ornekler:
Hasmın sitemin anlamamak hasma sitemdir.
Değil kursiye vaiz arse cıksan adem olmazsın.
Ruzgarın onune dusmeyen adem yorulur.
Saltanat dedikleri ancak cihan gavgasıdır.
Adudan intikam almak gibi dünyada kam olmaz:
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Rasgele gerçeklerden ve laflardan örnekler:
Sabit olan nabit olur - Cumlemizin gireceği kara topraktır - Mesveretsiz yapılan seyden hayır
gelmez - Kabiliyet talim ile olmaz - Genç beye hizmet güçtür - Mızıkcı ile oyun oynanmaz -
Ruya gormuse dondu - Yaza boza bir seye benzer - Eli tutar gözü görür - Sıcan gibi kapana
tutulmus - Paraya tapar.
5-
Sinasi gibi Ebuzziya da kimi sozlerin kalıplasmıs bicimini değistirmistir:
Kart ağacın eğilmesi guc olur.
Halep yolunda deve izi sayar.
Denize dusen yosundan imdat umar
Zelzeleyi goren yangına razı olur.
Ayağı goğe ilisti.
sozleri gibi ki doğruları, soyledir:
Ağac yasken eğilir.
Halep yolunda deve izi aramak.
Denize dusen yosuna sarılır.
Olumu goren hastalığa razı olur.
Ayağı suya değmek.
Bası goğe ermek.
:::::::::::::
DURUB-Đ EMSAL-Đ TURKĐYE veya ATALAR SOZU (Tekezade M. Sait)
1311 (1895)'de yayımlanan ve icinde 5742 soz bulunan bu eserin onsozunde konu ile ilgili
olarak yalnız sunlar soylenmektedir:
Su risalenin havi olduğu durub-i emsalden her ahlak beseriyye ve fezail-i tabiiyye nokta-i
nazarından bakılır ise birer dustur-i ibrettir. Bu mulahaza, hemcinsinden bazılarının ve belki de
bircoğunun hadim-i istifadesi olacağına dair muharrir-i acize bir ıtminan vermektedir.
1-
Düstur-i ibret sözü de hikmet-ül-avam gibi eksik bir tanımdır. Atasozlerinin ozelliklerini
yukarıda (Bkz. 1, A, B) gosterdiğimiz icin burada sadece onları anımsatmakla yetineceğiz.
2-
Eserin adı Atalar Sozu olmasına karsın kitaba atasozlerinden baska pek cok deyimle ne
atasozu ne deyim olan bircok soz karıstırılmıs ve hepsi alfabe sırasıyla verilmistir. Bunlardan -
niteliklerine gore kendimiz sınıflandırarak ornekler veriyoruz.
Atasözlerinden örnekler:
At olur meydan kalır, yiğit olur san kalır.
Alet isler el oğunur.
Sabrın sonu selamettir.
Yuruk at yemini artırır.
Garip kusun yuvasını Allah yapar.
Deyimlerden örnekler:
Kulağı kiriste - Kalbur üstüne gelen - Balık kavağa cıkınca - Kabak tadı verdi - Sermayeyi
kediye yükletti - At alan Üskudar'ı gecti.
Atasözü ya da deyim olmayan sözlerden örnekler:
Pırlanta gibi - Balık ağı gibi - Yaban kedisi gibi insandan kaçar - Zannımız gibi cıktı - Sahin
bakıslı - Davul calan isitmez - Hatiften nida mı geldi - Parayı denize attı - Hırsından boğuluyor -
Aramakla ele geçmez - Din-i mubin uğruna - Đlmullah her seyi muhittir - Zuhurata tabi ol -
Bihude seylerin terki aklın kemalidir - Ab u dane serpilir insanı kısmet gezdirir - Ab-ı pake ne
zarar vakvaka-i kurbağadan - Gah olur gurbet vatan gahi vatan gurbetlenir.
3-
Kimi sozler yanlıs bicimlerle verilmistir. Sinasi'de de bulunan:
Faide zararın kardasıdır.
sozu gibi ki doğrusu sudur:
Kar zararın kardasıdır. (ortağıdır)
Nitekim Sinasi ayrıca kar zararın kardasıdır ve Tekezade M. Sait kar ziyanın kardasıdır
sozlerini de almıslardır. Bunun gibi:
Astarı yuzune uymaz - Astarı yuzunden pahalı.
sozleri, su yanlıs bicimlerle de yazılmıstır:
Yuzu astarına uymaz - Yuzunden astarı pahalı.
Bu eserde bir de pabucuna kum dolar sozu gecmektedir. Bizim bildiğimize göre bir bölge
deyimi olan bu sozun doğrusu da pabucuna tas kacmak'tır.
KAMUS-Đ TURKĐ (Semsettin Sami)
Hicri 1317 (1899)'de basılmıs olan bu eserde atalarsozu terimi ata maddesi icindedir ve darbı
mesel diye karsılanmıstır. Darb maddesi icinde bulunan darb-ı mesel ise soyle tanımlanmıstır:
Mebni alelhikaye olup misal gibi irat olunan meshur soz.
Buna gore her atasozunun bir hikayeye dayanması gerekir. Atasozleri icinde her ne kadar:
Yalancının evi yanmıs, kimse inanmamıs.
gibi hikayeye dayananlar varsa da bu, butun atasozleri icin gerekli değildir. Nitekim:
Ak akçe kara gün içindir.
Yoldan kal yoldastan kalma.
gibi atasözleri hikayeye dayanmaz.
Ote yandan, hikayeye dayandığı halde atasozu olmayıp deyim olan sozler de vardır:
Baklayı ağzından cıkarmak.
Hosafın yağı kesildi... gibi.
ATALAR SOZLERĐ (Azerbaycan Edebiyat Cemiyeti)
1926'da cıkarılan ve icinde 2000'e yakın soz bulunan bu esere hem atasozleri hem baska
sozler karısık olarak alınmıstır. Kendimiz bir ayırma yaparak her iki cesitten ornekler gösterelim.
Atasözlerinden örnekler:
Anasına bak kızını al, kırağına bak bezini al.
Od dustuğu yeri yandırır.
Cobanın gonlu olsa tekeden peynir dutar.
Hayır soyle konsuna hayır cıksın karsına.
Su aktığı yerden bir de akar.
Baska sozlerden ornekler:
Hata senden ata benden - Sayalım fırsatı ganimetten - Suya aparıp susuz getirir - Köhne
hamam köhne tas - Uzun sozun kısası - Kah nala doğur kah mıha - Kaza attım koza değdi.
KONYA VĐLAYETĐ HALKĐYYAT VE HARSĐYYATI (Sadettin Nuzhet ve Mehmet Ferit)
1926'da yayımlanan bu eserde atasozleri ve deyimler ayrı ayrı bolumlerde yer almıstır.
Darbımeseller (atasozleri) bolumunde 2057, tabirler (deyimler) bolumunde 279 soz vardır.
Darbımesel icin ozel bir tanım yapılmamıs, Ebuzziya'nın yazdıklarından bir parcası
yinelenmistir. Tabirler bolumunde soyle denilmektedir.
Meseller tam bir cumle veya fıkra halinde irat olunarak muhatabına faide-i tamme ifade
ettikleri halde tabirler çok kere terkib-i nakıs seklinde irat olunurlar. Mesela ates pahasına tabiri
doğrudan doğruya hicbir hadiseyi, hicbir hukmu ifade etmez. Ancak bu sene pamuk ates
pahasına cıktı dediğimizde pamuk fiyatının cok yukseldiğini ve musterileri ates gibi yaktığını...
tasavvur ediyoruz. Mat oldu, disine dayandı gibi bazı tabirlerde her ne kadar hüküm varsa da
bunların musnedun ileyh ve muteallikleri mahzuf olduğundan yine isidenlere tam bir mana is'ar
ve ifade etmezler.
1-
Burada tabir'in en onemli ozelliği olarak terkib-i nakıs biciminde bulunması gosterilmektedir.
Kimi tabirlerdeki hükmün özneleri ve tumlecleri bulunmadığı icin tam bir mana bildirmediği de
söylenmektedir.
a) Deyim için terkib-i nakıs tanımı cok yetersizdir. Yukarıda gorulduğu gibi (Bkz. 2, A, 3)
deyimler terkip'ten baska bicimlerde de, tumce durumunda da bulunabilirler.
b) Mat oldu gibi sozlerin ozneleri ve tumlecleri bulunmadığı icin deyim sayılmaları anlasılır
sey değildir: Ahmet satrancta mat oldu denilirse mat oldu sozu deyim olmaktan cıkacak
mıdır?
2-
Bu kitaptaki derlemelere gelince: Atasözleri bölümünde gerçek atasözleri arasında atasozu
olmayan bircok soz de vardır:
Atasözlerinden örnekler:
Bir elin nesi var, iki elin sesi var.
Sağ bas yastık istemez.
Dağ dağa kavusmaz, insan insana kavusur.
Kuruların yanında yaslar da yanar.
Atasözleri bölümünde gösterilen, ama atasozu sayılamayacak olan sozlerden ornekler:
Pismis paca gibi sırıtma - Kecesini sudan cıkardı - Tükürdün bir tükrük - Ar, namus tertemiz
- Sen bir yana, dünya bir yana - Bir cıktı, pir cıktı - Cavdara girmis it gibi basını kemerleme -
Dokuz öküz ile bir mağarada mı kaldın - Ab u dane serpilir, insanı kısmet gezdirir.
Deyimler bolumune de deyim olan ve olmayan sozler vardır. Ornekler:
Aldı fitili - Ates pahasına - Đpe un serer - Tüy dikti - Basmakalıp - Baba ocağı - Ümmetsiz
peygamber - Hoca Nasrettin - Yaygarayı bastı - Đğne gibi
K Billur gibi - Küp gibi - Yılan gibi - Atak - Kalp - Kaçak.
TURK LUGATĐ (Huseyin Kazım KADRĐ)
Buyuk Turk Lugati adıyle anılmakta olan bu eserin birinci cildi 1927'de, ikinci cildi 1928'de
Maarif Vekaletince, üçüncü cildi 1943'te, dördüncü cildi 1945'te Türk Dil Kurumunca
bastırılmıstır. Bircok maddelerinde darbımeseller baslığı altında verilmis olan sozlerin sayısı
6200'den artıktır. Kitapta atasozleri ve mesel icin tanımlar da yapılmıstır.
1-
Atasozleri soyle tanımlanmıstır: Ecdattan nakil ve rivayet edilen sozler ve oğutler; durub-i
emsal.
Mesel icin de Littre'nin yaptığı tanım, -Ebuzziya'nın cevirisi biraz değistirilerek- verilmistir:
Sayi ve mutedavil ve bir hikmeti mutazammın olan soz, efvah-ı nasta deveran ve az kelime ile
tefhim-i meram eden kavildir ki kaide-i külliyye hükmündedir.
Bu tanımlar, bizim acıklamalarımız ve tanımımızla karsılastırınca (Bkz. 1, A, B, C) aradaki
farklar belirecektir.
2-
Darbımeseller baslığı altındaki sozler icinde hem atasozleri, hem deyimler bulunduğu gibi ne
deyim ne atasozu olan sozler de vardır. Sozleri niteliklerine gore sınıflandırarak her uc cesit icin
örnekler gösterelim.
Atasözlerinden örnekler:
Acı patlıcanı kırağı calmaz.
Ak gun ağardır, kara gun karardır.
Eden bulur.
Hayır dile esine, hayır gelsin basına.
Bas yarılır bork icinde, kol kırılır yen icinde.
Can cümleden aziz.
Dikensiz gül olmaz.
Deyimlerden örnekler:
Kuyruk acısı - Kadın kadıncık - Basına buyruk - Đki eli kandadır - Ak ile karayı secti - Vur
abalıya - Yan çizdi - Uc nal ile bir ata kaldı - Bir baltaya sap olur - Basında kavak yeli esiyor -
Can kulağıyla dinliyor.
Atasözü ve deyim olmayan sözlerden örnekler:
Đki okuze bir saman verecek hali yok - Basına celenk takarım - Arından yere gececek - Fırsat
gözetir - Ev sahibinin dolasması misafire karsı faidedir - Bir bunda beni bir dahi mahserde
görürsün - Zalim yine bir zulme giriftar olur ahır: Elbette olur ev yıkanın hanesi viran.
3-
Kitaba alınan sozler icinde yanlıs olanlar da az değildir. Ornekler:
Açma kutuyu söyletme kötüyü.
Evladını doğmeyen sonra dizini doğer.
Bir elin samatası cıkmaz.
Tilki masalı okur.
Bunların doğruları soyledir:
Actırma kutuyu soyletme kotuyu.
Kızını dovmeyen dizini dover.
Bir elin nesi var, iki elin sesi var.
Kurt masalı okumak.
4-
Kimi sozler de iki bicimde yazılmıstır. Bunların biri doğru, oteki yanlıstır:
Bir ayağı cukurda - Đki ayağı cukurda.
Vur dedimse öldür demedim ya - Vur demeden öldürür.
Korkunun ecele faydası yoktur - Korkunun ecele faydası coktur.
Bir çiçekle yar olmaz - Bir bulutla kıs olmaz.
ATALAR SÖZÜ (Sadi G. KIRlMLI)
Selim Nuzhet Gercek'in onsozu ve bibliyografyası ile 1939'da yayımlanmıs olan bu eserde
2742 atasozu ve 2140 deyim, ayrı ayrı bolumlerde verilmistir. Kitabın onsozu soyle baslıyor:
Atalar sozu ağızdan ağza dolasan ve az kelime ile cok mana ifade eden soz demektir.
1-
Atasozlerinin ozellikleri uzerine yukarıda yaptığımız acıklamalar bu tanımın eksiklerini
ortaya koyacağı icin burada o ozellikleri yinelemeyeceğiz. Su kadar soyleyelim ki bu tanıma
gore ayaklı kutuphane, asık suratlı, yan cizdi, sağı solu yok gibi sozleri atalarsozu saymak
gerekir.
2-
Bu eserde tabir (deyim) icin hicbir tanım yoktur. Ancak onsozde sunlar vardır:
Atalarsözü ve tabirler, her ne kadar zahiren birbirlerine benzerlerse de aralarında oldukca
muhim bir fark vardır. Bu sebepten biz onları bu risalede ikiye ayırmaya calıstık.
Kitapta, iki soz cesidi arasındaki oldukca muhim farkın ne olduğu acıklanmamıs, iki soz
cesidini ayırma isine ozel bir onem verildiği halde atasözleri bölümüne birçok deyimler,
deyimler bolumune bircok atasozleri konulmustur. Su sozler -yanlıs olarak- atasözleri
bölümünde yer alanlardan birkaç örnektir:
Alan da pisman satan da - Borç benim kasavet senin mi - Davul calsan isitmez - Delik büyük
yama küçük - Emeği sağdıc emeğine dondu - Gökte ararken yerde buldu - Gozun ustunde kasın
var dedirtmez - Korler mahallesinde ayna satmağa benzer - Mal benim değil mi denize atarım -
Nefsine kıyas et - Taraveti giden yemisin hazmı guc olur - Sükütu mera-i dana hasmını ilzam
için saklar.
Görülüyor ki bu sözlerin kimisi deyimdir; kimisi ise ne atasözü ne deyimdir. Atasözleri
bolumunde yer alması gerekirken deyimler bolumunde gosterilen sozlerden ornekler:
Azıcık asım kaygısız basım.
Bin nasihatten bir musibet yeğdir.
Dusmez kalmaz bir Allah.
Ekmeden biçilmez.
Her yiğidin yoğurt yiyisi vardır.
Hıyar akcesiyle alınan eseğin olumu sudan olur.
Huy canın altındadır.
Oğlumu doğurdum ama gonlunu doğurmadım.
Tırnağın varsa basını kası.
Yalancının evi yanmıs kimse inanmamıs.
3-
Bu eserde aynı sozun iki ayrı soylenisinden birinin atalarsozu, otekinin deyim olarak
gosterildiği de vardır. Orneğin, atalarsozu bolumundeki:
Huy canın altındadır, can cıkmadıkca huy cıkmaz.
Sen ağa ben ağa bu ineği kim sağa.
sozleri, deyimler bolumunde su bicimlerde bulunmaktadır:
Huy canın altındadır.
Sen dede ben dede bu atı kim tımar ede.
:::::::::::::
TURKCE TABĐRLER SOZLUĞU (Mustafa Nihat OZON)
1943'te Đstanbul'da Ahmet Sait Matbaası'nda basılmıs ve Remzi Kitabevi'nce yayımlanmıstır.
44 artı 400 sayfadır. Đcin de 4000'e yakın deyim vardır. Yazar, bu sozlukteki deyimleri, adlarını
verdiği 7 eserden toplamıs; bunlardan bircoğunun metinler icinde kullanılısına ornek secmek icin
de yine, adlarını verdiği, 15. yuzyıldan gunumuze kadar yazılmıs 87 yapıttan yararlanmıstır.
Kitabın onsozunde deyim''in nitelikleri su sozlerle belirtilmektedir:
Tabir ile, birden fazla kelimenin vucuda getirdiği anlam demek istiyoruz. Tek kelimenin,
manasındaki tabir kılığında gorulen anlam sozcuklerce kaydedilebilir. Onun icin, biz bu kitabın
duzenlenmesi sırasında bu esası tuttuk. Tabirlerde, cokluk mecaz ve kinaye bulunmakla beraber,
tek kelimenin mecazlı ve kinayeli kullanılısı o kelimenin bir tabir halini alması sayılamaz.
1-
Deyim, birinci tumcede anlam olarak, son cumlede soz olarak dusunulmektedir. Bu noktaya
değindikten sonra deyimin anlam olarak nitelenmeyeceğini kitaptan rasgele aldığımız bir ornekle
acıklayalım: Kitapta karısık ve felaketli zaman sozleriyle belirtilen bir anlam var. Birden çok
sozcuğun olusturduğu bu anlama deyim adı verilebilir mi? Suphe yok ki hayır! Ama bu anlamın
ozel kalıbı olan ana baba gunu bicimindeki soze deyim adı verilir.
2-
Mustafa Nihat Ozen yukarıya aldığımız sozlerinin son cumlesinden de anlasılacağı uzere- tek
sozcuğu deyim saymamaktadır. Su halde kitabında deyimler arasına boyle sozcukleri almaması
gerekirdi. Oysa bunları da almıstır. Đste ornekleri: Acıktan - Açmaz - Ağalık - Ağızdan - Akılca -
Akıllı - Aksamcı - Aptessiz - Arkalı - Arkalık - Arkasız - Ardınca - Asılası - Aylıklı - Azıcık -
Baba - Babacan - Babaç - Babalı – Bacaksız - Baslıca - Baslıksız - Bastakiler - Bastan - Belalı -
Besmelesiz - Beyinsiz - Bican - Billah - Birlik – Birden - Biri - Bogazlı - Boğazsız - Bosuna -
Boydan - Boysuz - Buyur - Buyurun - Can - Candan - Cangah - Canım - Ça- mur - Çenebaz -
Çeneli - Çulsuz - Dağlarca - Delismen - Dilbaz - Dillenmek - Dilli - Eyvallah.
3-
Ozon soyle demektedir:
Atasozleri ile tabir arasındaki farkı kısaca soyle anlatmak kabildir: Atasözleri bir hüküm
anlatır tabir ise bir durum bildirir. Dumanlı hava aramak (kurt dumanlı havayı sever).
-Ayağıyla gelmek (ayağıyla gelene olum olmaz). - Alcak esek (alcak eseğe kim olsa biner). -
Ayağı tastan sakınmak (itin ayağını tastan mı sakınıyorsun?). - Altın anahtar (altın anahtar her
kapıyı acar) vb.
a) Burada ayrac dısındaki sozlerin deyim, ayrac icindekilerin de atasozleri orneği olarak
verildiği anlasılıyor. Ancak Đtin ayağını tastan mı sakınıyorsun? sozu, atasozu değil,
deyimdir. Ayağı tastan sakınmak diye bir deyim de yoktur.
b) Atasozleri bir hukum anlatır denmekle atasozlerinin gercek ayırıcı ozelliği belirtilmis
olmuyor. Cunku bir hukum (yargı) bildirmesine karsın atasozu olmayıp deyim, ya da
bayağı soz olan sayısız tumce vardır. Bunu, Ebuzziya'nın Durubi Emsal-i Osmaniyye'sini
incelerken de acıklamıstık.
c) Ozon, atasozlerini tanımamız icin atasozleri bir hukum anlatırdan baska olcu de
vermiyor. Bu olcuye gore, kitapta deyimler arasında bulunan:
Acmaza dusmek.
Ağızdan cıkanı kulak isitmemek.
Önayak olmak. gibi sözler,
O acmaza dustu.
Filancanın ağzından cıkanı kulağı isitmiyor.
Bu ise ben onayak oldum.
biciminde yargı bildiren kılıklara girerlerse atasozu sayılacaklar.
Yine bu ölçüye göre kitapta deyim olarak gösterilen:
Çingene haraccısına benzer.
Onunla cennete bile gitmem.
Olur olmaz dua ile defulacak bela değil.
gibi sozler, yargı bildirdikleri icin, atasozudurler(!)
4-
Yalnız deyimleri icine almak uzre hazırlanmıs olan bu eser de atasozleri de yer almıstır:
Ahlatın iyisini dağda ayı yer.
Armudun iyisini ayı yer.
Allah sekizde verdiğini dokuzda almaz.
Anasına bak, kızını al.
Bes parmak bir değil.
Can cümleden aziz.
Çocuktan al haberi.
El mi yaman, bey mi yaman?
5-
Deyimler arasında, deyim olmayan bircok soz bulunmaktadır. Ornekler: Acı patlıcan - Zehir
gibi acı - Aç kurt (gerçek anlamda) - Dükkan açmak - Ağır hastalık - Ağır is - Kalp akçe (gerçek
anlamda) - Akıl kabul edecek sey değil - Aksam namazı (gercek anlamda) - Vallah - Billah -
Bismillah - Elhamdülillah - Estağfurullah - Fesüphanatiah - Đbadullah - Đnsallah - Veliyyullah -
Min tarafillah - Baç almak - Kız atmak - Arap atı (gercek anlamda) - Av kusu (gercek anlamda) -
Toz almak - Boy entarisi - Đs buyurmak - Ne buyurulur - Buyurun gidelim - Gene buyurun
insallah - Bokluca bülbül (gerçek anlamda) - Temel çivisi (gerçek anlamda) Ay gördüm Allah
amentü billah, aylar mübarek olsun elhamdülillah.
:::::::::::::
TURK ATA SOZLERĐ (Mustafa Nihat OZON)
1952'de yayımlanan birinci baskısı 8257 numaralanmıs atasozu ile 1470 numaralanmamıs
deyimi, 1956'da yayımlanan ikinci baskısı 8600 numaralanmıs atasozu ile 2250 numaralanmamıs
deyimi icine alan bu eserin onsozunde simdiye kadar cıkmıs olan belli baslı atasozu kitaplarında
gorulmus olanların toplandığı soylenmekte ve kaynaklar soylece belirtilmektedir: Velet Đzbudak
tarafından yayımlanan Atalar Sozu, Sinasinin, Ebuzziya'nın, Vefik Pasa'nın atasozlerini derleyen
kitapları, Divanu Lugat-it Türk ve Lehçe-i Osmani.
Yazar, Sinasi'nin atasozu icin soylediği hikmet-ül-avam tanımını benimsemekte Ebuzziya'nın
atasozuyle deyim icin verdiği tanımları da kabul etmis gorunmektedir. Bundan baska iki cesit
sozu ayrı ayrı gostermek icin atasozlerini kitabın metnine deyimleri de sayfa altlarına koyduğunu
bildirmektedir.
Simdi dusuncelerimizi sıralayalım:
1-
Atasozleri bolumunde pek cok deyim ve baska soz vardır. Asağıdaki maddeler, atasozleri
bolumunde karısık olarak yazılı bulunmaktadır. Biz bunlar arasından on tane atasozu secerek
listenin on sırasına alıyor, arkasından da atasozu olmayanları veriyoruz:
Đki el bir bas icindir.
Bal bal demekle ağız tatlılanmaz.
Korun isteği bir goz, ikisi olursa ne soz.
Yoldan kal, yoldastan kalma.
Davacın kadı olursa yardımcın Allah olsun.
Can cıkar, huy cıkmaz.
Say beni, sayayım seni.
Akacak kan damarda durmaz.
Et tırnaktan ayrılmaz.
Mal canın yongasıdır.
Kancayı taktı - Ocağı sondu - Mekik gibi seğirdir - Islak kargaya donmus - Cin gibi aklı var -
Aramakla ele geçmez - Parası cok aklı az - Diliyle yakalandı - Çaylak yavru kapar gibi - Eser
savurur - Horoz ibiği gibi bir yana sallanır - Mecnun gibi beyabanda gezer - Yaka yıka
bitiremedi - Gavur gemisi gibi yan gider - Yaz yağmuru gibi gelir gecer - Hancı tavuğu gibi
yolcu artığından gecinir - Pacaları sıvayıp da giristi ise - Kulağında davul calınır - Cennet kusu,
bir seye aklı ermez zavallı - Baba oğlunun fenalığını istemez - Lakırdı ile is bitmez - Fen söz
çekilmez - Ceviz ile ekmek yemesi, güzel ile muhabbet etmesi iyi olur.
Görelim ayine-i devran ne suret gösterir.
Kesilse ristesi sem'in ziyası artar eksilmez.
Gonuldendir sikayet kimseden feryadımız yoktur.
Cahilin alim katında sozunun miktarı yok,
Kendi esek, giydiği cul, basının yuları yok.
Cehd eyle malını etme israf,
Dusmana kalırsa da dosta olma muhtac.
2-
Deyimler bölümünde pek cok atasozu ve baska soz vardır. Asağıdaki maddeler deyimler
bolumunde karısık olarak bulunmaktadır. Biz bunlar arasından on tane deyim secerek listenin on
sırasına alıyor, arkasından da deyim olmayanları veriyoruz:
Aralığa gitmek - Bas goz etmek - Çantada keklik - Dirsek çevirmek - Eski goz ağrısı - Đcli
dıslı - Kapağı atmak - Kor doğusu - Su götürür - Uzun uzadıya.
Gorunuse aldanma.
Amca, baba yarısı.
Deliden uslu haber.
Soran yanılmamıs.
Yasa yasa gor temasa.
Kavganın iyisi olmaz.
Yarım elma gönül alma.
Bir inat bir murat.
Varak-ı mihr u vefayı kim okur kim dinler - Vera-yi perdede esrar var zuhur edecek - Uyku
geldi bedene ne mutlu kalkıp gidene - Gele gide - Vaktinde gerek - Bildiğin gibi değil - Soygun
vermis abdala dondu - Tazıya donmus - Yabanın ayısı - Küp gibi - Çiçek gibi - Yılan gibi - At
gibi - Esek gibi calısır - Đpliğe bamya dizer gibi - Kediyle köpek gibi - Daha çelik çomak oynar -
Söz anlamaz - Allame kesildi - Cattık belaya mustef'ilatun - Dediği geldi cıktı.
3-
Aynı nitelikte olan, dahası kimi sozcuk ve cekim değisikliğinden baska aralarında ayrım
bulunmayan pek cok maddeler kitabın hem atasozleri bolumunde, hem deyimler bolumunde
gosterilmistir:
Adı kaale alınmaz. (Atasozleri bolumundedir)
Adı kaale gelmez. (Deyimler bolumündedir)
Canak acıyor. (Atasozleri bolumundedir)
Çanak tutmak. (Deyimler bölümündedir)
Cıktı dokuza inmez sekize. (Atasozleri bolumundedir)
Binmis dokuza inmez sekize. (Deyimler bolumundedir)
Atın urkeği yiğidin korkağı. (Atasozleri bolumundedir)
Atın dorusu yiğidin delisi. (Deyimler bolumundedir)
Dolap beygiri gibi döner. (Atasözleri bölümündedir)
Değirmen beygiri gibi dolasır. (Deyimler bolumundedir)
El yumruğunu yemeyen kendini kahraman sanar. (Atasozleri bolumundedir)
El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu değirmen tası sanır. (Deyimler bolumundedir)
Anasından emdiği sut burnundan geldi. (Atasozleri bolumundedir)
Anamdan emdiğim sut burnumdan geldi. (Deyimler bolumundedir)
Deliden al uslu haberi. (Atasözleri bölümündedir)
Deliden uslu haber. (Deyimler bölümündedir)
Kurtla koyun kılıcla oyun. (Atasozleri bolumundedir)
Kurtla koyun bir arada olmaz. (Deyimler bölümündedir)
Acı acıyı bastırır. (Atasozleri bolumundedir)
Acı acıya su sancıya. (Deyimler bolumundedir)
Sağlık hastalık bizim icin. (Atasözleri bölümündedir)
Hastalık sağlık bizim icin. (Deyimler bolumundedir)
Yiğidim yiğit olsun da durağım calı dibi olsun. (Atasozleri bolumundedir)
Erim er olsun da yerim calı dili olsun. (Deyimler bolumundedir)
Her tarladan bir kesek. (Atasözleri bölümündedir)
Her tarladan bir nakil, her adamdan bir akıl. (Deyimler bolumundedir)
Horoz akıllı adam. (Atasozleri bolumundedir)
Horoz akıllı. (Deyimler bolumundedir)
Kazanırsan dost kazan, dusmanı anan da doğrur. (Atasozleri bolumundedir)
Kazanırsan dost kazan. (Deyimler bölümündedir)
Seriat zahiredir. (Atasozleri bolumundedir)
Seriat zahire hukmeder (Deyimler bolumundedir)
Var Marko Pasa'ya derdini yan. (Atasozleri bolumundedir)
Derdini Marko Pasa'ya anlat. (Deyimler bolumundedir)
4-
Mustafa Nihat Ozon, kaynak olarak sectiği eserlerde ne varsa, hic bir değerlendirme
suzgecinden gecirmeyerek hepsini almıstır. Bundan dolayı:
a) Kaynaklarda kimi zaman yanlıs, değisik bicimlerle yazılı bulunan aynı soz, bu kitapta da
-doğru ve yanlıs olarak- birkaç kez yer almıstır.
b) Kitaba ne atasozu ne de deyim olan bircok sozler girmistir.
Bu durum, kitaptaki soz sayısını, gereksiz yere, coğaltmıstır.
5-
Ozon, kaynaklarının yapmadığı bir isi yaptığını, yani atasozleriyle deyimleri ayrı ayrı
gosterdiğini soylemektedir. Ama yukarıda ornekleriyle gosterdiğimiz gibi bu bir ayırma değil,
karıstırma olmustur.
:::::::::::::
TURK ATASOZLERĐ VE DEYĐMLERĐ (Feridun Fazıl TULBENTCĐ)
Mart 1963'te cıkan bu eser 402 sayfadır. Đcinde numaralanmıs 15080 soz bulunmaktadır.
Toplayan (Tulbentci) soyle demektedir: Ata sozleri ile deyimleri birbirlerinden ayıranlar ve bu
suretle kitaplarında bir tasnif yapan yazarlar olmustur. Ancak vucuda getirdikleri kıymetli
eserlerinde bu farkı cok guzel ifade ettikleri halde tasnifte hataya dusmusler, deyimlerle ata
sozlerini ister istemez birbirine karıstırmıslardır. Biz, Turk Atasozleri ve Deyimleri adını
verdiğimiz bu kitapta eslafa uyarak herhangi bir tasnif yapmak cesaretini kendimizde goremedik.
Bu duruma göre eserde atasözleriyle deyimlerin birbirine karıstırılıp karıstırılmadığı konusu
uzerinde durmayacağız. Uzerinde duracağımız noktalar sunlardır:
1-
Onsozde Sinasi'nin durub-i emsal tanımı beğenilmekte ve benimsenmektedir. Biz ise,
yukarıda gorulduğu uzere, bu tanımı yetersiz bulmustuk.
2-
Yine önsözde atalar sözü umumiyetle bir hüküm ifade eder denilmektedir. Bu da
Ebuzziya'nın tanımında bulunan bir gorustur ki yukarıda elestirmistik.
3-
Kitapta atasozleriyle deyimlerin ayrı ayrı gosterilmediği bildirildiğinden bu konu uzerinde
durmayacağımızı soylemistik. Ancak eserin onsozunde atasozleri ornekleri arasında:
Mart havası gibi bir halde durmaz.
sozu de gorulmektedir. Bunun atasozu olmadığı acıktır.
4-
Tulbentci, eserini sunarken icinde 15 binden fazla ata sozu ve aynı değerde deyim vardır ki
simdiye kadar nesredilmis olanların soz adedi bakımından en zenginidir diyor. Bizim gorusumuz
sudur ki kendisi de, M.N. Ozon gibi, kaynaklardaki sozleri değerlendirip elemediği icin kitaba
giren soz sayısı coğalmıstır. Bir eleme yapsaydı, bunların bircoğu kitaba girmeyecekti. Orneğin,
kitabın hemen basında 1, ve 2 numara ile gosterilen:
1- Ay ay doğmus.
2- A benim ruh-ı revanım seven olsun mu seni?
sozleri, deyimler arasında da atasozleri arasında da yer alamaz.
Kitabın sonunda ise su sozler var:
15076- Zülf-i yar.
15077- Zülf-i yara dokunacak lakırdı soyler.
15078- Zülf-i yara dokundu.
15079- Zülf-i yara dokunma.
15080- Zülf-i yara dokunur.
Bunlara ve benzeri orneklere ayrı ayrı yer ve numara verildikten sonra 15080 sayısını
25080'e, 35090'a yukseltmek isten değildir. Cunku yukarıda gorulen cekimli bicimler arasına,
sozgelisi:
Zütf-i yara dokunmus.
Zülf-i yara dokunuyor.
Zülf-i yara mı dokunayım?
Zülf-i yara dokunsa ne cıkar.
Zülf-i yara dokunmasın.
gibi cumleler de katılabilirdi.
Doğrusu ise sadece zulf-i yara dokunmak diye bir deyim göstermekti.
5-
Bu eserde ne atasozu ne de deyim sayılamayacak bircok soz bulunmaktadır. Đste ornekleri:
Bab-ı humayun kapısı - Çelik gibi sert - Dana yediği tası bilir - Denaet, rezalet - Hepsi bitti
de o mu kaldı - Her sözünde bir nükte var - Irgat gibi calısır - Irk ve nesli pak - Iskatcı hoca -
Islak tavuk - Đci baska dısı baska - Đlim yalnız cehli giderir - Đlim yumusak dosekte yatmaz -
Kargir iratları mı var - Kartal'a varıyor - Kartalha giriyor - Ovada kus ucar - Yar u ağyar -
Yetimin hakkını yiyen berbat olur - Orasın saki-i gulcehrenin ibramı bilir.
6-
Kaynaktaki eski yazının yeni yazıya cevrilirken doğru okunamamıs olmasından ya da
kaynaktaki yanlıs sozlerin olduğu gibi alınmıs bulunmasından, bu eserde epey yanlıs soz vardır.
Ayrıca, bunların kimisi ne atasozudur ne de deyim.
Örnekler:
Cağrılan yere arınma, cağrılmayan yere gorunme.
(Arınma değil `erinme okunacaktr. Erinmek, usenmek demektir.)
Kucuk iser, buyuk dayanır duser.
(Dayanır değil tayınır okunacaktı. Tayınmak ayağı kaymak demektir.)
Boruda pesrev olmaz, ne cıkarsa bahtına.
(Zurnada olacaktı. Kitapta doğrusu da vardır.)
Kart ağacın bukulmesi guc olur.
(Ağac yasken eğilir, olacaktı. Kitapta doğrusu da vardır.)
Ab ve dane serpilir, insanı kısmet gezdirir.
(Ab u dane ... okunacaktı.)
Saf na'l dur endiselerin matmaı nazarlarıdır.
(saff-ı nial, dur-endiselerin matmah-ı nazarlarıdır okunacaktı. Đlerisini dusunenler bir kurulun
hep asağı tarafında oturmak isterler demektir.)
Đlim, ilmi Altahtır.
(ilmullah okunacaktı.)
Hem silahlı hem kulahlı.
(Gece silahlı gunduz kulahlı olacaktı. Kitapta doğrusu da vardır.)
Đnsan okurken yanılır.
(Hoca, ya da imam- okurken yanılır olacaktı.)
Kesesine guvenen borazancı bası.
(Nefesine guvenen borazancı bası olur olacaktı. Kitapta nefesine elverirse borazancı bası ol
diye doğru bir bicim de vardır. Sinasi'nin kitabından alınan bu sozdeki nefesine sozcuğunu Sadi
G. Kırımlı, `Atalar Sozu adlı eserine gecirirken yanlıs olarak `hefsine diye okumustur.)
TURK ATASOZLERĐ
(Milli Kutuphane Genel Mudurlugunce hazırlanmıstır)
Onsozunu Adnan Otuken'in yazdığı bu yapıt, Milli Eğitim Bakanlığı'nın Bin Temel Eser
dizisi arasında 1971'yılının Ocak ve Subat aylarında iki cilt olarak yayımlanmıstır.
Dizinin 47'ncisi olan birinci cilt, 15 sayfalık onsozden sonra 200 sayfadır. Đcinde A-G
harfleriyle baslayan 5411 soz bulunmaktadır. Dizinin 48'incisi olan ikinci cilt ise 201-391
sayfadır. G-Z harfleriyle baslayan sozleri kapsamakta ve 10730'uncu soz ile sona ermektedir.
Kitaba altı sayfalık bir bibliyoğrafya ile dokuz sayfalık bir sozluk eklenmistir.
Elestirmelerimizin ayrıntılarına girmeden once soyleyelim ki bu kitap, Milli Eğitim
Bakanlığı'nın temel eserleri arasında cıktığına gore her bakımdan olgun ve bu konuda simdiye
değin cıkarılanlardan ustun olmalı idi. Oyle olmamıs, bircoklarının gerisinde kalmıstır.
Elestirilerimizi sıralayalım:
1-
Adnan Otuken'in yazdığı onsozde atasozunun ve deyimin tam, doğru tanımları yapılamamıs;
bu kavramlar, bulanık anlatımlarla birbirine karıstırılmıstır.
Đlk satırlarda atasozu icin soyle bir tanım vardır; Atasozu umumi bir adlandırmadır. Bunun
icerisinde darbımeseller ve tabirler = deyimler yer alır. Darbımesel, cesitli sekilleriyle her seyden
önce bir hüküm ihtiva eder.
Đkinci sayfada bununla celisen su dusunce ileri surulmustur: Hukum ihtiva eden atasozu
denmesi ve bunların dısında kalanların da deyim adıyla adlandınlması doğru olur.
Birinci tanıma gore darbımesel, hukum ihtiva eder. Đkinci tanıma gore hukum ihtiva eden
soz, atasozudur: Oyle ise tarbımesel = atasozu olmaktadır. Oysa soze baslanırken atasozunun
hem darbımeseli hem de deyimi icine aldığı belirtilmisti. Onsozun son sayfasındaki on binden
fazla atasozu (darbımesel ve tabir) bir araya getirildi tumcesinin yazılısından da atasozunun
darbımesel ile esanlamlı sayılmadığı ve deyimin, atasozu kavramının kapsamı icine alındığı
halde darbımeselin bu kapsam dısında bırakıldığı anlasılıyor.
Ote yandan yine onsozde atasozleri icin ayrı, deyimler icin ayrı ornekler veriliyor; böylece
birbirinden ayrılabilen iki soz cesidinin bulunduğu kabul edilmis oluyor.
Bu ikili ve karısık gurusun etkisi, kitabın adında da kendini gosteriyor: Dıs kapakta Turk
Atasozleri ve Deyimleri, ic kapakta Turk Atasozleri yazılıdır.
2-
Önsoz yazarı, atasozu tanımında kullandığı hukum ihtiva eder olcusunu Ebuzziya'dan
almıstır. Atasozu icin bir hukmu tazammun eder olcusunu veren Ebuzziya'dır. Hukum tasımanın
atasozu tanımında doğru bir olcu olmadığını, yukarıda, rahmetlinin Durub-i Emsal-i
Osmaniyye'sini elestirirken ortaya koymustuk. (Bkz. s. 60).
Atasozu hukum ihtiva eder dusuncesini benimsemis olan onsoz yazarı, ornekler sıralarken:
Kanımı kuruttu - Tası sıksa suyunu cıkarır - Okuz oldu, ortaklık ayrıldı... gibi sozleri deyim
olarak göstermekle dusuncesinin tersi olan bir davranısta bulunmustur. Cunku sozler hukum
ihtiva ettiklerine gore, yazarca, atasozu sayılmalı idiler; ama deyim olarak verilmislerdir.
(Doğrusu da deyim olduklarıdır.)
3-
Önsözde deyimler için Deyimlerin esas karakteri (bir hal ifade etmek)tir. Bunlarda
darbımesellerde olduğu gibi hukum unsuru bulunmaz, denilmektedir. Bu da Ebuzziya'nın
olcusudur. Ebuzziya'nın sozleri soyledir: Tabir ıtlak eylediğimiz akval ise bir hali musavvirdir.
Anda meselin haiz olduğu hukum yoktdur. Deyimin boyle tanımlanamayacağını da daha once (s.
62-63) acıkladığımızdan burada o sozleri yinelemeyeceğiz.
4-
Onsozdeki: Darbımesel, bir vaka veya olusumun = meydana gelisin es veya benzer manasını
ihtiva eden bir halk dusuncesini veya felsefesini dile getir. Cumlesi de Ebuzziya'nın ve Sinasi'nin
dusunceleridir. Ebuzziya, darbımeseli acıklarken: Bir hadiseyi, bir emri temsil tarikiyle tarif,
Sinasi de: Durub-i emsal ki hikmet-ül-avamdır der. Biz Ebuzziya'nın bu sozlerini elestirirken
(Bkz. s. 60) temsili olan atasözleri gibi temsili olmayan atasozlerinin de bulunduğunu
gostermistik. Onsoz yazarı, ornek olarak sıraladığı atasozleri arasına temsili olmayan - yani
kendisinin tanımına uymayan;
Acele ise seytan karısır.
Cahile laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan güçtür.
Cok soyleyen cok yanılır.
Cok yasayan bilmez, cok gezen bilir.
sozlerini de almıstır. Demek ki temsile dayanan tanım eksiktir. Ayrıca Sinasi'nin hikmet-ülavam=
halk felseesi tanımındaki eksiklik uzerine yazdıklarımızı (s. 57-58) burada da anımsatmak
isteriz.
5-
Önsözde -yetersiz olmakla birlikte- atasozu ve deyim kavramları uzerinde durularak her soz
cesidi icin ayrı ayrı ornekler gosterilmesine karsın metinde atasozleri ve deyimler ayrı ayrı
bolumlerde verilmemis, butun sozler karısık olarak abece sırasına konulmustur. Bu da
atasozleriyle deyimleri ayırt etmeyi goze alamamanın belirtisi ve ayırt etmeyi basarabilmek icin
onsozde kesin olculer verilememis olmasının doğal sonucudur.
6-
Benzetmeli, mecazlı, nukteli her soz deyim değildir. Deyim sayılsa sanatcıların yapıtlarında
gorulen onbinlerce guzel sozun deyimler arasına alınması gerekir. Bu kitapta deyim olmayan,
dahası guzelliği bulunmayan yuzlerce -belki de binlerce- soz vardır. Ornekler gorelim:
Abdestsiz yere basmaz - Adamdan baska her seye benzer - Adımına yuz altın verse ayağımı
atmam - Ağızlanmıs - Ahmed'in okuzu gibi ne bakarsın - Anbardan yemeye benzer - Akrep gibi
hemen sokar - Arı gibi sokar - Asmağa goturseler bir parası yok - At gibi kisniyor - Ay parcası
gibi parlar - Ben seni severim gorduğum yerde - Elinde kezzap mı var acep - Yana yana -
Zaloğlu Rustem kesildi basımıza - Zannımız gibi cıkmadı - Zayıflamıs tazıya donmus - Zemheri
soğuğu gibi soğuk soyluyor.
7-
Her doğru soz, her bilgece soz, atasozu olmaz. Biraz once deyimler icin soylediğimiz gibi,
eski, yeni siirlerimizde; baska sanat yapıtlarımızda, ahlak, oğut kitaplarında, dusunurlerin
yazılarında bircok doğru sozler ve oğutler vardır. Bunlara atasozu denilebilseydi, atasozlerimizin
sayısı da on binleri bulurdu. Bu inceliğe dikkat edilmediğinden, kitap -tatsız, soğuk ve bircoğu
bilgece söz söyleme özentisi olan- rasgele gerceklerle, oğutlerle doldurulmus, soz sayısı bos yere
coğaltılmıstır. Bunun, atasozu anlayısını soysuzlastırmak gibi bir zararı da vardır. Kitaptaki bu
tür sözlerden örnekler:
Ac kiminle olsa savasır.
Adamın hayırlısı halka faydalı olandır.
Akıl bir ankadır.
Akıl tecrube ile kemal bulur.
Alim de bir cahil de bir, ikisi de Allahın kulu değil mi?
Amelsiz alim, elinde fener bulunan amaya benzer.
Balık sudan cıkınca hapı yutar.
Bir hüner-ver yuzyılda zuhura gelir.
Cahil olan vakitsiz öten horoz gibidir.
Dovulmek eseğe yarasır, edepsizlik etme.
Kaside sairlerin keskuludur.
Sebepsiz bağırmak deliliktir.
Sikke ve hutbe padisahlık siarıdır.
Terbiyesiz insan kalaysız kap gibidir.
Zuht u tekva bir ağactır ki koku kanaat, meyvası rahattır.
8-
Kitaptaki sozler arasında, derleyicinin hosuna gittiği anlasılan, divan edebiyatından alınmıs
dizeler de vardır. Bunların kimisi daha once cıkan kitaplardan olduğu gibi alınmıstır. Ne atasozu,
ne deyim olan bu dizelerin de kitaba alınmaması gerekirdi. Ornekler:
Akıl duser mi dustuğu zindana bir dahi?
Bakılmaz hatır-ı ahbaba hic dilber hususunda.
Bir kucuk su gorunur eskime nisbet derya.
Boyle saha kul olan ister mi azad olmayı?
Dert ile bimar olan elbette dermanın arar.
Ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil.
Gonuldendir sikayet kimseden feryadımız yoktur.
Hased-i kalb-i adüv lutf ile zail olmaz.
Hep cekticeğim kendi ceza-yi amelimdir.
Kande olsa asık-ı bicare cananın arar.
Kerem gördükçe ey Baki gedalardan rica atar.
Mangal kenarı kıs gununun lalezarıdır.
Muhabetten Muhammet oldu hasıl.
Padisahlar mulkunu elbette viran istemez.
Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır.
Sen herkesi kor alemi sersem mi sanırsın?
Bunlar arasında, kaynaklarda doğru olduğu halde bu kitaba yanlıs gecirilmis olanlar
bulunduğu gibi kaynaklara yanlıs alınmıs ve buraya değerlendirilip elenmeden aktarılmıs olanlar
da vardır. Kimisi, aruz bilen bir derleyicinin farkına vararak yapmayacağı yanlıslardır. Ornekler:
Ayağı yere mi basar zulfune berdar olanın.
(Neeati'nindir. Sinasi ve Ozon doğru olarak, Ayağı yer mi basar... diye almıslardır.)
Dahleden dinimize bari Müslüman olsa.
(Muselman okunmalı idi.)
Elde istidat olunca is kendini gdsterir.
(Đs kendini değil, kar kendindir.)
Mihneti zevk etmedir alemde hüner.
(Mihneti kendüyi zevk etmedir... olacak.)
Rakip ölsün de Mevla Cennet-i alasında yer versin.
(Cennet-i alada olmalı idi.)
Zalimin riste-i ikbalin bir ah keser.
(Doğrusu ikbalini dir.)
9-
Atasozlerinin ve deyimlerin genel olarak kalıplasmıs bir tek bicimi bulunduğunu, ancak kimi
sozlerin kalıplasmıs birkac bicimle soylendiğini biliyoruz. Bu kitapta ise bir tek kalıplasmıs
biçimi bulunan kimi sözler, ya doğru bicimiyle birlikte yanlıs bir bicimle de gosterilmis, ya da
sadece yanlıs bir bicimle verilmistir. Yanlıs bicimli sozlere ornekler:
Abdal abdalın ne umduğunu ister, ne bulduğunu.
(Vefik Pasa'da ve Uzon'de de boyledir. Doğrusu; Kardes kardesin ne olduğunu ister, ne
onduğunu.)
Ac olmez benzi sararır.
(Vefik Pasa'da ve Ozon'de de boyledir. Doğrusu; Borclu olmez benzi sararır.)
Adam kıtlığında keciye Abdurrahman Celebi derler.
(Doğrusu; Koyunun bulunmadığı yerde keciye...)
Ağac dalıyla gurler.
(Doğrusu; Ağac yaprağıyla gurler.)
Atesten korkan soğuk suyu ufler icer.
(Dvğrusu; Sutten ağzı yanan yoğurdu...)
Darılmıs kudurmustan beter.
(Doğrusu; Dadanmıs -alısmıs- kudurmustan beterdir.)
Đnsana kardes; gibi yar, Irak gibi diyar olmaz.
(Vefik Pasa'da ve Ozon'de de boyledir. Doğrusu; Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz.)
Zincirini biraz çekmeli.
(Doğrusu: Dizginini cekmek.)
10-
Onsozde bir atasozunun cesitli soylenisleri varsa bunlardan en cok yaygın olanı alındı
denilmektedir. Bu söz, kitabın metnine birkac bakımdan uymamaktadır. Asağıya aldığımız
orneklerde de goruleceği uzere:
a) Sozlerin yaygın olanı ile birlikte yaygın olmayanı da alınmıstır.
b) Alınan sozler arasında, az yaygın olmak soyle dursun -yukarıda gorulduğu gibi- atasözü
ve deyim olmayanlar pek çoktur.
c) Aynı sozun cok az değisiklikle, dahası olduğu gibi arka arkaya iki kez yazıldığı ve ayrı
ayrı numaralandığı da olmustur Ornekler:
Ac gezmekten ise tok olmek evladır.
Ac gezmekten ise tok olmek yeğdir.
Ac kılıca sarılır.
Ac olan kılıca sarılır.
Anasının ak sutu gibi helal.
Anasının sutu gibi helal.
Anasının nikahını ister.
Bir adımına anasının nikahını ister.
Basıbos bırakmaya gelmez.
Basını bos bırakmaya gelmez.
Bir yiğit ne kadar kahraman olsa sevdiğine yenilir.
Bir yiğit nice kahraman olsa sevdiğine yenilir.
Cin akıllı.
Cin akıllıdır.
Çul tutmaz.
Cul tutmazın birisi.
Dilimde tüy bitti.
Dilimde tüy bitti söyleyi söyleyi.
Eğri oturalım doğru konusalım.
Eğri oturalım doğru soyleselim...
Garib kusun yuvasını Tanrı yapar.
Garip kusun yuvasını Hazreti Allah yapar.
Helal mal kaybolmaz.
Helal mal zayi olmaz.
Gırbal ile su tasınmaz.
Kalbur ile su tasınmaz.
Kuru yanında yas da yanar.
Kurunun yanında yas da yanar.
Tımar sipahisi zuğurtledikce eski defteri yoklar.
Timar sipahisi zuğurtledikce eski defter yoklar.
Zebani kılıklı.
Zebani kılıklı bir hain.
Zulmü kendi nefsinedir.
Zulmü kendinedir.
588- Akrep etmez akrabanın akrabaya ettiğini.
589- Akrep etmez akrabanın akrabaya ettiğin.
1223- Asıklık asıkdaslık etmisler.
1224- Asıklık asıkdaslık etmisler.
2204- Bir ağızdan cıkan bir ağıza yayılır.
2205- Bir ağızdan cıkan bin ağıza yayılır.
2466- Borç benim kasavet senin mi?
2467- Borç benim kasavet senin mi?
3326- Darılmıs ise aksam kapaklı sahanları gondermesin.
3327- Darılmıs ise aksam kapaklı sahanları gondermesin.
4446- Elin ile koymadığın seye dokunma.
4481- Elinle koymadığın seye dokunma.
6240- Đki pilav arasında bir su gerek.
6241- Đki pilav arasında bir su gerek.
11-
Tümce olarak kurulmus deyimlerin kimisi eylemin yalnız bir cekimi ile kullanılır. Kimisi de
eyleminin turlu cekimleriyle kullanılabilir. Eyleminin turlu cekimleriyle kullanılabilen deyimler,
o eylemin mastarıyle gosterilmelidir ki deyimin cekimle değisen bicimlerini ayrı ayrı yazmak
gibi sakat yollara sapılmasın. Kitap, bu konuda bir yontem izlememistir.
Kimi deyimler gecmis zaman, kimi deyimler genis zaman, kimi deyimler simdiki zaman...
kipi ile, kimi deyimler mastarlarıyla yazılmıstır. Aynı deyimin birkac kiple gosterildiği de
olmustur. Orneğin, kitaptaki:
Ağzına tat bulastı - Akıntıya kurek ceker - Ardı arkası kesilmez - Zevkini cıkarır
deyimlerinin her biri, kalıplasmıs tek bicim değildir. Bunlar, sozgelisi:
Ağzına tat bulasır, agzına tat bulasacak.
Akıntıya kurek cekti, akıntıya kurek cekiyor.
Ardı arkası kesilmeyen, ardı arkası kesilmiyor.
Zevkini cıkaracak, zevkini cıkardım.
gibi baska cekimlerle de kullanılabilir. Bunlar, mastarlarıyla:
Ağzına tat bulasmak - Akıntıya kurek cekmek - Ardı arkası kesilmemek - Zevkini cıkarmak.
biciminde gosterilirlerse turlu cekimlerle de kullanılabilecekleri anlasılır. Bir cekimle
gosterilmis olan sozlerden ornekler:
Ata et, ite ot döker - Avucunu yalasın - Bağrına bastı - Bahtına kussun - Baklayı ağzından
cıkardı - Bam teline bastı - Basa guresir - Boğazımdan gecmedi - Can kulağı ile dinlesene - Çam
devirdi - Canak acıyor - Delilsiz dava görür - Dokuz doğurdu - Feleğe bas eğmez - Gozden dustu
- Her telden çalar - Đci icine sığımyor - Đpin ucunu kacırdı - Kafa tutar - Sırta kadem basmıs -
Tuttuğunu koparır - Yüz suyu döktü - Zevki humanna değmez.
Turlu cekimleriyle birkac kez gosterilmis olan sozlerden ornekler:
Ak ile karayı secebildi.
Ak ile karayı secer.
Ak ile karayı secti.
Anladım kazın ayağını.
Anladın mı kazın ayağını?
Aynayı al da yuzune bak.
Aynayı alsın da yuzune baksın.
Azı coğa tut.
Azımızı coğa tutsun.
Ayağına sıcak su dokmeli.
Ayağına sıcak su mu dokelim?
Bagdat'a tatar olacak.
Bağdat'a tatar olmus.
Canına ot tıkalıdır.
Canına ot tıktı.
Çil yavrusu gibi dağıldılar.
Cil yavrusu gibi dağıttı.
Davacın kadı ise yardımcın Allah olsun.
Davacısı kadı olanın yardımcısı Allah olsun.
Davulu biz caldık parsayı el topladı.
Davulu o caldı parsayı baskası topladı.
Zülf-i yar.
Zülf-i yara dokunma.
Zülf-i yara dokunur.
Korkarım zulf-i yare dokundu.
Mastarla gösterilen deyimlere örnekler:
Ara bulmak - Burun burmak - Çile çekmek - Dikine gitmek - Dize gelmek - Dolabı duzmek -
Eli varmamak - Goğus germek - Hırsıza yol gostermek - Kabasını almak - Oyuna gelmek.
12-
Onsozde kadını hor ve hakir goren sozlerin kitaba alınmadığı belirtilmistir. Oysa kitaba
kadını hor ve hakir goren cok ağır sozler alınmıstır. Đste ornekleri:
At ile avrata inan olmaz.
Avradın kazdığı kuyudan su cıkmaz.
Avradın sacı uzun olur, aklı kısa.
Avradın yediği giydiği olsa vay ol kisinin haline.
Avrattan vefa, zehirden sifa.
Kadın kısmının sacı uzun olur, aklı kısa.
Kadının sacı uzun, aklı kısa.
Kadın yuzunden gulen omrunde bir kere guler.
Kadını sırdas eden tellal aramaz.
Kadının yuklediği yuk suraya varmaz.
13.
Yine onsozde milletimizi kucuk dusurecek, milli duyguları incitecek sozlerin kitaba
alınmadığı bildirilmistir. Ya su soze ne demeli:
Halka gonul bağlayan sonra pisman olur.
Ebuzziya'nın malı ve el-avam ke-l-hevam (halk bocekler gibidir) felsefesinin gecerli olduğu
cağların urunu olan bu bilgece (!) sozu, Mustafa Nihat Ozon de kitabına almıs ve bu kez halkcı
devletimizin Milli Egitim Bakanlığı, Bin Temel Eser'in harcı arasına koymustur. Onsozde
gençlerin, yeni nesillerin eline gececeği icin kitaba kotu vasıflı tipteki atasozlerinin alınmadığı
acıklandığına gore bu sozun vasıfta olmadığı mı kabul edilmistir? Eğitici niteliği soz goturmez
olan atasozleri kitabında boyle bir soz, mustehcen adı verilen sozlerden daha sakıncalı değil
midir?
Tek basına su ornek bile ilkin yapılan bir yanlısın, daha sonraki yapıtlarda hic incelenmeden,
degerlendirilmeden kopya edile edile nasıl surup geldiğini gostermeye yeter.
14-
Onsozde kaba, ayıp, mustehcen sozlerin kitaba alınmadığı da bildirilmektedir. Oysa
bunlardan kimisinin, sozcukleri değistirilerek, alındığı gorulmektedir Ornekler:
Gormeyenin oğlu olmus, tutmus kolunu koparmıs.
Kılavuzu karga olanın burnu camurdan cıkmaz.
Deveye diken, insana kötülük eden.
Su değistirilmis bicimler, atasozlerinin kendileri değildir. Ama bunları okuyanlar, tırnak icine
aldığımız sozcuklerin aslını hatırlayacaklarından, kaba, ayıp, mustehcen sozler kitaba
alınmamıstır denilemez.
15-
Bu maddede sozcuk yanlıslarından ornekler gostereceğiz:
a) Sözluk bolumunun basına atasozlerinde gecen Arapca ve Farsca kelimelerin anlamları
diye yazılmıstır. Oysa bu bolumde az bilinen birtakım Turkce sozcuklerle Batı
dillerinden birkac sozcuğun anlamı da verilmis olduğundan bu sozcuklerin hangi dilden
olduğunu daha önce bilmeyenler, onlan Arapça ya da Farsça olarak ögreneceklerdir.
Orneğin sunlar Turkcedir:
Ank, balaban, basmak, bay, boran, bork, cemrenmek, eğin, ıssını bilmek, kani, kanara,
kavuk, kebe, koz, kosemen, kostek, kundak, kuskun, nesne, sağlamak, senek, sımak, sulak,
tekelti, torlak, us, yal, yılkı, yordam.
b) Kumpas Fransızcadır. Mayna, pranga Đtalyancadır. Zangoc Ermenicedir.
c) Arapca olan humar sozcuğune sarhosluk anlamı verilmistir. Doğrusu ickiden sonra gelen
bas ağrısıdır.
ç) Niam yazımıyla yazılan ve evet anlamı verilen Arapca sozcuğun doğrusu naamdır.
Arapçada niam nimetler demektir.
d) Zemmi imlasıyle yazılan ve Đslam devletlerinin tabiiyeti altındaki azınlıklar anlamı
verilen Arapca sozcuğun doğrusu zimmidir.
e) 242- Adet budur aherde gelir bezme ekabir. Mısraındaki aher sozcuğu ahır olarak
duzeltilmelidir. Arapcada aher baska, ahır son anlamına gelir.
f) 2134- Bıcak kadar boyu var. sozundeki bıcak, bacak olacaktır. Anlasılıyor ki bu soz eski
yazıyla yazılmıs bir metinden alınırken yanlıs okunmustur.
g) 2358- Bir para icin yorgan yakar. sozundeki paranın doğrusu, piredir. Bu yanlıs da eski
yazının doğru okunamamıs olmasından ileri gelmistir.
ğ) 3638- Deveye borc gerekirse boynun uzatır. sozundeki borc sozcuğunun doğrusu ağacın
taze dalı demek olan burçtur. Sözlük bölümünde burç da yoktur. Çünkü kitapta böyle bir sözcük
bulunduğu bilinmemistir.
h) 4304- El ile arslan tutulur, guc ile guc tutulmaz. sozunun ilk sozcuğu de yanlıs olarak el
okunmustur. Doğrusu aldır. Kitapta bu sozun -yeni yazıyle yazılmıs bir metinden alınmıs
olmalı ki- doğrusu da vardır: 635- al ile arslan tutulur, güç ile gücigen (köstebek)
tutulmaz. Al hile demektir.
ı) 4833- Ey asık, mihnetzede oldukca bunarsın. dizesindeki asık ile mihnetzede arasında
virgül yok, esre vardır. Doğru okunus, asık-ı mihnetzededir. Oldukcanın doğrusu da
buldukcadır.
i) 76%- Kopek bile bal yediği canağa pislik etme. sozundeki bal sozcuğu yal olacaktır. Bu
yanlıs da eski harfle yazılmıs olan yalın bir nokta ayrımıyla bal okunmus olmasından ileri
gelmektedir.
j) 7944- Kucuk iser, buyuk dayanır duser. sozunde bulunan dayanır sozcuğu de eski yazının
yanlıs okunmus bicimidir. Doğrusu tayınırdır ki ayağı kayar demektir. Bu yanlıs,
Ozon'un ve Tulbentci'nin kitaplarında da vardır.
k) 9867- Üsrük devenin culu eğri gider. sozundeki ilk sozcuğun doğrusu esruktur. Sarhos
demek olan bu sozcuk de sozluk bolumunde yoktur. Belli ki soz, eski yazıyla yazılmıs bir
metinden alınırken yanlıs okunmustur. Kitapta bu sozun yeni yazıyla yazılmıs bir
metinden alınan doğrusu da vardır: 4668- Esrik devenin culu eğri gerek.
Elestirilerimiz burada bitiyor. Kitaptaki cesitli yanlıslardan buraya sadece beser, onar ornek
aldık. Bunlar bes on kat daha coğaltılabilir. Goruluyor ki:
Onsoz yetersiz ve karısık olduğu gibi soz dizisi de yanlıslar, tekrarlar ve ne atasozu ne deyim
olan rasgele sozlerle doludur. Kitaba girmemesi gerekenler atılır, yinelemeler ayıklanırsa
kitaptaki 10730 sayısı yarısına duser. Daha cok soz derlemis gorunmek isteği, bundan onceki
kimi yapıtları hazırlayanları da su kitabı duzenleyenleri de yanlıs bir yone suruklemistir. Bu
tutum, atasozu ve deyim anlayısının yozlasmasına yol acar. Simdiye değin derlenmemis olan
gercek atasozlerimizi ve deyimlerimizi bulup ortaya koymak ve boylece eldekilerin sayısını
coğaltmak elbette buyuk hizmettir. Ama bunu yaparken cok titiz davranmak, bilgi ve
sağduyunun kılavuzluğundan ayrılmamak, kısacası kas yapayım derken goz cıkarmamak gerekir.
:::::::::::::
ELESTĐRMELERĐN GOSTERDĐĞĐ SONUC
Elestirdiğimiz butun yapıtlarda gorulen ortak kusurlar soyle ozetlenebilir:
(1) Atasozleri ve deyimler uzerine yayımlanmıs yapıtlarda bu sozlerin nitelikleri iyi
incelenmemis, dolayısıyla bu soz cesitlerinin ozellikleri belirtilmemis, tam tanımları
yapılmamıstır.
(2) Bircoklarında atasozleri ve deyimler ayrı ayrı bolumlerde verilmemis, karısık olarak
sıralanmıstır.
(3) Sozleri ayrı ayrı bolumlerde vermeyen yapıtlar atasozu ve deyim olmayan dizelerle sanat
ve dusunce eserlerinden alınmıs sozlerle, dahası rasgele bayağı laflarla doludur. Böylece
yapıtları hazırlayanlar kendilerini daha cok atasozu ve deyim derlemis gibi
gostermektedirler. Oysa bu cesit sozler, gereksiz olmakla kalmamakta, zararlı olmaktadır.
Cunku atasozu ve deyim kavramının yozlasmasına yol acmaktadır.
(4) Atasözleriyle deyimlere ayrı ayrı bolumlerde yer veren yapıtlarda dahi atasozleri arasına
deyimler ve deyim olmayan sozler; deyimler arasına da atasozleri ve rasgele baska sozler
alınmıstır. Bu durum, iki soz cesidini birbirinden ayıran ozelliklerin belirlenememis
olmasından ileri gelmektedir.
(5) Yapıtları hazırlayanlar, daha onceki yapıtlarda bulunan sozleri bir inceleme ve
degerlendirme suzgecinden gecirmeksizin yanlıslarıyla, kusurlarıyla kendi kitaplarına
aktarmıslardır.
Butun bunlardan sonra belirtmek istediğimiz bir incelik daha vardır:
Atasozlerinde ve deyimlerde, saydığımız niteliklerden, verdiğimiz kesin olculerden baska
kuralla belirtilemez bir hava, bir deyis guzelliği ve soyluluğu vardır. Bu havadan, bu guzellik ve
soyluluktan yoksun olan sözler, kurallara, ölçülere uygun görünseler de gerçek atasözü ve deyim
değildirler. Gercek olanlarla olmayanları ayırt edebilmek icin onlarla cok uğrasmak, yoğrulup
kaynasmak, onların buyulu inceliklerini sezecek bir sağduyu kazanmıs olmak gerekir.
:::::::::::::::::::::::
ĐKĐNCĐ BOLUM
ATASOZLERĐ SOZLUĞU
ABECE SIRALAMASINDA UYGULANAN YÖNTEM
Atasozlerini ve deyimleri abece sırasına koymada iki yontem vardır:
1) Arka arkaya gelen sozcukleri bitisik ve tek sozcuk gibi dusunerek abece sırasına koymak.
Yani asağıdaki atasozlerini su sıra ile yazmak:
Elçiye zeval olmaz.
Elden gelen övün olmaz.
El elden üstündür.
El eli yıkar, iki el yuzu.
El ile gelen duğun bayram.
Elin ağzı torba değil ki buzesin.
Elin vergisi gönülün sevgisi.
El üstünde gömlek eskimez.
2) Once yalın sozcukle baslayan sozleri, ondan sonra yalın sozcuğe eklenen harflerle
olusmus sozleri sıralamak, yani yukarıdaki onrekleri us ısra lie yazmak:
El elden üstündür.
El eli yıkar, iki el yuzu.
El ile gelen duğun bayram.
El üstünde gömlek eskimez.
Elçiye zeval olmaz.
Elden gelen övün olmaz.
Elin ağzı torba değil ki buzesin.
Elin vergisi gönülün sevgisi.
Bu kitapta birinci yontem uygulanmıstır.
:::::::::::::
-A-
1- Abanın kadri yağmurda bilinir.
Bir seyin gercek değeri, ancak ona cok gerekseme duyulduğu zaman iyi anlasılır. Krs.
Buğday basak verince orak pahaya cıkar., As tasınca...
2- Aba vakti yaba, yaba vakti aba (Kurku orak vaktinde, orağı kurk vaktinde.)
Kisi, kendisine gerek olan seyleri vaktinden once ve ucuz olduğu zaman satın almalıdır.
Yazın aba, kısın yaba satın almak gibi.
3- Abdala kar yağıyor demisler, tiremeye (durmusum) demis.
Varlıklılar icin bir sıkıntı soz konusu olan durum, yoksulluk ve sıkıntı icinde yasamakta olan
kisi icin kaygı verecek bir sey değildir. O, bu yasantıya alısıktır: Krs. Olmus koyun kurttan
korkmaz. Kalendere kıs geliyor...
4- Abdal ata binince bey oldum sanır, salgam asa girince yağ oldum sanır.
Gurmemis kisi, rastlantı olarak layık olmadığı bir duruma kavussa bu durum kendisinin
hakkı imis gibi aptalca boburlenir.
5- Abdal duğunden, cocuk oyundan usanmaz.
Bir kimse sevdiği isi done done ve uzun sure yapmaktan bıkmaz.
6- Abdalın dostluğu koy gorununceye kadar.
Cıkarı dolayısıyla size yakınlık gosteren kisi, isini yurutecek baska yollar bulunca sizinle
ilgisini keser.
7- Abdalın karnı doyunca gozu pabucundadır (yolda olur).
Cıkarcı kimsenin arkadaslığı isi bitinceye kadardır.
8- Abdalın yağı cok olursa gah borusuna calar, gah gerisine (Cobanın yağı
cok olursa carığına surer).
Varlıklı, ama akılsız ve hesapsız kisi, malını gereksiz yerlere harcar, telef eder. Krs. Kurdun
yağı cok olunca...
9- Aca dokuz yorgan ortmusler, yine uyuyamamıs. (Acın uykusu gelmez).
1) Ac olan kimse, ne turlu rahatlık sağlanırsa sağlansın, dinlendirilemez; uyuyamaz.
2) Bir gerekseme icinde bulunan kimse, ancak onun giderilmesiyle rahata kavusturulabilir.
10- Acar tazı cullu da belli olur, culsuz da.
Değerli kisi, gosterisi, giyim kusamı olmasa da değerinden bir sey yitirmez; nerede olsa
tanınır.
11- Acele ile menzil alınmaz.
Đvmekle daha cabuk sonuc alınır sanılmamalıdır.
12- Acele ise seytan karısır.
Đvilerek yapılan is yanlıs, bozuk olur.
13- Acele yuruyen yolda kalır.
Đs yaparken iven sasırır, isini sona erdiremez.
14- Acemi katır kapı onunde yuk indirir.
Beceriksiz ve anlayıssız kisi, kendisine yaptırılan isi en kotu evresinde yuzustu bırakır.
15- Acemi nalbant kurt (gavur, ahmak) eseğinde (oğrenir, usta olur) dener kendini.
Đsinde ustalığa erismemis kimse, ilk denemelerini heder olmasına acınmayacak malzeme
üzerinde yapar.
16- Acı acıyı keser (bastırır), su sancıyı, (Acı acıya, su sancıya).
Bir gucluğu yenmek icin baska bir guc yola basvurmak gerekir.
17- Acıkan doyman (sanır), susayan kanmam sanır.
Uzun sure bir seyin yokluğunu ceken kimse, o seyden ne kadar cok elde etse yine kendisine
yetmeyeceği kanısında bulunur.
18- Acıkan ne olsa yer, acıyan ne olsa soyler (Acıkan ne yemez, acıyan ne demez.)
Gecim sıkıntısı icinde bulunan kisi, ne turlu bir gecim yolu bulursa onu yapar. Canı yanan
kisi de sonunu dusunmeden ağzına geleni soyler. Krs. Ac ne yemez, tok ne demez.
19- Acıklı basta akıl olmaz.
Buyuk bir sıkıntı icinde bulunan kimsenin yaptığı iste mantık aranmamalıdır.
20- Acıkmıs kudurmustan beterdir.
Uzun zaman bir nesnenin yokluğunu ceken kisi, kudurmus gibi ona saldırır. Gozu baska sey
gormez. Krs. Alısmıs kudurmustan beterdir.
21- Acından kimse olmemis (Acından olmus yok).
Kisi, zuğurt olabilir. Đssiz ve parasız kalabilir. Ama ac kalmaz. Bir gecim yolu bulur. Krs.
Allah kulunu kısmeti ile yaratır., Acık ağız ac katmaz.
22- Acındırırsan arsız olur; acıktırırsan hırsız olur.
Koruduğunuz kimse, baskalarını ona acındırdığınızı gore gore arsız olur. Emeğinin tam
karsılığını vermediğiniz kimse de hırsız olur. Krs. Cok soyleme arsız edersin...
23- Acı patlıcanı kırağı calmaz.
Đse yaramayan kimsenin bozulacak nesi vardır ki zararlı etkenler ona dokunsun?
24- Acı (kotu) soz insanı (adamı) dininden cıkarır (tatlı soz yılanı ininden cıkarır), (Tatlı dil
yılanı deliğinden cıkarır).
Kotu soz bir kimseyi cileden cıkarır, kotu davranıslara surukler. Tatlı dil, azgın dusmanı bile
yola getirir.
25- Acıyan uyumus, acıkan uyumamıs.
Her turlu sıkıntıya katlanlır, aclığa katlanılmaz.
26- Ac ac ile yatınca arada dilenci doğar.
Karı ve koca yoksul olursa bunlardan doğacak cocuk zengin olmaz ya.
27- Aca kuru ekmek bal helvası gibi gelir. (Aca arpa ekmeği etten lezzetli gelir).
Đs bulamayan kisi, eline gecen cok kucuk bir isi buyuk bir nimet sayar.
28- Aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez.
Ac, hicbir mazeretle susturulamaz. Cocuk da bir sey istedi mi, beklemek bilmez.
29- Aç anansa (atansa) da kaç.
Ac her fenalığı goze almıstır. En yakınları icin bile korkulacak bir kimsedir. Krs. Ac,
yanından kac.
30- Ac arslandan tok domuz yeğdir.
Sadece soyluluk ise yaramaz. Soysuz olup para kazanan, soylu olup da para kazanmayandan
üstündür.
31- Ac (arık) at yol almaz, ac (arık) it av almaz.
Đs gorduğunuz kimseleri ac bırakırsanız kendilerinden yararlanamazsınız.
32- Ac ayı oynamaz.
Kendisiyle kazanc sağladığınız hayvan ya da insaın doyurmalısınız ki gorevlerini
yapabilsinler.
33- Ac bırakma (koyma) hırsız edersin, cok soyleme arsız (yuzsuz) edersin.
Bkz. Cok soyleme arsız edersin...
34- Ac domuz darıdan cıkmaz.
Kotu yaradılıslı acın dusunduğu tek sey, karnını doyurmaktır. Bunu yaparken kime, neye
zarar verdiğini dusunmez.
35- Ac doymam, tok acıkmam sanır.
Ac insan, yeterinden cok yiyecek ister. Tok insan da kendisine yiyecek sey gerek değil gibi
davranır.
Sozgelisi yoksul kisi, kazandıkca daha kazanmaya calısır. Varlıklı kisi ise durumunun surup
gideceğini sanır da kazanc yollarına basvurmaz. Dahası, elindekini de savurur.
36- Aç elini kora sokar.
Ac insan, yiyeceğini sağlamak icin kendisini tehlikeye atmaktan cekinmez.
37- Ac esner, asık gerinir.
Đcinde bulundukları kosullara gore herkesin ayrı bir durumu, ayrı bir davranısı vardır.
38- Ac gezmekten tok olmek yeğdir.
Ac olarak yasamanın ne tadı vardır? Olurken bile tok olmak yeğlenir.
39- Aç gözünü, (yoksa) açarlar gözünü.
Her isinde uyanık bulun. Yoksa oyle silleler yersin ki gozunu dort acmak zorunda kalırsın.
40-Acık ağız ac kalmaz.
1) Ne istediğini bilen ve bunu soylemekten usanmayan kimse ac kalmaz.
2) Yasayan kimse gecim yolunu arar, bulur. Krs. Acından kimse olmemis.
41- Acık gote herkes tukurur.
Utanc verici, iğrendirici davranısları herkes ayıplar, tiksinti ile karsılar.
42- Acık kaba it değer.
Gizli kalması gereken seyler herkese acılırsa bundan buyuk zararlar doğar.
43- Acık yaraya tuz ekilmez.
Taze bir acısı bulunan kimsenin uzuntusu, birtakım soz ve davranıslarla artırılmamalıdır.
44- Acılan solar, ağlayan guler.
Hicbir durum olduğu gibi kalmaz, tersine doner: Guzel cirkinlesir, uzuntulu olan mutluluğa
kavusur.
45- Acın gozu ekmek teknesinde olur.
Kisinin butun dusunduğu sey, yasaması icin buyuk değer tasıyan seyi elde etmektir. Krs.
Oduncunun gözü omçada...
46- Acın imanı olmaz.
Ac olan kimse, karnını doyurabilmek icin her seyi yapar: Đnsafsızdır, ahlak ve din kuralları
da tanımaz.
47- Acın karnı doyar, gozu doymaz.
1) Uzun zaman ac kalmıs kisi, bu durumunun sıkıntısını unutamaz. Bol yiyeceğe kavusup
karnını iyice doyurduğu zaman bile icinde yine ac kalmak korkusu vardır. Onun icin
yemek basından kalkmak istemez; gozu yiyecekte kalır.
2) Tutkulu (ihtirasli) kimse doyma, yetinme bilmez.
48- Acın koynunda ekmek durmaz (eğlesmez).
Kazancı kendisine yetmeyen kisi, eline geceni hemen harcar; yarına bir sey saklayamaz.
49- Acın kursağına corek dayanmaz.
Yoksulluk icinde bulunan kimse kolay kolay genisliğe kavusamaz. Bir eksiği giderilirse
baska bir eksiği kendini gosterir.
50- Acın uykusu gelmez.
Bkz. Aca dokuz yorgan ortmusler...
51- Ac ile dost olayım diyen pesin karnını doyursun.
Đliski kuracağımız kimsenin sağlaması olanağı bulunmayan seyi, ona guvenmeden, kendimiz
sağlamalıyız.
52- Ac ile eceli gelen soylesir.
Acın gozu hicbir seyi gormez. O, karnını doyurmak icin, kendisine gucluk cıkaran kimseyi
öldürebilir.
53- Ac karın katık istemez.
Buyuk gerekseme icinde bulunan kisi, luks pesinde kosmaz. Eline gecen değersiz nesneleri
bile beğeni ile karsılar.
54- Aç köpek fırın (-ı, fırın damı, duvarı) deler (yıkar).
Ac kimse, karnını doyurmak icin, gucunun yetmeyeceği sanılan engellerle carpısır ve
istediğini elde eder.
55- Ac kurt arslana saldırır.
Acın gozu kararmıstır. O, karnını doyurmak icin gerekirse olumu goze alarak kendisinden
kat kat guclu olan yaratıklarla boğusur.
56- Aç kurt yavrusunu yer.
Ac olan, karnını doyurmak icin canavarlığın en korkuncunu yapar.
57- Aclık ile tokluğun arası yarım yufka (bir dilim, bir lokma ekmek).
Yoksulluğa yerinmemeli. Kucuk bir sey, en buyuk gerekseme duygumuzu gidermeye yeter.
58- Acma sırrını (sırrını acma) dostuna, (dostunun dostu vardır) o da soyler dostuna.
Bir sır, dosta bile acılmamalıdır. Acılırsa o da kendi dostuna anlatır. Bundan ucuncu kisi
duyar. Boylece sır yayılır, sır olmaktan cıkar.
59- Aç ne yemez, tok ne demez.
Yoksul kisi eline gecen seyin iyisine kotusune bakmaz. Varlıklı kisi ise en guzel seylerde bile
kusur bulur; cekinmeden her seyi soyler. Krs. Acıkan ne olsa yer, acıyan...
60- Ac olmez, gozu kararır; susuz olmez, benzi sararır.
Yoksulluk insanı oldurmez ama, turlu turlu uzuntu ve sıkıntı icinde yıpratır. Krs. Borclu
ölmez...
61- Ac tavuk (dusunde) kendini buğday (arpa, darı) ambarında sanır (gorur).
Yoksul kisi, kendini bolluğa kavusma hayaline kaptırır. O zaman yapacağı isleri simdiden
tasarlar.
62- Actırma kutuyu, soyletme kotuyu.
Karsındakini kızdırarak seninle ilgili kotu seyleri ortaya dokmesine, senin icin kotu sozler
söylemesine yol açma.
63- Ac, yanından kac.
Yoksul ile arkadas olmaya gelmez. Cunku sonu gelmeyen istekleriyle seni rahatsız eder.
Dahası, kendi cıkarı icin sana fenalık yapabilir. Krs. Ac anansa da kac.
64- Ac yar onda sarpın kurcalanmaz.
Bir nesneden yoksun olan kisi yanında o nesne uzerine dikkati cekecek davranıslarda
bulunulmamalıdır. Krs. Kel yanında kabak anılmaz.
65- Ada bana, adayım sana.
Sen bir kimse icin fedakarlıkta bulunursan o da senin icin fedakarlıkta bulunur. Krs. Hasta ol
benim için...
66- Adam adama gerek olmasa her biri bir dağ basında olurdu.
Đnsanlar butun gereksemelerini tek baslarına sağlayamazlar. Bunun icin toplu yasamak ve
birbirlerine yardım etmek zorundadırlar.
67- Adam adama (gene, her zaman) gerek olur, (iki serçeden börek olur).
Đnsanlar her zaman birbirlerine gerek olurlar. Birbirlerinden yararlanarak iyi seyler yaparlar.
(Đki onemsiz serce eti bile birlesince borek yapmaya yeter.)
68- Adam adama yuk değil, can govdeye mulk değil (Adam adama yuk olmaz).
Bir kimseye konuk olan ya da bir is icin gelen kisi o kimsenin yanında uzun sure durmaz.
Canımız bile surekli olarak govdemizde kalmayacaktır. Onun icin yanımıza gelen kimseleri
yüksünmemeliyiz.
69- Adam adamdan korkmaz, utanır (hatır sayar).
Bir kimse baska bir kimseye hak ettiği sert karsılığı vermiyor ve bir kotuluk yapmıyorsa
korktuğundan değil, hatır saydığındandır.
70- Adam adamdır, olmasa da pulu; esek esektir, olmasa da culu (atlastan olsa culu).
Đnsanın değeri zengin olmakla artmaz. Yoksulluk da insanın değerini azaltmaz. Ote yandan
değersiz insan kılık kıyafetle değer kazanmaz. Nasıl ki culu olmayan esek, esek olmaktan
cıkmaz.
71- Adam adamı bir kere (defa) aldatır (sınar).
Bir kimse, baskasını bir kez aldatabilir; ikinci kez atdatamaz. Cunku birinci aldanmadan ders
alan kisi artık ona inanmaz.
72- Adam adamın seytanı.
Bkz. Đnsan insanın seytanıdır.
73- Adam adam, pehlivan baska adam.
Herkesin yapabildiği isleri yapan adam, sıradan bir kisidir. Herkesin yapamayacağı isi
yapabilen adam, ustun nitelikli kisi olarak tanınıp ovulur.
74- Adama dayanma olur, ağaca dayanma kurur.
Bkz. Ağaca dayanma kurur...
75- Adam ahbabından bellidir.
Bkz. Kisi arkadasından bellidir.
76- Adamak kolay, ödemek güçtür.
Soz vermek kolaydır, ancak bu sozu yerine getirmek guctur. Cunku bu, ya para odemeyi ya
da uğrasıp bir sey yapmayı gerektirir.
77- Adamakla mal tukenmez (Hak saklasın vermesinden).
Yardımsever gorunmek ve bir hayır isine para vaat etmekle gercekten ozveride bulunulmus
olmaz. (Soz veren belki de bir sey vermemeye kararlıdır.)
78- Adam (insan) eti (yuku) ağırdır.
Bkz. Đnsan eti (yuku) ağırdır:
79- Adam hacı mı olur ulasmakla Mekke'ye, esek dervis mi olur tas cekmekle tekkeye?
Belli bir duzeye erismek, o durumun gerektirdiği nitelikleri tasımakla (ya da yerine
getirmekle) gerceklesir. Gorunusu ona benzetmekle değil.
80- Adamın adı cıkacağına canı cıksın.
Bkz. Đnsanın adı cıkmaktansa...
81- Adamın ahmağı malını over.
Malını oven kisi, dinleyenlerde o mala karsı hırs ve istek uyandırır. Bu da malın elden
gitmesine yol açar.
82- Adamın alacası icinde, hayvanın alacası dısında.
Bkz. Đnsanın alacası...
83- Adamın iyisi alısveriste belli olur.
Bircok insanlar cıkarları icin ahlak dısı davranıslarda bulunmaktan cekinmezler. Boyle
davranıslara en cok alısveriste rastlanır. Bir kimse alısveris sırasında yalan soylemez, hile
yapmaz, buna benzer ahlak dısı davranıslara sapmazsa iyi insan olduğunu gostermis olur.
84- Adamın (insanın) kotusu olmaz, meğer zuğurt ola.
Toplum icinde her kisinin bir değeri vardır. Değer verilmeyen kisiler sadece zugurtlerdir.
85- Adamın yere bakanından, suyun sessiz (yavas) akanından kork (Suyun yavas akanından,
insanın yere bakanından kork).
Dusunce ve duygularını acıga vurmayan sessiz insan, yavas yavas akan suya benzer: Derin
ve tehlikelidir.
86- Adam (adamın iyisi) is basında belli olur.
Bir insanın gercek değeri, is basında gosterdiği yeterlik ve basarı ile, cevresindekilere karsı
davranısıyla olculur.
87- Adam kıymetini adam bilir.
Bkz. Đnsan kıymetini insan bilir.
88- Adam olacak çocuk bokundan belli olur.
Bir kisinin yeni basladığı iste ilerleyebilip, ilerleyemeyeceği daha ilk davranıslarından
anlasılır.
89- Adam olana bir söz yeter.
Kendisine bir sey yaptırmak istediğimiz, ya da bir oğut verdiğimiz kimse anlayıslı bir kisi ise
bir kez soylemekle o isi yapar, oğudu dinler. Đstediğimizi yapmayıp bizi done done soylemek
zorunda bırakan kimsenin insanlık niteliği eksiktir.
90- Adam (insan) yanıla yanıla, pehlivan yenile yenile.
Kisi, her girisiminde basarılı olmayabilir, yanılmıs olur. Ama yeni girisimlerinde eski
hatalara dusmeyecek deneyimler kazanmıs olacağından basarma sansı artar.
91- Ağa borc eder, usak harc.
Efendisi para sıkıntısı icinde olup borc etse bile usak halden anlamaz. Para sıkıntısı
cekmedikleri zamanlardaki bol harcamayı surdurur.
92- Ağaca balta vurmuslar sapı bedenimden demis.
Bir kimseye en buyuk kotuluk, nankor olan yakınlarından ve kendi yetistirdiklerinden gelir.
Krs. Kartala bir ok değmis...
93- Ağaca (tasa) cıkan kecinin dala bakan (ağaca cıkan) oğlağı olur.
Cocuklar ana ve babalarından, kucukler buyuklerinden gördüklerini yapmaya özenirler;
yaparlar da.
94- Ağaca dayanma kurur (curur), adama (insana) dayanma olur.
Hicbir destek surekli olmaz. Bunun icin insan yapacağı iste baskalarının desteklemesine
guvenmemeli, yalnız kendi gucune dayanmalıdır.
95- Ağacı kurt, insanı dert yer.
Kurt, ağacı nasıl icinden yiyerek curuturse dert ve uzuntu de insanı oylece hırpalar, yıpratır.
96- Ağacın kurdu icinde olur.
Bir topluluğu cokertip yıkacak oğeler, sinsi sinsi iceride calısırlar.
97- Ağac ağac icinde buyur.
Bir gencin yetisip olgunlasması, cevresinde yetismis, olgunlasmıs kisiler bulunmasıyla,
onların koruyup eğitmesiyle gerceklesir.
98- Agac dusse de yakınına yaslanır.
Durumu bozulan kimseyi yakınları destekler.
99- Ağac kokunden yıkılır.
Ayrıntıların değismesiyle bir duzen bozulmaz. Duzenin yıkılması, temelin yıkılmasıyla olur.
100- Ağac, meyvesi olunca basını asağı salar.
Faydalı eser veren, erdem ve bilgi ile donanmıs olan insan, kimseye yuksekten bakmaz,
alçakgönüllü olur.
101- Agaç ne kadar uzasa goğe ermez.
Đnsan ne denli yukselirse yukselsin, bir yerde durur. Erisilmesi doğa yasalarına aykırı olan
yuksekliğe cıkamaz.
102- Agactan masa olmaz.
Yeteneksiz, beceriksiz kimse, onemli islerde kulanılamaz.
103- Ağac yaprağıyla gurler (guzeldir).
Đnsan, akrabası, yakınları, yandasları ile varlığını gosterir; onemli isler yapar. Bunlar olmazsa
cılız ve gucsuzdur. Krs. Yalnız tas duvar olmaı., Bir elin nesi var..., Yalnız kalanı..., Yalnızlık
Allah'a...
104- Ağac yas iken eğilir.
Cocuklar kucuk yasta kolay eğitilir. Buyuk insan kolay kolay eğitilemez.
105- Ağalık (beylik) vermekle, yiğitlik vurmakla (-dır).
Cevrede hatırı sayılır, sozu gecer bir adam olmak istersen, gereken yerlere bol para
yardımında bulunacaksın; es, dost uğruna bol para harcayacaksın. Yigit diye tanınmak istersen,
savasta da barısta da vurucu, kırıcı olacaksın.
106- Ağanın alnı terlemezse ırgatın burnu kanamaz.
Đsveren, birlikte calısıp yorulmazsa, isci var gucuyle ise sarılmaz.
107- Ağanın gozu ata tımardır.
Ağanın gozu atın uzerinden eksik olmazsa ata iyi bakılır.
Đs sahipleri de islerini surekli olarak denetlerlerse is duzgun gider.
108- Ağanın gozu okuzu (ineği) semiz eder.
Ana baba, cocuklarına, mal sahipleri mallarına iyi bakarlarsa sevindirici sonuclar alırlar.
109- Ağanın gozu, yiğidin sozu.
Bir yerin buyuğu icin onemli sey, isleri denetlemektir. Yiğit icin onemli sey ise sozunun eri
olmaktır.
110- Ağanın malı cıkar, usağın canı.
1) Patron mal sahibi olur ama bu uğurda isci canı cıkıncaya değin
calısmıstır.
2) Bir yıkımı onlemek icin zengin malını, isci canını verir.
111- Ağaran bas, ağlayan goz gizlenmez.
Belirtileri ortada olan yaslılık da, izleri ortada duran uzuntu de ne yapılsa gizlenemez.
112- Ağası guclu olanın kulu asi olur. (Ağası yiğit olanın etbaı sarhos gezer).
1) Disli birine dayanan kisi, herkese kafa tutar; kabadayıca isler yapar.
2) Đsveren zorbalık ederse sici karsı gelir.
113- Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter.
Tanrı her yaratığın rızkını birlikte yaratır.
114- Ağır basar, yeğni (hafif) kalkar.
1) Ağırbaslı kisiye herkes saygı gosterir. Ağırbaslı olmayan, her seye burnunu sokan
kimseye kimse önem vermez.
2) Agırbaslı insan, oturaklılığından, hafif insan, farfaralığından belli olur.
3) Değerli kisi, herkesin beğendiği eylemi gerceklestirince değersiz kisinin daha once
yaptıkları etkisiz kalır.
115- Ağır git ki yol alasın.
Tuttuğu yolda ilerlemek isteyen, ağır ağır, ama guvenilir adımlarla yurumelidir. Đven kimse
surcebilir, yolunu sasırabilir.
116- Ağır kazan gec kaynar.
1) Kalın kafalı nisan bir konuyu zor anlar.
2) Tembel kimsenin elinden i s gec cıkar.
3). Ağırbaslı insan cabuk ofkelenmez.
115- Ağırlık altın kale, hafiflik basa bela.
Ağırbaslı kimselere herkes hayran olur, saygı gosterir. Gereksiz isler yapan, gereksiz laflar
eden, her seye burnunu sokan kisiler asağılanırlar, hep baslarına dert acarlar.
118- Ağır ol batman gel (dov, gelesin, dovesin).
Batmanlarla tartılacak gibi ağır ol. Ağırbaslı ol ki değerin ustun tutulsun.
119- Ağır otur ki bey (ağa, molla) desinler.
Hoppalık, zuppelik etme; ağırbaslı ol ki buyuğumuz diye sana saygı gostersinler.
120- Ağır tas batman dover (yerinden oynamaz).
Ağırbaslı kisi kimsenin oyuncağı olmaz. Onu hırpalamaya kimsenin gucu yetmez.
121- Ağır yongayı yel kaldırmaz.
Ağırbaslı kimseye soyle boyle olaylar etki yapamaz, zarar veremez. Krs. Yeğniyi yel alır...
122- Ağız buzulur, goz suzulur, ille burun, ille burun.
Kimi kusurların duzeltilmesi kolaydır. Ancak oyle kusurlar vardır ki duzeltilemez.
123- Ağızdan burun yakın, kardesten karın.
Đnsanlar, hısımları arasında kardeslerinden de cok kendi cocuklarını benimser, severler.
124- Ağız yer yuz utanır.
Armağan alan kisi, armağanı verenin dileğini yerine getirmemeye utanır; isini yapar.
125- Ağlamakla yar ele girmez.
Đnsanın cok sevdiği sey, sadece özlemini çekmekle elde edilemez. Onu ele geçirmenin
yollarını bulmak gerekir.
126- Ağlama olu icin, ağla deli (diri) icin.
Yakınlarınızdan biri olse, birkac gun ağlarsınız, sonra acınız kullenir. Ama yakınlarınızdan
biri deli olsa, acıklı durumu hep gozunuzun onunde, dert her gun tazedir. Asıl ağlanacak durum
budur.
127- Ağlamayan cocuğa meme vermezler.
Sesini yukseltmeyen kimseye hakkını vermezler. Onun icin sesinizi duyurmalı, hakkınızı
aramalısınız.
128- Ağlarsa anam ağlar, baskası (kalanı) yalan ağlar.
Kisinin derdini yurekten paylasan tek varlık anasıdır.
Hic kimse ona anası kadar icten yanmaz. Baskalarının uzulmesi yuzdendir.
129- Ağlatan gulmez.
Baskasına zulmeden kimsenin kotuluğu yerde kalmaz; kendisine doner. Onu da ağlatırlar.
130- Ağlayanın malı gulene hayır etmez.
Birinin malını haksızlık ve zulum ile elinden alan kisi, o malın hayrını gormek soyle dursun
bir yıkıma uğrayarak eyleminin cezasını gorur.
131- Ağrılarda goz ağrısı, her kisinin oz ağrısı.
Goz ağrısı, ağrıların en acısıdır. Ama her kisinin baska turlu bir ağrısı vardır ki kendisi icin
goz ağrısı denli acıdır.
132- Ağrımayan bas yastık istemez.
Bkz. Sağ bas yastık istemez.
133- Ağrısız bas mezarda gerek (olur), (Gailesiz bas, yerin altında), (Rahat ararsan mezarda).
Yasayan her kisinin derdi vardır. Dertsiz kimse ararsanız ancak mezarda bulursunuz. Yani
kisinin derdi ancak olmesiyle biter. Krs. Dertsiz bas terkide gerek.
134- Ağustosta beyni kaynayanın zemheride kazanı kaynar.
Yazın sıcak gunlerinde tarlada calısan kisi, zahiresini kazanır; kısın soğuk gunlerinde gecim
sıkıntısı cekmez. Krs. Ağustosta golge kovan..., Yazın bası pisenin...
135- Ağustosta golge kovan, zemheride karnın ovar.
Ağustos boceğiyle karınca masalında olduğu gibi vakit ve fırsat varken geleceğini sağlamaya
calısmayıp keyfe, zevke dalan, fırsat elden gittikten sonra ac ve perisan olur. Krs. Ağustosta
beyni kaynayanın..., Yazın golge kovan..., Ağustosta yatan..., Yazın golge hos...
136- Ağustosta yatanı zemheride buğelek tutar.
Yazın (fırsat elde iken) calısıp kazanmayan kisi, kısın (calısma olanağı elden gittikten sonra)
sıkıntılar icinde kıvranır. Krs. Ağustosta golge kovan... Yazın golge hos...
137- Ağustosun 15'inden sonra ere kaftan, ata cul.
Cunku artık soğuklar baslayabilir.
138- Ağustosun yarısı yaz, yarısı kıstır.
Ağustos ortalarında yaz sıcakları azalır, serinlik baslar.
139- Ağzı eğri, gozu sası ensesinden (arkasından) belli olur (bellidir).
Bir kisinin tutum ve davranısları, o kiside birtakım kusurlar bulunduğunu gosterir.
140- Ağzına tat bulasanın gozu pekmez tutumundadır.
Bir isten kazanc elde eden kisi, o tur isler pesinde kosar.
141- Ağzın karnından buyuk olmasın.
Gucunun yetmeyeceği buyuk islere girisme.
142- Ah alan onmaz.
Zulmettiği, kotuluk yaptığı icin kendisine ilenilen kimse onmaz.
143- Ahlatın (armudun) iyisini (dağda) ayılar yer.
Guzel seyler, cok kez, ona layık olmayan kimselerin eline gecer.
144- Ahali isterse padisahı tahttan indirir.
Toplumda halkın gucu, butun guclerin ustundedir.
144- Ahmağa yüz, abdala söz vermeye gelmez.
Ahmağa yuz verirseniz, sizi durmadan mesgul eder, rahatsız eder. Dilenciye sana zamanı
gelince sunu vereceğim derseniz, ikide birde karsınıza dikilip, hani bana sunu verecektiniz
demesinden basınızı alamazsınız.
145- Ahmak gelin yengeyi halayığı sanır.
Ahmak kimse, kendisini korumakta olan kisiye, hizmetine verilmis biri gozuyle bakar ve
saygısızca davranısıyla onun gonlunu kırarak hizmetinden yoksun kalır.
146- Ahmak iti yol kocatır.
Bkz. Akılsız iti...
147- Ahmak (saskın) misafir ev sahibini ağırlar.
Misafiri ağırlamak ev sahibine duser. Ama saskın misafir bunun tersini yapar. Baskasının
gorev ve yetkilerini uzerine alan boyle ahmaklar baska konularda da gorulur.
148- Ah yerde kalmaz.
Bkz. Mazlumun ahı..., Kimsenin ahı...
149- Akacak kan damarda durmaz.
Bir zarara uğramak alnımıza yazılmıssa ne yapsak onune gecemeyiz.
150- Ak akçe kara gün içindir.
Kazanmakla mutluluk duyduğumuz para, dar zamanımızda bizi sıkıntıdan kurtarır. Boyle
durumlarda parayı harcamaktan cekinmemeliyiz.
151- Akan çay her zaman kütük getirmez.
Kimileyin emek harcanmadan para kazanılsa da bu her zaman gerceklesmez.
152- Akan su yosun tutmaz.
Bkz. Đsleyen demir pas tutmaz.
153- Akara kokara bakma, çuvala girene bak.
Đyi, kotu deme; mal ve para biriktir.
154- Akarsu cukurunu kendi kazar (Su yatağını bulur).
Bir seyler yapma isteği ve gucu bulunan kisi, uygun bir calısma yonu ve alanı bulur.
155- Akarsu pislik tutmaz.
Eski bir kanısa gore akar su -ne kadar kirletilirse kirletilsin- temiz kalır.
156- Akarsuya inanma, eloğluna dayanma.
Akısı ne kadar yavas olursa olsun, akar suya girmek tehlikelidir. Đnsan suruklenip, burgaca
rastlayıp boğulabilir. Bunun gibi birkac beğenilir durumuna bakıp el oğluna guvenmek doğru
değildir. Anlasamayacağınız, sizin icin zarara yol acan tutumları bulunabilir.
157- Ak curun (cesme) akmazsa kara curun kol gibi.
Az kazancın her zaman sağlanabileceği bir konuda cok kazancın gerceklesmemesi onemli
sayılmaz.
158- Akca akıl oğretir, don yuruyus.
Bol olanaklar, insanların iyi islere girismesini kolaylastırır, yol yordam oğrenmesine yardım
eder: Parası cok olan kisi, baskalarının aklından gecirmediği guzel isler yapar. Kılıksız olduğu
icin eskiden topluluk icinde kısıla buzule yuruyen kimse de giyimli kusamlı olduğu zaman
dikkati çekecek kadar güzel yürür.
159- Akcanın iyisi kesede duran, bahcanın iyisi eve yakın olan.
Para, suraya buraya dağıtılmayıp kesede bulunursa ivedi durumlarda gereken nesneler hemen
alınabilir. Bahce eve yakın olursa, bakımı, korunması ve hemen yararlanılması kolay olur.
160- Akcası ucuz olanın kendisi kıymetli olur.
Bkz. Parası ucuz olanın...
161- Ak got (don, bacak), kara got (don, bacak) gecit basında (hamamda) belli olur.
Aynı sınavı gecirecek olanlardan kimin iyi, kimin kotu durumda olduğu sınav sonunda belli
olur.
162- Ak gun ağartır, kara gun karartır.
Mutlu bir yasayıs, kisiyi dinc, sen, iyimser kılar. Uzuntulu yasayıs ise yıpratır, zayıflatır,
karamsar yapar.
163- Akıl adama sermaye (O da gide gelmeye).
Đnsanın en değerli sermayesi aklıdır. Cunku butun islerini en iyi bicimde onunla dondurur.
Bu sermaye elden cıkarsa bir daha ele gecirilemez. Bu nedenle onu iyi kullanmak ve korumak
gerektir.
164- Akıl akıldan ustundur.
Onemli sorunlarda guvendiğiniz akıllı kimselerin dusüncesini sorunuz. Sizin
dusunemediğinizi baskası, onun da dusunemediğini bir baskası dusunup sizi aydınlatabilir.
165- Akıl icin tarik (yol) birdir.
Karısık bir sorunun cozumunu, iyi dusunduklerine inandığınız birkac kisiden ayrı ayrı
sorsanız, aynı yanıtı alırsınız. Bu sonuca nasıl vardıklarını arastırırsanız gorursunuz ki hepsi de
yargılamalarında aynı mantık yolunu kullanmıslardır ve size sunu soylerler: Doğruyu bulmak
icin aklın izleyeceği bir tek yol vardır. Bu yoldan gidenlerin hepsi aynı sonuca varır, yani
doğruyu bulur. Baska yollar, aklın izleyeceği yollar olmadığından insanı yanlıs sonuca goturur.
166- Akıl kisiye (adama) sermayedir.
Bir kimsenin giristiği butun islerde bas arac ve en buyuk etken akıldır.
167- Akılları pazara cıkarmıslar, herkes yine kendi aklını almıs (beğenmis).
Đnsan kendi tutumunu, davranısını baskalarınınkinden daha ustun gorur. Herhangi bir konuda
onun dusunduğune benzemeyen baska dusunceler ileri surulse, kendi dusuncesini yeğler. Oyle ki
butun insanların akılları ortaya konulup da, her kisi bir akıl secsin, kendisine akıl edinsin denilse
herkes simdiki aklını secip alır. Krs. Herkes aklını...
168- Akıllı dusman, akılsız dosttan hayırlıdır. (Deli dostun olacağına akıllı dusmanın olsun)
Akılsız kimse, dostu icin iyi niyet beslediği halde yaptığı isin ne gibi kotu sonuclar
doğuracağını dusunemez. Boylece dostuna bilmeyerek kotuluk edebilir. Oysa akıllı dusmanın
yapacağı kotuluğu, insan akıl yoluyla sezer, gereken onlemi alır. Akıllı dusmanla anlasmak da
kolay olur.
169- Akıllı dusununceye kadar deli oğlunu evirir.
Daha az dusunen ama cabuk karar veren kimse, cok dusunup de karar veremeyen kimseden
daha iyi is gorur. Krs. Akıllı kopru arayıncaya dek...
170- Akıllı kopru arayıncaya dek deli suyu gecer.
Tedbirli kisi, istediği seyi elde etmek icin sağlam yol arar. Bunun icin de sonucu almakta
gecikir. Atak kisi ise tehlikeyi goze alarak ise girisir ve cabuk sonuc alır. Krs. Akıllı
dusununceye kadar...
171- Akıllı oğlan neyler ata malını, akılsız oğlan neyler ata malını, (Hayırlı evlat neylesin
malı, hayırsız evlat neylesin malı), (Oğlum deli malı neylesin, oğlum akıllı malı neylesin).
Bir baba cocuklarına mal bırakmalıyım diye dusunmemelidir. Cocuk akıllı ise malı kendisi
kazanır; baba malına gerekseme duymaz. Akılsız ise, babası ne denli mal bırakırsa bıraksın,
altından girer, ustunden cıkar; malsız kalır. Bu duruma gore babanın ona mal bırakması
gerekmez.
172- Akıllı olsa her sakallı kisi, sakallılara danısırlardı her isi.
Her yaslı, sakallı kisi akıllı sanılmamalıdır. Akıl yasta değil bastadır.
173- Akıllı, soylemeden dusunur, akılsız dusunmeden soyler.
Sonra pisman olmamak icin, soylenecek soz, yapılacak is once iyi dusunulmelidir.
Dusunulmeden soylenen soz, yapılan is, sakıncalı olabilir; zarar doğurabilir.
174- Akıl (baht) olmayınca basta, ne kuruda biter, ne yasta.
Bkz..Baht olmayınca basta...
175- Akıl olmayınca ne yapsın sakal?
Kisi, sadece yaslanmakla olgunlasmaz. Akılsızsa, cocukca isler yapar. Krs. Akıl yasta değil
bastadır.
176- Akıl ortak ortak, mal ortağı kaypak.
Yararlı ortaklık, yapılacak is uzerinde danısma ortaklığıdır. Bu, kisileri kotu sonuctan korur.
Mal ortaklığında ise her ortak kendi cıkarını dusunduğunden ortağının zararına calısabilir.
177- Akıl para ile satılmaz.
Delice is yapan zengin bulunduğu gibi akıllıca is yapan yoksullar da vardır- Askıl para ile
satılsaydı birincilerle ikincilerin tutumları bunun tersi olurdu:
178- Akılsız basın cezasını (zahmetini) ayak ceker.
1) Đyi dusunmeden verdiğimiz kararın kotu sonuclarını duzeltmek icin suraya buraya kosup
yorulmak zorunda kalırız.
2) Bastakilerin yanlıs tutumlarından ileri gelen sıkıntıyı buyruk altında
calısanlar ceker.
179- Akılsız iti yol kocatır.
Akılsız it, nereye gideceğini bilmeyerek nasıl yollarda dolasıp yorulursa belli bir amaç
gozetmeyerek yorucu islere girisen kisi de yasamını, hicbir basarı gosteremeden tuketir.
180- Akılsız kasabın gerisine kacar masadı.
Kafası calısmayan kimse, elindeki fırsatı kullanmak soyle dursun, onun kendi zararına
islemesine yol acar.
181- Akılsız kopeği yol kocatır. (Ahmak iti yol kocatır)
Đyice dusunulmeden, programı cizilmeden yapılmaya calısılan isin, bitecek gibi gorunduğu
sırada, eksikleri ortaya cıkar. Bu eksiklerin tamamlanması icin geriye donulmek gerekir. Đkinci
kez bitecek sanıldığı zaman baska eksikler bas gosterir; bir daha geriye donulur. Bu durum hem
bircok yorgunluklara, hem de cok vakit kaybına mal olur.
182- Akıl yasta değil, bastadır.
Bir kimsenin yası buyumekle aklı da buyumez. Nice gencler vardır ki kendilerinden cok yaslı
olanlardan daha akıllıdırlar. Krs. Akıl olmayınca ne yapsın sakal, Yası at pazarında sorarlar.
183- Akın (beyazın) adı (var), karanın (esmerin) tadı (var).
Bkz. Beyazın adı var...
184- Akıntıya (karsı) kurek cekilmez.
Kendi yolunda güçlü olarak sürüp giden bir isi ters yone cevirmek bosuna caba harcamaktır.
185- Ak koyun ak bacağından, kara koyun kara bacağından asılır.
Doğruluktan ayrılmayan, guven kazanır, odullendirilir. Kotuluğu is edinen ise hak ettiği
cezayı gorur. Krs. Her koyun kendi bacağından asılır...
186- Ak koyunu (ala keciyi) goren, ici dolu yağ sanır.
Bir seyin dıstan gorunusune bakarak icinin de oyle olduğunu sananlar aldanırlar. Krs.
Gorunuse aldanmamalı.
187- Ak koyunu kara kuzusu da olur.
Đyi ana babadan kotu cocuklar olabilir.
188- Ak kopeğin (itin) pamuk pazarına (pamuğa, pamukcuya) zararı vardır.
Kotu sey, gorunuste iyi seye benziyorsa iyi seyin değeri azalır.
189- Akla gelmeyen (gelen) basa gelir.
Đnsanın basına oyle seyler gelir ki daha once boyle bir sey olacağı dusunulmez.
190- Aklına geleni isleme, her ağacı taslama.
Sonunu dusunmeksizin aklına gelen her isi yapan, herkese satasan kisi, tutumunun buyuk
zararlarını gorur. Krs. Her deliğe elini sokma...
191- Akmasa da damlar.
Bir dukkanda (ya da bir isyerinde) her halde alısveris (ya da is) olur. Cok olmasa bile olur.
192- Akraba ile ye ic, alısveris etme.
Bkz. Dost ile ye, iç...
193- Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini.
Kisiye, kimileyin hısımı oyle kotuluk eder ki bunu dusman bile yapmaz. Cunku hısım,
kisinin icini, dısını ve nereden vurabileceğini daha iyi bilir. Krs. Biribiri, adamı yer diri diri...
194- Aksama karsı gitme, tana karsı yatma.
Yola, aksamustu cıkılmamalı, seher vakti cıkılmalıdır. Krs. Aksam ise yat...
195- Aksamın hayrından sabahın serri iyidir (yeğdir).
(Sabah ola, hayır ola).
Đsinizi aksam uzeri, ya da gece yapmayın, sabaha bırakın. Cunku gece is yapmanın kotu
yonleri daha coktur ve gunduz sağlanabilen olanaklar gece sağlanamaz.
196- Aksamın isini yarıa (sabaha) bırakma (koyma).
Bkz. Bugunku isini yarına bırakma.
197- Aksam ise yat, sabah ise git. (Aksam oldu kon, sabah oldu goc).
1) Yolculukta aksam olunca ulasılan yerde yatılmalı; sabah olunca yola devam edilmelidir.
2) Geceler uyku, gunduzler is zamanıdır. Krs. Aksama karsı gitme...
198- Aksam odl u kon, asbah odl u goc.
Bkz. Aksam ise yat...
199- Ak seker, kara seker, bir damar soya ceker.
Kisinin yaptığı iyilikte de, kotulukte de kalıtımın etkisi vardır. Krs. Otu cek, kokune bak...
200- Aktan kara kalktı mı?
Yasa, adalet yok mu? Elbette var. (Ak kağıttaki siyah yazıdır gecerli olan).
201- Ala bakan iki bakar.
Đnsanlar al renkten hoslanırlar; al renkli nesnelere bakmakla doyamazlar.
202- Alacağım olsun da alakargada olsun (Alakargada alacağım olsun, alamazsam gozumu
oysun).
Almak (tahsil etmek) olanağı bulunmasa, dahası borclu ile dovusmek gerekse bile alacaklı
olmak iyi bir seydir.
202- Alacak kız ay gorunur, evleri saray.
1) Bir genc, bir kıza gonul verince kusurlarını, cirkinliklerini gormez, onu dunya guzeli,
kulübelerini de saray gibi görür.
2) Bir seyi elde etmeye karar veren kisi, onun sakıncalarını hos gorur.
203- Alacakla verecek (borç) ödenmez.
Bir yerden alacağınız para ile baska bir yere olan borcunuzu kapanmıs saymak
ihtiyatsızlıktır. Cunku alacağınız, belki elinize gecmez. Oysa borcunuzu odemek zorundasınız.
204- Alakargada alacağım olsun (alamazsam gozumu oysun).
Bkz. Alacağım olsun da...
205- Ala keci her vakit puskullu oğlak doğurmaz.
Değerli bir seyden her zaman iyi verim alınmaz.
206- Ala keçiyi gören ici dolu yağ sanır.
Bkz. Ak koyunu gören...
207- Al arslan tutar, guc sıcan tutmaz.
Bkz. Al ile arslan tutulur...
208- Alcacık eseğe herkes biner. (Alcak esek binmeye kolay, oksuz cocuk dovmeye kolay).
Gucsuz ve koruyucusuz kisiyi buyruk altına almak ve hırpalamak kolaydır.
209- Alcak esek binmeye kolay, oksuz cocuk dovmeye kolay.
Bkz. Alcak eseğe herkes biner.
210- Alçak uçan yüce konar, yüce uçan alçak konar.
Alcakgonullu olan ve buyukluk taslamayan, saygı gorur; toplum icinde yukselir. Kendini
herkesten üstün gören sevilmez; toplum içinde iyi bir yer alamaz.
211- Alcak yerde tepecik kendisini dağ sanır. (Alcak yerin tepeciği dağ gorunur).
Bilgili kimselerin bulunmadığı bir toplulukta az bilgili kisi dahilik taslar.
212- Alçak yerde yatma sel alır, yuksek yere yatma yel alır.
Đnsan kendi durumuna uygun bir yasayıs surmeli, arkadaslarını ona gore secmelidir. Cok
asağı yasayıs kosulları da, cok yuksek yasayıs kosulları da kendisine zarar verir. Krs. Baskısız
tahtayı...
213- Alçak yerin tepeciği dağ gorunur.
Bkz. Alçak yerde tepecik...
214- Alcak yer yiğidi hor gosterir.
Basit bir cevrede yasayan, onemsiz bir gorevde calısan değerli kisi, kendisini gosteremez;
layık olduğu unu kazanamaz; sıradan bir kimse sanılır.
215- Al elmaya tas atan cok olur.
Guzellere musallat olan, değerli insanlara catan, parlak yeri elde etmeye calısan cok olur.
216- Aleme cellat lazım; senin olman ne lazım?
Kotu, ağır bir is yapılması soz konusu ise bu isi sen yapma; yapılması gerektiğine inananlar
yapsınlar.
217- Alet isler, el ovunur.
Đnsan ne kadar usta olursa olsun, gerekli araclar olmadıkca kusursuz is yapamaz. Krs. Ası
pisiren yağ olur...
218- Al giyen aldanmaz (aldanmamıs).
Al renk giysi herkese yakısır.
219- Al giyen alınır.
1) Goz alıcı giysi giyen guzele hemen istekli cıkar.
2) Bir isin yapılısıyla uzaktan ilgili bulunan kimse, o is uzerindeki elestirmeyi uzerine alır.
Krs. Đskilli buzuk dingilder.
220- Al gömlek gizlenemez.
Herkesin dikkatini cekecek is yapan kimse, bunun gizli kalacağını sanmamalıdır.
221- Al gününde al; ver gününde ver.
Alınacak sey, en iyi ve en ucuz olduğu zaman alınmalıdır. Verilecek sey ve borc da
zamanında verilmelidir. Gec kalınırsa kotu kosullarla karsılasılabilir.
221- Alıcı kusun omru az olur.
Bkz. Yırtıcı kusun omrü az olur.
222- Alında yazılı olan (alna yazılan) basa gelir.
Bkz. Alna yazılan basa gelir.
223- Alın yazısı değismez.
Kisi ne yapsa kaderini değistiremez. Basına ne gelecekse gelir.
224- Alısmadık gotte don durmaz.
Bir kimse alısmadığı, sıkıcı duruma kendini kolay kolay uyduramaz. Ondan kurtulmaya
calısır.
225- Alısmıs kudurmustan beterdir.
Alıstığı isten vazgecemeyen kisi, kudurmustan daha azgındır. O isi saldırırcasına yapar. Krs.
Acıkmıs kudurmustan beterdir.
226- Alısmıs kursak, bulamacını ister.
Kisi, yararlanmaya alıstığı seyden yoksun kalmak istemez.
227- Al (hile) ile arslan tutulur, guc ile sıcan (gucuğen) tutulmaz. (Al arslan tutar, guc sıcan
tutmaz.)
Zekanızı kullanarak sizden daha guclu, ama daha az zeki olan yaratığı yenebilirsiniz.
Gucunuzu kullanarak ise, sizden cok gucsuz, ama zeki olan yaratığı yenemezsiniz.
228- Alim unutmus, kalem unutmamıs.
Đnsan ne kadar bilgili olursa olsun, her seyi aklında tutamaz, bircoklarını unutur.
Unutulmaması istenen sey, yazılmalıdır. Boylece yuzyıllar boyunca kusaktan kusağa gecer.
Herkes onu okur, birbirine anlatır.
229- Al kasağıyı gir ahıra, yarası (yağırı) olan gocunur (gocunsun).
Bir yolsuzluğun sorumluları aranırken o iste kusuru bulunan kisi telasa duser.
230- Allah balmumu yakana balmumu, yağmumu yakana yağmumu verir. (Allah cam
isteyene çam, mum isteyene mum verir).
Genel inanısa gore Tanrı, bol harcayana bol, az harcayana az verir. Bunun gercek nedeni
sudur: Bol para harcayan kisi cok calısır, cok kazanır. Aza kanaat eden az calısır, az kazanır.
231- Allah bilir ama kul da sezer.
Bir isin icyuzunu, ya da nasıl bir sonuc vereceğini ancak Tanrı bilir. Ama insan da kafasını
kullanarak asağı yukarı bir tahminde bulunabilir.
232- Allah çam isteyene çam, mum isteyene mum verir.
Bkz. Allah balmumu yakana...
233- Allah dağına gore kar verir (verir kısı).
Tanrı herkese dayanabileceği olcude yuk, sıkıntı verir.
234- Allah doğrunun yardımcısıdır.
Doğruluktan ayrılmayanlara Tanrı yardım eder. Doğruluktan sasmamalıdır.
235- Allah dokuzda verdiğini sekizde almaz.
Tanrı her kulunun ne kadar yasayacağını onceden kararlastırmıstır. Suresi dolmadan hic
kimsenin yasamasına son vermez.
236- Allah fukarayı sevindirmek isterse once eseğini yitirtir, sonra buldurur.
Dar bir gecim icinde olan kisi, sevincin ne olduğunu bilmez. Ama bir sure bu dar gecimden
de yoksun kalıp sonra yeniden eski gecime kavussa o zaman sevincin nasıl sey olduğunu anlar.
237- Allah gumus kapıyı kaparsa altın kapıyı acar.
Đsi bozulan kisi umutsuzluğa dusmemelidir. Tanrı'nın onu eskisinden daha iyi bir ise
kavusturacağına inanmalıdır.
238- Allah'ın bildiği kuldan saklanamaz.
Đnsan, islediği suctan dolayı once Tanrı'ya karsı sorumludur. Bu sucu da Tanrı bilir. Oyle ise
onu: kuldan nicin saklamalı?
239- Allah'ın ondurmadığını; Peygamber sopa ile kovar.
Tanrı bir kisiyi, mutsuz yaratmıssa hicbir kimse onun yazgısını değistiremez. Basvurduğu
butun kapılar yuzune kapatılır.
240- Allah insana iki kulak bir ağız vermis.
Bkz. Đki dinle, bir soyle...
241- Allah isterse bir kulun isini, mermere gecirir disini; istemezse isini, muhallebi yerken
kırar disini.
Talihli kisi, hangi ise el atsa basarılı olur. Talihsiz olan da en umutlu isten zararlı cıkar. Krs.
Ters giderse insanın isi...
242- Allah kardesi kardes yaratmıs, kesesini ayrı yaratmıs.
Gecim konusunda kimse kimseye yuk olmamalıdır. Birbirlerine o kadar yakın ve bircok
değerlerinde ortak olan kardeslerin bile kazancları, keseleri ayrıdır. Birinin parasına oteki ortak
olmaya kalkısmamalıdır.
243- Allah kulundan geçmez.
Đsi bozuk giden kisi kendisini kotumserliğe kaptırmamalıdır. Tanrı dar zamanlarında kuluna
yardım eder.
244- Allah kulunu kısmeti ile yaratır.
Bu dunyada herkesin dar ya da genis bir gecim yolu vardır. Krs. Acından kimse olmemis.
245- Allah sabırlı kulunu sever.
Sabır guzel bir huydur. Sabırlı kimse sıkıntıları atlatır, guclukleri yener. Allah sabırlı kulunu
sevdiği icin sabırlı olmaya daha cok dikkat etmeliyiz.
246- Allah sağ eli sol ele muhtac etmesin.
Muhtac olup baskasından bir sey istemek insana cok ağır gelir. Bu durumda en yakın akraba
bile gereken ilgiyi gostermez. Onun icin Tanrı'dan dileğimiz, bizi en yakınımıza dahi muhtac
etmemesidir.
247- Allah sevdiğine dert verir.
Tanrı, derdin kendisinden geldiğine inanarak yakınmayanları, onu cekenleri
mukafatlandıracaktır. Bu nedenle sevdiğine dert verir.
248- Allah son gurluğu versin.
Tanrı yaslılık yıllarını bolluk, rahatlık icinde gecirme nasip etsin.
249- Allah'tan sıska, ne yapsın muska?
1) Yaradılıstan yeteneksiz olan kisi tedbirle, caba ile yetenekli kılınamaz.
2) Cılız bir kurulusa, birtakım tedbirlerle buyuk bir guc kazandırılamaz.
250- Allah'tan umut kesilmez.
En umutsuz durumlarda bile kotumserliğe kapılmamalı, Tanrı'nın bir lutufta bulunabileceği
dusunulmelidir.
251- Allah ucamayan kusa alcacık dal verir.
Tanrı, yetenekleri kısıtlı olanlara durumlarına uygun bir yasama duzeni, bir barınma olanağı
verir.
252- Allah verince kimin oğlu, kimin kızı demez.
Une, zenginliğe, tanınmıs ya da zengin bir ailenin cocuğu olmakla erisilmez. Tanrı dilerse
hic tanınmayan, yoksul bir aile cocuğunu da une, zenginliğe kavusturur.
253- Allah verirse el getirir, sel getirir, yel getirir.
Tanrı bir kimseyi zengin etmeyi dilerse ona hic umulmadık yerlerden para, mal gelir.
254- Allı yelek, pullu yelek; gömlek yok canfes neye gerek?
En gerekli nesneleri bulunmayan kisinin sus pus pesinde olması budalalıktır. Krs. Ayranı yok
içmeye...
255- Alma alı, satma kırı, ille doru, ille doru; yağızın da binde biri.
At donları icinde en beğenileni doru renktir. Kır fena sayılmaz. Ama al renk beğenilmez.
256- Alma alı, sat yağızı, bin doruya, besle (Kızıl kahverengi at donu.) kırı.
Biniciler al ve yağız renkli atları tutmazlar. Doru ve kır donlu atları makbul sayarlar. Atını
ona gore sec. Krs. Alma san...
257- Almadan vermek, Allah'a mahsus (yarasır).
Tukenmez hazinesi bulunan, bir sey almaya ihtiyacı olmadan verebilen tek varlık, Tanrı'dır.
Đnsan bir sey kazanmamıssa, baskasından bir sey almamıssa neyi verebilir?
258- Almadığın hayvanı kuyruğundan tutma.
Almayacağın bir seye, isinde calıstırmayacağın kimseye, alacakmıssın, calıstıracakmıssın
gibi yakın ilgi gosterme, umut verme.
259- Al malın iyisini, cekme kaygısını.
Malın iyisini alan, onu tasasız kullanır. Sağlamdır, guzeldir, kullanıldığı surece insanı
rahatsız edecek bir durumu yoktur.
260- Alma mazlumun ahını, cıkar aheste aheste.
Kimseye zulmedip ahını alma. Sonra yaptığın kotuluğun cezasını omrun boyunca cekersin.
261- Alma sarı, satma sarı, kapındaysa tutma sarı.
Sarı donlu at ne beslemeli, ne de alıp satmalıdır.
Krs. Alma alı, sat yağızı...
262- Alma soysuzun kızını, surer anası izini.
Terbiyesi kıt ailenin kızı da eğitimi kıt, gorgusuz olarak yetisir.
262- Alna yazılan (alında yazılı olan) basa gelir. (Basa yazılan gelir).
Kisi kaderi ne ise onu görür.
263- Alt değirmen guclu akar.
Kaynakları eski ve bol olan kuruluslar sağlam ve verimli olur.
264- Altın anahtar her kapıyı acar.
Para ile butun engeller ortadan kaldırılır; butun guclukler yenilir; istenilen sey elde edilir.
265- Altın ateste, insan mihnette belli olur.
Altına benzeyen maddenin altın olup olmadığı, nasıl atese dayanıklılık derecesi ile anlasılırsa
bir kisinin değeri de sıkıntılara katlanma, zorlukları yenme ve benliğini koruma gucu ile olculur.
266- Altın eli bıcak kesmez.
Hunerli kisiye yasama guclukleri etki yapamaz. O, sarsılmadan isini surdurur.
267- Altın esik, gumus esiğe muhtac olur.
Zenginliğe de is basında olmaya da guvenilmemelidir. Gun gelir, zengin yoksullasır; eskiden
yoksul iken zengin olan kisiye muhtac duruma duser. Đs basında bulunan da boyle.
268- Altının kıymetini (kadrini) sarraf bilir.
Bir kimsenin, bir seyin değerini, ancak bu konularda uzmanlığı bulunanlar bilir.
269- Altın kapılının ağac kapılıya isi duser.
Bkz. Altın kepeğe muhtac...
270- Altın kepeğe muhtac.
Yuksek duzeyde olan her sey, onemsiz gorunen nesnelerle değer kazanır. Kepekle ovulmasa
altın parlamaz. Bunun gibi, zengin yoksula, usta cırağa... gerekseme duyar.
271- Altın leğenin kan kusana ne faydası var?
Ağır hasta, ya da dertli olan kimse, zengin olmus neye yarar?
272- Altın pas tutmaz, (deli yas tutmaz).
Serefli, temiz insana, hic kimse leke suremez. (Tasasız kimse hicbir seye uzulmez.)
273- Altın yerde paslanmaz, tas yağmurdan ıslanmaz. Ustun değer tasıyan kisi, ya da nesne,
ne turlu uygunsuz kosullar icinde bulunursa bulunsun değerini, niteliğini yitirmez.
274- Altın yere dusmekle pul olmaz.
Değerli kisinin, bulunduğu yuksek yerden uzaklastırılmasıyla değeri azalmaz.
275- Altı olur, yedi olur, hep Allah'ın dediği olur.
Biz once ne hesaplar yaparsak yapalım, sonunda Tanrı'nın dilediği olur.
276- Aman diyene kılıc kalkmaz.
Kisi, mertliğine sığınıp teslim olan dusmanın canına kıymamalıdır. Krs. Eğilen bas kesilmez.
277- Amca baba yarısı.
Amca, kardesinin cocuğuna kendi cocuğu gibi ilgi gosterir. Cocuk da amcasına, babasına
karsı beslediği duygularla bağlı olur.
278- Amcam (emmim) dayım herkesten (hepinden) aldım payım.
Kimseden yardım beklememeli. Kisiye en yakın akrabalarının bile yardım etmediği
denemelerle anlasılmıstır.
279- Ana besler hurmayla, eloğlu karsılar yarmayla.
Her anne, cocuğunu buyuk bir sefkat ve ozenle nazlı olarak yetistirir. Cocuk topluma
karısınca yasamın ve cevresinin insafsızlıklarıyla karsılasır. (Yarma: Kalın kesilmis odun).
280- Anadan gören inci dizer; babadan gören sofra yazar.
Bkz. Oğlan babadan oğrenir...
281: Anadan olur daya, hamurdan olur maya.
Hicbir dadı annenin yerini tutamaz. Hamurun mayası yine kendisindedir. Demek ki bir isi
kusursuz yapabilmek için özüne uygun en iyi araç kullanılmalıdır. Derme catma araclarla yapılan
isten iyi sonuc alınamaz.
282- Ana gezer, kız gezer; bu ceyizi kim duzer?
Bir ailenin, bir kurulusun yoneticileri ve yonetilenleri, yapılacak islere bos verirlerse o isler
kendiliğinden ortaya cıkar mı?
283- Ana gibi yar olmaz, Bagdat gibi diyar olmaz.
Đnsanlar icinde anamız kadar bize candan bağlı dost yoktur. Nasıl ki sehirler icinde de
Bağdat'ın esi yoktur.
284- Ana hakkı Tanrı hakkı.
Evlatların analarına karsı olan yukumlulukleri, Tanrı'ya karsı olan yukumlülükleri kadar
kutsaldır. Krs. Komsu hakkı Tanrı hakkı.
285- Anahtar doğruyadır.
Bir yerin kilitlenmesi, kotu niyetli olmayanlar icin ise yarar. Ama hırsız icin ise yaramaz.
286- Ana ile kız, helva ile koz.
Koz helvasının icindeki cevizle helvayı ayırmak nasıl olanaksızsa, ana ile kızı da birbirinden
ayırmak oylece olanaksızdır.
287- Ana kızına taht kurar, kız bahtı kocadan arar.
Ana baba, kızlarına ancak saltanatlı bir yasayıs sağlayabilirler. Onun mutluluğunu
sağlayacak olan kocasıdır. Krs. Ana kızına taht kurmus...
288- Ana kızına taht kurmus, baht kuramamıs (kurmamıs).
Ana baba, kızlarını sultanlar gibi yasatabilirler. Ama onun evlendikten sonra mutlu olmasını
sağlamak, ellerinde değildir. Krs. Ana kızına taht kurar... Atalar cıkarayım der tahta...
289- Analık fenalık (kara yamalık).
Uvey ana fenalık semboludur. (Beyaz giysiye yamanmıs kara bir yama gibidir).
290- Analık usta, yumağı ufak yapar; cocuklar usta, ekmeği cifte kapar.
Bir nesneyi paylastıran kisi, esitlik ilkesini gozetmekle birlikte, payları beklenenden daha
kucuk olcude dağıtmaya kalkarsa, paydan yararlanacak olanlar, yine esit olarak daha cok pay
alma yolunu bulurlar.
291- Analı kuzu, kınalı kuzu.
Annesi sağ olan cocuk bakımlı, giyimli, temiz, susludur. Annesi olmus olan cocukta bakım,
giyim, temizlik, süs bulunmaz.
292- Anam babam kesem, elimi soksam yesem.
Kisi, baskasından yardım beklememeli, kendi kazancıyla gecinmelidir.
293- Anamın (babamın) oleceğini bilseydim kulağı dolu darıya satardım (acı soğana
değisirdim).
Đnsan en değerli bir malının karsılıksız olarak elinden gideceğini bilse, onu yok denilecek
kadar az para ile satar.
294- Anan güzel idi, hani yeri, baban zengin idi, hani evi.
Hicbir duruma guvenilmez. Bizim olan hicbir sey, surekli olarak elimizde kalmaz. Genç iken
guzel olanlar, yaslandıkca guzelliklerini yitirirler. Once zengin olanlar, gun gelir, evlerinden
olurlar.
295- Ananın bahtı kızına.
Bir anne, mutlu ya da mutsuz, nasıl bir evlilik yasayısı gecirirse, kızı da oyle bir evlilik
yasayısı gecirir.
296- Ananın bastığı yavru (civciv) incinmez (olmez).
Annenin acı sozu, dayağı cocuğuna ağır gelmez. Cunku anne bunları onun iyiliği icin yapar.
Anne cocuğunu oyle korur ki, uzerine basması gerektiği zaman bile incitmeyecek bicimde basar.
Đncitse de cocuk bunu bildiğinden incinmemis gibi davranır.
297- Ananın cıktığı dala kızı salıncak kurar.
Büyüklerinin tutumu çocuklara örnek olur. Çocuklar o yolu benimser; bununla yetinmeyerek
daha ileri giderler. Krs. Ağaca cıkan kecinin dala bakan...
298- Anasına bak kızını al, kenarına (kıyısına, tarağına) bak bezini al.
Kız annesinin bircok huylarını doğustan almıs bulunur. Sonra da annesinin eğitimi ile yetisir.
Bunun icin bir kızın niteliklerini oğrenmek isteyenler, annesine benzeyeceğini dusunurlerse
yanılmamıs olurlar. Nitekim bir kumasın kenarına bakanlar, her yerini gormus gibi olurlar.
299- Anayı kızdan ayıran para.
Kisisel cıkar, ana-kız arasındaki bağın kopmasına bile yol acabilir. Sarsılmaz sanılan yakın
dostluklarda da...
300- Ana yılan, sozu yalan, karı cicek, sozu gercek.
Karısını cok seven ve anasıyla karısı arasındaki gecimsizlikte anasını haksız bulan oğulun
yargılarıdır bunlar.
301- Ana, yürekten yana.
Bir kimseye candan, yurekten bağlı olan, onun uzuntulerini gercekten paylasan varlık,
anasıdır.
302- An beni bir kozla, o da curuk cıksın. (Dost `yar' beni ansın bir koz ile, o da curuk
cıksın.)
Arkadaslar, tanıdıklar arasında armağan, beklenen bir seydir. Armağan, bir kisinin
hatırlandığını belirtmesi bakımından onemlidir; değeri de buradadır. Ne kadar kucuk bir sey
olursa olsun; isterse ise yaramasın. Krs. Yarım elma, gonul alma.
303- Anlatısa gore verirler fetvayı.
Bkz. Kadı anlatısa gore fetva verir.
304- Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
Kimi zaman sozu biraz kapalı soylemek yeğlenir. Anlayıslı kimseler, ne denilmek istendiğini
zaten anlarlar. Anlayısı kıt kimseler ise ne kadar acık soylense, ne kadar tekrarlansa yine
anlamazlar. Krs. Gorenedir...
305- Aptala malum olur.
Aptal, yakında ne olup biteceğini bilir ve daha once haber verir. (Cunku aptalın Tanrı'ya
yaklasmıs bir kisi olduğuna inanılır. Ancak bu soz, daha cok, boyle kesiflerde bulunan
kimselerle alay etmek için söylenir).
306- Aptal ata binerse bey oldum sanır, salgam asa girerse yağ oldum sanır.
Görgüsüz kisi layık olmadığı bir is basına gecerse, gercekten değeri varmıs gibi bir kuruntu
gösterir.
307- Aptessiz sofuya namaz mı dayanır?
Gerekli kosulları yerine getirilmedikten sonra az zamanda pek cok is yapılır.
308- Araba devrilince (kırıldıktan sonra, kırılınca) yol gosteren cok olur.
Tehlikeyi daha once kimse haber vermez de kotu sonuc meydana geldikten, is isten gectikten
sonra herkes yanlıs yapmıssın, soyle bir yol tutmalıydın, boyle davranmalıydın diye akıl satar.
309- Araba ile tavsan avlanmaz.
Her iste basarıya ulasabilmek icin kullanılması gereken ozel bir yol vardır. Baska bir yontem
kullanılırsa basarıya erisilemez. Krs. Sahin ile deve avlanmaz.
310- Arabanın on tekerleği nereden gecerse art tekerleği de oradan gecer. (On tekerlek
nereye giderse art tekerlek de oraya gider.)
Buyukleri nasıl bir yasayıs yolu tutmuslarsa cocuklar da aynı yolu izlerler.
311- Arayan Mevlasını da bulur, belasını da.
Đyi erek yolunu tutanlar iyi ereğe, kotu erek yolunu tutanlar kotu ereğe ulasırlar.
312- Arda kalan derde kalır.
Bkz. Sona kalan dona kalır.
313- Ardıcın kozu olmaz, yalancının sozu olmaz.
Ardıc ağacının atesi cabuk gecer, kul olur. Yalancının sozu de boyledir; ona da guvenilmez.
314- Ar dunyası değil, kar dunyası.
Kisi, namusuna dokunmadıktan sonra, su ya da bu isi yapmaktan utanmamalı, para
kazanmalıdır. Krs. Ar yılı değil, kar yılı.
315- Arı, bal alacak ciceği bilir.
Acıkgoz kisi; cıkar sağlayabileceği yeri bilir.
316- Arı, bey olan kovana user.
Halk, kendisine onderlik edecek kisinin cevresinde toplanır.
317- Arıca etek, kuruca yatak.
Olumcul hastalar icin Tanrı'dan dilenen sey, camasırını, yatağını kirletir duruma gelmeden
ona Azraili göndermesidir.
318- Arı gibi eri olanın dağ kadar yeri olur.
Calıskan, kisileri olan aile ve toplumlar, her yerde bol kazanc bulurlar; butun dunyayı kendi
malları sayarlar. Krs. Er olan ekmeğini tastan cıkarır.
319- Arığa su gelene (gelinceye) kadar kurbağanın gozu patlar.
Bkz. Göle su gelinceye kadar...
320- Arık arınır, ad arınmaz.
Madde pisliğini temizlemek kolaydır. Ama kirlenen ad ve namus temizlenemez.
321- Arık ata kuyruğu (da) yuktur.
Gucsuz kisi, kimseye yardım edecek durumda değildir. Bu yardım ne kadar az ve yardım
edilecek kimse ne kadar yakını olursa olsun.
322- Arık at yol almaz, arık (aç) it av almaz.
Bkz. Aç at yol almaz...
323- Arık etten yağlı tirit olmaz.
Değersiz kisiden yararlı is, verimsiz topraktan bol urun beklenemez.
324- Arı kızdıranı sokar.
Kisi kendisini sinirlendirene saldırır; sonunda oleceğini bilse bile. (Arının, soktuktan sonra
olduğu soylenir.)
325- Arık okuze bıcak olmaz! (calınmaz).
1) Kendisinden yararlanılamayacak ki siye yararlanmak amacıyla eziyet edilmemelidir.
2) Gucsuz kimseyi ezmek yiğitlik değildir.
326- Arı soğudu, akıllı oğudu sever.
Herkes isine yarayan seyi benimser.
327- Arife gunu asa ne, bayram gunu tırasa ne?
Her olayın, her nesnenin coğaldığı bir zaman vardır. Boyle zamanlarda o olay ve nesnelere
eskisi denli önem verilmez.
328- Arife günü yalan söyleyenin (oruç yiyenin) bayram günü yüzü kara cıkar (olur).
Bir sozun yalan olduğu cabuk anlasılır ve soyleyen, topluluk icinde utanılacak bir duruma
duser. Krs. Ramazanda...
329- Ariefe tarif gerekmez (ne hacet).
Anlayıslı kisiye uzun uzadıya acıklama yapma gerek yok. O leb demeden leblebiyi anlar.
330- Arkadasını soyle, kim olduğunu soyleyeyim.
Kisi, yaradılıs ve gidisine uygun kimselerle arkadaslık kurar. Onun icin bir adamın
arkadasını tanırsak, o adamın kimliğini ogrenmis oluruz.
331- Arka gerektir arka, ya utana ya korka.
Bir kimsenin isini istediği bicimde yurutebilmesi icin, sozu gecen ya da kendisinden
korkulan birisine dayanması gerekir.
332- Armudun iyisini ayılar yer.
Bkz. Ahlatın iyisini ayılar yer.
333- Armudun onu, ki razın sonu.
Armudu ilk cıktığı zaman, kirazı da biteceği zaman yemeli.
334- Armudu soy ye, elmayı say ye.
Armut, kabuğu soyularak, elma da asırı gidilmeyerek, sayı ile yenilmelidir. Krs. Elmayı soy
da ye armudu say da ye.
335- Armut dalının dibine duser.
1) Bir kimse, once yakınlarına yararlı ol ur.
2) Çocuk, soyuna ceker; cırak ustasının yolunu tutar.
3) Kisi, kendini yetistirenin koruyuculuğu ile bir yerde barınır.
336- Arnavut'a sormuslar Cehenneme gider misin? diye, Aylık kac? demis. (-Cehenneme
kira var. -Paradan haber ver.)
Parayı guc kazanmakta olan kisi, bol para karsılığında, dayanılamayacak kadar ağır isleri
yapmayı kabul eder.
337- Arpacıya borc eden, ahırını tez satar.
Borc para ile yurutulen is, az zaman sonra yurutulemez olur.
338- Arpa eken buğday bicmez.
Kotu davranısın karsılığı iyi olmaz.
339- Arpa samanıyla, komur dumanıyla.
Kusursuz nesne olmaz. Yararlandığınız nesneleri kusurlarıyla birlikte kabulleneceksiniz.
340- Arpa unundan kadayıf olmaz.
Kotu gerecle iyi sey yapılamaz.
341- Arpa verilmeyen at, kamcı zoruyla yurumez.
Geçimi sağlanmayan kisi, ne kadar sıkıstırılırsa sıkıstırılsın, is gormez.
342- Arpayı (buğdayı) taslı yerden, kızı kardaslı yerden.
Bkz. Tarlayı taslı yerden...
343- Arsızın yuzune tukurmusler, yağmur yağıyor demis.
Arsız ne kadar ağır hakaret gorse aldırıs etmez; piskinliğe vurur, iyi karsılar.
344- Arsız neden arlanır, cul da giyer sallanır.
Arsız, hicbir seyden utanmaz. Giysi diye cul da giyip salına salına gezebilir.
345- Arslan kocayınca sıcan deliği gozetir.
Guclu cağında ağır ve buyuk isler yapmıs, buyuk kazanclar elde etmis olan kimse, gucten
dusunce pek kucuk islerle uğrasır; azla yetinir.
346- Arslan kukrerse atın ayağı kosteklenir.
Guclu kimsenin korkutucu sozleri, gucsuz kimseyi kıpırdayamaz duruma getirir.
347- Arslan postunda, gönül dostunda.
Canlı, cansız her seyin bir yakısığı vardır. Đnsan onları bu durumda gormek ister.
348- Arslan yatağından (yattığı yerden) bellidir (belli olur).
Bir kimsenin kisiliği, oturup yattığı yerin niteliğinden, temizliğinden, duzeninden anlasılır.
349- Arsın malı kantar ile satılmaz.
Her nesnenin değeri, niteliğine uygun bir olcuye vurularak belli olur. Bir nesne icin
kullanılan olcu, niteliği ayrı olan baska bir nesne icin uygulanamaz.
350- Artık mal goz cıkarmaz.
Bkz. Fazla mal goz cıkarmaz.
351- Ar yılı değil, kar yılı (Kar eden, ar etmez).
Cağımız, utanma cağı değil, para kazanma cağıdır. Kisi, namusu ile, her ne is olursa olsun
yapmalıdır bu zamanda. Krs. Ar dunyası değil, kar dunyası.
352- Asıl azmaz, bal kokmaz; (Kokarsa kaymak kokar, aslında ayran var).
Bir kisi ya da nesne, ne denli bicim değistirirse değistirsin, aslını yitirmez; soyluluğunu
kavrar.
353- Asil ile tas tası, bedasıl (soysuz) ile yeme ası.
Temiz sut emmis kisilerle yapılan en guc is kolaylasır. Sutu bozuk kisilerle yapılan en güzel
is ise tatsız bir bicim alır.
354- Aslan kükrerse beygir titrer.
Ustun gucu olanın ofkelenmesi, cevresindeki gucsuzleri korkutur. Krs. Aslan kukrerse atın
ayağı...
355- Aslını saklayan (inkar eden) haramzadedir.
Kisinin soyu sopu yoksul, gorgusuz olabilir. Onlardan utanmak, onlara sahip cıkmamak
yanlıstır. Soyunu sopunu gizlemek ancak piclere yarasır. Kisi değersiz bir kusaktan gelmekle
değersiz olmaz. Toplum icindeki yerini kendisi kazanır.
356- Astar bol olmayınca yuze gelmez.
Bir is yapmak icin gerekli olan seyleri santimi santimine hesaplayarak değil, olcuyu biraz
genis tutarak hazırlayınız. Cunku turlu etkenler, gercek olcuden daha cok harcama yapmanızı
gerektirebilir.
357- Asığın gozu kordur (kor olur).
Kendisini aska kaptıran kisi, ne sevgilisinin kusurlarını gorur ne de cevresinde olup bitenlerle
ve kendisi icin onemli olan seylerle ilgilenir. Krs. Asık alemi kor, dort yanını duvar sanır.
358- Asıka Bağdat uzak (ırak) değil (gelmez). (Dervise Bagdat'ta pilav var demisler, Yalan
değilse ırak değil demis.)
Bir seyi elde etmek icin taskın bir istek icinde bulunan kisiye bu uğurda katlanacağı
fedakarlıklar guc gelmez.
359- Asık alemi kor, dort yanını duvar sanır.
Asktan gozu kararmıs kisi, hos karsılanmayacak asırı davranıslarda bulunur. Kendini öyle
yitirmistir ki bu davranıslarını hic kimse gormez, isitmez sanır. Krs. Asığın gozu kordur.
360- Asık daima bey oturmaz.
Coğu zaman isi rast gelen kisi bilmelidir ki talih her vakit yar olmaz. (Asığın cukur yuzunun
arkasındaki yumru yuzune bey denilir. Bey oturmak, çukur yüzü yere, yumru yüzü üstü gelerek
durmasıdır ki asığın en sağlam oturusudur).
361- Asını, esini, isini bil.
Sağlık ve mutluluk icinde yasamak isteyen kisi yiyeceğine dikkat etmeli, arkadasını iyi
secmeli ve bir is sahibi olmalıdır.
362- Ası pisiren yağ olur, gelinin yuzu ağ olur.
Guzel sey, iyi gerec kullanılarak meydana gelir. Bundan da is yapana ovunme payı cıkar.
Krs. Alet isler el ovunur.
363- Ask ağlatır, dert soyletir.
Asığın yureği yaralıdır. Bu dert onu ağlatır. Baska turlu derdi olan ise herkese derdini doker.
364- Ask basa gelirse akıl bastan cıkar.
Askın gucu, aklı yener. Aska dusen kisi dusunceden uzaklasır.
365- Ask olmayınca mesk olmaz.
Oğreneceği ise karsı asırı sevgisi bulunmayan kimse o i si ogrenemez.
366- As tasarsa comcenin değeri kalmaz.
Bir durumu düzeltecek araç ya da önlem, bu görevi yapmaya vakit kalmadan durum
bozulmussa, artık yararlı olmaktan cıkar.
367- As tasınca kepceye paha olmaz.
Önemsiz gibi görünen bir araç, istenmeyen bir durumu onlemeye yaradığı zaman paha
bicilmez bir değer kazanır. Krs. Buğday basak verince orak pahaya cıkar., Abanın kadri
yağmurda bilinir.
368- As tuz ile, tuz oran ile.
Bir seyin hosa gitmesi, birtakım nitelikler tasımasına ve bu niteliklerin gerektiği oranda
bulunmasına bağlıdır. Olcusuz ve asırı nitelikler o seyi tatsız, zevksiz duruma sokar.
369- Asure yemeye giden kasığını tasır.
Yararlanacağı bir is pesinde olan kisi, yararlanmanın gerektirdiği aracları hazırlamıs
olmalıdır. Krs. Pilav yiyen kasığını yanında tasır, Canı kaymak isteyen mandayı yanında tasır,
Kaymağı seven mandayı yanında tasır, Zemheride yoğurt isteyen cebinde bir inek tasır.
370- Ata arpa, yiğide pilav.
Yaratığın gucu, gelismesine yarayan seyle artar.
371- Ata binen nalını, mıhını arar.
Kisi, kullanacağı seyin ayrıntılarını da almalı, eksik bir durumu kalmamasına dikkat
etmelidir.
372- Ata binersen Allah'ı, attan inersen atı unutma.
Ata bindiğin zaman insafsızlık etme, hayvanı cok hırpalama. Buna Tanrı razı olmaz. (Ya da
ata bindiğin zaman boburlenme; boburleneni Tanrı sevmez), Attan indiğin zaman da onun
yemini, suyunu, tımarını unutma.
373- Ata da soy gerek, ite de.
Butun yaratıkların soylusu ustun niteliktedir.
374- At, adımına gore değil, adamına gore yurur.
Atın yuruyusu binicisinin yonetimine bağlı olduğu gibi, bir isin yuruyusu de is basındakinin
bilgisine, cabasına, tutumuna gore değisir.
375- Ata dost gibi bakmalı, dusman gibi binmeli.
Ata iyi baktıktan sonra, yora yora bininiz; korkmayınız, sarsılmaz. Calıstırdığınız iscilerin
gucu de iyi beslenmeleriyle artmaz mı?
376- Ata dostu oğla mirastır.
Babamızın dostları, babamızdan bize kalan miras gibidir. Bizi kollarlar. Sıkısık
durumlarımıda bize her turlu yardımı yaparlar.
377- Ata eyer gerek, eyere er gerek.
Bir isletmeyi once donatmalısınız; sonra da iyi bir yoneticiye teslim etmelisiniz ki istediğiniz
verimi alabilesiniz.
378- Atalar cıkarayım der tahta, doner dolanır gelir bahta.
Ana baba, cocuğuna mutlu bir yasayıs sağlamaya calısır. Ama kaderde nasıl bir yasayıs varsa
ancak o gerceklesir. Krs. Ana kızına taht kurmus...
379- Ataların sozu Kura'a girmez; ama yanınca yurur.
Atasozleri, Tanrı sozleri değildir ama onun gibi kutsal sayılır; gereklerine uyulur.
380- Atalar sozunu tutmayanı yabana atarlar.
Ataların yol gosterici oğutlerine ve geleneklere onem vermeyen, ahlak kuralları dısına cıkan
kimse ile herkes iliskisini keser. Tek basına kalan bu kisi, toplum icinde itelenir; horlanır.
381- Ata malı mal olmaz, kendin kazanmak gerek.
Babadan kalan mal kalıcı değildir. Kazancı olmayan kisi bunu cabuk bitirir. Kisinin gercek
malı, kendi calısmalarıyla elde ettiği maldır. Kazancı olan kimsenin malı bitmez. Krs. Baba malı
tez tükenir...
382- Atanın sanatı oğla mirastır.
Bkz. Babanın sanatı oğla mirastır.
383- At arıklıkta, yiğit gariplikte.
At zayıf iken, kisi garip iken cetin sınavlarını verirler. Bu durumda kisiliklerini yitirmemis ve
gorevlerini basarı ile yapmıs iseler ustun niteliklerini belirtmis olurlar.
384- Atasını tanımayan Allah'ını tanımaz.
Bir kisinin, buğruklarına saygı gostereceği kimseler arasında babası basta gelir. Onu
tanımayan kisi, ana ve babaya itaat etmeyi emreden Tanrı'yı da tanımıyor demektir.
385- At at oluncaya kadar sahibi mat olur.
Bir cocuk, bir isci yetistirebilmek icin cok para, cok emek, cok zaman ister. Onlar yetisir
ama, yetistiren de her bakımdan yorulur, yıpranır.
386- At beslenirken, kız istenirken.
At, besili, bakımlı olduğu zaman hem gosterislidir, hem de en cok ise yarayacak durumdadır.
Satılacaksa o zaman satılmalıdır. Kız da korpeliği, guzelliği gecmeden, isteyenleri varken
evlendirilmelidir.
387- At binenin (is bilenin), kılıc kusananın.
1) Her sey, onu gereği gibi kullanmasını, ondan yararlanmasını bilene yakısır; boyle
kimselerin hakkıdır.
2) Kendisinden yararlanılan sey kimin elinde ise onun sayılır; baskasının malı olsa da. Krs.
Av avlayanın, kemer bağlayanın.
388- At binicisini tanır (bilir).
Đsci, yoneticisinin isten anlayıp anlamadığını bilir ve calısmalarını ona gore yurutur. Krs. At
sahibine göre...
389- At (olur) bulunur meydan bulunmaz, meydan (olur) bulunur at bulunmaz.
Bir isi basarabilmek icin gerekli olan kosullar her zaman eksiksiz olarak ele gecmez. Biri
bulunursa öteki bulunmaz; öteki bulunursa beriki bulunmaz.
390- Ates demekle ağız yanmaz.
Kisi, zararlı bir eylemin sozunu etmekle kendisini zarara sokmus olmaz.
391- Ates dustuğu yeri yakar.
Felaket kimlerin basına gelirse onları yakar, kavurur, surekli bir acı icinde bırakır.
Baskalarının acıması, uzulmesi gelir, gecer.
392- Atesle barut (barutla ates) bir yerde durmaz (olmaz).
Đkisinin bir arada bulunması cok tehlikeli olan seyler birbirinden uzak tutulmalıdır.
393- Ates olmayan yerden duman cıkmaz.
Bir olayın gercekten meydana gelmis olup olmadığını anlamak icin, gizli kalamayan
belirtisine bakmak gerekir. Bu belirti varsa olay da var demektir.
394- Atı atasıyla, katırı anasıyla.
1) Soylu ki siden zarar gelmez. Soysuz ki siden korkulur.
2) Đyi kisi temiz soyu ile, kotu kisi asağılık, karısık soyu ile tanınır, anılır.
395- Atılan ok geri dönmez.
Đyi dusunmeden yaptığımız oyle isler vardır ki sonra pisman olarak eski duruma donmek
isteriz. Ama artık o duruma donme olanağı kalmamıstır.
396- Atım tepmez, itim kapmaz deme. (Atın tepmezi, itin kapmazı olmaz).
Herkesin yaradılıstan birtakım sert huyları da vardır. Bunlar eğitimle bir dereceye kadar
yumusatılabilir. Size cok bağlı bulunan kisiler bile, bir zaman gelir, kendilerini tutamaz, sizi
incitirler.
397- Atına bakan ardına bakmaz.
Gorevini eksiksiz yapan, aracını iyi kullanan kisi, kendini kotu duruma dusmekten kurtarmıs
olur. Nitekim iyi bakılmıs ata binen, dusman bana yetisecek mi, diye ardına bakmaya gerek
duymaz.
398- Atın bahtsızı arabaya duser.
Değerli, ama yazgısı kotu kimseler, kisiliklerine yakısmayan ağır ve asağılık islerde
kullanılırlar.
399- Atın dorusu, yiğidin delisi.
Atın doru renkli olanı, kisinin gozunu budaktan sakınmayanı beğenilir...
400- Atın olumu arpadan olsun.
Kimi kisilerin felsefesi sudur: Sevdiğim yiyecekleri tıka basa yiyeyim de hasta olursam
olayım, dahası, olursem oleyim.
401- Atın tepmezi, itin kapmazı olmaz.
Bkz. Atım tepmez, itim kapmaz deme.
402- Atın urkeği, yiğidin korkağı.
At da kisi de hep tehlike karsısında imisler gibi uyanık olmalı, tetikte bulunmalıdırlar.
403- Atın varken yol tanı ağan varken el tanı.
Elde bulunan olanaklardan zamanında yararlanarak gezip dolasırsak, es dost edinmek gerek.
404- At ile avrat yiğidin bahtına.
Kisinin satın aldığı atları ve evlendiği kadından memnun kalıp kalmayacağı onceden
kestirilemez. Her ikisi de talihine kalmıstır.
405- At kaçmaz, et kaçar.
Atın iyi kosması icin iyi beslenmis olması gerek.
406- At kudümüy yurt kudümü, avrat kudümü.
Turkler; atlarını, yurtlarını, eslerini kutsal sayar, onların uğur getireceğine inanırlar.
407- Atlar nallanırken kurbağa ayağını uzatmaz,
Herkese durumuna, değerine gore davranısta bulunulur; is verilir. Değersiz kisi, kendisine de
değerli kisi gibi ilgi gosterilmesini beklememelidir.
408- Atlar tepisir, arada esekler ezilir.
Güçlü kimseler birbirlerine girerler. Bundan, aralarında bulunan gucsuzler zarar gorur.
409- Atlı kacar, kacar; yaya arkasına ne duser?
Buyuk islere, bunu basaracak gucu olanlar girisir. Olanakları bulunmayanlar boyle islere
nicin girisirler?
410- Atlıya saat olmaz.
Atla yolculuk yapan kimse icin bir yolun kac saatlik olduğu soz konusu değildir. Atlı, isterse
bes saatlik yolu bir saatte alır. Bunun gibi, bol olanakları bulunan kimse, uzun bir sure icinde
yapılabilecek isi kısa zamanda yapıverir.
411- At olur meydan olmaz, meydan olur at olmaz.
Bkz. At bulunur meydan bulunmaz...
412- At ölür, itlere bayram olur.
Yuksek kimselerden birinin olumu ya da gorevden ayrılması, kimi zaman, asağılık
kimselerin isine yarar.
413- At olur meydan (nalı) kalır, yiğit olur san (namı) kalır.
Yasayan bir gun olur. Ancak yasayısına bağlı birtakım izler surup gider. At olmekle birlikte
onun kostuğu meydanın kalması, insan olmekle birlikte adının anılması gibi: Onun icin kisi
yasarken iyi isler yapmalı, iyi bir ad bırakmaya calısmalıdır.
414- At sahibine (ağasına, biniciye) gore eser (kisner).
Birinin yonetimi altında calısan kisi, tutumunu yoneticisinin durumuna gore ayarlar. Krs. At
binicisini tanır.
415- Atta, avratta uğur vardır.
Đnanısa gore at ve kendisiyle evlenilen kadın eve uğur getirir.
416- Atta karın, yiğitte burun.
Đyi kosan atın karnı, yiğit erkeğin burnu buyuk olur.
417- Attan dusene yorgan dosek, esekten dusene kazma kurek.
1) Attan dusen, kazayı hastalanmakla atlatır. Esekten dusen icin olum tehlikesi vardır.
2) Soylu (uğurlu) kimse yuzunden basımıza gelen felaketi cabuk atlatırız. Soysuz (uğursuz)
kimse yuzunden basımıza gelen felaketi kolay kolay atlatamayız.
418- At yedi gunde, it yediği gunde (belli olur, semirir).
Değerli kisilikler, zamanla gelisir. Kısa zamanda beliren kisilikler gercek değer
tasımayanlardır.
419- At yiğidin yoldasıdır.
Turk, atı cok sever. Bircok islerini onunla arkadaslık ederek yapar. At, Turk'un savasta
kahramanlık ortağıdır. Barısta her gunu atla birlikte gecer: Yolculuğu onunla yapar, yukunu
onunla tasır. Onun sutunden icki bile yapmıstır. At uzerine pek cok atasozumuz vardır. Bunlarda
at, soyluluğun, anlayıslılığın, inceliğin, yurekliliğin, vefalılığın, yararlılığın simgesi olarak
gosterilmis, bircoklarında yiğit ile birlikte anılmıs; at bakımına büyük özen gösterilmesi
gerektiği belirtilmistir. Turk atın o kadar candan dostudur ki kendisinden, coluk cocuğundan cok
ona bakar.
420- Ava gelmez kus olmaz, basa gelmez is olmaz.
Kuslar, genis bir ozgurluk dunyasında, insanlardan uzak yasamalarına karsın avlanmaktan
kurtulamazlar. Đnsanlar da boyledir: Hatıra, hayale gelmeyen cesit cesit felakete uğrarlar. Hicbir
kimse kendisini kazadan, tehlikeden, dertten kurtarmanın yolunu bulamaz. Krs. Ayağa değmedik
tas olmaz..., Ayak almadık tas olmaz...
421- Ava giden avlanır.
Cıkarını baskasına zarar vermekte arayan kimse,
K zarara kendisi uğrar.
422- Av avlayanın, kemer bağlayanın.
Bir sey, onu elde etmek yolunu bilenin, bir seyden yararlanma, onu kullanmasını
becerebilenin hakkıdır. Krs. At binenin, kılıc kusananın.
423- Avcı ne kadar al (hile) bilse, ayı o kadar yol bilir.
Bir kisi, baskasını yenmek icin cesit cesit ustalık kullanır. Ama karsısındaki de yenilmemek
icin cesit cesit onlem alır.
424- Av kopeği avdan kalmaz.
Hazıra konarak is yapmayı adet edinmis olan kisi, her zaman bu yolu izler.
425- Avradı bosayan topuğuna bakmaz.
Onemli bir varlığından isteye isteye vazgecen kimse artık onu aramamayı goze almalıdır.
426- Avradı eri saklar, peyniri deri.
Her sey, durumuna uygun yontemlerle korunur.
427- Avrat (kadın) malı, kapı mandalı. (Karı malı hamam tokmağıdır).
Bir erkek karısının malından yararlanmayı dusunmemelidir. Yoksa durum, eve-girerken,
cıkarken, kapı mandalı gibi, basa kakılır.
428- Avrat var, arpa unundan as yapar; avrat var, buğday unundan kes yapar.
Đs bilen kadın, elverissiz gerecle guzel seyler meydana getirir. Đs bilmeyen kadın ise en iyi
gereci kullansa bile bir sey yapamaz.
429- Avrat var ev yapar, avrat var ev yıkar.
Ailede kadının rolu cok onemlidir. Oyle kadınlar vardır ki bir aileye düzen verir, mutluluk
getirirler. Oyle kadınlar vardır ki ailenin duzenini, mutluluğunu bozarlar.
430- Av vuranın değil alanın.
Bir seyin sahibi ondan yararlanamıyor da baskası yararlanıyorsa asıl sahip yararlanan kisi
demektir.
431- Ayağa değmedik tas olmaz, basa gelmedik is olmaz.
Bkz. Ayak almadık...
432- Ayağını sıcak tut, basını serin; gonlunu ferah tut dusunme derin.
Hastalıktan korunmak, vucudumuzu yıpratmamak istiyorsak ayağımızı sıcak, basımızı serin
tutmalıyız; olur olmaz seyleri sıkıntı konusu yapmamalı, genis yurekli olmalıyız. Krs. Đnsan
ayaktazı...
433- Ayağını yorganına gore uzat.
Giderini gelirine uydur. Harcamaların gelirini asmasın.
434- Ayağı yuruten bastır.
Đscinin iyi is yapmasını, halkın iyi bir duzen icinde calısmasını bastakiler sağlar. Krs. Bin
isci, bir bascı.
435- Ayak almadık (ayağa değmedik) tas olmaz, basa gelmedik is olmaz. (Basa gelmez is
olmaz, ayağa değmez tas olmaz).
Đnsan yaslandıkca turlu turlu engeller, gucluklerle karsılasır; cesitli sıkıntılara, felaketlere
uğrar. Krs. Ava gelmez kus olmaz...
436- Ay ayakta, çoban yatakta, ay yatakta çoban ayakta.
1) Cobanların aksam erkence yatması, sabahleyin erkence kalkması gerektir.
2) Ay aydınlığında suruye hırsız gelmez. Onun icin coban uyuyabilir. Ay karanlığında
cobanın uyanık olması gerekir. Kamu yonetiminde de boyledir. Genel duzene yardımcı
olan araclar varsa bas yonetici rahat eder; yoksa cok uyanık olması gerekir.
437- Ayda bir gel dostuna, kalksın ayak ustune; gunde bir gel dostuna, yatsın sırtı ustune.
Ne denli yakın dostun olursa olsun, ona her gun gidersen usanır. Ara sıra git ki saygı ile
karsılasın.
438- Ay gördünse bayram et.
Bkz. Ayı gormeden bayram etme.
439- Ay gormusun yıldıza minneti (itibarı) yoktur.
Bir seyin cok ustununu, cok guzelini gormus olan kimse, ondan daha az değerde olanını
beğenmez.
440- Ayı akım, kirpi yumusağım demis.
Hic kimse kusurunu, cirkinliğini gormez; dahası, erdemleri, guzellikleri bulunduğunu ileri
sürer.
441- Ayı gormeden bayram etme. (Ay gordunse bayram et).
Bayram ayının doğduğunu gormeden bayram etmek ihtiyatsızlıktır. Beklenen butun
sevinilecek durumlar icin bu ihtiyat gosterilmelidir. Đs gerceklesmeden ona oldu gozuyle bakılıp
sevinilmemelidir.
442- Ayın on besi karanlık, on besi aydınlıktır.
Kisinin yasamındaki kotu gidis surup gitmez; iyi gunler de gelir. Krs. Her inisin bir yokusu
vardır.
443- Ayıpsız yar arayan (dost isteyen), yarsız (dostsuz) kalır.
Kusursuz guzel olmaz. Esim kusursuz olmalı diyen es bulamaz. Bu kural yalnız es icin değil,
elde etmek istediğimiz her sey icin doğrudur.
444- Ayı sevdiği yavrusunu hırpalar.
Hırpalamak her zaman kotuluk yapmak icin olmaz; sevgiden ileri gelen hırpalamalar,
guvenden ileri gelen calıstırmalar da vardır. Krs. Tabak sevdiği deriyi...
445- Ay ısığında ceviz silkilmez.
Yeterli olmayan kosullar icinde is yapılırsa beklenen verimli sonuc alınamaz.
446- Ayıyı (maymunu) fırına (atese) atmıslar, yavrusunu ayağının altına almıs.
Duygusuz insanlar, kendilerini kurtarmak icin gerekiyorsa, cocuklarını tehlikeye atmaktan
çekinmezler.
447- Aynan yoksa komsuna bak.
Bkz. El elin aynasıdır.
448- Ayrandan asağı katık olmaz.
Yapılacak isi kolaylastırmak icin yararlanılacak ucuz nesneler arasından oyle biri secilir ki
daha ucuzu yoktur.
449- Ayranım (yoğurdum) eksidir diyen olmaz.
Bkz. Kimse ayranım eksi demez.
450- Ay (gun) var yılı besler, yıl var ayı (gunu) beslemez.
Oyle zaman olur ki bir aylık kazanc, insanı bir yıl gecindirir. Oyle zaman da olur ki bir yıllık
kazanç, bir ay geçindirmeye yetmez.
451- Ayyar tilki art ayağından tutulur. (Zeyrek kus iki ayağından tutulur).
Đsini hile ile yurutmekte olan kisi, bir zaman gelir ki kurnazlığını kullanamaz; yakayı ele
verir.
452- Az ada, çok öde.
Cok sey vermeye ya da yapmaya soz veren kisi, sozunu yerine getirmek için güç durumda
kalabilir. Bu nedenle yapabileceği olcude az seye soz vermeli ve verdiği sozu eksiksiz yerine
getirmelidir.
453- Aza demisler: - Nereye? - Coğun yanına demis. (- Azca nereye? - Cokcanın yanına).
Az, her zaman coğa uyar, ya da onun emrine girer: Buyuk sermaye, kucuk sermayeye is
bırakmaz, -azınlık, coğunluğa boyun eğer.
454- Aza kanaat etmeyen coğu hic bulamaz.
Coklar, azların birikmesiyle meydana gelir. Kucuk seyleri hor gorenler, buyuk sey edinmek
fırsatını surekli olarak kacırıyorlar demektir.
455- Azan kurda kızan kopek.
1) Belalı ki sinin hakkından serli ki si gelir.
2) Azgınca ciftlesme isteğinde bulunan erkeğe, kızgınca ciftlesme isteği gosteren kadın
yarasır.
456- Az ates cok odunu yakar.
Kucuk bir tehlike, elverisli ortam bulunca, buyuye buyuye onune gecilemez durum alır. Bir
avuc suclu, buyuk bir sucsuz yığınının basını belaya sokar. Krs. Kurunun yanında yas da yanar.
457- - Azca nereye? - Cokcanın yanına.
Bkz. Aza demisler: Nereye?...
458- Az el as kotarır (yemek pisirip kaplara koymak), cok el is kotarır (Bir isi bitirmek). (Az
eli asta gor, cok eli iste gor).
Ne kadar cok kisi bir araya gelse, pisme zamanından once yemeği ortaya koyamazlar. Onun
icin yemek yapmaya az kisi yeter. Ama baska isler, cok kisinin calısmasıyla daha cabuk bitirilir.
459- Az eli asta gor, cok eli iste gor.
Bkz. Az el as kotarır...
460- Azı bilmeyen coğu hic bilmez.
Bkz. Biri bilmeyen...
461- Azıcık ağrıya as (cokcasını is) bastırır.
Kucuk bir rahatsızlık bir seyler yemekle gecer. (Dusunmekle sonuc alınamayacak bircok
sorun da kendini ise vermekle unutulur.)
462- Azıcık asım, kaygısız (ağrısız, kavgasız) basım.
1) Evimde kalabalık oml azsa siim az oulr, uğrasma, didisme de oml az.
2) Didismesiz orta halli bir gecim, turlu uğrasma ve didismelerle dolu zenginlerin
yasayısından daha iyidir.
463- Azıksız yola cıkanın iki gozu el torbasında kalır.
Bir sure sonra gerekecek seyleri vaktinde hazırlamayan kisi, zamanı gelince hazırlıklı
kisilerin durumuna imrenir ve icinden bana da verseler isteği gecer.
464- Az kaz, uz kaz, boyunca kaz.
Birisi icin kazdığın kuyuya kendin dusebileceğini gozonunde bulundur. Onun icin bu kuyu
kendini kurtarabileceğinden daha derin olmasın. Yani sana yapılmasını istemediğin bir
kotuluğun daha ağırını baskasına yapma. Krs. Kazma elin kuyusunu...
465- Az mal kan yutturur, coğu birbirini gutturur.
Az malı yonetmek icin gereken araclar, yapılan harcamalar cok mali yonetmeye de yetebilir.
Bu nedenle cok mali yonetmek az malı yonetmekten daha ucuza gelir.
466- Az olsun, uz (öz) olsun.
Yaptığınız is; edindiğiniz sey, isterse az olsun, ancak temiz ve iyi olsun.
467- Azrail gelince oğul, usak sormaz.
1) Azrail yetismemis coluk cocuğun var mı? diye sormaz. Hicbir ozur de kabul etmez.
2) Azrail, büyük, küçük demez; eceli gelenin canını alır.
468- Az söyle, çok dinle.
Kisi, az konusursa hem cevresindekileri rahatsız etmemis; hem de daha az yanılmıs olur. Cok
dinlemekle ise cok sey oğrenir.
469- Az tamah çok ziyan (zarar) getirir.
Elde ettikleriyle yetinmeyerek daha coğunun pesinde kosanlar, elde ettiklerinden daha cok
zarara uğrarlar.
470- Az veren candan, çok veren maldan.
Varlıklı olmayan kimse, yardım, ya da armağan olarak az sey verebilir. Bu buyuk bir
fedakarlıktır. Varlıklı kimse cok sey verebilir. Bu, onun icin ozveri sayılmaz.
471- Az yiyen az uyur, çok yiyen güç uyur.
Aç kimse uyuyamaz. Az yiyenin de uykusu az olur. Midesi dolu olan rahat edemez;
uyumakta gucluk ceker. Demek ki kisi iyi uyuyabilmek icin pek az da yememeli, pek cok da.
:::::::::::::
-B-
472- Baba eder, oğul oder.
Bkz. Baba koruk yer...
473- Baba (evlat, oğul) ekmeği zindan ekmeği, koca (er) ekmeği meydan ekmeği.
Bir kadın icin babasının, ya da cocuğunun evinde barınıp onların eline bakmak cok sıkıcı bir
durumdur. Onun gonul ferahlığı ile yasayacağı yer, kocasının evi, serbestce harcayacağı para
kocasının parasıdır. Krs. Er ekmeği meydan ekmeği.
474- -Baba himmet. -Oğul hizmet.
Buyuklerin, kendilerine el uzatıp yardım etmelerini istemeye hak kazanabilmek icin
küçüklerin görevlerini iyi yapmaları gerektir.
475- Baba koruk (erik, eksi elma) yer, oğlunun disi kamasır. (Baba eder, oğul oder.)
Babanın yaptığı kotu isin sıkıntısını cocuk ceker.
476- Baba malı tez tukenir, evlat gerek kazana.
Baba malına guvenip kazanc yolunu tutmamak cok yanlıstır. Baba malının değeri pek
bilinmediği gibi hazır mal da cabuk biter. Kendini bilen, yasama sorumluluğunu duyan akıllı
evladın gercek malı, kendisinin kazandığı maldır. Krs. Sade pirinc zerde olmaz... Krs. Ata malı
mal olmaz...
477- Babamın (anamın) oleceğini bilseydim, kulağı dolu darıya satardım.
Bkz. Anamın oleceğini bilseydim...
478- Babanın (atanın) sanatı oğula mirastır.
Cocuk daha kucuk yasta ister istemez babasının sanatı ile ilgilenir. Giderek bu sanatı oğrenir.
Büyüyünce kendisi de bu sanatla uğrasır. Boylece bir sanat, babadan oğula miras kalır.
479- Baba oğluna bir bağ bağıslamıs, oğul babaya bir salkım uzum vermemis.
Babalar cocukları icin buyuk ozveride bulunurlar. Ama cocuklar babaları icin kucuk bir
ozveride bulunmazlar. Baska koruyucular ve korunanlarda da durum budur. Krs. Bir baba dokuz
oğlu besler...
480- Babasından mal kalan, merteği (direk) icinden bitmis sanır.
Malı kendi emeğiyle değil, miras yoluyla elde etmis olan kisi, onun ne buyuk cabalar
harcanarak ve ne denli sıkıntılar cekilerek kazanılmıs olduğunu bilmez.
481- Baba vergisi görümlük, koca vergisi doyumluk.
Bir babanın kızı icin harcadığı para, hazırladığı ceyiz, gostermelik olmaktan ileri gecemez.
Kızın omur boyu suren buyuk giderlerini kocası uzerine almıstır. Ceyiz olarak gelen seyleri
eskidikce, bittikce yenileyen kocasıdır.
482- Baca eğri de olsa duman doğru cıkar.
Yaradılıstan iyi ve doğru olan kisi ya da nesne, ne denli elverissiz ortam icinde bulunursa
bulunsun, niteliğini yitirmez.
483- Bağa bak uzum olsun, yemeye yuzun olsun. (Bağda izin olsun, uzum yemeye yuzun
olsun).
Kisi, verim beklediği seyden istediğini alabilmek icin gereken harcamalardan
kacınmamalıdır. Yoksa ne yuzle tam verim bekleyebilir? Krs. Bakarsan bağ...
484- Bağ babadan, zeytin dededen kalmalı.
Bağ, bir kusak gececek kadar yaslandıktan sonra bol urun verir. Zeytinin bol urun vermesi
icin hic olmazsa iki kusaklık bir zaman gecmelidir.
485- Bağ bayırda, tarla cayırda.
Her sey, kendisi icin en uygun ortamda daha verimli olur. Nitekim bağ, suyu az olan yerde,
tarla suyu bol olan yerde bulunursa daha çok ürün verir.
486- Bağda izin olsun, uzum yemeye yuzun olsun.
Bkz. Bağa bak uzum olsun...
487- Bağı ağlayan yuzu guler.
Bağ budanırsa (budanan yerden su damlar) bol ve guzel uzum verir.
488- Bağın taslısı, karının saclısı.
Taslı yerdeki bağ, daha değerli, uzun saclı kadın daha gosterisli ve sevimlidir.
489- Bahanesiz ölüm olmaz. (Sebepsiz...).
Bkz. Ecel geldi cihane...
490- Bahsis atın disine bakılmaz.
Bkz. Beles atın...
491- Baht (akıl) olmayınca basta, ne kuruda biter ne yasta.
Kisi talihsiz ya da akılsız olursa giristiği hicbir isten olumlu sonuc alamaz.
492- Bahtsızın bağına yağmur, ya tas yağar ya dolu.
Talihsizin butun isleri ters gider. Bağına yağmur yerine ya tas ya dolu yağar.
493- Bakacağın yuze sıcma, sıcacağın yuze bakma.
Đliski kurabileceğin kisi ile arayı busbutun bozma. Asağılığı, kotuluğu herkesce bilinen
kisiyle de iliski kurma.
494- Bakan goze bağ (yasak) olmaz.
Herkesin gozu onundeki seye bakılması onlenemez. Kimse ona bakmasın denilemez.
495- Bakan yemez, kapan yer.
Bir sey sadece bakmakla edinilemez. Onu ele gecirmek icin davranmak gerekir.
496- Bakarsan at, bakmazsan mat.
Bkz. Bakarsan bağ, bakmazsan dağ.
497- Bakarsan bağ, bakmazsan dağ (olur).
Bakılıp onarılan seyler yararlanılacak duruma gelir. Bakımsız bırakılan seyler ise yaramaktan
kalır. Krs. Bağa bak...
498- Bak bana bir gozle, bakayım sana iki gozle.
Sen bana ne denli yakınlık gosterirsen ben sana ondan cok yakınlık gosteririm.
499- Bakmakla usta olunsa (oğrense), kopekler (kediler) kasap olurdu (kasaplığı oğrenirdi).
Hic yapılmadan, sadece nasıl yapıldığını gorerek bir sey oğrenilemez.
500- Baktın ibrik akıyor; once gotunu yu, sonra aptes boz.
Đsinizi yaptıktan sonra gerekecek olan nesne isinizi yapıncaya değin ortadan kalkacaksa, once
o nesneyi elde edip sonra isinizi gormelisiniz.
501- Baktın ki kar havası, eve gel kor olası.
Tehlikeli bir durum belirmeye baslayınca ondan uzak kalmanın yoluna bakılmalıdır.
502- Baktın yarın yar değil, terkini kalmak az değil.
Kendine yakın bildiğin kimsenin ictenlikten, durustlukten uzaklastığını gorursen dostluğa
son vermekten utanma.
503- Bal bal demekle ağız tatlanmaz (tatlı olmaz).
Tatlı sozlerle guzel bir sey gerceklesmis olmaz.
504- Balcı kızı daha tatlı.
Guzel mal satan kimselerden alınan seyler daha cok hosa gider.
505- Balcının var bal tası, oduncunun var baltası.
Her is yapılırken ozel bir arac kullanılır. O isi yapan bu aracı elinde bulundurur.
506- Balı dibinden, yağı yuzunden.
Balın dibi, yağın yuzu daha guzeldir. Bunun gibi, değerleri derinlestikce artan ve değerleri
yuzde kalan insanlar vardır.
507- Balık ağa girdikten sonra aklı basına gelir.
Đnsan tedbirsizliği yuzunden bir yıkıma uğradıktan ve is isten gectikten sonra neden soyle
yapmadım, neden boyle yapmadım diye uzulur.
508- Balık bastan avlanır.
Bir seyi ele gecirebilmek icin onu yonetenleri ele gecirmek gerekir.
509- Balık bastan kokar.
Bastakilerin tutumu bozuk olan toplumda her sey bozuk olur.
510- Balık Cok konusurum ama ağzım su dolu demis.
Bir isi yapmaya gucu yetmeyen kisi, yapamam demez de inanılmayacak bir mazeret ileri
sürer.
511- Balık demis ki: Etimi yiyen doymasın, avımı yapan gulmesin (onmasın).
Canına kıyılan balığın boyle ilendiğine inanılır. Bu inanıs, balık etine kolay kolay
doyulmamasından ve balık avcılarının hep gecim darlığı icinde bulunan kimseler olmasından
ileri gelmektedir.
512- Balık kokarsa tuzlanır, ya tuz kokarsa ne yapılır?
Bkz. Et kokarsa tuzlanır...
513- Balın alası (tazesi) oğulun tazesinden.
1) En guzel bal, taze oğul balıdır.
2) Ana baba icin en tatlı sey, kucuk cocuklarıdır.
514- Balı olan bal yemez mi?
Bir kimsenin elinde baskasına verilecek, ya da satılacak bir nesnenin bulunması, ondan
kendisinin de yararlanmasına engel değildir.
515- Balı, parmağı uzun (olan) yemez, kısmetlisi yer (yememis, kısmeti olan yemis).
Guzel bir sey, onu isteyen ve elde edecek gibi gorunen kimsenin değil, umulmadık birinin
eline geçer.
516- Bal ile kaymak isteyen akcesine kıymak gerek.
Guzel, pahalı nesne elde etmek isteyen, bunun gerektirdiği ozveriye katlanmalıdır.
517- Bal ile kaymak yenir ama her keseye gore değil.
Guzel yemeyi, guzel giymeyi, guzel esya kullanmayı herkes ister ama bunları ancak parası
bol olanlar yapabilir.
518- Bal olan yerde sinek de olur (bulunur).
Guzel seyin cevresinde, ondan yararlanmak isteyen asalaklar dolasır.
519- Balta değmedik ağac olmaz.
Zarar gormeyen, yıkımlara uğramayan kimse yoktur.
520- Balta sapını yonamaz.
Kisi, kendisinin yapamayacağı isleri icin baskasının yardımına gerekseme duyar.
521- Bal tutan parmağını yalar.
Baskalarına guzel seyler dağıtmakla gorevli olan kimse, dağıttığından az cok kendisi de
yararlanır. Krs. Harman doven okuzun ağzı bağlanmaz.
522- Bana dokunmayan (beni sokmayan) yılan bin yasasın.
1) Bircok kimseler, kendilerine kotuluğu dokunmayan zararlı birisinin bu durumuyla
yasayıp gitmesini hos gorurler.
2) Zararlı olduğu bilinen, ama kimseye kotuluğu dokunmayan kisiye ilisilmemelidir.
523- Barutla ates bir yerde durmaz (olmaz).
Bkz. Atesle barut...
524- Baskıdaki altından askıdaki salkım yeğdir.
Kullanılan, ise yaratılan az değerli nesne, saklanan, kullanılmayan cok değerli nesnelerden
daha iyidir.
525- Baskın basanındır.
Dusmanı bos bulunduğu sırada basan, savası kazanır.
526- Baskısız (civisiz) tahtayı yel (el) alır, yel (el) almazsa sel (yel) alır. (Baskısız yongayı
yel alır; sahipsiz tarlayı sel alır.)
Sıkı bir yonetim altında bulundurulmayan ya da korunmayan gencler kolayca kotu yollara
sürüklenebilirler.
527- Basa gelen cekilir.
Uğradığımız kacınılmaz yıkımlara katlanmaktan baska elimizden ne gelir? Sabırlı olmalıyız.
528- Basa gelmeyince bilinmez.
Baskasının uğradığı bir yıkımın ne kadar acı olduğunu, basımıza boyle bir felaket
gelmeyince, gereği gibi anlayamayız.
529- Basa gelmez is olmaz, ayağa değmez tas olmaz.
Bkz. Ayak almadık tas olmaz...
530- Bas ağır gerek, kulak sağır.
Kisi ağırbaslı olmalı ve dedikoduları dinlememeli, ya da isitmemis gibi davranmalıdır.
531- Basak buyudukce boynunu eğer.
Đnsan olgunlastıkca daha cok alcakgonullu olur. Krs. Bos basak dik durur.
532- Basa yazılan gelir.
Bkz. Alna yazılan bas gelir.
533- Bas basa bağlı, bas da seriata (yasaya, padisaha).
Bizim basarımız, basımızda bulunan yoneticiye, onun bası da dine, yasaya bağlıdır. Biz
yoneticinin buyruğu altındayız ama, yonetici de toplum icin konulmus olan kanunlar ne
buyuruyorsa onu uygular; onun dısına cıkamaz. Krs. Basın bası...
534- Bas dille tartılır.
Kisinin aklı, soylediği sozlerle olculur.
535- Basına gelen basmakcıdır.
Basından bir is gecmis olan kimse o iste deneyimli olur. Uğradığı zarara bir daha uğramamak
icin onlem alır.
536- Basın bası, basın da bası vardır.
Toplum icinde hic kimse basına buyruk değildir. Basta bulunan her kisinin ustunde daha
büyuk bir bas, onun da ustunde kendisinden buyuk bir bas vardır. Krs. Bas basa bağlı...
537- Basım acemi berbere teslim eden, cebinden pamuğunu eksik etmez (etmesin).
Đs basına deneyimsiz yonetici getirenler, onun yaratacağı sıkıntı ve zararları cekmeye hazır
olmalıdırlar.
538- Basını sallamayan kavak olmaz.
Kendini bir suru eğlenceye, capkınlığa kaptırmamıs genc yoktur.
539- Basın sağlığı, dunya (-nın) varlığı.
Dunyanın en buyuk zenginliği, beden sağlığından baska bir sey değildir.
540- Bas kes, yas kesme.
Ağac kesmek, insan oldurmekten daha buyuk bir suctur demeliyiz ki ağac kesmenin ne kadar
kotu ve zararlı bir is olduğuna dikkati cekebilelim.
541- Bas nereye giderse, ayak da oraya gider.
Basta bulunan nasıl bir yol tutarsa onun yonetimi altında bulunanlar da o yolu tutarlar. Krs.
Arabanın on tekerleği...
542- Bas olan bos olmaz.
1) Bir topluluğa bas olan kimse, tasıdığı değer dolayısıyla bir yere gelmistir. Bos bir kisi
değildir.
2) Đs basında bulunan kisinin bos zamanı olmaz; isi coktur.
543- Bas ol da esek bası (soğan bası) ol.
Basta bulunanların, yetkisi genis, saygınlığı buyuk, olanakları cok olur. En onemsiz islerde
bile bas olmak, buyruk altında bulunmaktan iyidir.
544- Bas sağ olursa bork cok bulunur.
Kisinin en onemli isi, sağlığını korumaktır. Sağlığı yerinde olan kisi issiz kalmaz.
545- Bas sallamakla kavuk eskimez.
Bir kimsenin suyunca gitmekten, söylediklerine evet, peki demekten zarar gelmez.
546- Bas yarılır bork icinde, kol kırılır kurk (yen) icinde.
Bir aile icindeki kisilerin kusurları, anlasmazlıkları, kavgaları sır olarak aile icinde kalmalı,
dısarıya duyurulmamalı, sızdırılmamalıdır.
547- Bas yastığı bas derdini bilmez.
Đnsan derdi icindedir. En yakını bile onu anlamaz.
548- Baykusun kısmeti ayağına gelir.
Tanrı hicbir canlıyı ac bırakmaz. Kımıldamadan duran baykusun rızkını bile onune koyar.
(Đanısa gore baykus butun geceyi uykusuz gecir, ibadet edermis. Sabaha karsı onune gelen bir
serceyi yermis).
549- Bayramda borc odeyene ramazan kısa gelir.
Oruç tutan kimse için ramazan gunleri ağır ağır gecer. Suresi bayramda dolacak bir borcu
odemek zorunda olan kimseye o gunler cabuk geciyor gibi gelir. Cunku insan, guc islerin
yapılmasını ertelemek ve uzak zamanlara atmak ister.
550- Bayramdan sonra gelen kınayı gotune yak.
Gerektiği zaman ele gecmeyip daha sonra kavusulan sey değerli de olsa ise yaramaz.
551- Bayram etiyle it tavlanmaz.
Bir canlının (ya da bir durumun) gelismesi surekli bakım ve ilgi ister. Rasgele ele gecen
fırsat ne denli elverisli olursa olsun, surekli değilse yararı sınırlı kalır.
552- Baz bazla, kaz kazla, kel tavuk topal horozla.
Bir kisi, kendine denk ve uygun olan kisiyle arkadas olur.
553- Bedava sirke baldan tatlıdır (tatlı olur).
Para verilmeden ele gecen seyler cok hosa gider.
554- Bekar gözü, kör gözü.
Bekar erkek, evlenme istek ve heyecanı icinde olduğundan alacağı kızın kusurlarını goremez.
555- Bekarın parasını it yer, yakasını bit.
Bekar kimse, parasını carcur eder; dalaverecilere yedirir. Yasayısı duzensiz, ustu bası kirli,
bitlidir.
556- Bekarlık maskaralık.
Bekar kimse bakımsızdır, kılıksızdır, derbeder bir yasayıs surer ve herkesin eğlencesi olur.
557- Bekarlık sultanlık.
Aile sorumluluğundan kacan ve basıbos bir yasayıs surmeyi seven kimselere gore bekarlık,
esi bulunmaz bir sorumsuzluk ve rahatlık durumudur.
558- Beles (bahsis) atın disine (yasına, dizginine, yularına) bakılmaz.
Para verilmeden gelen sey, eksiği, kusuru olsa da hos karsılanır.
559- Benden sana bir oğut: Ununu elinde oğut.
Bkz. Sana vereyim bir oğut..., Kurda meden...
560- Beni sokmayan yılan bin yasasın.
Bkz. Bana dokunmayan yılan...
561- Benzeye benzeye yaz, benzeye benzeye kıs olur.
Gunler birbirinden cok farklı olmadığı halde hava yavas yavas ısınarak yaz, aynı bicimde
yavas yavas soğuyarak kıs gelir. Bu durum toplumun gelismesinde ve gerilemesinde de gorunur.
Krs. Uzum uzume baka baka...
562- Berber berbere benzer ama, basın Allah'a emanet.
Kendisini uzman gibi gosteren her kisiye guvenmemeli. Uzman diye ise baslar da malınızı,
canınızı tehlikeye sokabilir.
563- Berberin solumazı, tellağin soylemezi, kahvecinin soylemezi.
Yuzu yuzunuze pek yakın olarak is goren berber soluyorsa nefesi, ağız kokusu burnunuza
girer. Tellak terliyorsa sizi keselerken terleri uzerinize damlar; ayrıca ter kokusundan rahatsız
olursunuz. Musterilerinin icyuzunu bilen kahveci birinin sırını otekine soylerse sanatını kotuye
kullanmıs olur.
564- Berk kacan atın boku seyrek duser.
Olağanustu hızla yapılan is -gereken ozen gosterilemeyeceğinden- olumlu sonuç vermez.
565- Besle kargayı, oysun gozunu.
Đyilik edip yetistirdiğin oyle sutu bozuk, iyilik bilmez kimseler vardır ki sana en buyuk
kotuluğu yaparlar.
566- Beslemeyi eslemeden alma.
Surekli bir hizmet icin evine kabul edeceğin kimseyi iyice sorup sorusturmadan alma.
567- Bese, bakma ciftten baska ise.
Yediye'nin yelleri bese'nin selleri sozunde de gecen bese subat sonlarıyla martı kapsayan
zamandır.
568- Bes kurusun ustunde oturmaya bes batman got gerek.
Kisinin kazancından, az da olsa para artırması buyuk azim ve irade ister.
569- Bes kurusun varsa bes yere duğumle.
Kisi savurgan değil tutumlu olmalı, parasını iyi korumalıdır.
570- Bes para giren ev yıkılmamıs.
Calısıp para kazanmanın yoluna bakılmalıdır. Kazanc az da olsa ailenin yasam duzeni
bozulmaz.
571- Bes parmağın hangisini kessen acımaz?
Đnsan evlatlarını birbirinden ayırt etmez. Hangisine zarar gelse aynı uzuntuyu duyar.
572- Bes parmak bir değil (olmaz).
1) Ana ve babaları bir olduğu halde kardesler birbirlerine benzemezler. Turlu niteliklerle
ayrılırlar.
2) Aynı gorevle bir arada calısan kimseler yetenek, basarı bakımından birbirinden
farklıdırlar. Onun icin sevgileri arasında da fark bulunur.
573- Bes tavuğa bir horoz yeter.
Bes kadını yonetmek ve korumak icin bir erkek yeter.
574- Beterin beteri var (-dır).
Cok kotu bir duruma dusen kimse, bundan daha kotu bir durumun da bulunduğunu
dusunerek avunmalıdır.
575- Bey ardından comak calan cok olur.
Guclu kisi ile yuz yuze bulundukları zaman ağızlarını acmayan kimseler, gittikten sonra
kendisini cekistirirler.
576- Bey ası borc, duğun ası odunc.
Beyin sofrası cok zengin olur. O sofrada ağırlanan kimsenin, karsılık olarak beye yemek
vermesi kolay olmadığından bu bir borc olarak kalır. Duğun ası yiyen ise gunun birinde
kendisinin yapacağı duğune, birinci duğun sahibini cağırır, boylece oduncun altından kalkmıs
olur.
577- Beyazın (akın) adı (var), esmerin (karanın) tadı (var).
Beyaz tenli olanlar, guzel sayılır; ancak bu, aldatıcı bir gorunusten ileri gelir. Gercek guzellik
ve sirinlik esmerlerdedir.
578- Bey buyurur, cellat keser.
Egemen kisinin haksız buyruğunu yerine getiren, buyruk kulu olduğu icin, sucsuzdur. Sucu
isleyen, buyruğu verendir.
579- Beyde bulunmayan elde neler var.
Bkz. Elde bulunan beyde bulunmaz.
580- Beyden gelen bey sayılır.
Hatırı sayılan kisinin sozlerini, isteklerini baskasına ileten buyruk kuluna, hatırlı kisinin
kendisi gelmis gibi saygı gosterilmesi gerekir.
581- Beyle bostan ekenin vay haline!...
Bkz. Seytanla ortak buğday eken...
582- Beyler buyruğu yoksula kan ağlatır.
Halkı yonetenler, uygulama olanağını dusunmeden buyruklar verirler. Halkı sıkıntıya sokar,
ezerler.
583- Beylik cesmeden su icme.
Resmi islere yanasmak tehlikelidir. Hukumet, hatıra hayale gelmeyen bir noktadan size
buyuk sorumluluk cıkarır. Abartılarak denilebilir ki devletin kamuya hizmeti icin yaptırdığı
cesmeden su bile icmeyiniz.
584- Beylik fırın has cıkarır.
1) Kisilerin yaptığı isi devlet yaparsa dort bası mamur yapar.
2) Devletten aylık alarak gecinen, en sağlam kazanc yolunu bulmus demektir.
585- Bey mi yaman el mi yaman?
Bkz. El mi yaman, bey mi yaman?
586- Bey oğlu kulluk, kul oğlu beylik.
Hicbir kimse icin sureli bir yasam duzeyi yoktur. Yuksek duzey insanı duskun duruma
gelebilir; duskun durumda olan da yukselebilir; zenginlesebilir.
587- Bez alırsan Musul'dan, kız alırsan asilden.
Ne alacaksanız cinsini, aslını biliniz, guvenerek alınız: Musul bezinin sağlam, guzel
olduğuna, soylu kızın terbiyesine, namusuna guvendiğiniz gibi.
588- Bezirgan zuğurtleyince gecmis defterleri yoklar.
Bkz. Müflis bezirgan...
589- Bıcağı kestiren kendi suyu, insanı sevdiren kendi huyu.
Bir kimsenin, bir seyin değeri, kendisinde aranan ozel nitelikte artar: Kisi, huyu guzel olursa
sevilir. Bıcak, celiğine iyi su verilmis olursa keskinlesme yeteneği kazanır.
590- Bıcak yarası gecer (onulur), dil yarası gecmez (onulmaz).
Bkz. El yarası onulur...
591- Bıldırcının beyliği arpa bicilene kadar.
Bir kimsenin keyfi, ancak yararlandığı nesne yarar sağlamayacak duruma gelinceye değin
surer. Krs. Otleğenin beyliği...
592- Bıyığın uzunsa borazan cal.
Bir isi basarabilmek, gerekli kosulların bulunmasına bağlıdır. Krs. Nefesine guvenen
borazancıbası olur.
593- Bilmemek ayıp değil, sormamak (oğrenmemek) ayıp.
Đnsan her seyi bilemez. Bu, kusur değildir. Ancak bilmediği bir isi, sorup oğrenmeden
yapmaya kalkısmak kusurdur. Cunku yanlıs ve zararlı bir yola sapılmıs olabilir.
594- Bin atın varsa iniste in, bir atın varsa yokusta bin.
Uzerinde yuk bulunan at, yokus asağı inerken zorluk ceker, hırpalanır, aksar, sakatlanır,
dusup olebilir. Ancak uzerinde yuk de olsa, yokusa cıkmaya iyi dayanır. Đnsan ise inisi
yorulmadan iner de yokusa cıkarken yorulur. Bundan dolayı kisi, hem kendisi hem at icin kolay
olan davranısı yeğlemeli, yani iniste inmeli, yokusta binmelidir.
595- Bin bilsen de bir bilene danıs.
Đnsan bir seyi ne denli iyi bilirse bilsin, kendisinden daha iyi bilen bulunur. Onun icin, bir ise
baslamadan o i s uzerindeki genis bilgisi herkesce kabul edilen kimsenin dusuncesi alınmalıdır.
596- Bin dost az, bir dusman cok.
Ne kadar cok dostun olursa, yararlanma olanağın
K kadar artar. Bu durumdan bir zarar da gelmez. Ancak bir tek dusmanın bulunsa hep zarar
gorme tehlikesi icinde yasarsın.
597- Binicinin sağı solu olmaz.
1) Binici, ata sağdan da soldan da aynı kolaylıkla biner.
2) Uzman kisi, hangi yontemi uygularsa uygulasın, isini basarı ile yurutur.
3) Đsini titizce yuruten kisinin buyruğu altındakilere karsı iyi davranmasına guvenilip her
zaman boyle davranacağı sanılmamalıdır. Bakarsınız ki tersliği tutar. Krs. Erenlerin sağı,
solu belli olmaz.
598- Bin isci, bir bascı.
Bir isin planını cizen, programını izleyen, duzenli olarak gerceklesme yolunu gosteren bir
bas bulunmadıkca, ne kadar cok isci calısırsa calıssın, is basarı ile yurutulemez. Krs. Ayağı
yuruten bastır.
599- Bin kisi değmez bir kisi, bir kisi değer bin kisi.
Toplum icinde bir değerli kisinin yaptığı isi yapamayan bin kisi de vardır; bin kisinin
basarabileceği isi tek basına yapabilen kisi de.
600- Bin merak, bir borç ödemez.
Borcu odemek icin tasalanmanın faydası yoktur; odeme yollarını aramak gerekir. Krs. Bin
tasa...
601- Bin nasihattan bir musibet yeğdir. (Bir musibet bin nasihattan yeğdir).
Yanlıs yolda olan bir kisiye verilen yuzlerce oğut, onu doğru yola getirmek icin yararlı olmaz
da tuttuğu bu yolda basına gelen bir yıkım, uyanmasına yarayan bir ders olur.
602- Bin ölçüp bir biçmeli.
Yapılacak bir isin butun yonleri onceden iyi dusunulmeli, sonucu iyi hesaplanmalı, ondan
sonra ise girisilmelidir. Đyi dusunulmeden yapılan bir isten dolayı duyulacak pismanlık, isi
duzeltmeye yaramaz. Krs. Son pismanlık fayda vermez.
603- Bin tasa bir borç ödemez.
Borclu, uzulmekle borc sıkıntısından kurtulamaz. Calısıp vermekle kurtulur. Krs. Bin
merak...
604- Bir adama kırk gun (deli dersen deli, akıllı dersen akıllı olur) ne dersen o ol ur.
Surekli telkinle bir kisinin bilincaltına birtakım inanclar, duygular yerlestirilebilir.
605- Bir adamın adı cıkacağına canı cıksın. (Đnsanın adı cıkmaktansa canı cıkması yeğdir).
Adı kotuye cıkan kisi, kotu olmasa bile, bu kamu yargısını kolay kolay duzeltemez. Nerede
adı anılsa, hicbir arastırma yapılmadan, hemen kotuluğu ortaya atılır. Bu durumdaki kimse
olmeyi yeğler mi yeğler.
606- Bir adamın sozu bir adama kolay.
Bir kisinin, hosa gitmeyecek bir sozunu baskasına iletme gorevini ustlenen, bu sozleri
aktarırken kendisinin tarafsız olduğunu, sadece bir aracılık yaptığını bu anlatımla belirtir.
607- Bir ağacın golgesinde bir suru yatar.
Đyiliksever bilgili, varlıklı kimselerden pek cok kisi yararlanır.
608- Bir ağacta gul de biter diken de.
Bir ocaktan iyi insan da yetisir, kotu insan da. Krs. Bir ağactan okluk da...
609- Bir ağactan okluk da cıkar, bokluk da.
Aynı aileden iyi adam da cıkar, kotu adam da. Krs. Bir ağacta gul de...
610- Bir ağızdan cıkan bin ağıza (dile) yayılır.
Bir kisi, yayılmasını istemediği bir durumu kimseye soylememelidir. Soylerse, gizli
kalmasını istediği sey, dilden dile dolasarak toplum icine yayılır. Krs. Acma sırrını dostuna...
611- Bir ambar buğdayın orneği bir avuctur.
Bir tumun kucuk bir parcasını incelemek, tumu uzerinde yargıya varmaya yeter.
612- Bir anaya bir kız, bir kafaya bir goz.
1) Bir basa bir goz ne kadar gerekli ise bir anneye bir kız da o kadar gereklidir. Kız cocuk,
erkek cocuğun yapamayacağı bircok isleri yaparak annesine yardımcı ve en iyi arkadas
olur.
2) Anneler, kız cocukları olsun isterler. Olsun ama, bir tanesi yeter. Kız cocuğu yetistirme,
sonra evlendirme isleri anneleri cok yorar. Dahası zaman zaman cok uzer. Onun icin
birden fazlası fazladır. Krs. Bir evde iki kız...
613- Bir avuc altının olacağına bir avuc toprağın olsun.
Altın, yani para, harcanan, tukenen bir maldır. Ama toprak, harcanıp tukenen bir mal
değildir. Yerinde duran, surekli olarak urun veren, para getiren bir maldır.
614- Bir baba dokuz oğlu (evladı) besler, dokuz oğul (evlat) bir babayı beslemez.
Baba, ne kadar cok cocuğu olursa olsun hepsini yetistirmek icin gereken butun ozveride
bulunur. Ancak cocuklar para kazanmaya basladıktan sonra -bircok kardes de olsalar- yoksul
dusen babaları icin, kendi paylarına dusen kucuk bir yardımı yapmazlar. Krs. Baba oğluna bir
bağ bağıslamıs...
615- Bir basa bir goz yeter.
Nimet ne kadar bol olsa o kadar hosa gider; geri cevrilmez. Ama bunun hepsi zorunlu
gereksemeleri karsılayan seyler değildir. Bircoğu fazladan denilebilecek seylerdir. Bunun -
gercek gereksemeyi karsıladığı icin- vazgecilemeyecek bir miktarı vardır. Azla yetinmeyi
bilenler bu miktarı yeter gorurler. Krs. Bir anaya bir kız...
616- Bir bas soğan bir kazanı kokutur.
Kotu bir kisi, kotu bir davranıs, kotu bir soz, buyuk bir topluluğun havasını bozar.
617- Bir çiçekle yaz olmaz (gelmez).
Guzel, ama kucuk bir belirti ile, beklenen doyurucu sonuca erisilmis olmaz.
618- Bir çöplükte iki horoz ötmez.
Bir toplumda iki bas olmaz. Olursa aralarında anlasmazlık cıkar; biri otekini uzaklastırır.
619- Bir deli kuyuya tas atmıs, kırk akıllı cıkaramamıs. (Bir delinin kuyuya attığı tası kırk
akıllı cıkaramaz).
Kimi zaman bir kisi oyle delice bir is yapar ki bircok akıllı kimseler bir araya gelerek
dusunur, calısırlar da durumu duzeltemezler.
620- Birden cıkan bine yayılır.
Bir kisi, sadece kendisinin bildiği bir seyi, baskasına soylemeyeceğini sandığı bir kimseye
soylerse, az sonra konu herkesin diline duser. Krs. Acma sırrını dostuna...
621- Bir dirhem et bin ayıp orter.
Zayıf kimselerin vucudunda cirkinlikler bulunabilir. Biraz sismanlamak, bu cirkinlikleri
giderir.
622- Bir dirhem gumusun ustunde oturmaya bir kantar got gerek.
Tutumluluk, kazancın cok kucuk bir parcasını bile artırabilmek, buyuk bir istenc (irade)
gerektirir.
623- Bir donum guzluk on donum yazlığa bedeldir.
Sonbaharda ekilen bir donumluk yerden, yazın ekilen on donumluk yerin urunu kadar urun
alınır.
624- Bir el bir eli (el eli) yıkar, iki el (de) yuzu (yıkar).
Bkz. El eli yıkar, iki el de yuzu.
625- Bir (sağ) elinin verdiğini obur (sol) elin gormesin (duymasın).
Bir yoksula, bir hayır isine yaptığınız yardımı, en yakınlarınız dahi bilinemelidir. Cunku bu
cesit yardımlar dini, ya da sosyal bir odevdir. Amac kendini gostermek değil, bir yaraya merhem
olmaktır. Herkes gorsun, isitsin, kendisini ovsun diye yapılan yardım, din ya da insanlık duygusu
ile yapılmıs iyilik olmaktan cıkar.
626- Bir (tek) elin nesi var, iki elin sesi var. (Bir elin sesi cıkmaz).
Đnsan buyuk isleri tek basına yapamaz. Baskasıyla isbirliği yapmalıdır ki onemli bir varlık
gosterebilsin. Krs. Ağac yaprağıyla gurler, Usuntu kopek mandayı..., Yalnız tas duvar olmaz.
Yalnız kalanı..., Yalnızlık Allah'a...
627- Bir elin sesi cıkmaz.
Bkz. Bir elin nesi var...
628- Bir elma bin akçaya, soy; bin armut bir akçaya, soyma.
Bkz. Elmayı soy da ye, armudu say da ye.
629: Bir ev, bir dev.
Bkz. Ev dememisler evran demisler.
630- Bir evde düzen varsa düzen olmaz o evde.
Bir evde (ya da bir yerde) iki rakip kadın varsa orada dirlik olmaz.
631- Bir evde iki kız, biri cuvaldız biri biz (Mesin gibi seyler dikilirken iğneye yol acmak
icin kullanılan, bir sapa cakılmıs ince civi gibi, kalın iğne.).
Bir evde iki kız olursa her biri bir taraftan aileyi sıkıstırır: Giyim kusam ister, ceyiz cemen
ister. Onlar istemese bile aile kendini boyle bir sorumluluk altında bilir. Bunun sıkıntısını ceker.
Krs. Bir anaya bir kız...
632- Bir ev (gemi) donanır, bir kız (cıplak) donanmaz.
Bir kızı donatmak, bir ev duzmekten daha guc, daha masraflıdır. Evin eksikleri bellidir.
Alırsınız, biter. Kızın ne giyim giderleri biter, ne de ceyiz icin alınacak esyası. Evlenecek kızın
gozu esyaya doymaz.
633- Bir fincan (acı) kahvenin kırk yıl hatırı (hakkı) vardır.
Birisi size bir fincan kahve icirmek gibi kucuk bir iyilik etmis ya da sizinle bu kadarcık bir
dostluk kurmus olsa, bunu unutmamanız, o kisinin her zaman hatırını saymanız gerekir.
634- Bir fit bin büyü yerini tutar (yerine geçer).
Bir kimseyi baskasına karsı kıskırtmak icin ara bozacak bir soz, bin buyu kadar etkilidir.
635- Bir gorus, bir kor bilis.
Bir kez gormekle bir sey iyice anlasılmaz, oğrenilmez.
636- Bir gozun gorduğu bir goze (baskasına) hayır etmez.
Bir kisi bir nesneye goz koymussa, baska birinin o nesneyi elde etmesi kolay olmaz.
637- Bir günlük beylik, beyliktir.
Cok kısa bir sure icin de olsa, herkesten ustun bir yasama olanağı bulmus olmak guzel seydir.
638- Bir günlük ölüye üç gün yiyecek gerek.
Gelenek böyledir: Bir evde olum olursa o evde uc gun yemek yapılmaz. Komsular ve
tanıdıklar yemek gonderirler.
639- Bir hatır, iki hatır, ucuncude vur yatır.
Bir kimsenin densizlikleri, hatır sayılarak birkac kez hos gorulebilir. Ama bu durumu surup
giderse sert tepki gösterilmesi doğaldır.
640- Biri bilmeyen bini hic bilmez. (Azı bilmeyen coğu hic bilmez.)
Kucuk de olsa bir iyiliğin değerini bilmeyen, ona karsı tesekkur duygusu beslemeyen kisi,
daha buyuk iyiliklerin değerini de bilmez; onlara karsı da duygusuz kalır.
641- Biribiri, adamı yer diri diri.
Akrabadan birinin otekine can dusmanı olduğu cok gorulmustur. (Biribiri: birbirlerinin
hısımı) Krs. Akrabanın akrabaya akrep etmez...
642- Bir inat, bir murat.
Đnatcı kisi, her inadında istediği bir seyi elde eder.
643- Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar.
Herkesin yararlanabileceği seyden kimi kisiler yararlanır da baskalarına yararlanma olanağı
vermezlerse bundan buyuk kavga cıkar.
644- Bir kararda bir Allah.
Đnsanın yasayısı bir duzende surup gitmez. Sağlık bozulabilir; zenginlik kalmayabilir. Görev
elden gidebilir... Gucu, buyukluğu eksilmeyip aynı kalan tek varlık, Tanrı'dır.
645- Bir katar deveyi bir esek yeder.
Sessiz, uysal bir topluluğu, niteliksiz, ahmak bir kisi bile yonetir.
646- Bir kılın bir ormeye faydası var.
Buyuk girisimlerin gerceklestirilmesine onemsiz gorunen aracların yardımı olacağı
unutulmamalıdır.
647- Bir kızı bin kisi ister (de) bir kisi alır.
Guzel bir seyi herkes elde etmek ister. Ama o, ancak bir kisiye kısmet olur.
648- Bir kimsenin adı cıkacağına canı cıksın.
Bkz. Đnsanın adı cıkmadansa...
649- Bir korkak bir orduyu bozar.
Savasta, ya da birlikte is yapacak toplulukta, korkak bir kisi; kaygı, telas, heyecan yaratan
sozleriyle bozgunluğa yol acar.
650- Bir koyundan iki post cıkmaz.
Bir kimseden verebileceği kadar bir sey alındıktan sonra dolambaclı yolla aynı seyi bir kez
daha almaya calısmak, bosuna emek harcamaktır.
651- Bir kotunun yedi mahalleye zararı vardır (dokunur).
Namusunu satmıs birisi, yalnız kendi cevresi icin değil, daha genis cevreler icin de lekedir.
Bu durum, baska konularda, baska ortamlarda da gorulur. Krs. Bir uyuz keci bir suruyu boklar.
652- Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır.
Herhangi bir olayı, bir isi, bir odevi kucuk saymamak, onemle ele almak gerekir. Küçük
gorunen isler, buyuk sonuclar doğurabilir: Bir civi eksikliğinden bir nal duser; bir nal
eksikliğinden bir at kosamaz olur; bir atın kosamaması, kormutana bir haberin yetisememesi
dolayısıyla savasın kaybedilmesine mal olabilir. Boylece bir çivi yüzünden bir ordu yenilgiye
uğrayabilir. Nitekim kucuk bir vidası eksik olsa koca bir fabrika calısamaz. Onem verilmeyen
küçük bir yaradan ölenler çoktur.
653- Bir musibet (felaket) bin nasihattan yeğdir.
Bkz. Bin nasihattan bir musibet yeğdir.
654- Bir ocaktan okluk da cıkar, bokluk da.
Bir aileden terbiyeli, temiz cocuk da yetisir; serseri, ahlaksız cocuk da.
655- Bir pire icin bir yorgan yakılmaz.
Kucuk bir zaran onlemek icin buyuk bir zarar goze almak yanlıstır.
656- Bir selam bin hatır yapar.
Selam bir ilgi ve sevgi belirtisidir. Kucuk bir seydir ama gonul kazanmakta buyuk onemi
vardır. Gonul kazanmak icin buna benzer bircok ilgilerden yararlanılabilir.
657- Bir senden buyuğun, bir de senden kucuğun sozunu dinle.
Onemli bir ise girisecek kimse salt kendi dusuncesiyle yetinmemeli, buyuklerinin
deneyimlerinden yararlanmalı; akıllıca dusunce ileri surebilecek kucuklere de danısmalıdır.
658- Bir sıcrarsın cekirge, iki sıcrarsın cekirge, ucuncude ele gecersin cekirge.
Suçlu, birkaç kez kurtulma yolu bulsa bile gunun birinde yakayı ele verir.
659- Bir söyle iki dinle.
Bkz. Đki dinle bir soyle.
660- Bir söz ara bozar,bir söz ara düzer.
Oyle bir soz olur ki iki dostu dusman eder. Oyle bir soz de olur ki iki dargını barıstırır. Krs.
Söz var ara bozar...
661- Bir söz bin büyüye bedeldir.
Buyu, kisiyi yanlıs seylere inandırır. Etkili soz ise buyuden daha guclu bir inandırıcılık tasır.
662- Bir soz yola getirir, bir soz yoldan cıkarır.
Doğru yola goturen inandırıcı sozler de yanlıs yola surukleyen etkili sozler de vardır.
663- Bir surcen atın bası kesilmez.
Simdiye değin sizi memnun etmis olan kisi bir kez yanlıs bir is yapmıssa onun icin eskiden
edindiğiniz kanıyı hemen değistirmeyiniz ve kendisine ağır bir ceza vermeyiniz.
664- Bir tepe yıkılır, bir dere dolar.
Dunyada hicbir sey kaybolmaz. Birinin kaybettiğini baskası kazanır. Bir zengin
yoksullasırken bir yoksul da zenginlesir.
665- Bir uyuz keçi bir sürüyü boklar.
Kotu yaradılıslı, kotu huylu kisi, cevresine hep kotuluk asılar, toplulukta kötüler türemesinin
etmeni olur. Krs. Bir kotunun yedi mahalleye zararı vardır.
666- Bir yemem diyenden kork, bir oturmam diyenden.
Oturmam diyen konuk, oturma soyle dursun yatıya kalır. Yemem diyen de parcalarcasına
sofraya saldırır.
667- Bitli (kurtlu, curuk) baklanın kor alıcısı olur.
Kotu, ise yaramaz nesnelerin, bunlardan anlamayan isteklileri olur.
668- Bodur tavuk her gün piliç.
1) Ufak tefek kimseler, yaslarından daha kucuk gorunurler.
2) Yetenekleri sınırlı kisiler, bir turlu yukselmezler; oldukları yerde sayarlar.
669- Boğaz dokuz (kırk) boğumdur.
Bir sozu soylemeden once boğazın her boğumunda bir kez icimizden gecirmeli, bunun nasıl
bir sonuc doğuracağını dusunmeli, uygun olmayan yonlerini duzeltmeli, boylece tekrar tekrar
(son boğuma kadar) dusunup duzeltmeler yapmalı, sonra soylemeliyiz. Bu provalar sırasında
belki de bir sakınca hatırımıza gelir, sozu soylemekten busbutun vazgeceriz. Krs. Once dusun,
sonra soyle, Sozunu bil, pisir...
670- Boka nispetle tezek amberidir.
Çok kotu seyin yanında, daha az kotu olan, guzel gorunur.
671- Bol bol yiyen bel bel bakar.
Kazandığını bol bol yiyip ilerisi icin bir sey artırmayan kisi, kazancsız kaldığı zaman acıklı
duruma duser.
672- Borca haylık bir aylık.
Borc altına girilerek yasanan keyifli gunler cok surmez sıkıntıya donusur.
673- Borca icen iki kez (kere) sarhos olur.
Bkz. Veresiye sarap icen...
674- Borcun iyisi vermek, derdin iyisi ölmek.
Borclu ve dertli yasamaya dayanılmaz. Borctan kurtulmanın cıkar yolu vermek, onulmaz
dertten kurtulmanın cıkar yolu olmektir.
675- Borcun yoksa kefil ol, isin yoksa sahit ol.
Bkz. Đsin yoksa sahit ol...
676- Borç iyi güne kalmaz.
Borcu ilk fırsatta odemek gerektir. Erteleyip durmak yanlıstır. Cunku gelecek gunlerde eliniz
daha dar olabilir; borç da gittikçe büyür. Üstelik siz, sürekli bir borç üzüntüsü çekersiniz.
677- Borclunun dili kısa gerek.
Borclu, alacaklısına karsı ileri geri konusmamalı, asağıdan almalıdır.
678- Borclunun doseği atesten olur.
Borclu, borcunu odeyinceye değin uyku uyuyamaz yatağında doner durur.
679- Borclunun duacısı alacaklıdır.
Borclunun olmemesi ve para kazanması icin en cok dua eden alacaklısıdır. Cunku alacağını
alabilmesi, borclunun olmemesine ve eline para gecmesine bağlıdır.
680- Borclunun yalımı alçak olur.
Borclu, ozellikle alacaklısının yanında goğsunu gere gere gezemez; kısılır, buzulur, suclu
gibi durur.
681- Borclu olmez, benzi sararır.
Borc kisiyi oldurmez. Ama hasta edecek kadar uzer. (Bu atasozu ciddi anlam tasımakla
birlikte borçlunun saka yollu teselli sozu olarak da kullanılır.) Krs. Ac olmez...
682- Borç ödemekle, yol yürümekle tükenir.
Bkz. Yol yürümekle...
683- Borcsuz coban yoksul beyden yeğdir.
Kisi yoksulluk ve sıkıntı icinde olduktan sonra kuru bir bey adı neye yarar? Boyle bir bey
olmaktansa borcsuz, tasasız bir coban olmak daha iyi değil midir?
683- Borctan korkan kapısını buyuk acmaz (kucuk acar).
Borc etmek istemeyen fazla acılmaz; suna buna ziyafet cekmez. Giderlerini kısar; kendi
durumuna uygun bir yasama yolu tutar.
684- Borc uzayınca kalır, dert uzayınca alır.
Borcun odenmesi geciktikce borcluluk duygusu gevser. Zamanasımı ile borc odenmez olur.
Dert uzayınca da hastayı gucsuz bırakır, alır goturur.
685- Borc vermekle, dusman vurmakla.
Borc vermekle, dusman vurmakla tüketilir, yok edilir.
686- Borç vermekle, yol yürümekle tükenir.
Bkz. Yol yürümekle...
687- Borc yiğidin kamcısıdır.
Borc, kisiyi -borcunu ödeyebilmesi için- daha cok calısmaya zorlar.
688- Borç yiyen kesesinden yer.
Borca alısveris yapan, hemen para odemez ama, odemek zorundadır. Aldıklarının parası
kesesinden cıkacaktır.
689- Bostana dadanan eseğin kuyruğu, kulağı olmaz.
Calıp cırpmayı huy edinen kisi, her birinde yakayı ele vererek ceza gore gore insanlıktan
cıkar.
690- Bostancıya tere satılmaz.
Bkz. Tereciye tere satılmaz.
691- Bostan gök iken pazar(-lık) yapılmaz.
Nasıl geliseceği ve ayrıntıları belli olmayan bir is uzerinde anlasma yapılamaz.
692- Bosanıp kocana varma, sevisip dostuna varma.
Bkz. Sevisip dostuna...
693- Bos basak dik durur.
Kafası bos olan kisi kendini beğenir; cevresine yuksekten bakar; iri laflar eder. Krs. Basak
buyudukce boynunu eğer.
694- Bosboğazı cehenneme atmıslar, odun yas(az) diye bağırmıs.
Bosboğaz, cenesi dusuğun biridir. En umulmadık yerde ille densizce bir sey soyleyecektir.
695- Bos cuval ayakta (dik) durmaz.
1) Karnı doymayan kimse calısamaz.
2) Bilgisiz, yeteneksiz kisi, kendisine verilen gorevde tutunamaz.
3) Gerceklere dayanmayan ve gereksemelere yanıt veremeyen bir plan yurutulemez.
696- Bos esek yorga (Biniciyi sarsmayan hızlı yuruyus.) gider.
Uzerinde bir gorev bulunmayan kaygısız kisi, rahat rahat istediği gibi yasar.
697- Bos fıcı cok langırdar.
Bilgili, erdemli kimse cok konusmaz; gosteristen kacınır. Ama bunlardan yoksun olan kisi,
bilgiclik taslar; cok konusur; bos laflarla cevreyi rahatsız eder.
698- Bos gezmekten bedava calısmak yeğdir.
Bos gezmek, kisiyi tembelliğe alıstırır ve herkesin gozunden dusurur. Calısmak ise, para
karsılığında olmasa bile, kisinin yeteneğini artırır ve tembel olmadığını gostererek paralı is
bulmasına yardım eder.
699- Bos ite menzil olmaz.
Aylak kimsenin yeri yurdu belli değildir. Aklına neresi eserse oraya gider; neresi eserde
orada kalır.
700- Bos lakırdı karın doyurmaz.
Bkz. Kuru laf karın doyurmaz.
701- Bos torba ile at tutulmaz.
1) Cıkar gostermezseniz bir kimseyi bir yere bağlayamazsınız.
2) Ozveride bulunmadan istediğiniz seyi elde edemezsiniz. Krs. Dut kurusu ile yar
sevilmez.
702- Boynuz kulaktan sonra cıkar, ama kulağı gecer.
Bir konu uzerinde sonradan yetisen, ama daha once yetismis olanları gecenler vardır.
703- Boyuma gore (boyumca) boy buldum, huyuma gore (huyumca) huy bulamadım.
Bir kimse, beden yapısı, zenginliği, soyu sopu, sosyal durumu kendisininkilere uygun olan
kimseler bulabilir. Ama huyu kendisinin huyuna uyan bir kisiyi kolay kolay bulamaz.
704- Boyle bas boyle tıras.
Kisilere de durumlara da yarasan islemler uygulanır.
705- Boyle gelmis boyle gider.
Halk, ileriden beri sürüp gelmekte olan bir durumun, kolay kolay değismeyeceği
kanısındadır. Kanısını bu sozle kurallastırmıstır.
706- Boyle gerek danaya, buzağının hakkını yemeye.
Gucune dayanarak gucsuzun hakkına el atanlar ağır bicimde cezalandırılmalıdır ki bir daha
bu zorbalığı yaymasın.
707- Bugun bana ise yarın sana.
1) Bugun bir kimsenin basına gelen yıkım, yarın baskasının da basına gelebilir. Bundan
gerekli ders alınmalıdır.
2) Nimetler de böyledir.
708- Bugunku (aksamın) isini yarına (sabaha) bırakma (koyma).
Bugun yapılması gereken bir isi ertesi gune bırakmanın turlu sakıncaları vardır: Yarın daha
onemli bir is cıkabilir ve bugunku isten once onun yapılması gerekir, bugunku is yine kalır. Ya
da yarın cıkacak baska isler bugunkune ekleneceğinden hepsini yapmaya vakit yetmez. Bundan
baska bircok isler gunu gunune yapılmazsa onemini yitirir; sonra yapılması ile yapılmaması
arasında fark kalmaz.
709- Bugunku tavuk yarınki kazdan iyidir. (Yarınki kazdan bugunku tavuk yeğdir).
Bugun ayağımıza gelmis olan kazancla yarın gelmesi olasılığı bulunan daha buyuk bir
kazanc arasında bir secme yapmak gerekirse, bugunkunu yeğlemek doğrudur. Cunku bu
gerceklesmistir. Oteki turlu engellerle gerceklesmeyebilir.
710- Buğday basak verince orak pahaya cıkar.
Kendisine gerekseme artan seyler cok değer kazanır. Krs. As tasınca kepçeye paha olmaz.
711- Buğday ekmeğin yoksa buğday dilin de mi yok?
Gorustuğun kimseyi ağırlayacak ya da onun istediğini verecek durumda olmayabilirsin. Ama
tatlı dille gonlunu hos etmek varlıklı olmaya bağlı değildir. Bunu yapmalısın.
712- Buğday Hicaz'a giderken arpaya ince yufkaya karısma demis.
Yetki, yetenek, kisiden kisiye değisir. Herkes neleri yapabileceğini neleri yapamayacağını
bilmeli, bunun dısında bir is yapmaya kalkısmamalıdır. Bkz. Buğday mısıra demis ki...
713- Buğdayım var deme ambara girmeyince, oğlum var deme yoksulluğa ermeyince
(dusmeyince).
Bir seyin senin olduğundan kuskun kalmaması icin gereken butun kosullar gerceklesmelidir.
Tarlandaki harman yerindeki buğdayın, ambara konulmadan senin sayılmaz. Doğa olayları
yangın, hırsızlık... onu yok edebilir. Oğlun da sana karsı oğulluk odevini yapıyor mu, yapmıyor
mu, varlıklı zamanlarında pek belli olmaz; ancak yoksulluğa dusersen anlasılır.
714- Buğdayı (arpayı) taslı yerden, kızı kardaslı yerden. Bkz. Tarlayı taslı yerden...
715- Buğday ile koyun, geri yanı oyun.
Ciftci icin en gercek değer, buğday ve koyundur. Baska urunler bunlar kadar onemli değildir.
Krs. Cift ile koyun kalanı oyun.
716- Buğday mısıra demis ki: As ol, kes ol, hamur isine karısma. Bkz. Buğday Hicaz'a
giderken...
717- Buğday yanında acı at da sulanır.
Toplum yararına gerceklestirilen duzenlemeler, kotu niyetlilerin daha kolay fenalık
yapmalarına yol acabilir. Krs. Kurunun yanında yas da yanar.
718- Bulanık su, balıkcının yarı kazancıdır.
Cıkar sağlaması, ortalığın karısmasına bağlı olan kisi icin karısıklık cıkması, kazancının
mustusudur.
719- Buldum bilemedim, bildim bulamadım.
Kisi, elinde olanak varken bundan yararlanmayı bilmez. Yararlanma yollarını oğrendiği
zaman da eline olanak geçmez.
720- Buldun bir koyun, ye de doyun. Bkz. Su akarken testiyi doldurmalı.
721- Burun yuzden dusmez.
Kisinin yakın hısmı, ne denli uygunsuz, yakısıksız is yaparsa yapsın, kendisinden kopmaz,
koparılamaz.
721- Buyuran (ağız) yorulmamıs.
Đslerini baskasına yaptıran kisi onun yorulacağını da dusunmeli, arka arkaya is
buyurmamalıdır.
722- Buyurmadan tutan evlat, gun doğmadan kalkan avrat, deh demeden yuruyen at.
Kisinin cocuğu, buyruk beklemeden neler yapmak gerektiğini bilmeli; karısı, erken uyanıp ev
islerine bakmalı; atı da uyarılmadan yuruyen anlayısta olmalıdır.
723- Bukemediğin (ısıramadığın) eli op, basına koy. Bkz. Isıramadığın eli op...
724- Bulbulu altın kafese koymuslar, ah vatanım demis.
Kisi, yurdu dısında ne denli iyi bir yasama ortamı bulunursa bulunsun, yine yurdunu arar;
onun özlemini çeker.
725- Bulbulun cektiği dili belası(-dır).
Bulbul guzel ottuğu icin kafese konulmus, ozgurluğunu yitirmistir. Kisi, bundan ders almalı,
dilini tutmalıdır. Dusunulmeden soylenen sozler, yersiz konusmalar insanın basını derde sokar.
726- Buyuk balık kucuk balığı yer (yutar).
Gucluler, gucsuzleri ezer, ortadan kaldırır; ya da kendine mal eder.
727- Buyuk basın derdi buyuk olur.
Buyuk islerin basında bulunan, genis sorumluluklar yuklenmis olan kimselerin derdi cok ve
büyük olur.
728- Büyük lokma ye (de) büyük söyleme.
Hicbir kimse baskalarını kınayıp ben boyle bir kotu duruma dusmem, Ben oyle bir seye
meydan vermem gibi sozler soylememelidir. Dunya bu, bir gun aynı olaylar kınayanın da basına
gelebilir.
:::::::::::::
-C-
729- Cahile söz (laf) anlatmak, deveye hendek atlatmaktan güçtür (zordur).
Ne kadar uğrasırsanız uğrasın, deveye hendek atlatamazsınız. Cahile soz anlatmak, bundan
da güçtür.
730- Cahilin dostluğundan, alimin dusmanlığı yeğdir. Bkz. Akıllı dusman, akılsız dosttan
hayırlıdır.
731- Cahilin sofusu seytanın maskarası. Bkz. Kadının sofusu...
732- Cambaz ipte, balık dipte gerek.
Kisi, uzmanlığının gereği ne ise onu yapmalıdır.
733- Cami duvarına iseyen itin olumu yakındır.
Kamunun benimsediği bir değeri lekeleyen kisi toplumca dıslanır, cezalandırılır. Krs. Đtin
ölümü gelirse cami...
734- Cami ne kadar buyuk (cemaat ne kadar cok) olsa imam (hoca) gene bildiğini okur.
Cevrenin eğilimi ne olursa olsun, soz kendisinden biten kisi, yapabildiğini (ya da istediğini)
yapar.
735- Caminin (mescidin) mumunu yiyen kedinin gözü kör olur.
Kendisini buyuten, yetistiren, besleyen kimsenin, ya da bir kamu kurumunun malına hıyanet
eden, el uzatan kisi onmaz, cezasını bulur.
736- Cana gelecek (kaza, zarar) mala gelsin.
Zarardan kurtulma olanağı yoksa, bunun cana değil, mala gelmesi yeğlenir. Canı korumak
için mal feda edilir.
737- Can boğazdan gelir (gecer).
Đnsan yemekle yasar. Boğazına bakmayan kisinin sağlığı, yasamı tehlikeye duser.
738- Can bostanda bitmez.
Đnsan, canının değerini bilmeli, onu yıpratmamalıdır. Kendine iyi bakmalı, hasta olmamaya
dikkat etmelidir. Can bostanda bitmez ki bir tane daha yetistiresiniz, ya da satın alasınız.
739- Can candan sirindir (tatlıdır).
Bir kisi icin kendi canı, baskasının canından daha tatlıdır. Baskasının basına gelen can yakıcı
seyi olağan sayan kimse, aynı sey kendisinin basına gelirse bunu olağanustu sayar.
740- Can canın yoldasıdır.
Đnsan tek basına yasayamaz. Konusup gorusmek, dertlesmek ve is yapmak icin arkadas arar.
741- Can ciğerden tatlı.
Ana babanın evlatlarına duskunlukleri soz goturmez. Ancak kendi canlarını cocuklarının
canlarından daha once dusunurler.
742- Can cümleden aziz(-dir).
Đnsan baskaları icin fedakarlık yapar ama bunun bir sınırı vardır. Onemli konularda
baskasının, dahası yakınlarının cıkarlarıyla kendi cıkarı karsılasınca ozveri soyle dursun bencil
olur. Krs. Kardesten karın yakın.
743- Can cıkmayınca (cıkmadan, cıkmadıkca, cıkar) huy cıkmaz. (Huy canın altındadır).
Huy, kisiliğin bir parcasıdır; kisi ile birlikte doğar; kisiliğin olusumu ile birlikte olusur ve
artık olunceye değin surup gider. Kimse onu değistiremez.
Krs. Đnsan yedisinde ne ise..., Sutle giren huy, canla cıkar.
744- Canı acıyan esek atı gecer.
Bkz. Canı yanan esek...
745- Canı cana olcmeli (olcmusler).
Kendinize yapılmasını istemediğiniz seyi baskalarına yapmayınız. Baskasının da sizinki gibi
bir canı bulunduğunu dusununuz.
746- Canı kaymak isteyen mandayı yanında tasır.
Guzel bir yasayıs surmek isteyen kisi, bu yasayısın yukunu cekmeyi goze almalı ve
gerektirdiği kaynakları eli altında bulundurmalıdır. Krs. Zemheride yoğurt isteyen..., Kaymağı
seven..., Asure yemeye giden kasığını tasır, Pilav yiyen kasığını yanında tasır, Kaymağı seven
mandayı yanında tasır.
747- Canı yanan esek attan yuruk olur. (Canı acıyan esek atı gecer).
Bir durumdan canı yanmıs olan kisi, o durumun bir daha gelmemesi icin elinden gelen cabayı
harcar ve gucu yetmez sanılan isleri bile basarır.
748- Cefayı cekmeyen safanın kadrini bilmez.
Sıkıntı cekmemis olanlar, eristikleri rahatlık ve mutluluğun değerini gereği gibi olcemezler.
749- -Cehenneme kira var. -Paradan haber ver. Bkz. Arnavut'a sormuslar...
750- Cemaat ne kadar cok olsa imam gene bildiğini okur.
Bkz. Cami ne kadar büyük olsa...
751- Cennet de bu dünyada cehennem de.
Dunya olayları icinde yasanan acı, tatlı gunleri genis bir gorusle değerlendirenler icin cennet
nimetlerine bu dunyada kavusulduğu gibi cehennem azapları da bu dunyada cekilir.
752- Ceviz gölgesi yavuz gölgesi, soğut golgesi yiğit golgesi.
Bkz. Koz golgesi kız golgesi...
753- Cins cinse çeker.
Bkz. Soydur çeker.
754- Cins horoz yumurtada öter.
Cocuğun soyluluğu ve değeri daha bebekken her halinden anlasılır.
755- Cins kedi ölüsünü göstermez.
Soylu kisi, kotu, acınacak durumunu kimseye gostermez ve soylemez.
756- Cin tutana bir muska yeter.
Đnanısa gore cin tuttu denilen delirmis kisiyi iyi etmek icin bir muska yeter. Bunun gibi, cok
kızmıs birisini yatıstırmada akıllı bir kimsenin sozlu ya da yazılı oğudu etkili olur.
757- Comert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler.
Eloğlu insanı comert diye pohpohlar. Bundan hoslanan kimse de comertliğini gostermek icin
bol para harcar. Suna buna armağanlar verir, ziyafetler ceker, boylece malını tuketir. Yine eloğlu
kisiyi yiğit diye pohpohlar. Bundan hoslanan kimse de yiğitliğini gostermek icin dovuslere atılır.
Bu sırada birisi canına kıyar.
758- Comertle nekesin (Eli sıkı, cimri.) (nekesle comerdin) harcı birdir.
1) Comert de olur; cimri de. Đkisinin de sarıldığı kefen aynıdır.
2) Cimri, ucuz diye her seyin kotusunu alır. Bunlar ise yaramadıklarından ya da carcabuk
bozulduklarından yenilerini almak zorunda kalır. Boylece bir sey icin birkac kez para
harcar. Cömert ise bir kez çok para verip her seyin iyisini alır. Sonuc olarak cimri de
comert de aynı parayı harcamıs olurlar.
:::::::::::::
-Ç-
759- Cabalama ile carık yırtılır.
Olmayacak isi zorla yapmaya calısan zarara uğrar. Krs. Đven (acele eden) sinek sute duser.
760- Cağrılan (cağrıldığın) yere erinme, cağrılmayan (cağrılmadığın) yere gorunme.
(Cağrıldığın yere git, ar eyleme; cağrılmadığın yere gidip yerini dar eyleme).
Kisi, cağrıldığı yere gitmelidir. Bu, en azından bir nezaket gereğidir; odev de olabilir.
Cağrılmadığı yere gitmemelidir. Gitmek, yuzsuzluk ve arsızlık olur. Krs. Davetsiz gelen
doseksiz oturur.
761- Cağrıldığın yere git, ar eyleme; cağrılmadığın yere gidip yerini dar eyleme.
Bkz. Cağrılan yere erinme...
762- Cağrılmayan yere corekci ile borekci gider.
Cağrılmadığın yere gitme. Sen corekci ya da borekci misin ki satıs yapacakmıs gibi su
kapıya, bu kapıya cağrılmadan gidesin?
763- Calısanın yatanda hakkı vardır.
Cunku calısmayan, calısanın kazancını yiyor.
764- Calma elin kapısını, calarlar kapını.
Kimseye kötülük yapma. Yoksa aynı kotuluğu onlar da sana yaparlar.
765- Cam ağacından ağıl olmaz, el cocuğundan oğul olmaz.
Her seyin değeri vardır; yapacağı is, kullanılacağı yer ayrıdır. Bir seyin yerine, ona benziyor
diye baska bir sey konulamaz. Sozgelisi, babasının cocuğu, oz evlat yerini tutmaz.
766- Cam sakızı, coban armağanı. Bkz. Coban armağanı cam sakızı.
767- Canağa ne doğrarsan kasığında o cıkar.
Kisi, kendisi icin onceden ne gibi hazırlıklar yapmıssa ileride onun veriminden yararlanır.
768- Canakta balın olsun, Yemen'den (Bagdat'tan) arı gelir. (Pekmez gibi malın olsun,
Antakya'dan sinek gelir).
Guzel malı olan kimse, musteri bulma kaygısı cekmez. Reklam yapmasa bile en uzak
yerlerden istekliler cıkar. Krs. Satılık ziftin olsun...
769- Caputluya calı dusman.
1) Đyi giyimlilerin giysilerinden kaza eksik olmaz.
2) Yoksullar varlıklılardan bir seyler koparmaya calısırlar.
770- Carık carıkla, sarık sarıkla.
Kisi, kendi duzeyindeki kimselerle arkadas olur.
771- Carsı iti ev (koyun) beklemez.
Basıbos gezmeye alısanlar, disiplinli is yapmaya gelemezler.
772- Catal kazık yere batmaz (gecmez, cakılmaz).
Birden cok kimsenin soz sahibi olduğu is yurumez.
773- Cay gecerken at değistirilmez.
Bkz. Irmaktan geçerken...
774- Cekismeden pekisilmez.
Karsılıklı dusunceler tartısılmadan sağlam bir anlasma ve uzlasmaya varılamaz.
775- Cengi olusu calgı (daire, tef) ile kalkar.
Zevk ve safa icinde omur surmus olan kimse en sıkıntılı gunlerinde bile eğlenceden geri
kalmaz.
776- Cerci basındakini satar.
1) Alım satımla para kazanan kisi, iyi musteri bulursa -yalnız satmakta olduğu malı değilbasına
giydiği sapkayı bile satar.
2) Satıcı elinde ne varsa onu satar.
777- Cerci kızı boncuğa asıktır.
1) Bir kmi se ne lie uğrasıyorsa, cocuğu o esyi cok esver.
2) Ticaret adamları, sattıkları esyadan evdekileri yoksun bırakırlar. Coluk cocuk bu esyanın
özlemini çeker.
778- Cıkacak kan damarda durmaz.
Bir seyi yitirmek kaderde varsa buna engel olunamaz.
779- Cık cık eden nalcadır, is bitiren akcedir.
Bkz. Sık sık eden...
780- Cıkmadık canda umut var(-dır). (Cıkmadık candan umut kesilmez).
1) Olumcul hastanın canı cıkıncaya değin iyileseceğinden umut kesilmez.
2) Elden gitti sandığımız bir seyle ilgimiz busbutun kesilmemisse, gereken cabaları
harcayarak onun elimizde kalmasını sağlayabileceğimizi umabiliriz.
781- Cıkmadık candan umut kesilmez.
Bkz. Cıkmadık canda umut vardır.
182- Cıngıraklı deve kaybolmaz.
Nerede olsa varlığını gosteren kisi unutulmaz.
783- Cıra dibi karanlık olur. (Cıra dibine ısık vermez).
Bkz. Mum dibine ısık vermez.
784- Ciftcinin ambarı sabanın ucundadır.
Bkz. Zahirenin ambarı...
785- Ciftcinin karnını yarmıslar, kırk tane gelecek yıl cıkmıs.
Ciftcinin urunu her yıl bir afete uğrar. O da hep gelecek yıla umut bağlar. Durum boylece
sürüp gider.
786- Ciftciye yağmur, yolcuya kurak; cumlenin muradını verecek Hak.
Kullar Tanrı'dan kendilerine gerek, olan seyleri isterler. Kimi kulların istedikleri, baska
kulların zararına yol acacak nitelikte olabilir. Kullarının dileklerini kabul edecek olan Tanrı'dır.
Hangisininki yerine gelmisse Tanrı boyle uygun gormus demektir.
787- Cift edersen bağlanırsın, bağ edersen eğlenirsin.
1) Ciftcilik insanı toprağa bağlar. Bağcılık da is basından uzaklasmamayı, orada kalmayı
gerektirir.
2) Tımarını i yi yaparsan bağın guzel ol ur. Bağla uğrasmak i se bir eğlencedir.
788- Cift ile koyun, kalanı oyun.
1) En sağlam is, ciftcilik ve koyun yetistiriciliğidir.
Baska sanat ve mesleklerin onemi yoktur. Krs. Buğday ile koyun...
2) En zor çiftçilik, tarla sürülerek ve koyun beslenerek yapılan
ciftciliktir. Arıcılık gibi, sebzecilik gibi isler eğlence gibidir.
789- Ciğnemeden yutulmaz. (Lokma ciğnemeden yutulmaz).
Calısmadan yasamak olmaz. En kolay is dahi emek harcamayı gerektirir. Ağza kadar gelen
nimetten yararlanmak icin bile ciğnemek gibi bir calısma ister.
790- Cingene ciğer pisirir, yemeden karnın(-ı) sisirir.
Cimri, para harcamaktan o kadar korkar ki pisirdiği yemek bitmesin diye yemeden
doyduğunu soyler.
791- Cingene cadırında musandıra ne arar?
Yoksul ve her seyi derme catma olan kiside varlıklılara ozgu sey bulunmaz.
792- Cingene cingeneye catmadıkca kasnak boynuna gecmez.
Bayağı kisilerin iyice kepaze olabilmeleri icin birbirlerine girmeleri gerekir.
793- Cingeneye beylik vermisler, once babasını asmıs (kesmis).
Ne oldum delisi soysuz kisi, eline yetki gecince, en yakınlarına kotulukler yapmakla ise
baslar.
794- Cirkefe tas atma, ustune sıcrar.
Kotuluk yapmak icin fırsat arayan kisilerle catısma; zararlı cıkar, kirlenirsin.
795- Civi cıkar ama yeri kalır.
Baskasına yaptığın bir fenalığı kaldırıp gidersen bile kotu izini, anısını gideremezsin.
796- Çivi çiviyi söker.
Guc bir sey, guclu bir seyle yenilir.
797- Civisiz tahtayı yel alır.
Bkz. Baskısız tahtayı...
798- Coban armağanı cam sakızı. (Cam sakızı coban armağanı).
Varlıksız kisinin armağanı kucuk bir sey olur.
799- Cobana verme kızı, ya koyun gutturur ya kuzu. (Lafın azı, uzu cobana verme kızı, ya
koyun güttürür ya kuzu).
1) Kızını isteyen kisinin isi, gucu, tutumu ne ise kızını bunlarla ilgilendireceğini dusun.
Kararını ona gore ver.
2) Onemli bir isi, inceliğini anlamayan bir kimseye yaptırma. Cunku bu inceliğe
yakısmayacak bir tutumla yapmaya kalkar.
800- Cobanın gonlu olursa (olunca) tekeden yağ (sut) cıkarır.
Kendisinden is bitecek kisi, isterse olamayacak gibi gorunen islere cıkar yol bulur.
801- Cobansız koyunu kurt kapar.
Koruyucusu, yoneticisi bulunmayan kisiyi ve topluluğu dusman ezer.
802- Cocuğa is, ardına sen dus.
Bkz. Cocuğa is buyuran...
803- Cocuğa is buyuran, ardınca kendi gider. (Cocuğu ise sal, ardınca sen var). (Cocuğa is,
ardına sen dus). (Usağı ise kos, sen de ardına dus).
Cocuk kendisine ısmarlanan isi beceremez. Onun icin arkasından isi buyuranın da gitmesi
gerekir.
804- Cocuğu ise sal, ardınca sen var.
Bkz. Çocuğa is buyuran...
805- Cocuğun bulunduğu yerde kov (dedikodu, gıybet) olmaz.
1) Kucuk cocuğun bulunduğu yerde baskasını cekistirme olmaz. Cunku herkes cocukla
uğrasır, oyalanır. Hicbir kimse dedikodu yapmaya vakit bulamaz.
2) Konusabilen cocuğun bulunduğu yerde de -cocuk bu sozleri baskasına ulastırabilir
korkusuyla- kov olmaz.
806- Cocuğun yediği helal, giydiği haram.
Cocuğun iyi beslenmesi icin ne kadar para harcansa yerindedir. Cunku buyumesi, gelismesi
yemesine bağlıdır. Ama pahalı giysi ile donatılması doğru değildir. Cunku cocuk giyeceği hor
kullanır; kirletir, yırtar. Giysi korunsa bile bes altı ay sonra cocuğa kucuk geldiğinden
kullanılamaz.
807- Cocuk duse kalka buyur.
Cocuk yurumeye basladığı sırada sık sık duser, ağlar. Anne, baba, cocuğun canı yanıyor diye
üzülmemelidir. Her çocuk büyürken bu evrelerden geçer.
808- Cocuk seversen besikte, koca seversen dosekte.
Cocuğu kucağına almadan, besikte yatarken sev. Kocana karsı olan sevgini de surada,
burada, baskalarının yanında değil, dosekte göster.
809- Çocuktan al haberi.
1) Buyukler bir konuyu islerine geldiği gibi anlatırlar. Cocuk yalan dolan bilmez. Her seyi
olduğu gibi anlatır. Onun icin haberin doğrusu cocuktan alınır.
2) Gizli seyler cocuğun yanında konusulursa cocuk bunları oğrenir ve gizlilik kavramını
bilmediğinden, olduğu gibi baskalarına soyler. Krs.
Deliden al uslu haberi.
810- Coğu zarar, azı karar.
Hangi iste olursa olsun asırılığa gidilmemeli, karar denilen herkesin uygun gorduğu olcude
kalmalıdır.
811- Cok acılma, soğuk alırsın.
Giristiğiniz is icin gereğinden cok para dokerseniz sonra bunun karsılığını alamaz, isi zararla
kapatırsınız.
812- Cok bilen (soyleyen) cok yanılır.
Đnsan ne kadar cok sey bilirse bilsin, bilmediği daha coktur. Cok bildiğinden kendine cok
güvenen kisi, bilmediği seylere de karısır ve bunlarda yanılır.
813- Cok el, ya yağmaya ya yolmaya.
Cok kimsenin katılmasıyla iki is iyi basarılır: Yağma, yolma (orakla değil, sapları cekip
kokunden cıkarma yoluyla ekin bicme).
814- Cok gezen ayağa bok bulasır.
Sakıncalı olup olmadığını dusunmeyerek nereye olsa giden ya da her alana burnunu sokan
kisi, gunun birinde pismanlık duyacağı bir duruma duser. Krs. Cok gezen tavuk, ayağında...
815- Çok gezen çok bilir.
Cok gezen kisi, gezdiği yerlerde değisik seyler gorur, oğrenir. Eskiden bildiklerinin uzerine
yeni bilgiler ekler. Krs. Cok yasayan bilmez, cok gezen bilir.
816- Cok gezen tavuk ayağında pis getirir.
1) Her yere girip cıkan kadının adı elkelenir.
2) Gezip dolastığı yerlerde kotu seyler de bulunan kisi, kotu huylar ve zararlı bilgiler
edinerek yerine döner.
817- (Cok) Havlayan kopek ısırmaz.
Karsısındakini bağırıp cağırmakla korkutmaya calısan kimse, eylemli bir saldırıda bulunmaz.
818- Cok incelme, koparsın.
Bir is yapılırken gereğinden cok titizlik gosterilirse basarılı sonuca ulasmak tehlikeye duser.
519- Cok konusan cok yanılır.
Cok konusan, sozlerini denetlemeden, iyi dusunmeden ortaya atacağından yanlıs seyler
söyleyebilir.
Krs. Cok soz yalansız ... olmaz., Cok bilen cok yanılır.
820- Çok kosan cabuk (cok, tez) yorulur.
Ne turlu calısmada olursa olsun, asırı caba gosteren cabuk yorulacağı icin sonucu elde
etmekte gecikir. Surekli calısabilmek ve sonuca kavusabilmek icin harcanan cabanın
yormayacak olcude olması gerekir.
521- Çok mal haramsız, cok laf yalansız olmaz.
Bkz. Cok soz yalansız...
822- Cok naz asık usandırır.
1) Baska seylerde olduğu gibi nazlanmada da asırıya gidilmemelidir.
Asık, sevgilisi uğruna butun sıkıntılara katlanır ve onun nazını ceker. Ama bu naz
çekilemeyecek ölçude asırı olursa asık sevgilisinden soğur.
2) Onemli bir isi yalnız kendisi yapabilen kisi bunu yapmak icin cok nazlanırsa o isin
kendisine yaptırılmasından vazgecilir.
823- Cok soyleme arsız edersin, ac bırakma (parasız koyma, cok saklama) hırsız (yuzsuz)
edersin. (Yuz verme arsız olur, az verme hırsız olur.)
Yonetimin altında bulunan kimseye ikide birde sunu yap, bunu yapma demekle iyi sonuc
alınır sanma; onu arsız edersin. Yiyecek, para bakımından sıkıntıya da dusurme. Cunku hırsızlığa
itmis olursun. Krs. Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan...
824- Cok soz (laf) yalansız, cok para (mal) haramsız olmaz.
Cok konusanın sozleri arasında herhalde yalan bulunur; bol kazancın icinde yasadısı elde
edilmis para bulunduğu gibi.
825- Cok yasayan (okuyan) bilmez, çok gezen bilir.
Cok gezen, cok yer goren, cok sey oğrenir. Cok yasayan, cok okuyan onun bildiklerini
bilmez.
826- Comce tutan elim olsun, ocaklıkta yerim olsun.
Herkes is basında bulunarak soz sahibi olmak ister.
827- Comlekci suyu saksıdan icer.
1) Kisi, ancak elindeki ol anaklardan yararlanarak i sini gorebilir.
2) Kisi, yasayısını sanatı ile sağlar.
828- Comlek demis: Dibim altın, kasık demis: Girdim cıktım.
Bkz. Tencere demis...
829- Comlek tasa dokunursa vay comleğin haline.
Bkz. Tas comleğe çarparsa...
834- Coreğin buyuğu, hamurun (unu) coğundan olur.
Bkz. Ekmeğin buyuğu, hamurun...
831- Cubuk kırılır, cıt der; kutuk kırılır, kut der.
Kucuk capta is yapanların uğrayacağı zarar kucuk;
buyuk capta is yapanların uğrayacağı zarar buyuk
olur. Ancak zararın ağırlığı, iki durumda da esittir.
832- Cuhayı fırcayla, kadifeyi elle.
Kimi kisilere sert, kimi kisilere yumusak davranmak gerekir; durumlarına gore.
833- Çul içinde arslan yatar.
Bir kimsenin değeri, kılık kıyafeti ile değil, kisiliğindeki cevherle ölçülür.
834- Curuk (bitli, kurtlu) baklanın kor alıcısı olur.
Bkz. Bitli baklanın...
835- Çürük tahta çivi tutmaz.
Aslında ise yaramaz olan, ya da sonradan o duruma gelmis bulunan seyi, ne denli uğrassanız
ise yarar duruma getiremezsiniz.
:::::::::::::
-D-
836- Dadandırma kara gelin, dadanırsa yine gelir.
Sırnasık kisiye cok yuz vermeye gelmez, yuz bulursa sizi bıktırır.
837- Dağ adamı, hasta eder sağ adamı.
Gorgusuz kisiye haber anlatmak cok guctur.
838- Dağ basına harman yapma, savurursun yel icin, sel onune değirmen yapma, oğutursun
sel için.
Yapacağın iyi bir isi, kimi etkenlerle ziyan olacak kadar, sonunu hesaplamadan yapma.
839- Dağ basına kıs gelir, insanın basına is gelir.
Dağ basında kısın nasıl fırtına eksik olmazsa kisinin yasamında da yıpratıcı olaylar oylece
eksik olmaz.
840- Dağ basından duman eksik olmaz.
Buyuk adamların, buyuk is yapanların her zaman uzuntuleri, sıkıntıları vardır.
841- Dağda bağın var, yureğinde dağın var. (Her kimin bağı var, yureğinde dağı var). (Kimin
ki bağı var, yureğinde dağı var).
1) Bağı, bahcesi olan kimse, bunlar afetlerden zarar gorecek diye surekli bir korku icindedir.
2) Bağı ol an kimse, dağ gibi dayanağım var diye guven i cindedir.
3) Gurbette bir yakını olanın yureği sızlar durur.
842- Dağda gez; belde gez insafı elden bırakma.
Eskıya dahi olsan insaflı ol. Krs. Đslamın sartı bes, altıncısı insaf demisler.
843- Dağ dağa kavusmaz, insan insana kavusur.
Đnsanlar, dağlar gibi yerlerinden kımıldamayan cansızlar değildir. Dostlar, tanıslar
birbirlerinden ne denli uzak dusmus olurlarsa olsunlar ve bulusmaları ne denli guclesmis
bulunursa bulunsun, gunun birinde kavusabilirler.
844- Dağ dağ (das tas) ustune olur, ev ev ustune olmaz.
Bir dağı kaldırıp oteki dağın ustune koyabilir misiniz? Buna care bulunacağı dusunulebilir de
bir ev halkının butun ağırlığıyla baska bir aileye yuk olarak uzun sure yasayabileceği
dusunulemez. Bu ailenin butcesi boyle bir ağırlığı tasıyamayacağı gibi, iki aile arasında cesit
cesit anlasmazlıklar cıkar. Krs. El el üstünde olur...
845- Dağdaki kekliğin bini bir paraya.
Ele gecmeyen, yararlanılamayan guzel seyin hic değeri yoktur. Krs. Denizdeki balığın...
846- Dağları ıssız sanma, korleri gozsuz sanma.
Cevresi ile iliskisi yok sanılan kisi ve nesnelerin iliskilerle yuklu olduğu unutulmamalıdır.
847- Dağ ne kadar yuce olsa yol ustunden asar.
1) Her yuce kisiden daha yetkili kisi, en onemli makamın bir denetleme yontemi vardır.
2) Yenilmesi olanaksız gibi gorunen zorlukların da cozum yolu vardır.
848- Dağ yürümezse abdal yürür.
Buyukluk taslayan birinden bitecek bir isimiz varsa ve o, bizimle ilgilenmiyorsa, biz onun
ayağına gidip isimizi gormeliyiz.
849- Damdaki iti avluya sıcırtma.
Senden uzak olan bir serlinin sana yaklasıp kotuluğunu bulastırmasına yol açacak
davranıstan sakın.
850- Damdan dusen, damdan dusenin halini bilir.
Đyi bir, durumda iken kotu bir duruma dusen kimse, basına aynı hal gelen kimsenin derdini
iyi anlar. Krs. Hal halin yoldasıdır.
851- Damlaya damlaya göl olur. (Aka aka sel olur).
Kucuk seyler birike birike buyuk varlık olusur. Kucuk seylerin onemini biliniz, onları carcur
etmeyiniz. Krs. ...Her cok azdan olur.
852- Dam yanarsa sıcanda beraber yanar.
1) Buyuk bir yıkım ol unca zararlılar da mahvolur ya!
2) Sucluyu cezalandırmak i cin kul lanılan kapsamlı eylem, sucsuzlara da uygulanmıs ol ur.
853- Danısan dağı asmıs, danısmayan(-ın) yolu sasmıs.
Bilmediği seyi bilene soran, en guc islerin altından kalkar. Sormayan, gucluker icinde
yuvarlanır gider. Krs. Soran yanılmamıs.
854- Darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz.
Kotu gerecle iyi bir sey yapılamaz. Yetersiz kisiden iyi is beklenemez.
855- Davacın kadı olursa yardımcın Allah olsun. (Davacısı kadı olanın yardımcısı Allah
olsun).
Seni yargılayacak kisi, senden davacı olan kisi ise kuskusuz kendisini haklı cıkaracak ve sana
ağır ceza verecektir. Krs. Kadı ekmeğini karınca bile yemez.
856- Davetsiz gelen (giden) doseksiz oturur.
Bir yere cağrılmadan giden kimse, ağırlanmasını beklememelidir. Krs. Cağrılan yere
erinme...
857- Davul dengi dengine diye çalar.
Davulun sesine dikkat ediniz, hangi soze benziyor: Dengi dengine, dengi dengineye değil
mi? Sanki birlikte yasayacak kimselerin, evleneceklerin birbirlerine denk olması gerektiği,
herkese davulla duyurulmaktadır.
858- Davulun sesi uzaktan hos gelir.
Oyle durumlar vardır ki icinde yasayan kimseyi rahatsız eder; uzaktan bakan ise ona imrenir.
859- Dayak cennetten cıkmıstır.
Dayak kutsal bir eğitim aracıdır. Dokunduğu bedeni; suc, gunah islemez duruma getirir.
860- Dayak isteyen keci cobanın değneğine surunur.
Bkz. Eceli gelen it...
861- Dayanık okuze oha! neymis?
Gorevini eksiksiz yapan kisiye iyi calıs demeye gerek var mı?
862- Dazlayan (kusur bulup beğenmemek.) daza duser, kel baslı kıza duser.
Alacağı seyi secmekte titizlik gosteren kimse, cok kez istemediği, beğenmediği bir seye
duser.
863- Değirmende doğan sıcan gok gurultusunden korkmaz.
Kavga, dovus icinde yetismis olan kisi korkutucu sozlere aldırmaz.
864- Değirmenden gelenden poğaca umarlar.
Baska bir yerden gelen kimseden, geldiği yerle ilgili, kucuk de olsa, bir armağan beklenir.
865- Değirmene gelen nobet bekler.
Bir seyden bircok kimse yararlanacaksa, herkes gelis sırasıyla isini gormek uzere
beklemelidir.
866- Değirmen iki tastan, muhabbet iki bastan.
Karı koca gibi, is ortağı gibi birlikte yasayacak, birlikte is gorecek kimseler arasında
karsılıklı sevgi bulunmalıdır. Biri otekini sever de o, berikini sevmezse dirlik, duzen olmaz.
Kurulan birlik sarsılır.
867- Değirmi yurt tutmaya değirmi göt ister.
Bir yerde, bir iste tutunup basarı kazanabilmek icin yılmadan calısmak gerektir.
868- Değme bana, değmeyim sana.
Kendisine zarar verilmemesini isteyen kisi, baskasına zarar vermemelidir.
869- Değme (dokunma) sarhosa, yıkılana kadar gitsin. (Sarhosa dokunma, kendi yıkılsın).
Kendi aklını beğenip baskasını dinlemeyen kimseyi gittiği yanlıs yoldan dondurmeye
kalkmayın. Bırakın cezasını ceksin.
870- Deh! denmis dunyayı, Cus! diye sen mi durduracaksın?
Yuruyusunu kendi duzenine gore surdurmekte olan dunyanın kotuluklerine kimse engel
olamaz.
871- Deli arlanmaz soyu (sahibi) arlanır.
Densizce, delice is yapanlar, yaptıklarından utanacak durumda değillerdir. Ama ailesi,
yakınları onların davranıslarından uzuntu duyarlar, utanırlar.
872- Deli deli akanı, bura bura tıkarlar.
Asırı ve olcusuz davranıslara karsı onleyici, sert onlemler alınır.
873- Deli deliden hoslanır, imam oluden.
Kisi, kendisine benzeyen kimseden, ya da yarar sağlayabileceği seyden ve kisiden hoslanır.
874- Deli deliyi görunce değneğini (comağını) saklar (gizler).
Saldırgan kimse, kendisi gibi birine saldırmaktan cekinir.
875- Deliden al uslu haberi.
Deli sır saklamasını bilmez. Gorduğunu, bildiğini olduğu gibi soyler. Bundan dolayı -zaman
olur ki- haberin doğrusu ondan alınır. Krs. Cocuktan al haberi.
876- Deli dostun olacağına akıllı dusmanın olsun. Bkz. Akıllı dusman, akılsız dosttan...
877- Deli ile cıkma yola, basına getirir bela.
Deli, kendisiyle arkadashk edenin basına cesit cesit dert acar.
878- Deli kız duğun etmis, kendi bas sedire gecmis.
Densiz, budala ev sahibi, konuklarından cok kendini ağırlanacak konuk yerine koyar.
879- Delikli tas (boncuk) yerde kalmaz (deli kız evde kalmaz).
Bilgili, becerikli kisi bosta bırakılmaz. Her halde bir is basına getirilir. Krs. Yapı tası...
880- Delilsiz cennete bile girilmez.
Kisiye, bir yere yanılmadan gidebilmesi icin olduğu gibi, istediği seyi elde edebilmesi icin de
yol gosteren gerektir. Krs. Sebepsiz kus...
881- Deliye bal tattırmıslar, carsıda katran bırakmamıs.
Aklı kıt kisi, bir kez hosuna gitmis olan seye benzettiği nesneyi, gercekten ona benzemese
de, elde etmeye can atar.
882- Deliye gecit yoklatırlar.
Yapılacak bir iste tehlike olasılığı varsa ilk girisim icin saf kisiler one surulur.
883- Deliye (göre) her gün bayram.
Hicbir seyle bağlantısı olmayan, hicbir seyi kendine dert edinmeyen, istediği yerde dolasıp
dilediği isi yapan delinin butun gunleri bayram ozgurluğu ve senliği icinde gecer. Delinin bu
basıbos yasayısını uygulamaya ozenenler icin de soylenecek sey budur.
884- Deliye tas atma, basını yarar (basına tas yağdırır).
Davranıslarında denge bulunmayan kimseye dokunma. Sonra sana oyle cılgınca saldırır ki
yaptığına pisman olursun.
885- Demircinin canı demirden berk gerek.
Guc bir is yapmak isteyen kiside bu gucluğu yenecek azim, sebat bulunmalıdır.
886- Demir ıslanmaz, deli uslanmaz.
Her nesnenin, her kisinin değistirilemeyen bir niteliği vardır: Demir su icine atılsa suyu cekip
yumusamaz. Cılgın yaratılmıs olan kisi de, ne denli uğrasılsa, delice davranıslarını bırakamaz.
887- Demiri tavında dovmeli.
Bkz. Demir tavında dilber cağında.
888- Demir nemden, insan gamdan curur. (Duvarı nem, insanı gam yıkar).
Nem demiri nasıl paslandırır, curuturse gam da insam oylece yıpratır, harap eder.
889- Demir tavında, dilber cağında. (Demiri tavında dovmeli). (Demir tavında dovulur).
Her isin yapılması icin en uygun olan bir zaman, bir durum vardır. Demir ateste ısınıp
kızardığı zaman yumusar, dovulup bicimlendirilir. Guzeller de taze, korpe iken sevilir,
evlendirilir.
890- Demir tavında dovulur.
Bkz. Demir tavında, dilber cağında.
891- Dene altını mihenk tasında, dene insanı bir basında.
Altının ayarı mihenk tasında belli olduğu gibi insanın değeri de yaptığı iste gosterdiği basarı
derecesi ile ölçülür.
892- Denenmisi denemek ahmaklıktır.
Basarısızlık, tembelliği daha onceki denemelerle anlasılmıs olan kisiye belki basarır diye
yeni gorev vermek, akıllıca bir davranıs değildir.
893- Deniz bal olmus, fukara kasık bulamamıs.
Her yanda bol kazanc ve nimet dolu olsa, yararlanma olanağı bulunmayanlar icin neye yarar!
894- Deniz dalgasız olmaz, gonul sevdasız olmaz.
Her denizde az cok dalga bulunduğu gibi her gonulde de bir sevda vardır.
895- Deniz dalgasız olmaz, kapı halkasız.
Her nesnenin kendisine ozgu nitelikleri, kendisinden ayrılmayan ozellikleri vardır.
896- Denizdeki balığın (pazarı) pazarlığı olmaz. (Bini bir paraya).
Daha ele gecmemis olan, bircok guclukler yenildikten sonra ele gecirilebileceği umulan
nesnenin alımı, satımı uzerine konusulmaz. Konusulursa yok pahasına bir satıs yapılır.
897- Denize dusen yılana (yosuna) sarılır.
Cok buyuk bir tehlike icinde bulunan kimse, kendisine yardım etmesi olanağı bulunmayan,
dahası tehlikeli olan seylerden bile yardım umar.
898- Deniz kenarında dalga eksik olmaz.
Đcinde cesitli olaylar gecmesi doğal olan ortamda kuskusuz zaman zaman sert catısmalar,
tartısmalar cıkacaktır.
899- -Deniz yanar mı? -Belki.
Bu dunyada olamaz sanılan isler olabilir.
900- Densiz deve kuyruğu, deh! demeden sallanır.
Densiz kisi, hic gereği yokken kendisini ilgilendirmeyen islere burnunu sokar.
901- Derdini söylemeyen (saklayan) derman bulamaz.
Bizim cozum yolunu bulamadığımız bircok gucluklere baskaları cozum bulabilirler. Ancak
sıkıntımızın ne olduğunu kimseye söylemezsek bunun giderilmesi yolunu gösteren bulunmaz.
Derdimize derman bulabilmek icin onu, bize yardımı dokunabilecek kimselere soylemeliyiz.
902- Derdin yoksa söylen, borcun yoksa evlen.
Derdi olmayan kimse, onemsiz seyleri kendine dert edinir, soylenir. Herkes de onu derdi var
sanır. Borcu olmayan kimse de evlenirken bircok seyler satın almak zorunda kalır; borc altına
girer.
903- Dereden gecerken at değistirilmez.
Bkz. Irmaktan geçerken...
904- Derede tarla sel için, tepede harman yel için.
Elden cıkarmak istemediğimiz seyi, tehlikeli olduğu acık bulunan durumlardan uzak tutmaya
calısmalıyız. Krs. Dağ basına harman...
905- Dereyi, tepeyi sel bilir; iyiyi kötüyü el bilir.
Doğa yasasına gore sel nasıl dereden atar, tepeye cıkamazsa kamu da insanların iyisini,
kotusunu oylece ayırt eder.
906- Derin su yavas akar.
Bilgili, dengeli kisi, bir konuda karar vermek ve eyleme gecmek icin ivmez; uzun uzun
dusunur.
907- Dert ağlatır, ask soyletir.
Derdi olan acı ceker, ağlar; caresizliğine uzulur, ağlar. Aska dusen kimsenin ise icinde
duygular, tutkular kaynasmaktadır. Bunları dısa vurup ferahlamak isteği onu durmadan soyletir.
908- Dert bir olaydı ağlamak kolaydı.
Bir tek derdi olan kisi ağlar. Ama derdi birden cok olana ağlamak da yetmez.
909- Dert, çekene göredir.
Herkesin derdi vardır. Bir derdin ağırlığı, hafifliği de ona uğrayan kisinin etkilenme
derecesiyle olculur. Bir kimse icin buyuk olan bir dert, baska bir kimse icin kucuktur, belki de
hic sorun değildir.
910- Dert Deli Ahmet'in basında.
Herkes bir yolunu bulup sorumluluktan kurtulur. Sorumluluk kimsesizin ustunde olur. Krs.
Yırtılan Deli Ahmet'in yakası.
911- Dert gezmis, derman beraber gezmis.
Herkesin derdi, sıkıntısı vardır. Ama bunların careleri de vardır. Đnsan derdi cekip
durmamalı; careye basvurmayı ihmal etmemelidir.
912- Dert gider amma yeri bos kalmaz. (Dert gitmez, değisir).
Đnsan her zaman dert icindedir. Bir dertten kurtulsa baska bir derde duser.
913- Dert gitmez, değisir.
Bkz. Dert gider amma yeri bos kalmaz.
914- Dertsiz bas, bostan korkuluğunda.
Can tasıyan bas dertsiz olmaz. Dertsiz baslar ancak canı olmayan baslardır. Bostan
korkuluğu gibi. Bkz. Dertsiz bas terkide gerek...
915- Dertsiz bas, mezara (mezarda) tas.
Đnsan bası, ancak mezara girdiği zaman dertten kurtulur. Mezar tasıyla temsil edilen bas da
dertsizdir.
Krs. Dertsiz bas terkide gerek.
916- Dertsiz bas (kul) olmaz.
Herkesin az, cok derdi vardır. Derdi olmayan kimse yoktur. Krs. Dertsiz bas terkide gerek.
917- Dertsiz bas terkide gerek.
Yasayıp da dertsiz olan kimse yoktur. Bir basın dertten kurtulabilmesi icin, kesilen dusman
kellesi gibi, terki heybesine konulmus olması gerekir. Yani bir bas, ancak oldukten sonra dertten
kurtulabilir. Krs. Ağrısız bas mezarda gerek, Rahat ararsan mezarda, Dertsiz bas olmaz.
918- Dertsiz bir kabak varmıs, onun da basını kesip icini oymuslar.
Kesin olarak bilinmelidir ki dertsiz sanılan kisilerin de dertleri vardır.
919- Dervis dervisi tekkede (hacı hacıyı Mekke'de) bulur.
Bkz. Hacı hacıyı Mekke'de...
920- Dervise Bağdat'ta pilav var demisler. Yalan değilse ırak değil demis.
Bkz. Asıka Bağdat uzak değil.
921- Dervisin fikri ne ise zikri de odur.
Đnsan, kafasının icindeki dusunce ne ise konusmasında onu dile getirir.
922- Dervislik olaydı tac ile hırka, ben de alırdım otuza kırka.
Onemli bir duzeye ulasmak gorunuste benzemekle gerceklesebilseydi, herkes kolayca bu
duzeye ulasırdı
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 28-12-2010, 01:40
Sosyalist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Administrator
 
Standart

923- Dervis tekkede, hacı Mekke'de bulunur.
Herkes kendisine yakısan ve uğrastığı isle ilgili yerde bulunur.
924- Destursuz bağa girilmez (gireni sopa ile kovarlar) (girenin yediği sopayı Mevla bilir).
Đzin alınarak yapılması gereken bir isi izin almadan yapan, bunun cezasını gorur.
925- Deve bir akçeye (götür, hani akçe), deve bin akçeye (getir, hani deve).
Đnsan, parası yoksa, almak istediği seyi yok pahasına da satsalar alamaz. Parası varsa,
değerinden kat kat fazlasını da isteseler onu satın alır.
926- Deve boynuz ararken kulaktan olmus.
Elindeki ile yetinmeyip daha coğunu isteyen, elindekini de yitirir.
927- Deve büyüktur amma besini bir esek yeder. (Esek kucuktur amma dokuz deveyi yeder).
Sozde buyuk olmakla akıl buyuk olmaz. Buyuk gorunuslulerin bir araya gelmesi de aklı
coğaltmaz.
Bir akıllı, bircok kıt akıllıyı arkasından surukler.
928- Deveci ile konusan (gorusen) kapısını buyuk acar (acmalı).
Buyuk ve zengin kimselerle dusup kalkan kisi, kendi yasayısını onlarınkine uydurmak ve
onları konuklayabilecek bir duzen kurmak zorundadır.
929- Deveden büyük fil var.
Hicbir kimse gorevinin buyukluğu ve yetkisinin genisliği ile ovunmemelidir. Cunku ondan
ustunu de vardır.
930- Deve deve yerine çöker.
Yitirilen değerli kimsenin, elden cıkan değerli seyin yeri bos kalmaz, yenisi gelir. Krs. Deve
yerine deve çöker.
931- Deve Kabe'ye gitmekle hacı olmaz.
Gerekli niteliklerden yoksun olan kisi, bicimsel eylemlerle kisiliğine değer kazandıramaz.
Nesneler ve olaylar da böyledir.
932- Devenin derisi (yunu, silkintisi) eseğe yuk olur.
1) Zengin ne denli yoksul dusse, yoksula gore varlıklıdır.
2) Saygın kimsenin en değersiz kalıntısını sıradan kisiler basta tasırlar.
933- Deveye bindikten sonra calı ardına gizlenilmez.
Herkesin gozu onundeki buyuk bir olayı soyle boyle yorumlarla gizlemeye calısmak bostur.
934- Deveye burc gerek olursa boynunu uzatır.
Kisi kendisine gerek olan seyi elde etmek icin yorgunluğa katlanmalıdır.
935- Deveye inisi mi seversin, yokusu mu? demisler; duz yere mi (duze kıran mı) girdi?
demis.
Bir isi kolay, sıkıntısız yapmak varken, ileri ya da geri yonde asırı ve zor eyleme bas vurmak
doğru bir tutum değildir.
936- Deve yerine deve çöker.
Değerli bir kimseden bosalan yeri ancak o değerde baska bir kimse doldurabilir. Krs. Deve
deve yerine çöker.
937- Deveyi yardan uçuran (atan) bir tutam ottur.
Kucuk bir cıkar pesinde kosmak, kimi zaman kisinin yıkımına yol acar.
938- Deveyi yuk değil zelber yıkar.
Onemli bir gorev yapmakta olan kimseden ufak tefek bircok is yapması da istenirse, onemli
isin yapılması tehlikeye duser. (Zelber: Yuk ustune atılan oteberi).
939- Devlet adama ayağıyla gelmez.
Zenginlik ve talih kisiyi kendiliğinden gelip bulmaz. Calısıp cabalamakla elde edilir.
940- Devletin malı deniz, yemeyen domuz.
Devlete hıyanet etmeyi alıskanlık durumuna getirenlere gore devletin bitmez tukenmez malı
vardır.
Yolunu bulup ondan asırmayan budaladır.
941- Devletli gözü perdeli olur.
Devlet adamı, ulkenin bircok eksiklerini, yoneticilerin bircok yolsuzluklarını gormez.
Zengin, isi yolunda kimse de yoksulların halinden anlamaz.
942- Devletli ile deli bildiğini isler.
Yüksek rütbeliler, deliler, kimsenin sozunu dinlemez, akıllarına geleni yaparlar.
943- Devletlinin karnı gen gerek.
Kamu islerini ya da bir topluluğu yoneten kisi, genis yurekli, hosgorulu olmalıdır.
944- Devletli yanını kasısa yoksul para verecek sanır.
Bir isteğinin yerine getirilmesini ilgililerden bekleyen kimse, onların bu isle iliskisi
bulunmayan davranıslarını, isteğini karsılamak icin yapılıyor diye yorumlar.
945- Devletliye dokun gec, fukaradan sakın gec.
Zenginle, az da olsa bir iliskin bulunsun; belki yararlanırsın. Ama yoksula yaklasma; o
senden yararlanmak ister.
946- Devlet oğul, mal tahıl, mulk değirmen.
En buyuk mutluluk ve zenginlik, oğul sahibi olmak; en gerekli mal, tahıl; en değerli mulk,
değirmendir.
947- Dibi görünmeyen sudan geçme (tastan su içme).
Her yonunu iyice oğrenmediğin ise girisme.
948- Diken battığı yerden cıkar.
Zarar hangi yönden geldi ise o yönden giderilir.
949- Dikensiz gül olmaz. (Gül dikensiz olmaz).
Her guzel seyin hosa gitmeyen yonu de bulunur. Guzel seyi elde etmek isteyen ya da elde
eden kimse bunun gerektirdiği rahatsız edici seyleri de hos gormelidir. Krs. Gulu seven...
950- Dilden gelen elden gelse, her fukara padisah olur.
Kisi her soylediğini yapamaz. Her dilediğini elde edemez.
951- Dil ebsem(susmak) (olsa) bas esen(sorunsuz) (-dir).
Kisi dilini tutar, her seyi soylemezse, basını belaya sokmamıs olur, rahat eder.
952- Dile gelen ele gelir.
Đnsanlar, su isi soyle yapacağız diye soyleye soleye dediklerini gerceklestirirler.
953- Dilenci bir olsa sekerle beslenir.
Yardım bekleyen bir tane olsa, umduğundan asırı seyler verilerek sevindirilir. Ama bunlar
cok olduğundan hepsine bu comertlikle yardım yapılamaz.
954- Dilenci dilenciyi istemez; ev sahibi ikisini de.
Bir kimseden yardım isteyen kisi -kendisine yapılacak yardım aksar diye- baska birinin de
aynı kisiden yardım istemesinden hoslanmaz. Yardım yapması beklenen kisi ise ikisinden de
hoslanmaz.
955- Dilenci kusmus, kısmetini kesmis.
Bir yerden yardım bekleyen kisi, ya verileni beğenmez ya da verenle bozusursa, yardımdan
kendi eylemiyle yoksun kalır.
956- Dilencinin torbası dolmaz.
Sundan bundan yardım isteyerek gecinme yolunu tutmus olanların isteği bitmez. Bunlar
verilenlerle doymazlar, baska seyler de isterler.
957- Dilenciye borclu olma, ya duğunde ister; ya bayramda.
Cıkarını aramaktan baska bir sey dusunmeyen kimse ile iliski kurma. Cunku kendi cıkarı icin
elalem icinde senin onurunu kırmaktan cekinmez.
958- Dilim seni dilim dilim dileyim, basıma geleni senden bileyim.
Dilini tutmaması yuzunden basına is acan kisi pismanlık duyar ve dilim dilinseydi de
soyleyemez olsaydım der.
959- Dilim seni, dilim seni; dilim dilim dilem seni.
Bkz. Dilim seni dilim dilim dileyim; basıma geleni senden bileyim.
960- Dilin cirmri küçük, cürmü büyük.
Dil küçük bir nesnedir, ama buyuk suc isler. Soylediği kotu sozlerle kisinin basını belaya
sokar.
961- Dilin kemiği yok.
Dil her yana donebilir; once soylediğini sonra baska bicimlere sokabilir; tam tersine
çevirebilir.
962- Dilsizin dilinden anası (sahibi) anlar.
Baskalarının kolay kolay anlayamadıkları seyi, her gun onunla uğrasan kimse cok kolay
anlar.
963- Dil yureğin kepcesidir.
Kisi, icinde ne varsa, ne duyuyor, ne dusunuyorsa onu ortaya cıkarır.
964- Dinsizin hakkından imansız gelir.
Acıması olmayan kisiyi, kendisinden daha acımasız biri yola getirir.
965- Dirlik nerde, devlet orda.
Dirlik içindeki toplum mutlu olur.
966- Disi kopek kuyruğunu sallamayınca, erkek kopek ardına dusmez. (Disi yalanmazsa,
erkek dolanmaz).
Kadın istek gostermese, yuz vermese, erkek onun pesine dusmez.
967- Disi yalanmazsa erkek dolanmaz.
Bkz. Disi kopek kuyruğunu...
968- Doğan anası olma, doğuran anası ol.
Bir cocuk, annesinin değerini, ancak kendisi de cocuk sahibi olduktan sonra bilir; daha once
gereği gibi bilmez.
969- Doğmadık cocuğa don (kaftan) bicilmez.
Ele gececeği, ortaya cıkacağı daha belli olmayan sey icin onceden hazırlık yapmak doğru
değildir.
970- Doğruluk dost kapısı.
Doğru olan kisiyi herkes dost bilir. Herkes ona kosar.
971- Doğruluk minarede kalmıs (onun da ici eğri).
Dunyada doğru kimse kalmamıstır. Doğru sandığımız binde bir kisi de icinden eğridir; dıstan
gorunduğu gibi değildir.
972- Doğrunun yardımcısı Allah'tır.
Đslerinde doğruluktan ayrılmayan kisiye Tanrı her zaman yardım eder.
973- Doğru soyleyeni dokuz köyden kovarlar.
1) Zamanımızda ahlak oyle bozuldu ki herkes cıkar pesinde, herkes iki yuzlu. Onun icin
kimin cıkarına dokunursa dokunsun sozunu esirgemeyen, hatır gonul demeyerek doğruyu
soyleyen kisiyi kimse sevmez. Herkes onu yanından uzaklastırır.
2) Herkesin kusurunu yuzune karsı soyleyen ve cıkarcılardan sozunu esirgemeyen kisi,
kırdığı, uzduğu kimselerce sevilmez. Nereye gitse bu gibi kimseler kendisine yuz vermezler.
974- Doğru soyleyenin bir ayağı uzengide gerek.
Doğru sozlu olan kisi, bulunduğu yerden ayrılmaya hazır olmalıdır. Cunku sevilmeyen,
istenmeyen kisi olacak, orada barınamayacaktır.
975- Doğru soyleyenin tepesi delik olur.
Sozum bir kimseye dokunur mu diye dusunmeyerek doğruyu soyleyen kisi cok dusman
kazanır. Bunlar vura vura onun tepesini delerler.
976- Doğru (hak) soz (ağızdan) acıdır (acı gelir).
Kusurları, yanlısları, duzensizlikleri, yolsuzlukları, kotulukleri... butun cıplaklığıyla ortaya
koyan ve elestiren soz, bu isleri yapanlara cok acı gelir. Krs. Dost acı soyler.
977- Doğru soz katarından belli olur.
Bir sozun doğru olup olmadığı gelisinden, tutarlı olup olmamasından anlasılır.
978- Doğru soz yemin istemez.
Yemin, yalan olduğu dusunulebilen sozun doğruluğuna inandırmak icindir. Sozun
doğruluğunda kusku yoksa yemine gereklik yoktur.
979- Doğuran avrat Azrail'i yenmis.
Yeni doğan cocuklarda olum cok olur. Kadın bir, iki uc cocuk doğurur. Bakarsınız ki bunları
Azrail alıp goturuyor. Ama kadın yılmaz, doğurmaya devam ederse, Azrail'in alamayacaklarını
da dünyaya getirir. Boylece onu yenmis olur.
980- Dokunma (değme) sarhosa, yıkılana kadar gitsin.
Bkz. Değme sarhosa...
981- Dokuz at bir kazığa bağlanmaz.
1) Bir isin basına, tanınmıs kisiliği bulunan bircok kimse birden getirilmemelidir. Cunku
anlasamazlar; birbirlerine saldırırlar.
2) Bircok azılı, zayıf bir guvenlik onlemi ile zaptedilemez.
982- Dokuz kece, su gece; bir deri, soğuk geri.
Kisi, dokuz kat keceye burunse yine yağmurun ıslatmasından kurtulamaz. Bir deri giysi ise
kisiyi soğuktan korur.
983- Dokuz (iki) ölç, bir biç.
Bkz. Đki olc bir bic.
984- Dolu kupun sesi cıkmaz.
Bkz. Bos fıcı cok langırdar.
985- Domuzdan toklu(koyun yavrusu) doğmaz.
Kotu huylu kimsenin cocuğu melek huylu olamaz.
986- Domuz derisi(-nden) post olmaz, eski dusman dost olmaz.
Domuzun her seyi, Đslam dinine gore pistir; dıskıdan farksızdır; temizlenemez. Boyle bir
hayvanın derisi uzerinde ne namaz kılınabilir, ne de oturulabilir. Eski dusman da buna benzer.
Ne denli yakınlık gosterirse gostersin, inanmayınız, dost olmaz.
987- Domuzun kuyruğunu kes yine domuz.
Yaradılıstan kotu olan kisinin su, bu yonunu duzeltseniz de mayasındaki bozukluğu
gideremezsiniz.
988- Donsuzun gönlünden dokuz top bez geçer.
Bir seyden yoksun olan kisinin gonlunden hep o seyden edinmek, hem de bol bol edinmek
geçer.
989- Dost acı soyler.
Kusurumuzu gorenler, canımız sıkılmasın diye doğruyu soylemeye cekinirler. Ama yakın
dostlar, duzeltmemiz icin onu soylemeyi borc bilirler. Yine de doğru soz bize acı gelir. Krs.
Doğru soz acıdır.
990- Dost basa bakar, dusman ayağa.
Dosta karsı da, dusmana karsı da guzel giyinmek gerektir. Cunku dost, yukselmesini gormek
istediği basımıza; dusman, kaymasını beklediği ayağımıza bakar.
991- Dost (yar) beni ansın bir koz ile, o da curuk cıksın.
Bkz. An beni bir kozla...
992- Dost bin ise azdır, dusman bir ise coktur.
Dostlarını olabildiğince coğalt. Dusmanlarını olabildiğince azalt.
993- Dost dostun ayıbını yuzune soyler.
Gercek dostumuz ayıbımızı yuzumuze karsı soyler. Bu bizi uyarmaya, kusurumuzu
düzeltmemize yarar. Ayıbımızı arkamızdan, baskasına soyleyen kovculuk etmis olur. Dost olan
bunu yapmaz.
994- Dost dostun eğerlenmis atıdır.
Gercek dost, arkadasının sıkısık zamanında yardımına kosmaya hazır durumdadır.
995- Dost evinde basını bağla, dusman evinde tırnağını kes.
Bas bağlamak, suslenmek, dost evinde yapılmaya yakısır temiz, nese artıran bir istir. Oda
icinde tırnak kesmek ise kirli ve dirlik bozan bir istir. (Halk inanısına gore, kesilen tırnak ev
icine sıcrarsa, ev halkı ile tırnak kesen arasında dusmanlık baslar.)
996- Dost icin olmeli, dusman icin dirilmeli.
Dost icin her turlu ozveride bulunmalı, ama dusmana butun gucumuzle karsı koymalıyız.
997- Dost (akraba) ile ye, ic, alısveris etme.
Alısveriste iki taraf kendi cıkarını dusunur. Bundan dolayı iki dost arasındaki alisveris,
dostluğu bozucu bir etken olabilir. Oyle ise dostluklarını surdurmek isteyenler birbirleriyle
alısveriste bulunmamalıdırlar.
998- Dost (iyi dost) kara günde belli olur.
Sevincli, mutlu gunlerinde bir kisi ile dostluk iliskisi kuranlar cok olur. Cunku mutluluğa
katılmak hos bir seydir. Kara gununde bir kisi ile dost kalmak ise, uzuntuyu paylasmayı, onu
gidermek icin birtakım ozveride bulunmayı gerektirir. Đste buna katlanan, gercekten dost
olduğunu gosterir.
999- Dostluk baska, alısveris baska.
Đki kisi arasındaki dostluk; alısveriste birinin otekine ozveride bulunmasını gerektirmez. Krs.
Dostluk kantarla...
1000- Dostluk dağca, hesap kılca.
Bkz. Dostluk kantarla, hesap miskalle.
1001- Dostluk kantarla, hesap (ahsveris) miskalle (kucuk bir ağırlık birimi simdiki gram
gibi).
Cok yakın dostlar arasında alacak, verecek hesabı olursa, bu bir ozveri konusu yapılmamalı;
hesap santimi santimine gorulmelidir. Krs. Dostluk baska alısveris baska.
1002- Dostun alttğı tas bas yarmaz.
Dostumuzun bizi hırpalaması, gucumuze gitmez. Cunku bunun iyi niyetle ve iyiliğimiz icin
yapıldığını biliriz.
1003- Dostun ndu cehennem odundan beterdir.
Dostumuzdan gorduğumuz iyiliklere karsı bir seyler yapma borcumuzu odemedikce icimiz
rahat etmez.
1004- Dostunu overken yerecek yer bırak.
Đnsan dostunu sever ve over. Ancak gunun birinde dostun cekilemeyecek bir durumu belirir;
dostluk bozulabilir. O zaman insan eski ovmelerinde yanılmıs olduğunu anlar. Bu nedenle
dostlar övülürken ihtiyatlı bir dil kullanılmalıdır.
1005- Dokme su ile değirmen donmez.
Bkz. Tasıma su ile değirmen donmez.
1006- Dort atanın dordu de hak.
Karı ve koca, kaynana ve kayınbabalarını oz ana ve babalarından ayrı gormemeli, onlara da
aynı ilgi ve saygıyı gostermelidir.
1007- Doven okuzunun ağzı bağlanmaz.
Bkz. Bal tutan parmağını yalar.
1008- Dumansız baca olmaz, kahırsız koca olmaz.
Dumanı olmayan baca olmadığı gibi karısına sıkıntı vermeyen koca da olmaz.
1889- Dut kurusu ile yar sevilmez.
Ancak büyük özverilerle elde edilebilecek guzel bir sey, ozveride bulunulmadan ele
gecirilemez. Krs. Bos torba ile at tutulmaz.
1010- Dut yaprağı actı, soyun; doktu giyin.
Dut ağacı yapraklanınca soğuklar gecmis olur; kısın giyilen kalın giysiler cıkarılmalıdır. Dut
ağacı yaprağını doktuğu zaman soğuklar baslamıs olur; kıs giysilerini giyinmek gerektir.
1011- Duvarın beri yuzu beri, ote yuzu ote.
Hısımlar, dostlar, ne denli yakın yerde otururlarsa otursunlar, birbirlerinin ozel yasantısını
bilmezler ve buna karısmazlar.
1012- Duvarı nem, insanı gam yıkar.
Bkz. Demir nemden, insan gamdan çürür.
1013- Duvarın kulağı var, gozunu de unutma.
Sır olarak soylenen soz, gizli yapılan is, dort duvar arasında kalmaz. Gizli soz duyulur, gizli
is de gorulmus gibi yayılır.
1014- Duğun asıyla dost ağırlanmaz.
Ağırlamanın değeri, ozel olarak hazırlanmasında, bir ozveride bulunulmasındadır. Onun icin
orta malı, gercek ikram konusu olmaz.
1015- Duğunde Fatmacığı kim bilir?
Onun gibi pek cok kisinin katıldığı bir toplulukta, kendisine onem verileceğini sanan
kimsenin adı bile anılmaz.
1016- Duğun el ile, harman yel ile.
Her is, gereken yardımcıların sağlanmasıyla basrılabilir.
1017- Duğun olur iki kisiye, kaygısı duser deli komsuya.
Akılsız kisi, elalemin eğlence programlarında bir aksama olmasın diye cabalar durur.
1018- Duğunu okuyucu boklar.
Đki taraf arasındaki guzel iliskileri, soz goturup getiren anlayıssız aracı bozar. Cunku bir
tarafın iyi niyetle soylediği bir sozu, kendine gore yanlıs yorumlayarak, obur tarafa kotu bicimde
ulastırır.
1019- Dün öleni dün gömerler.
Bir uzuntuyu surdurmemeli, unutmaya calısmalıdır.
1020- Dunya bir gemi, akıl yelkeni, fikir dumeni, kolla kendini, goreyim seni.
Đslerini aksatmadan yurutmek isteyen, aklının gucunden, dusunce ve sağduyusunun
kılavuzluğundan ayrılmamalıdır.
1021- Dunya bir, isin bin.
Bu dunyada insanın dusunemeyeceği, turlu turlu durumlar ortaya cıkar.
1022- Dunya bir yağlı kuyruktur; yiyebilene ask olsun.
Dunyada kazanc yolları coktur. Đs becerip yararlanabilenleri ovgu ile anmak gerekir.
1023- Dunya bol olmus neye yarar, pabuc dar olduktan sonra.
Rahatlık, ozgurluk, bolluk bulunan yer, bunlardan yararlanma olanağı bulunmayan kisiler
icin bir değer tasımaz.
1024- Dunyada tasasız bas bostan korkuluğunda bulunur.
Bu dünyada tatsız olan canlı bas yoktur. Tasasız bas, ancak bostan korkuluğunda, cansız
olarak, bulunur. Krs. Ağrısız bas mezarda gerek.
1025- Dunya dort (kırk) kulplu bir kazan, bir kulpundan tut da kazan.
Bu dunyada herkes icin kazanc yolu vardır. Ancak bunlardan birini izleyip yürümeyi bilmek
gerektir.
1026- Dünya gençten gence, dinçten dince.
Đnsanlar yaslanınca is yapamaz ya da yeniliklere karsı uyum sağlayamaz olurlar. Oysa dunya
isleri her an yenilikler gosterir. Bunları ancak gencler ve gucluler yurutebilir. Kısacası dunya
gençten gence devredilir.
1027- Dunya iki kapılı handır.
Doğmak iki kapılı hanın bir kapısından iceri girmektir. Orada Tanrı'nın uygun gorduğu
surece kalınır. Sonra oteki kapıdan cıkılır; yani olunur.
1428- Dunya malı dunyada kalır.
Đnsan olduğu zaman malını obur dunyaya goturmez. Bu maldan ancak yasadığı surece
yararlanabilir. Oyle ise gerek kendisi icin, gerekse hayırlı isler icin para harcamaktan
kacınmamalıdır.
1029- Dunyanın iki bası (ucu) bir (araya) gelmez.
Đnsan dunya islerinin hepsini istediği gibi yurutemez. Birini yoluna koyar; bu sırada baska
birinin bozuk gittiğini gorur. Onu da duzeltir, bu kez daha baskasının duzensizliği belirir. Yani
hepsini bir arada duzenli duruma getiremez ve tam rahatı bulamaz.
1030- Dünyanın ucu uzun(-dur).
Đnsan ne kadar yasayacağını, ileride durumunun ne olacağını, ne gibi olaylarla karsılasacağını
bilmez. Bunun icin hep gelecek kaygısı gutmeli, davranıslarında ihtiyatlı olmalı, bircok yeni
olaylarla karsılasacağını unutmamalıdır.
1031- Dunya olumlu, gun aksamlı.
Hicbir durum surekli değildir. Her iyi durumun bir sonu vardır. Zenginler yoksullasabilir; is
basındakiler dusebilir; gencler yaslılar; herkes olur. Bundan ibret alınmalıdır.
1032- Dunya (Peygamber) Suleyman'a bile kalmamıs.
Đnsan ne denli zengin, ne kadar erkli olursa olsun dunyadan gocup gidecektir. Egemenliği son
kerteye ulasmıs olanlar dahi olume yenilirler. Bunun icin dunyaya bel bağlamamalıdır.
1033- Dünya tükenir, yalan tükenmez.
Dunyada hadsiz, hesapsız yalancı vardır. Bunları huylarından vazgecirmek de olanaksızdır.
Yalan, yeryuzunu oyle sarmıstır ki kıyamet kopsa ona bir sey olmaz.
1034- Dunyayı sel bassa ordeğe vız gelir.
Bircok kimseler icin yıkıma yol acan bir olay, kimi kimseleri ilgilendirmez. Cunku bunların
yasayısına gore olayda bir olağanustuluk yoktur.
1035- Dunyayı umutla yemisler.
Kisinin butun yasamı umutla dolu gecer. Umduğu seylerin kimisini ele gecirir, kimisini
geçiremez; ama hiçbir zaman umudunu kesmez.
1036- Dusenin dostu olmaz (hele bir dus de gör).
Zenginle, is basında olanla herkes dostluk kurar. Cunku ondan cıkarları vardır. Zengin kisi
yoksul dusunce, is basındaki isten ayrılınca, cevresinde o dostlardan kimse kalmaz. Hepsi, eski
dostlarını kotu durumuyla bas basa bırakırlar.
1037- Dusmana yarak (Silah) gerek, ya dusmandan ırak gerek.
Dusmanın hakkından gelebilmek icin silah gerektir. Silahınız yoksa dusmandan uzak olunuz;
onunla karsılasmamaya calısınız.
1038- Dusman dusmana gazel okumaz.
Dusmanınızdan oksayıcı bir davranıs beklemeyiniz. O, size karsı elinden gelen kotuluğu en
sert bicimiyle yapacaktır.
1039- Dusman, dusmanın halinden bilmez.
Savasmakta olan iki dusmandan her ikisinin de zayıf yonleri bulunur. Bir taraf, otekinin zayıf
yonlerini bilip de saldırısını bu noktalar uzerinde toplasa utkuyu kazanacaktır. Ama bunları
bilmez ki...
1040- Dusmanın karınca ise de hor bakma.
Dusmanın senden ne denli gucsuz olursa olsun, onem vermemezlik etme, tetikte bulun.
Boyle bir dusman, kayıtsızlığından yararlanır; zayıf yanını bulup seni alt edebilir.
1041- Dusmez kalkmaz bir Allah.
Đnsanoğlu zengin iken yoksul dusebilir; sağlık icideyken hastalanabilir; yuksek bir is basında
iken dusebilir... Bunların tersi de olabilir. Gucunu, yuceliğini yitirmeyen tek varlık, Tanrı'dır.
1042- Dustuğun yerden bir avuç toprakla kalk.
Bkz. Dustunse toprağa sarıl.
1043- Dustunse toprağa sarıl.
Mal durumu bozulan kisi, tarıma yonelmekle kalkınabilir. Krs. Dustuğun yerden bir avuc...
1044- Dus uykudan sonra olur (gelir).
Bir isin temeli gerceklesmelidir ki ona bağlı olan ayrıntılara sıra gelsin.
1045- Dusune dusune gormeli isi, sonra pisman olmamalı kisi.
Đnsan, sonunda pisman olacağı bir duruma dusmemek icin, giriseceği isin her yonunu iyice
dusunmelidir.
1046- Düt demeye dudak gerek (ister).
Bir isin gerceklestirilebilmesi, gerekli kosulların, aracların bulunmasına bağlıdır. Bol parası
olmayan kisi guzel bir kosk; bilim, sanat gucu bulunmayan kisi beğenilir bir yapıt ortaya
koyamaz.
:::::::::::::
-E-
1047- Ecele (ölüme) çare bulunmaz.
Çaresiz gibi gorunen her guc isin bir cıkar yolu bulunur. Caresi bulunamayan tek sey
ölümdür.
1048- Ecel geldi cihane, bas ağrısı bahane. (Bahanesiz olum olmaz).
Kisi nasıl olsa olur. Ama her olum bir nedene dayanır. Kimi olumlerin nedeni olarak
gosterilen seyler olum sonucunu doğuracak seyler olmaktan uzaktır. Bunlar bahanedir; asıl
neden, kisinin yasama suresinin sona ermis olmasıdır.
1049- Eceli gelen fare kedi tasağı kasır.
Davranısının bu denli ağıra mal olacağını bilmeyen kisi, yasantısını sona erdirecek kimseye
catar. Krs. Eceli gelen it...
1050- Eceli (olumu) gelen (yaklasan) it cami (mescit) duvarına (avlusuna) siyer (iser). (Đtin
olumu gelirse cami duvarına iser.)
Herkesin uzerine titrediği, kutsal saydığı seyi kotuleyen, bozan kisi, artık bulunduğu yerde
yasayamaz. Krs. Eceli gelen fare, kedi tasağı kasır Dayak isteyen keci, cobanın değneğine
surunur Sıcılacak ağız, gote yakın gelir.
1051- Edebi edepsizden oğren.
Edepsizin yaptığı islerin yapılmaması gereken isler olduğunu dusunmekle doğru yolu
bulmus, boylece edebi edepsizden oğrenmis olursunuz.
1052- Eden bulur, inleyen ölür. (Etme bulursun, inleme ölürsün).
Bir durumun nasıl sonuc doğuracaı, isin basında belli olur: Baskasına kotuluk edenin basına
kotu isler gelir; inlemekten kendini alamayacak kadar ağır olan hasta olur.
1053- Eğer ile meğeri evlendirmisler, keske diye bir cocuk doğmus.
Bkz. Olsa ile bulsayı ekmisler, `yel' ile `yuf' bitmis.
1054- Eğilen bas kesilmez.
Kusurunu anlayıp ozur dileyen ve buyukluğunuze sığınan kisi affedilmelidir. Krs. Aman
dileyene kılıc kalkmaz.
1055- Eğreti ata (emanet ata, el atına) binen tez iner.
Gecici olarak baskasının malını ve yetkisini kullanan kisi, cok gecmeden bu mal ve yetkiyi
asıl sahibine bırakacaktır.
1056- Eğretinin canı berk olur.
Đnsanlar, baskasından gecici olarak aldıkları seyi, kendi mallarına gosterdikleri ozenle değil
hor kullanırlar; eğreti mal sağlam olurmus gibi.
1057- Eğri otur (oturalım), doğru soyle (konusalım).
Sadece seni ilgilendiren konularda doğru yolda olmamana baskası karısamaz. Durusun,
oturusun, giyinisin, ozel islerini yurutusun beğenilmese bile bunlar senin bileceğin seylerdir.
Ama yalan soylemene goz yumulamaz. Her vakit doğru soylemeli, doğruluktan sasmamalısın.
1058- Eken biçen, konan göçer.
1) Her davranıs, doğal sonucuna varır. Orneğin, emek verip ekin eken urun alır. Gezmekte
olup da bir yerde konaklayan, kuskusuz oradan baska yere gider.
2) Bkz. Ne ekersen onu biçersin.
1059- Ekici ol, bilici olma.
Ciftci, isini bilir; gereğini yapar; ama istediği urunu alabilip alamayacağını bilmez. Cunku
doğa olaylarının ekin uzerinde ne gibi etkiler yapacağı belli değildir.
1060- Ekincinin karnını yarmıslar; kırk bu yılcık, kırk bıldırcık cıkmıs.
Ekincinin butun yasamı, gecen yıl soyle olmustuyu dusunmek ve bu yıl sunu bekliyorum
diye umutlanmakla gecer. Krs. Ciftcinin karnını yarmıslar; kırk tane `gelecek yıl' cıkmıs.
1061- Ekmeden biçilmez.
1) Emek harcanmadan verim alınmaz.
2) Kendisine karsı fedakarlik yapmadığın kimseden sana karsı ozveride bulunmasını
bekleyemezsin.
1062- Ekmeği ekmekciye ver, bir ekmek de uste ver. (Yarısını yerse helal olsun).
Verilecek ucret ne kadar cok olursa olsun, her is uzmanına yaptırılmalıdır. Krs. Ustanın
çekici...
1063- Ekmeğin (coreğin) buyuğu, hamurun (unun) coğundan olur.
Verimin bol olması, gerecin bol olmasına bağlıdır.
1064- Ekmekle oynayanın ekmeğiyle oynanır.
Sunun bunun kazancına, rızkına engel olanlara bir gun aynı seyi yaparlar.
1065- Ekmekten kasık olur ama her yoğurdun hakkına değil.
Kimi isler iyi niteliktedir. Kullanılan arac elverissiz yetersiz de olsa kolaylıkla yurutulebilir.
Ama her is elverissiz aracla yurutulemez.
1066- Ek tohumun hasını, cekme yiyecek yasını.
Bir girisimden iyi sonuc almak isteyen, temeli sağlam kurmalıdır. Nitekim ekilen tohum
güzel olursa cıkan ekin de guzel, guclu, bol olur.
1067- El, adamı comert der maldan eder, yiğit der candan eder.
Bkz. Cömert der, maldan ederler...
1068- El ağzına bakan, karısını tez bosar. (Ele uyan esini bosar.)
Kisi, ozel yasamı ile ilgili onemli konularda baskasının dusuncesiyle değil, kendi
dusuncesiyle ve kendi durumunu dusunerek karar vermelidir. Baskasının sozune uyarsa, ozel
hayatının duzeni bozulabilir.
1069- El atına binen tez iner.
Bkz. Eğreti ata binen tez iner.
1070- Elçiye zeval olmaz.
Bir kimsenin sozunu baska bir kimseye iletmekle gorevli kisi, bu sozlerden sorumlu değildir.
Sozler kırıcı ise bunda aracının sucu yoktur. Onu cezalandırmak gibi bir davranısta
bulunulmamalıdır.
1071- Elde bulunan beyde bulunmaz. (Beyde bulunmayan elde neler var).
Beyler varlıklıdır, gucludur, saygındır... Sanılır ki her sey onlardadır. Ama oyle seyler vardır
ki beyde bulunmaz da halkta bulunur.
1072- Eldeki yara, yarasıza (bende) duvar deliği (gibidir).
Bir kimsenin acı ve sıkıntısı baskasına dert gibi gorunmez: Uzuntu icinde olan o değil ki.
Krs. Herkes kendi olusu icin ağlar, El elin eseğini..., El elin nesine...
1073- Elden gelen gec gelir, onda da karnın ac kalır.
Bkz. Elden gelen övün olmaz; o da vaktinde gelmez.
1074- Elden gelen ovun (ulus) olmaz, o da vaktinde (her vakit) bulunmaz (gelmez).
Bir kimsenin surekli ihtiyacları, baskasının yardımıyla tam olarak karsılanamadığı gibi bu
yardım, gerekli olduğu zamanda da yapılmaz. Onun icin kisi yalnız kendi kazancına
güvenmelidir.
1075- Elden yiyen borkmus, keseden yiyen cokmus.
Calısıp kazanan kisi yokluk yuzu gormez. Hep hazırdan yiyen, cok gecmeden yoksulluğa
duser.
1076- El elden kalmaz, dil dilden kalmaz.
Bir kisi baskasına vurursa, o da kendisine vurur. Bir kisi baskasına kotu soz soylerse o da
kendisine soyler. Saldıranın eli, dili var da saldırılanın yok mu?
1077- El elden ustundur (ta arsa kadar) (arsa cıkıncaya, varıncaya kadar).
Bir konuda cok ileri durumu bulunan kisi, o konunun son kertesine ulasmıs değildir.
Kendisinden ileri ve derece derece birbirinden yuksek bircok kimseler daha vardır.
1078- El el icin ağlamaz; basına kara bağlamaz.
Herkes, derdinin caresini baskasından beklememeli; kendisi bulmalıdır. Elin adamı,
derdinize sizin gibi yanmaz.
1079- El el ile, değirmen yel ile.
Đnsanlar bir araya gelmeden yasayamazlar; birbirlerine yardım etmeden basarıya ulasamazlar.
Bu durum, cansızlarda bile gorulur: Değirmenin donebilmesi ve buğdayı oğutebilmesi icin
rüzgar ister.
1080- El elin aynasıdır.
Birbirine yabancı kimseler bile birbirinin durum ve davranıslarını dikkatle izlerler; onlar
uzerine doğru bilgi edinirler. Oyle ki kimi zaman kisi, kendi ozelliklerini baskalarından oğrenir.
1081- El elin eseğini turku cağırarak arar.
Bir kimsenin sıkıntısına care bulacak olan kisi, icinden acı duyarak değil, zevk ve
eğlencesinden geri kalmayarak bu isi yapar. Krs. Eldeki yara, yarasıza duvar deliği.
1082- El elin nesine, gulerek gider yasına.
Bir kimsenin acısı, baskasının umurunda değildir. Bu acı ile ilgilenir gorunse bile icinde acı
duymaz; keyfini bozmaz. Krs. Eldeki yara, yarasıza duvar deliği.
1083- El eli (bir eli bir eli) yıkar (yur), iki el (de) yuzu (yıkar, yur).
Bir kisi baska bir kisiye yardım ederse o da bu iyiliğin altında kalmaz; guclenmis olarak
yardımlara kosar.
1084- El eliyle yılan tutulur. (El eliyle yılan tut, onu da yalan tut).
1) Onemli bir calısma isteyen is, baskasına ısmarlanmakla yapılamaz. Kisi kendi isini
kendisi yapmalıdır. Baskasının eliyle ancak yılan tutulur.
2) Bir kimse, baskasına yaptıracağı isin tehlikesine ve gucluluğune bakmaz, sonuc almak
ister.
1085- El el üstünde olur, ev ev üstünde olmaz.
Birbirinin ustune konabilen, birbiriyle birlesebilen bircok seyler vardır. Ancak bir aile ustune
ikinci bir aile, aynı evde yasayamaz. Krs. Dağ dağ ustune olur...
1086- Ele uyan esini bosar.
Bkz. El ağzına bakan karısını...
1087- Eli bosa ağa uyur derler; eli doluya ağa buyur derler.
Armağansız gelen kisiye yuz verilmez. Dahası arayıp sorduğu ev buyuğu onun yanına
cıkmaz. Armağanla gelen kisi ise guleryuzle ve saygıyla karsılanır.
1088- El icin ağlayan (iki) gozden olur, (yar icin dovunen dizden olur).
Baskası icin yapılacak ozverinin bir sınırı vardır. Bunu asarsanız uğrayacağınız zarar
yanınıza kalır.
1089- El icin kuyu kazan, evvela kendi duser. (Kazma kuyuyu kendin dusersin).
Baskasını tuzağa dusurmeye calısan kimse, bu tuzağa ondan once kendisi duser. Krs. Kazma
elin kuyusunu...
1090- El icin yanma nare (ates), yak cubuğunu safanı (keyfini) ara.
Hiç kimse için üzülüp kendini tehlikeye atma. Keyfine bak, rahatını bozma.
1091- Elifin hecesi var, gündüzün gecesi var.
Kolay ve duzgun baslayan is, hep oyle surup gitmez. Guclukler ve aksaklıklarla birlikte
yürür.
1092- El ile bozgun düzgün.
Toplum icinde yasayan kisi, baskalarını uzen seyleri de, sevindiren seyleri de paylasmalıdır.
Krs. El ile gelen duğun, bayram.
1093- El ile gelen duğun, bayram(-dır).
Bir topluluk icinde yalnız bir kisinin, sırtına yuklenen sıkıntıya, basına gelen yıkıma
katlanması guctur. Ancak herkese birden gelen sıkıntı ve yıkım hafiflesir. Đnsan yalnız benim
basımda değil, herkes aynı sıkıntı icindedir diye teselli bulur.
1094- Elin ağzı torba değil ki (cekip) buzesin.
Dedikoduya elverisli bir durum ortaya cıkmayagorsun: Halk bunu cesitli yorumlarla
genisletir. Alabildiğine dedikodu yapar. Kimsenin ağzını tutamazsınız.
1095- Elin vergisi, gönülün sevgisi.
Bkz. El vergisi...
1096- El kazanı ile as kaynamaz.
Onemli bir isini, baskasının yardımı ile basaramazsın. Yardım her an durdurulabilir; isin
yarıda kalır.
1097- El kesesinden sultanım, develer olsun kurbanım.
Bir varlıklı adına is goren kisi, bol bol harcamada bulunur.
1098- Elmanın dibi gol, armudun dibi yol (olmalı).
1) Elma ağacı cok su ister. Armut ağacı susuz ve tımarsız yetisir.
2) Dıstan birbirine benzeyen her seye aynı islemi uygulayamazsınız. Her biri ozelliğine gore
ayrı bir davranıs ister.
1099- Elmas camura dusse yine elmas.
Değerli kimse ne denli horlanırsa horlansın, değerinden bir sey eksilmez. Krs. Altın yere
dusmekle pul olmaz.
1100- Elmayı cayıra, armudu bayıra.
Elma fidanını duz ve sulak yere, armut fidanını bayıra, su tutmayan yere dikmeli.
1101- Elmayı havaya at, dusunceye kadar Allah kerim.
Đyi niyetle baslanan isin basan ile sonuclanıp sonuclanmayacağı kestirilemese de olumlu
sonuc alınabileceğine inanmak gerekir.
1102- Elmayı soy da ye, armudu say da ye.
Elma kabuğu soyularak, armut da asırı gidilmeyerek, sayı ile yenilmelidir. Krs. Armudu soy
ye, elmayı say ye.
1103- El mi yaman, bey mi yaman? (el yaman), (Bey mi yaman, el mi yaman?)
Yuzyıllardır ornekleri gorulmektedir: Halk mı beye aman dediriyor, bey mi halka? (Değil
halk topluluğu, o topluluk arasından adı sanı bilinmeyen bir kisi bile zorba beyin hakkından
geliyor.)
1104- El (etek) opmekle ağız (dudak) asınmaz (kirlenmez).
Çok önemli bir is icin bir kimseye ricada bulunmak, hatta yalvarmak gerekirse, yapınız.
Bununla hicbir seyiniz eksilmez.
1105- El (göz) terazi, göz (el) mizan (terazi).
Ağırlık, ya da hacim icin her vakit terazi, olcu kullanmak gerekmez. Elle tartıp ağırlığı, gozle
bakıp hacmi kestirebiliriz.
1106- Elti eltiden kaçar, görümceler bayrak açar.
Eltiler sevismediklerinden birbirlerinden uzak dururlar. Gorumceler ise gelinlerle, avaz avaz
bağırarak kavga ederler.
1107- Elti eltiye es olmaz, arpa unundan as olmaz.
Arpa unundan as olmadığı gibi eltiler de birbirleriyle kaynasıp arkadas olamazlar. Krs. Ortak
gemisi yurumus, elti gemisi yurumemis.
1108- El üstünde gömlek eskimez.
Eğreti olarak alınan sey, dikkatle korunur; bir sure sonra olduğu gibi geri verilir. Odunc para
da böyledir. Batmaz, ödenir.
1109- El(-in) vergisi, gönül(-ün) sevgisi.
Bize bir sey verene, armağan edene karsı gonlumuzde sevgi uyanır.
1110- El (bıcak) yarası onulur (gecer), dil yarası onulmaz (gecmez).
Silahla acılan el yarası cabuk iyi olur. Ama kotu sozle acılan dil yarası kolay kolay
kapanmaz.
1111- El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu değirmen tası (bozdoğan (Gurz), kantar) sanır.
(El yumruğu yemeyen kendini kahraman sanır).
Baskasının gucu karsısında boyun eğmek zorunda kalacağını anlayamamıs olan kimse, kendi
gucunun herkese boyun eğdireceğini sanır.
1112- Emanet ata binen tez iner.
Bkz. Eğreti ata binen...
1113- Emanete hıyanet olmaz.
Emanet olarak bize bırakılan seyi iyi korumamak, kendi yararımıza kullanıp yıpratmak,
törelerimize ve doğruluk kurallarına aykırıdır.
1114- Emanet eseğin yuları gevsek olur.
Bir kimseye emanet edilen seyin o kimsece iyi korunmadığı her zaman gorulen
olaylardandır.
1115- Emanet hayvanın (eseğin) kuskunu (kayıs) (paldımı) yokusta kopar.
1) Bir ziyan gelmesin diye emanetin üzerine titreriz. Ama bu emanet, -sakınılan goze cop
batması gibi- hic kusurumuz olmadan, beklenmedik bir hasara uğrar. Soz gelisi, iniste
zora gelen, yokusta gevsek duran kuskun, eğer emanet bir hayvanın kuskunu ise -hiç
beklenmezken- yokusta kopar.
2) Eğreti olarak kullanılmak uzere verilen sey uydurma olur. Hic umulmadık bir anda
bozulur.
1116- Emek olmadan (emeksiz) yemek olmaz.
Yasayabilmek, harcayabilmek icin calısıp kazanmak gerektir. Krs. Ciğnemeden yutulmaz.
1117- Emmim, dayım hepsinden aldım payım.
Bkz. Amcam, dayım...
1118- Emmim, dayım kesem; elimi soksam yesem.
Bir kimsenin minnetsiz, rahat rahat harcayacağı para, amcasının, dayısının verdiği değil,
kendisinin kazandığı paradır.
1119- En kolay is yemek, ciğnemeden yutulmaz.
Emek cekilmeden yapılabilen is yoktur. Emek cekilmeden yapılıyor gibi gorunen yemek
yemek bile ciğneme emeği ile gerceklesir.
1120- Er ek, geç ek, tava ek.
Tohumu -ekim zamanının ister bası, ister sonu olsun- herhalde nemli toprağa atmalısın.
1121- Er ekmeği er kursağında kalmaz.
Bkz. Er lokması...
1122- Er ekmeği, meydan ekmeği.
Kadın, kocasının kazancını, herkese acık olan sofrada yemek yer gibi yer. Baska yakınlarının
sofrasına bu kadar teklifsiz oturamaz ve onların kazancını bu kadar teklifsiz harcayamaz. Krs.
Baba ekmeği zindan ekmeği...
1123- Erenlerin sağı, solu (belli) olmaz.
Olgun insanlar, sizin doğru bulduğunuz bicimde de, doğru bulmadığınız bicimde de is
yaparlar. Ne turlu davranırlarsa davransınlar, tutumları kendilerine yakısır. Krs. Binicinin sağı
solu olmaz.
1124- Ergene karı (avrat) bosaması kolay(-dır).
Ağır bir durumla karsı karsıya olmayan kimse icin ben olsam soyle yaparım, boyle yaparım
demek kolaydır. Dediklerinin yapılabilip yapılamayacağını o durum icinde bulunanlardan
sormalı.
1125- Ergene var ergene, kaygısız gir yorgana.
Bekarken evlenen erkeğin karısı, once evlilik gecirip yeniden evlenen kisinin karısından daha
mutlu olur.
1126- Ergen gozuyle kız alma, gece gozuyle bez alma.
Evlenmemis kisi bir kız gordu mu hemen gonlunu kaptırıverir; sorusturma yapmadan
evlenmek ister. Bu tutum yanlıstır. Gece karanlığında, kusuru var mı, yok mu, gormeden kumas
almaya benzer. Đnsan hicbir seyi incelemeden, gozu kapalı almamalıdır.
1127- Er gonulu ibrisim, dolasırsa acılmaz.
Kimseyi incitmeyin. Đncitilmis olan gonul kolay kolay bağıslamaz. Krs. Gonul bir sırca
saraydır. Kırılırsa yapılmaz.
1128- Erim er (yiğidim yiğit) olsun da yerim (durağım) calı (kaya) gibi olsun.
Kadının kocası, aile sorumluluğunu bilen kisi olsun da isterse barınacak yeri bile olmayan bir
yoksul olsun.
1129- Erine gore bağla basını, tencerene gore kaynat (pisir) asını.
Davranıslarını icinde bulunduğun kosullara uydur. Kocan nasıl istiyorsa oyle giyin, kusan.
Gelirin nasıl yasamanı gerektiriyorsa harcaman da o sınırı asmasın.
1130- Erinenin oğlu kızı olmamıs.
Bkz. Usenenin...
1131- Erkeğin kalbine giden yol midesinden gecer.
Kendini bir erkeğe beğendirmek, sevdirmek isteyen kadın, ona guzel yemekler
hazırlamalıdır. Krs. Kalbin yolu mideden gecer.
1132- Erkeğin seytanı kadın (karı). (Kadın erkeğin seytanıdır).
Erkekleri kadınlar yoldan cıkarırlar.
1133- Erkek arslan arslan da disi arslan arslan değil mi?
Gucluluk ve yureklilik yalnız erkeklere vergi değildir. Kadın da guclu ve yurekli olabilir.
1134- Erkek koyun kasap dukkanına yakısır.
Miskin erkek, yasamaya layık değildir.
1135- Erkek sel, kadın (avrat) gol.
Ev ekonomisinde kadının gorevi cok onemlidir. Erkek, parayı su gibi harcama eğiliminde de
olsa kadın israfa meydan vermemeli, tutumlu olmalı, para biriktirmelidir.
1136- Erken kalkan (cıkan) yol alır, er evlenen dol alır.
Yapacakları ise erken baslayanlar kazanclı olurlar. Krs. Sabahtan karnını doyuran...
1137- Erken kalktım isime, seker kattım asıma.
Đsine sabahleyin erkenden baslayan kimse, basarılar, mutlu sonuclar elde eder.
1138- Er (vücut) kocar, gönül kocamaz.
Kisi yaslanır, vucudu gucten duser. Ama gonlu taze kalır; sevgisi taskınlığını yitirmez. Krs.
Gonul karımaz.
1139- Er lokması (ekmeği) er kursağında kalmaz.
Bir kimseden iyilik goren kisi mert ise bu iyiliğin altında kalmaz. Kendisi de ona iyilik
yapma cabası gosterir.
1140- Er olan ekmeğini tastan cıkarır.
Azimli kimse, en guc islerle uğrasmaktan yılmaz; para kazanır, gecim yolunu bulur. Krs. Arı
gibi eri olanın dağ kadar yeri olur.
1141- Er oyunu üçe kadar.
Birinci ve ikinci denemede basarılamayan is icin ucuncu bir deneme yapmak gerekir. Bu kez
da basarı sağlanamazsa artık o isten vazgecilmelidir.
1142- Esirgenen (sakınılan) goze cop batar.
Bkz. Sakınılan goze cop batar.
1143- Eski diye atma kürkünü; gerek olur bürünürsün bir günü.
Eski esya, deneyimli, yaslı insan, bir tarafa atılıp unutulmamalıdır. Gunun birinde onlara da
gerekseme duyulabilir.
1144- Eski dost dusman olmaz, yenisinden vefa gelmez.
Eski dostlar, bircok acı, tatlı gunleri birlikte yasamıslardır. Bu anılar, onları sıkı sıkıya
bağlamıstır.
Aralarında ufak tefek dargınlıklar olsa bile eski dostlar birbirlerine dusman olamazlar. Yeni
dostlar arasında daha boyle sıkı bağlar yoktur. Bu dostluk, guvenilebilecek sağlamlığa
erisememistir.
1145- Eski dusman dost olmaz (olsa da durust olmaz). (Đt derisinden post olmaz).
Bircok nedenlerin birbirini izlemesiyle surup gelmis olan eski dusmanlık, dostluğa
çevrilemez.
1146- Eski kacmıs; iğne iplik geri getirmis.
Bir giysi azıcık yırtıldı diye atılmamalı, dikisle yamayla kullanılabilir duruma getirilmelidir.
Bu oğut, onarılabilen her sey icin gecerlidir.
1147- Eskisi olmayanın yenisi olmaz.
Biraz kullanılmıs olan giysi, ya da esya, yenisi gibi is gorur. Bunlar eskidi diye elden
cıkarılmamalı, gundelik islerde kullanılmalıdır. Boylece yenileri, gundelik islerde eskitilmekten
kurtarılmıs ve gerekli zamanlarda kullanılmak uzere tertemiz korunmus olur.
1148- Eskiye itibar (rağbet) olsaydı bitpazarına nur yağardı.
Herkes yeni seyleri sever. Eski seylerden kimse hoslanmaz.
1149- Esmere al bağla, karsısına gec ağla.
Esmer insana al renkli giysi hic yakısmaz.
1150- Esrik devenin culu eğri gerek.
Herkesin davranısı durumuna uygun olmalıdır. Sozgelisi yoksul kisi, suslu, pahalı elbise
giymeye kalkısmamalı; bilgisi az olan kimse, bilgililer yanında susmalıdır. Kabadayılara da ozel
giysileri, davranısları, konusmaları yakısır.
1151- Eseğe altın semer vursalar yine esektir.
Đnsanlık değerinden yoksun kisi, kılık kıyafetle, unvan ve sandalye ile değer kazanmaz. O
yine bayağı ve dusuktur. Krs. Esek, kulağı kesilmekle... Kalıp kıyafetle adam adam olmaz.
1152- Eseğe (katıra) cilve yap demisler, cifte (tekme) atmıs.
Kaba ve ahmak kisinin hosa gitsin diye soylediği sozler ve yaptığı isler, kaba ve incitici olur.
Krs, Eseğe marifetini goster demisler...
1153- Eseğe kac gun yol gidersin demisler; onu bizlengic (nodul) bilir demis.
Tembel kisinin uretebileceği is, kendisini calıstıranın sıkıstıma tutumuna bağlıdır.
1154- Eseğe marifetini goster demisler, yıkılıp ağnamıs (yatıp yuvarlanmak).
Esek gibi bir kisinin en cok ozenerek yaptığı is bile esekce olur. Krs. Eseğe cilve yap
demisler...
1155- Eseğe rakı icirmisler; culunu bahsıs vermis.
Rakı icen kisi hem kabadayı olur, hem de ahmaklasır. Kendini beğendirmek icin, nesi varsa
suna buna verir. Krs. Sıcana rakı icirmisler...
1156- Eseğe semer yuk değil.
Bkz. Koca boynuzu yuk değil.
1157- Eseği bağla, isini sağla.
Bkz. Eseğini sağlam bağla...
1158- Eseği dama cıkaran yine kendi indirir.
Ağır ve kotu bir is yapan kisi, bu isi kendisi duzeltmek zorundadır.
1159- Eseği duğune cağırmıslar, ya odun eksik, ya su demis.
Đsi, gucu baskasına hizmet etmek olan bir kisi, kendisinin ağırlanacağı anlamını tasıyan bir
cağrı alsa soyle dusunur: Bu cağrı, beni ağırlamak icin değil, kendilerine hizmet ettirmek icindir.
Boyle dusunmekte haklıdır da.
1160- Eseğin gonlune kalsa bir bağ maydanozu goturmez.
Bir isin yapılması tembel kisinin gonlune bırakılırsa o is gorulmez. Onun icin isveren bu gibi
kisileri surekli denetimle calıstırmalıdır.
1161- Eseğini sağlam bağla, sonra Allah'a ısmarla (komsunu hırsız cıkarma). (Eseği bağla,
isini sağla.)
Đsini baskasına, dahası Allah'a emanet etmekle sağlama bağlamıs olmazsın. Onu sağlama
bağlamak icin once sen butun olanaklarını kullanacaksın; ondan sonra baskasına emanet
edeceksin. Krs. Ne karanlıkta yat, ne kara dus gor.
1162- Eseğin kuyruğunu kalabalıkta kesme; kimi uzun der, kimi kısa.
Kimseyi ilgilendirmeyen onemsiz bir isini, herkesin dusuncesini bildirmesine meydan
verecek bicimde yapmaya kalkarsan her kafadan bir ses cıkar; hangisine uyacağını sasırırsın.
Boyle isleri kendi kendine karar verip yapmalısın.
1163- Eseğin olumu kopeğe duğundur.
Kimi zaman bir kisinin uğradığı zarar, baskası icin cıkar kaynağı olur.
1164- Eseğin yorulduğu yere han (koy) yapılmaz.
Dinlenme yer ve zamam, tembel kisinin isteğine gore değil, isin gereğine gore ayarlanır.
1165- Eseği sahibinin dediği yere bağla da varsın kurt yesin.
Sana emanet edilen isi, sahibinin isteğine uygun olarak yap. Kotu bir sonuc ortaya cıkarsa
sen sorumlu olmazsın.
1166- Eseği suren (tımarlayan) osuruğuna katlanır.
Kaba bir kimse ile uğrasan, ondan gelecek cirkin, iğrenc karsılığı goze almalıdır.
1167- Eseği yoldan cıkaran sıpanın oynaması.
Cocuklarının duzensiz davranısı, anne babayı da yanlıs yola saptırır.
1168- Esek at olmaz, ciğer et olmaz.
Soysuz kisi soyluluk, bayağı sey yuksek nitelik kazanamaz. Kotu maya, donusup iyi olmaz.
1169- Esek bile bir dustuğu yere (cukura) bir daha dusmez.
En aptal kisi bile uğradığı yıkımdan ders alır. O yıkıma yol acan seylerden artık kendini
korur.
1170- Esek buyumekle tavlabası olmaz.
Yeteneksiz kisi yasca buyumekle onemli islerin basına gecmeye hak kazanmıs olmaz.
1171- Esek camura çökerse sahibinden gayretlisi olmaz.
Bir kimsenin isi bozulursa, durumunu duzeltmek icin yardım edenler bulunur. Ancak en
buyuk cabayı kendisi gosterir.
1172- Esek eseği odunc kasır.
Cıkarcı, baskasına yardım ederken dusunur ki ileride o da kendisine yardım edecektir.
1173- Esek (eskin) (oldukca acık adımlarla yuruyen at.) eve gelmis, yorga yolda kalmıs.
Duzenli ve surekli calısan gucsuz kimse, duzensiz ve sureksiz calısan guclu kimseden daha
basarılı olur ve daha once sonuc alır.
1174- Esek hosaftan ne anlar?
Bilgisiz, gorgusuz kimse, ince, guzel seylerin zevkine varamaz; değerini olcemez.
1175- Esek kocamakla (buyumekle) tavlabası olmaz.
Anlayıssız kisi, ne denli yaslanırsa yaslansın bas olacak bir olgunluğa ulasamaz.
1176- Esek, kalağı kesilmekle küheylan olmaz.
Bicim değistirmekle oz değistirilmis olmaz. Gorunuste bir seye benzemek, gercekte oyle bir
sey olmak demek değildir. Krs. Eseğe altın semer vursalar yine esektir.
1177- Esek kucuktur ama dokuz deveyi yeder.
Bkz. Deve büyüktür ama...
1175- Eskıyanın (zurafanın, ihtiyarın, fukaranın) duskunu, beyaz (hasa) giyer kıs gunu.
1) Vaktiyle durumu elverisli olduğundan giyimine
ozen gosteren kisi, eski durumunu yitirince mevsime, modaya uymayan seyler giyinir.
2) Vaktiyle toplumda belli bir yeri olan kisi, eski durumunu yitirince herkesin yadırğadığı,
alay ettiği isler yapar.
1179- Eskin eve gelmis, yorga yolda kalmıs.
Bkz. Esek eve gelmis...
1180- Etek opmekle dudak asınmaz.
Bkz. El opmekle ağız asınmaz.
1181- Eti ciğer eden de avrat, ciğeri et eden de.
Beceriksiz kadın, pahalı malzemeyi heder eder; becerikli kadın ucuz nesnelerle guzel seyler
yapar. Krs. Kadın var, arpa ununu...
1182- Etin ciği et getirir, ekmeğin ciği dert getirir.
Etin az pisirilmisi daha yararlıdır. Ekmeğin ciği ise zararlı.
1183- Et kanlı gerek, yiğit canlı.
Kebap ve pirzola cok pisirilmemeli, biraz kanlı olmalı; genc dediğin de durgun, hareketsiz
olmamalı, canlı olmalıdır.
1184- Et (balık) kokarsa tuzlanır; ya tuz kokarsa ne yapılır?
Bozulan seyi duzeltecek etken vardır. Ama bu etken bozulmussa artık duzeltmeden umudu
kesmek gerekir.
1185- Etle (kemikle) deri, yemekle diri.
Đnsanın temel yapısı eti (kemiği) ile derisidir. Ama gereken besin alınmadıkca bunlarla
ayakta durulamaz.
1186- Etle tırnak arasına girilmez.
1) Ana baba ile cocuklar ve yakın hısımlar, kimi zaman birbirlerine darılırlar, ancak cok
surmez barısırlar. Dısarıdan bir kimsenin barıstırmak icin aralarına girmesi doğru
değildir.
2) Ana baba ile cocukların ve yakın hısımların aralarını acmaya calısmak bos bir cabadır.
Krs. Et tırnaktan ayrılmaz.
1187- Etme bulma dunyası.
Bu dunya, kotuluk yapanın kotuluk gorduğu bir yerdir.
1188- Etme bulursun, inleme (inleye inleye) ölürsün.
Bkz. Eden bulur, inleyen ölür.
1189- Et ne kadar arık olsa ekmek ustunde yarasır.
Bilgili, gorgulu kisiye, is basında ve zengin olmasa bile bilgisiz, gorgusuz kisilerin ustunde
bir yer yakısır.
1190- Et ola, it ola.
Cok karlı bir is ortaya cıksın da dort gozle bekleyenler ondan yararlanmaya calısmasınlar;
olacak sey mi?
1191- Et tırnaktan ayrılmaz.
Cok yakın hısımlar, aralarında ne kadar anlasmazlık cıkarsa cıksın, birbirlerinden
ayrılmazlar. Krs. Etle tırnak arasına girilmez.
1192- Ev alanla evlenene Allah yardım eder.
Bkz. Evlenenle ev alana...
1193- Ev alma, komsu al.
Ev alacak kimse icin komsular evden daha onemlidir. Komsular kotu ise, en guzel bir evde
bile rahat oturulamaz.
1194- Eveceğizim evceğizim, saklar benim halceğizim.
Her ailenin baskalarınca bilinmesini istemediği durumları olur. Bunlar ev icinde kalır. Krs.
Herkesin delisi evinde, derdi karnında.
1195- Evdeki hesap (pazara) carsıya uymaz.
Yapacağımız is icin hazırladığımız tasarı, uygulamada dusunduğumuz gibi
gerceklestirilemez.
1196- Ev dememisler, evran demisler.
Bir ev doymak bilmeyen ejderha gibidir. Bir yandan eksikleri tamamlanır, bir yandan yeni
eksikler ortaya cıkar.
1197- Evden bir olu cıkacak demisler, herkes hizmetcinin yuzune bakmıs.
Topluluk icinde birinin tehlikeli bir is yapması gerektiğinde herkes bunu koruyucusu
bulunmayan ve kendisine soz gecirilebilen kisiden bekler.
1198- Evi ev eden avrat (yurdu sen eden devlet).
Bir evin temizliğini, guzelliğini, rahatlığını, ekonomik duzenini sağlayan ve orada mutlu bir
yasayıs havası yaratan kadındır. Nasıl ki yurdun sen ve bayındır olmasını sağlayan devlettir.
1199- Evine gore pisir asını; erine gore bağla basını.
Kisi, davranıslarını sorumluluğunu tasıdığı konuların gereklerine gore ayarlamalıdır.
1200- Evladı (oğlumu) ben doğurdum, ama gonlunu ben doğurmadım.
Đnsanın cocuğu kendisinin bir parcasıdır. Bircok ozellikleri onunkine benzer. Yalnız gonlu ve
huyu benzemeyebilir. Bir kimse evladına emredip bircok seyler yaptırır; ancak gonlune soz
geçiremez.
1201- Evladın var mı, derdin var.
Ana baba, cocuklarını yetistirmek icin bircok ozverilere, sıkıntılara katlanırlar. Onların
bitmeyen hastalıkları, baska uzuntuleri ana baba icin surekli derttir.
1202- Evlenenle ev alana (yapana,) Allah yardım eder (...yaptıranın Allah yardımcısıdır.)
Evlenmek ve ev yapmak hayırlı islerdir. Herkes evlenene ve ev yapana kolaylık gosterir.
Bunlara dolayısıyla Allah yardım ediyor demektir.
1203- Evli evinde köylü köyünde gerek.
Herkes kendi yerinde ve isinin basında bulunmalıdır. Toplumun duzeni de, kendisinin
rahatlığı da bunu gerektirir.
1204- Evlinin (ev sahibinin) bir evi var, evsizin (kiracının) bin evi var.
Evi olan yalnız kendi evinde oturur. Evi olmayan, kiracı da olsa, secer secer, beğendiği evde
oturur.
1205- Ev sahibinin bir evi, kiracının bin evi var.
Bkz. Evlinin bir evi var...
1206- Evvel can, sonra canan.
Đnsan, once kendini, kendi cıkarını dusunur; sonra sevdiğini ve onun cıkarını.
1207- Evvel taam (selam), sonra kelam.
1) Bir konu uzerinde gorusme, yemek zamanına rastlarsa once yemek yenmeli, sonra
gorusulmelidir. Cunku ac insan rahat değildir; iyi dusunemez, aklı yemekte kalır.
2) Yemek yerken konusmak doğru değildir. Cunku insanın ağzından yemek sacılır. Bir de
yemek, konusma yuzunden, sofrada uzun sure kalırsa soğur, tadı kacar.
:::::::::::::
-F-
1208- Fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp.
Yoksul bir aileden olmak ve calıstığı halde az para kazanmak utanılacak bir sey değildir.
Utanılacak sey, tembellik yuzunden yoksul olmak ve zengin de olsa calısmamaktır.
1209- Fala inanma, falsız kalma.
Fal inanılacak sey değildir. Ancak kisi oyalanmak, yalan da olsa geleceği uzerine bir seyler
dinlemek ister. Bunu da hos gormek gerekir.
1210- Fare cıktığı deliği bilir.
Bkz. Sıcan cıktığı deliği bilir.
1211- Farz sunneti bastırır.
Cok onemli olan bir isin, daha az onemli olandan once yapılması gerekir.
1212- Faydasız bas mezara yarasır.
Yasayan kimse bir ise yaramalıdır. Bir ise yaramayan kisi, olu kisi gibidir.
1213- Fazla (artık) mal goz cıkarmaz.
Fazla mal kisiye zarar vermez. Bundan dolayı elden cıkarılmamalıdır. Simdi gereksemenin
ustunde gorulen malın ileride fazla olmadığı anlasılabilir.
1214- Felek, kimine kavun yedirir kimine kelek.
Bu dunyada kimi kisiler mutlu bir yasantı icindedirler. Kimi kisiler ise talihsizdirler; ne denli
çabalasalar istediklerini elde edemezler.
1215- Fırsat her vakit ele gecmez.
Fırsat insanın eline cok seyrek gecer. Onun icin cıkan fırsatı kacırmamak, ondan yararlanmak
gerektir.
1216- Fırsat sakal altından gecer.
Fırsatı yakalamak, kimi kez cok kolaydır. Ancak, yakalayabilmek icin zamanını kollamak
gerektir.
1217- Fıs fıstığı kırıp dusman gozu cıkarmalı.
Zengin olmadığınız halde zenginmissiniz gibi davranıslarınızla sizi sevmeyenleri
kıskandırabilirsiniz.
1218- Fısıltı ev yıkar.
Bir toplantıda, kimi kisilerin fısıltı ile konusmaları, guvensizlik havası yaratır; toplantının
dağılmasına yol acar.
1219- Fincancı katırını urkuten sayısız dayak yer.
Eylemiyle bir duzene zarar veren kisi ağır bicimde cezalandırılır.
1220- Fukaranın duskunu, beyaz giyer kıs gunu.
Bkz. Eskıyanın duskunu...
1221- Fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar.
Talih, yoksula hic gulmez. Esit sermaye zengine da ha cok, yoksula daha az gelir getirir.
:::::::::::::
-G-
1222- Gafile kelam, nafile kelam.
Gaflet uykusunda olan kisiye soz kar etmez. Boylelerine bos yere soz anlatmaya calısmayın.
1223- Gailesiz bas, yerin altında.
Bkz. Ağrısız bas mezarda olur.
1224- Gammaz olmasa tilki pazarda gezer.
Gizli, yasa dısı yollarla cıkarını sağlayan kisi, yakayı ele vereceğinden korkmasa bu isleri
acıktan acığa yapar.
1225- Garibe bir selam bin altın değer.
Yabancı yerde tek basına kalan kisiye karsı gosterilecek kucuk bir ilgi, bir hal hatır sorma, en
büyük iyilik yerine geçer.
1226- Garip itin kuyruğu bacağı arasında (gotunde, kıcına kısık) gerek (olur).
Sığıntı durumunda olan kisi, yabancı bir yerde hicbir seye karısmamalı, sessiz, kendi halinde
yasamalıdır.
1227- Garip (yabancı) kim, kor o.
Bir yere yeni gelen yabancı, orada satın alınacak seylerin nerede bulunduğunu, kendi
davranıslarında nelere uyması gerektiğini bilmeyen kör gibidir.
1228- Garip (kor) kusun yuvasını Allah yapar.
Garip ve kimsesiz kisileri Allah darda bırakmaz.
1229- Gavura kızıp oruc yenmez.
Baskasının sizi ilgilendirmeyen tutumuna kızarak cok onemli olan odevinizi yapmamanız
doğru değildir.
1230- Gavurun ekmeğini yiyen gavurun kılıcını calar.
Kisi, inancları ayrı da olsa, sevismeseler de gecimini sağlayan kimsenin yanlısı olur, ona
hizmet eder.
1231- Gavurun tembeli kesis, Muslumanın tembeli dervis olur.
Hıristiyanlar arasında kesisler, Muslumanlar arasında dervisler tembel kisilerdir. Cunku bir
koseye cekilip otururlar; sunun bunun verdikleriyle gecinirler.
1232- Gece isi kor isi.
Gece yapılan is, korlerin yaptığı is gibi ozensiz olur. Cunku ısık yetersizliği, isin butun
incelikleriyle yapılmasına olanak vermez. Bu nedenle islerimizi gunduz yapmayı yeğlemeliyiz.
1233- Geceler gebedir.
Her sabah uyandığımız zaman yeni yeni olaylarla, durumlarla karsılasırız. Krs. Gun
doğmadan neler doğar.
1234- Gece yağar gunduz acar, yıl duzgunluğu; erkek soyler kadın susar, ev duzgunluğu.
Gece yağmur yağar, gunduz gunes acarsa o yıl uğurlu, bereketli olur. Erkek istedigini soyler
de kadın susarsa o evde dirlik duzenlik olur. Bkz. Gunduz yağar, gece acar...
1235- Gecim dunyası.
1) Bu dunyada insanın dusunduğu en onemli sey, yasayısını sağlayacak yolu bulmaktır.
2) Kisi, herkesle iyi gecinmeye dikkat etmelidir.
1236- Gecmise mazi, yenmise kuzu derler.
Gecmisteki basarıları ya da can sıkıcı olayları anıp ovunmek, uzulmek neye yarar? Gecmisi
unutalım da bugunku ve yarınki durumlara bakalım.
1237- Gec olsun da guc olmasın.
Elde etmek istediğimiz sonuca gec kavusmamızın zararı yok. Yeter ki engeller cıkarak ona
erismeyi guclestirmesin.
1238- Gel demek kolay ama git demek güçtür.
Bir kimseyi ise almak, bir konuk cağırmak kolaydır. Đnsan bunları severek yapar. Ancak bir
kimsenin isine son vermek, konuğa git demek kolay değildir. Onun icin bir kimseye gel demeden
once uzun uzun dusunmek gerektir.
1239- Gel denilen yere gitmeye ar eyleme; gelme denilen yere gidip yerini dar eyleme.
Gel dedikleri yere gitmekten utanma, çekinme. Gelme dedikleri yere de gitme. Gidersen yüz
vermezler, yer gostermezler. Krs. Cağrılan yere erinme...
1240- Geldik yuze, cıktık duze.
Kasımın yuzuncu gunu (15 Subat) olunca kısın en azgın gunleri geride kalır. Mevsim artık
cok sıkıntı vermeden gecer.
1241- Gelene git denilmez.
1) Kendiliğinden sana gelen konuğu kabul etmemek Turk geleneklerine uymaz.
2) Kendiliğinden gelen guzel bir sey geri cevrilmez.
1242- Gelen geçer, konan göçer.
Dunyada hicbir sey surekli olarak aynı durumda kalmaz. Ozellikle insanlar yerlerini sık sık
değistirirler.
1243- Gelen gidene rahmet okutur. (Gelen gideni aratır).
Beğenmediğimiz ve isten ayrılmasını dilediğimiz bir kisi yerine coğu zaman oyle birisi gelir
ki, nerede eskisi? O cok iyiydi dedirtir. Krs. Goctuk yurdun kadri...
1244- Gelen gideni aratır.
Bkz. Gelen gidene rahmet okutur.
1245- Gelin altın taht (kursu) getirmis, cıkmıs (ustune) kendisi oturmus.
Bir topluluk icerisine giren kimse, yanında goturduğu esyayı kendisi kullanacaksa bunun
değerli, değersiz olması, kimseyi ilgilendirmez.
1246- Gelin atta buyruk Hak'ta.
Bir gelin guveyinin evine goturulmek uzere ata bindirilir. Ama bakalım oraya ulasacak ve
evlenme gerceklesecek mi? Yoldayken olum gibi, gelini baskasının kacırması gibi engeller
cıkabilir. Oldu bitti sandığımız her sey bu durumdadır. Kesin sonuca ulasmadan hicbir seye
gerceklesti gozuyle bakılmamalı. Krs. Gelini ata bindirmisler...
1247- Geline oyna demisler, yerim dar demis.
Bkz. Oynamasını bilmeyen kız...
1248- Gelin esikte oğlan besikte.
Bir eve gelin gelir gelmez, cocuğu da besikte saymak ve bebek hazırlıklarına baslamak
gerekir.
1249- Gelin girmedik ev olur, ölüm girmedik ev olmaz.
Her eve gelin girmeyebilir. Ama her eve ölüm girer.
1250- Gelin halı getirir, serer kendi oturur.
Bkz. Gelin altın taht getirmis, cıkmıs kendisi oturmus.
1251- Gelini ata bindirmisler, ya nasip demis.
1) Nikah kıyılmıs, gelin kocası evine gitmek uzere ata binmis de olsa evlenmenin
gerceklesmemesi ihtimali vardır.
2) Kesin sonuc alınmadan, hicbir ise oldu bitti gozuyle bakılmamalıdır. Umulmadık
engeller isi bozabilir.
1252- Gelin olmayan kızın vebali amcası oğlunun boynuna.
Geleneğe gore, amca oğlu, amcası kızını bu duruma dusurmemeli, nikahlamalıdır.
1253- Gem almayan atın olumu yakındır.
Dik kafalı, soz dinlemez, hırcın kisi, davranısının buyuk zararını gorur.
1254- Gemisini kurtaran kaptan(-dır).
Yetenekli, becerikli adam, herkesin ne yapacağını sasırdığı karısık bir ortamda butun
tehlikeleri atlatarak isini iyi bir sonuca ulastırır.
1255- Gencliğin kıymeti ihtiyarlıkta bilinir.
Đnsan gencliğinde zamanını gereği gibi değerlendirmez. Đhtiyarlayınca, yapılacak bircok
seyleri vaktiyle yapmamıs olduğunu gorur. Ama artık bunları yapacak gucu ve zamanı
kalmamıstır. O vakit, gencliğin ne kadar değerli olduğunu anlar. Ne care ki is isten gecmis
bulunur. Sağlık konusunda da durum boyledir.
1256- Genclikte para kazan (tas tası), kocalıkta kur kazan (ye ası).
Kisi gencliğinde calısıp para biriktirmelidir ki, ihtiyarlayıp calısamadığı zaman onunla rahat
rahat geçinsin.
1257- Getir bana hıdrellezi, gostereyim sana yazı.
Hıdrellez gelince (yani 6 Mayısta) yazın kendini gostermesi gibi ancak uygun kosullar
gerceklesirse beklenen sonuca kavusulur. Krs. Uc elli yaz belli.
1257- Gezen ayağa tas değer.
Gerekli olmadığı halde surada burada dolasan kisi, bu gezme sırasında kendisine zararı
dokunan seylerle karsılasır. Krs. Cok gezen tavuk ayağında pis getirir.
1259- Gezen kurt aç kalmaz.
Rızkını cıkarmak icin gezip dolasan, suraya buraya basvuran kimse ac kalmaz.
1260- Gideceğin Antep, yiyeceğin pekmez.
Boyle bir yol tutanın elde edebileceği sey pesin olarak soylenebilir.
1261- Giden gelse dedem gelirdi.
Olen kimse nasıl dirilmezse, elden cıkan sey de bir daha ele geçmez.
1262- Gidilmeyen yer senin olmaz (değildir).
Gidemediğimiz, yararlanamadığımız yer, malımız olsa bile neye yarar? Boyle bir yerin bizim
olmayan yerle ne farkı vardır?
1263- Gidip de gelmemek var, gelip de görmemek (bulmamak) var.
Uzak bir yere giden kimse, ayrıldığı yere bir daha donmeyebilir; belki de orada olur.
Donebilirse, ayrılırken bıraktığı yakınlarını bulmayabilir; onlar da olmus olabilirler. O halde
vedalasırken bunu hatırlamak ve helallesmek gerektir.
1264- Gizlide gebe kalan asikarede doğurur.
Toplum icinde hicbir davranıs gizli kalmaz. Đlkin gizlenebilmis olan bir is, bir sure sonra
gizlenemeyecek sonucu ile acığa cıkar.
1265- Goc donusu topal esek one gecer.
Toplum belli bir yönde ilerlerken sonuncu olanlar bu gidis ters yon alırsa birinci olurlar.
1266- Göçtük yurdun kadri konduk yurtta bilinir.
Beğenilmeyip bırakılan yerin ne denli değerli olduğu, yeni yerlesilen yerin kotuluğu
goruldukten sonra anlasılır. Krs. Gelen gidene rahmet okutur.
1267- Goğe direk, denize kapak olmaz.
Hem gereksiz, hem de gerceklestirilmesi hayale bile sığmayan seylerle uğrasılmamalıdır.
1268- Gok gurlemeden yağmur yağmaz.
Bir kisi ya da topluluk, sesini yukseltmezse istediğine kavusmaz.
1269- Gokten ne yağdı da (yağar ki) yer kabul etmedi (etmesin?)
Buyuklerden gelen seyleri kucukler geri ceviremezler.
1270- Gokten yere yağar, yerden goğe değil.
Varlıklılar yoksullara, gucluler gucsuzlere yardım eder; tersi dusunulemez.
1271- Gokyuzunde duğun var deseler, kadınlar merdiven kurmaya kalkar.
Kadınlar, duğune, eğlenceye can atarlar. Bu uğurda katlanmayacakları sıkıntı yoktur.
1272- Gole (arığa) su gelinceye (gelene) kadar kurbağanın gozu patlar.
Ferahlatıcı bir duruma kavusulacağı belli olsa bile, sonucun cok gecikmesi, onu yararsız kılar
ve bekleyeni yoksunluk icinde kıvrandırır.
1273- Golgesinde oturulacak ağacın dalı kesilmez.
Kendisinden yararlanılan kisiyi, nesneyi zarara uğratacak eylemlerden sakınılmalıdır.
1274- Golgeyi hos goren tekneyi bos gorur.
Calısmayıp keyfine bakan yoksulluk icinde kalır.
Krs. Yazın yersen lokumu..., Ağustosta golge kovan...
1275- Gonlun yazı var, kısı var.
Đnsan kimi zaman neseli, iyimser, yasama sevgisi ile dolu olur; kimi zaman da bunalmıs,
kötümser, bezgin.
1276- Gönül alma bir elma.
Bkz. Yarım elma gonul alma.
1277- Gonul bir sırca saraydır, kırılırsa yapılmaz.
Bir kimsenin, hele dostlarımızın gonlunu kırmamaya dikkat etmeliyiz. Kırılan gonul kolay
kolay onarılamaz. Bu yuzden, eski dostluk bir daha, o ictenlikle yenilenemez.
1278- Gonulden gonule (kalpten kalbe yol vardır. (Kalp kalbe karsıdır).
Birbirlerine birtakım duygularla bağlı olan iki kimseden biri, oteki icin ne dusunuyorsa o da
beriki icin aynı seyi dusunur.
1279- Gonul dustu bir boka o da misk gibi koka.
Kimi kisiler cok cirkin birine ya da cok kotu bir seye gonul kaptırırlar. Onların gozunde
bunlar cirkin değil, cok guzeldir, kotu değil cok iyidir.
1280- Gönül ferman dinlemez.
En yuksek yerden yasak emri de gelse gonul sevdiğinden vazgecmez.
1281- Gonul karımaz (kocamaz).
Đnsanlar yaslansalar da gonulleri genc kalır. Sevgi ve istekler eski; gucunu, tazeligini
yitirmez. Krs, Er kocar, gonul kocamaz.
1282- Gönül kimi severse güzel odur.
Bir kisinin guzel bulduğunu baska bir kisi guzel bulmayabilir. Olculer değistiğine göre bir
kimse icin guzel, gonlunun sevdiğidir.
1283- Gonulsuz namaz goğe (goklere) ağmaz.
Đcten gelen bir duygu ile kılınmayan namaz kabul olunmaz. Bunun gibi, isteksiz yapılan isten
hayır gelmez.
1284- Gonulsuz yenen (istenmeyen) as, ya karın ağrıtır ya bas.
Đsteksiz yenilen yemek, nasıl insana dokunursa, istenmeyerek yapılan is de oylece kotu sonuc
verir.
1285- Gonul ummadığı yere kuser.
Đnsan, kendisini sevmeyenlerin ciğ davranıslarını doğal karsılar. Ama sevistiği kimsenin bu
gibi davranıslarından dolayı ona kırılır. Krs. Kisi umduğuna kuser.
1286- Gonul var otluğa, gonul var bokluğa (konar).
Đyi ve guzel seyleri seven yuksek ruhlu insanlarda vardır; kotu, murdar seylerden hoslanan
asağılık insanlar da.
1287- Gönül verme evliye; eve gider unutur.
Bir kadın, evli bir erkeğe gonul kaptırmasın. Onun gostereceği ilgiye inanmasın. Evli olan
erkekler, baska kadınlara bağlanamazlar.
1288- Gön yufka yerinden delinir.
Her is en curuk yerinden patlak verir. Orneğin, ciğerlerinden rahatsızlık gecirmis olan kisi,
zayıf dusse hemen ciğerlerinden hastalanır. Toplumsal olaylarda da durum boyledir. Krs. Đp
inceldiği yerden...
1289- Gördün deli, savul geri.
Dengesiz kimselerden uzak durmak, boyleleriyle karsılasmamak gerektir.
1290- Görenedir görene, köre nedir köre ne?
Her sey gorebilen kimse icin anlamlıdır. Goremeyen icin hicbir sey anlam tasımaz. Krs.
Anlayana sivrisinek...
1291- Goren gozun hakkı vardır.
Yiyecek, ya da imrenilecek bir seyi gorene o seyden vermek gerekir.
1292- Gorgulu kuslar gorduğunu isler, gormedik kuslar ne gorsun ki ne isler?
Đyi eğitim gormus, iyi aile icinde yetismis kimseler, aldıkları terbiyenin gereğini yaparlar,
beğenilirler. Boyle bir eğitim gormemis ve iyi bir ortamda yetismemis olanlar, bir sey bilmezler
ki yapsınlar.
1293- Gormemis gormus, gulmeden (gule gule) olmus.
Gorgusuz kisi, gunun birinde ummadığı bir duruma erisirse sevincinden ne yapacağını
sasırır.
1294- Gormemisin oğlu olmus, cekmis cukunu koparmıs.
Gorgusuz kisi, eline gecen nimeti nasıl kullanacağını bilmez. Kullanayım derken heder eder.
1295- Gorunen dağın (koyun) uzağı olmaz.
Bir durumun nasıl bir sonuca varacağı belli olduktan sonra bu sonuc cok gecmeden
gerceklesir.
1296- Gorunen koy kılavuz istemez.
Ortada duran bir gerceği acıklamak gerekmez.
1297- Gorunuse aldanma (aldanmamalı).
Her seyin bir dıs gorunusu, bir de icyuzu vardır. Dısı guzel, ici kotu, ya da dısı kotu ici guzel
olan seyler de coktur. Onun icin yalnız dıs gorunuse bakarak yargıya varmak insanı aldatabilir.
1298- Gote yakın yerden et yememeli.
Bir sakınca doğurabilecek ise girisilmemelidir.
1299- Gozden ırak (uzak) olan gonulden de ırak (uzak) olur.
Đnsan, cevresindeki arkadaslarını sık sık arar. Ama uzaktaki arkadasını o kadar sık
arayamadığından yavas yavas unutur. Krs. Goz görmeyince...
1300- Göze yasak olmaz.
Ortada duran seye herkes bakar. Hicbir kimseye buna bakmaz denilemez.
1301- Goz gorduğunu (ağız yediğini) ister.
Kisi, her zaman gorduğu (yemeye) alıstığı guzel seyleri unutamaz. Onları ister durur. Krs.
Göz görür, gönül ister.
1302- Goz gormeyince gonul katlanır.
Đnsan, yakınında bulunan sevdiği kimse ile sık sık gorusmeden edemez. Ama bu kisi uzak bir
yere giderse, gorusmekten umudunu keser, ayrılığa katlanır. Krs. Gozden ırak olan...
1303- Göz görür, gönül ister (çeker).
Kisi, gormediği seyi istemez; gorup beğendiği seye karsı istek duyar. Krs. Goz gorduğunu
ister.
1304- Gözlüye gizli yoktur.
Gormesini bilen kisiden hicbir sey gizlenemez.
1305- Gozsuzden gozlu doğar, dilsizden dilli doğar, ille deli soy kovar. (Gözsüzden gözlü,
dilsizden dilli; deliden deli, deliden deli.)
Kisideki beden sakatlıkları cocuklarına gecmez. Ama delilik soya ceker.
1306- Göz terazi; el mizan.
Bkz. El terazi, göz mizan.
1307- Gozu tanede olan kusun ayağı tuzaktan kurtulmaz.
Hep cıkar pesinde kosan kisi, tehlikeden uzak kalamaz.
1308- Göz var, izan var.
Bir seyin iyi ya da kotu olduğu dikkat edilerek, guzelce yoklanarak anlasılır. Bunlar
yapılmadan alınan nesne kotu ise bu, incelenmeden alan kisinin basına kakılır.
1309- Gurkun cucuğu guzun sayılır.
Bir girisimden elde edilen verimin gercek değeri, bu verimin karsılasacağı tehlikeler bittikten
sonra belli olur. (Gurk: Kulucka tavuğu, cucuk: Pilic) Đlkbaharda cıkan piliclerin hepsi yasamaz.
Kimisi ölür, kimisini kedi kapar. Kesin sayıları sonbaharda belli olur.
1310- Gucuk (subat), ya iti soludurum, ya devenin kuyruğuna cıkarım demis.
Subat ayında kimileyin bunaltıcı sıcak olur, kimileyin diz boyu kar.
1311- Gul dalından odun, beslemeden kadın olmaz.
Bkz. Halayıktan kadın olmaz...
1312- Gül dikensiz olmaz.
Bkz. Dikensiz gül olmaz.
1313- Gulme komsuna, gelir basına.
Đnsan baskasının basına gelen yıkımla alay etmemelidir. Gun olur, oyle bir yıkım kendisinin
de basına gelir.
1314- Gulu seven dikenine katlanır.
Đnsan, sevdiği kimse ve sevdiği is yuzunden gelecek sıkıntılara katlanır. Krs. Dikensiz gul
olmaz.
1315- Gün bugün.
1) Đse yarayan gun, icinde bulunduğun gundur. Onu değerlendirmeye bak. Bugun ne
yapabilirsen kazancın odur.
2) Bugun kim is basında, kim itibarda ise onun sozu gecer. Dun belli bir kisi olmaması,
yarın unutulacak bir kisi olması onemli değil.
1316- Gun doğmadan neler doğar.
Yarın ne gibi olaylar cıkacağını kimse bilmez. Kotu bir durum bir gun sonra duzelebilir; iyi
bir durum kotulesebilir. Kim bilir, daha neler olur. Krs. Geceler gebedir.
1317- Gündüzün mum yakan geceyle (geceleyin) bulamaz.
Bir sey gerekmediği zaman harcayan, gerektiği zaman bulamaz.
1318- Gunduz yağar gece acar, yıl bozgunluğu; kadın soyler erkek susar, ev bozgunluğu.
Gündüz yağmur yağar, gece hava acık olursa o yıl bereketsiz olur. Kadın dırdır eder de erkek
susarsa o evde dirlik duzenlik yok demektir. Bkz. Gece yağar gunduz acar...
1319- Güne göre kürk giyinmek gerek.
Kılık kıyafetimizi ve baska durumlarımızı zamanın kosullarına uydurmalıyız.
1320- Guees balcıkla sıvanmaz.
Herkesin bildiği bir gercek, yadsınamaz, yalan yanlıs sozlerle değistirilemez, ortbas
edilemez.
1321- Gunes girmeyen eve doktor girer.
Ev, gunes almalıdır. Gunes, vucudu guclendirir, bircok mikropları oldürür, birçok
hastalıklara iyi gelir. Gunessiz evde hastalık eksik olmaz.
1322- Gün geçer, kin geçmez.
Aradan uzun zaman gecse biles bir kimsenin baskasına karsı beslediği kin sonmez.
1323- Gün güne uymaz. (Her gün bir olmaz).
Bir gunun olayları, isleri, durumları, kosulları baska bir gununkine benzemez.
1324- Gun varken davarını eve gotur.
Đslerini en uygun ve en guvenli zamanda yap.
1325- Gun var yılı besler, yıl var gunu beslemez.
Bkz. Ay var yılı besler...
1326- Gurultu istemeyen kazancı (bakırcı) dukkanına girmez (hırkasını basına ceker).
Kafasını dinlemek, kendi koselerinde sessiz yasamak isteyenler; gurultulu, patırtılı islerle
ilgilenmez; böyle görevler almazlar.
1327- Güvenme (inanma) dostuna, saman doldurur postuna.
Dost bildiğin herkese inanma. Dost sandığın oyle kimseler olur ki, kendilerine karsı olan
guvenden yararlanarak sana daha kolaylıkla buyuk kotulukler yaparlar.
1328- Guvenme varlığa, dusersin darlığa. (Varlığa guvenilmez).
Đnsan, varlıklı durumuna guvenerek har vurup harman savurmamalı, tutumlu olmalıdır. Buna
dikkat etmeyen kisi, islerin iyi gitmediği ve calısamadığı zamanlarda darlığa duser.
1329- Güzel bürünür, çirkin görünür.
Guzeller kendilerini nazlı satarlar; kolay kolay kimseye gorunmek istemezler. Cirkinler ise
kendilerini herkese gostermeye, beğendirmeye calısırlar.
1330- Guzele bakmak sevaptır.
Guzel seylere bakarken hayranlık duyar, Tanrı'nın neler yarattığını dusunerek buyukluğunu
dusunuruz. Onun icin guzele bakmak sevaptır.
1331- Guzele bakmanın goze faydası var.
Cesitli organlarımızla değisik zevkler tadarız. Guzel seylere bakmakla da goz zevkimizi
doyururuz.
1332- Guzele goz ağrısı da yakısır.
Krs. Guzele ne yakısmaz., Guzele koken yakısır.
1333- Guzele kırk gunde doyulur, iyi huyluya kırk yılda doyulmaz.
Đyi huylu olmayan guzel yuzluden cabuk usanılır. Đyi huylu olan kimseden -çirkin de olsahic
usanılmaz. Krs. Tuy guzelliği...
1334- Guzele koken yakısır, cirkine allar neylesin.
Guzel, ayağına ip bağlasa halhal gibi gorunur. Cirkin de en guzel suslerle donansa
guzellesemez. Krs. Guzele ne yarasmaz.
1335- Guzele ne yarasmaz (yakısmaz).
Guzelin giysi ile, susle guzellesmesi soz konusu değildir. Ne giyerse giysin ona yakısır.
1336- Güzeli herkes sever.
Butun insanlar guzellere ve guzel seylere karsı sevgi duyarlar.
1337- Guzeli kızken gorme, besik ardında gor.
Kızken guzel olanın, doğum yaptıktan sonra guzelliği kalır mı, belli olmaz.
1338- Güzel kanda kavga anda.
Guzel seyi herkes ele gecirmek istediğinden aralarında -Ben alacağım. -Yok, ben alacağım
diye kavga cıkar.
1339- Güzellerin talihi çirkin olur.
Guzeller, guzelliklerine yarasan bir yasayıs ararlar. Bunu bulmak da pek kolay olmadığından,
-ya da kendilerini bulduklarına layık gormediklerinden mutlu olmazlar.
1340- Güzellik ondur, dokuzu dondur.
Guzelliğin onda dokuzu giyim kusamla sağlanır.
:::::::::::::
-H-
1341- Haberi verenden alan uz gerek.
Bir kisi ne gibi sonuc doğuracağını bilmediği bir haberi sadece anlatır. Bundan sonuc
cıkarmak, dinleyenin anlayıs, uslamlama gucune bağlıdır.
1342- Hacı hacı olmaz gitmekle Mekke'ye, dede dede olmaz gitmekle tekkeye.
Bir isi gorunuste ve bicimsel olarak yapmakla o is gercekten yapılmıs ve sonuc elde edilmis
olmaz.
1343- Hacı hacıyı Mekke'de (dervis dervisi tekkede) bulur.
Aynı yolda olanlar, bu yol yolcularına ozgu yerlerde bulusurlar.
1344- Hacı Mekke'de, dervis tekkede (yakısır).
Kisi, ozel durumunun gerektirdiği yere yakısır. Bu duruma uymayan yerde bulunursa
yadırganır.
1345- Haddini bilmeyene bildirirler.
Çevresindekileri hiçe sayarak yetkili olmadığı konularda yuksekten atanlara sert karsılıklarla
gereken ders verilir.
1346- Hak deyince akan sular durur.
Bir anlasmazlıkta adalet, hakkaniyet, tarafsızlık yolu tutuldu mu artık kimsenin soyleyecek
sözü kalmaz.
1347- Haklı soz haksızı Bağdat'tan cevirir.
Doğru, inandırıcı soz, yanlıs yolda cok ileri gitmis olan kisiyi bile yola getirir.
1348- Hak soz ağıdan acıdır.
Bkz. Doğru soz...
1349- Hak yerde kalmaz.
Hak hor gorulmez, ciğnenmez, yadsınmaz. Emeğin karsılığı her halde odenir.
1350- Hak yerini bulur.
Bir anlasmazlığı ortadan kaldıran yol, doğru yoldur. Bu her zaman ustun gelir. Haklıya
hakkının verilmesi, suclunun cezalandırılması da bu demektir.
1351- Halayıktan kadın olmaz, gul ağacından odun. (Gul dalından odun, beslemeden kadın
olmaz).
Her seyin, kendisinden beklenen gorevi yapabilecek nitelikler tasıması gerekir. Gul ağacı iyi
odun gorevini yapamadığı gibi orta hizmetcisi de kulturlu bir kocanın esi olamaz.
1352- Hal halin yoldasıdır.
Aynı durumdaki kimseler, birbirlerinin durumunu daha iyi anlarlar. Krs. Damdan dusen,
damdan dusenin...
1353- Halıda nakıs bir gerek.
Bir toplulukta, bir uğrası alanında ayrık niteliği bulunan bir oğe hos karsılanır. Buna benzer
baska bir oğe iyi karsılanmaz.
1354- Hamala semeri yük olmaz (değildir).
Đnsana kendi isi ve sorumluluğunu uzerine aldığı yakınlarının yuku ağır gelmez. Krs. Koca
boynuzu...
1355- Hamama giren terler.
Đcinde bulunduğumuz durum masrafı, ozveriyi, sıkıntıya katlanmayı gerektiriyorsa isimizi
bunlarsız yurutmeyi dusunemeyiz.
1356- Hamı tatlı, yetkini acı.
Cocuk kucukken sevilir; sorun cıkarmaz. Ama buyuyunce anne babayı buyuk sorunlar
karsısında bırakır; uzer de.
1357- Hamsi kurban olur mu? -Kanı da var, canı da. (Hamsi nicin kurban olmasın; kanı da
var, canı da).
Yanlıs is yapmaya kararlı olanlar, bunun doğru olduğunu kanıtlamaya calısırlar.
1358- Hamsin, zemheriden kemsin.
Kırk gunluk zemheri (erbain) kısın en sert donemi sayılır. Ama onu izleyen elli gun (hamsin)
daha da zorlu geçer.
1359- Hangi gün vardır aksam olmadık.
Sona ermeyen hicbir iyi durum, yıldızı sonmeyen hicbir unlu yoktur.
1360- Hanım kırarsa kaza, halayık kırarsa ceza, (Hizmetci kırarsa suc, hanım kırarsa kaza).
Buyurucu durumunda olanların yaptığı yanlıslık hos gorulur; buyruk altındakilerin yaptığı
yanlıslık suc sayılır.
1361- Haramın temeli (binası) olmaz.
Haram kazanc, bir ise yaramadan telef olur gider.
1362- Haramzade pazar bozar, helalzade pazar yapar. (Helalzade barıstırır, haramzade
karıstırır.)
Sutu bozuk kisi, iki kimsenin arasını acar, anlasmalarına engel olur. Soylu kisi arabuluculuk
yapar, anlasmalarına yardım eder.
1363- Harmanda dirgen (tırpan) yiyen sıpa, yılına kadar acısını unutmaz.
Bir haylazlığından dolayı dovulen cocuk, uzun sure bunu hatırlar da haylazlık yapmaktan
çekinir.
Uygunsuz bir davranısından dolayı cezalandırılan kimseler de boyle.
1364- Harman doven okuzun ağzı bağlanmaz.
Hizmetinin verimlerini aldığımız kimsenin bize kazandırdığı seylerden yararlanması gerekir.
Krs. Bal tutan parmağını yalar.
1365- Harman dovmek kecinin isi değil.
Onemli, ağır isler, hafife alınmamalı, coluk cocuğa, acemilere yaptırılmamalıdır.
1366- Harmanı yakarım diyen, orağa yetismemis.
Baskasına kotuluk yapmayı tasarlayan kisi, kotuluğunu yapmaya fırsat bulmadan cezasını
görür.
1367- Harman sonu dervislerindir.
Herkesin bol bol yararlandığı seyin arta kalanından alcakgonullu kimseler yararlanırlar.
1368- Harman yel ile, duğun el ile.
Her isin gerceklesmesi birtakım kosulların bulunmasına bağlıdır. Orneğin, harmanı savurmak
icin yel, duğunun iyi hazırlanması ve toplantının sen gecmesi icin hısım, akraba, es, dost ister.
1369- Hastalık kantarla girer, miskalle cıkar.
Hastalık, birden ve cok zorlu gelir. Ama yavas yavas iyilesir.
1370- Hastalık sağlık (sayrılı) bizim için.
Đnsan can tasıyor: Sağ, esen olduğu gibi hasta da olur. Bu durumları dusunup tedbirli
bulunmak gerekir.
1371- Hasta ol benim için, öleyim senin için.
Kisi, kendisi icin bir ozveride bulunan kimseye karsı, sırası gelince daha buyuk ozveride
bulunur.
1372- Hasta olmayan, sağlığın kadrini bilmez.
Đnsan hasta olup ağrılar, sızılar icinde kıvrandıktan sonra hasta olmadığı zamanki durumunun
değerini gereği gibi anlar.
1373- Hastaya bakmaktan hasta olması yeğdir.
Ağır bir hastaya bakmak o denli guctur ki, kimi zaman hasta olmak bundan daha kolay
görünür.
1374- Hastaya (dosek) yatak sorulmaz.
Bir kisiye, onsuz yapamayacağı belli olan bir seyin gerek olup olmadığı sorulmaz.
1375- Hasta yatan ölmez, eceli yeten ölür.
Bkz. Yatan ölmez, eceli yeten ölür.
1376- Hatasız kul olmaz.
Yanılmayan, kusur islemeyen insan yoktur. Krs. Kul kusursuz olmaz.
1377- Hatır alma bir elma.
Bir kimseye karsı sevgimizi gostermek icin sunduğumuz armağanın değeri pahalı olmasında
değil, duygumuzu tasımasındadır. Krs. Yarım elma, gönül alma, An beni bir kozla...
1378- Hatır icin ciğ tavuk (da) yenir.
Đnsan, sevdiğinin hatırı icin yapılmayacak seyleri yapar.
1379- Haydan gelen huya gider (selden gelen suya gider.)
Havadan kazanılan para, ise yaramayan seyler uğruna savrulur gider.
1378- Hayıf olene olur.
Acınacak yasta ya da acıklı bicimde olene herkes uzulur; ama bir sure sonra uzuntuler gecer,
acı unutulur. Olenin acınacak durumu ise surer gider.
1381- Hayır dile esine (komsuna), hayır gele basına. (Ne dilersen esine o gelir basına.)
Sen baskaları icin iyi seyler dile ve yap ki baskaları da senin icin iyi seyler dilesin, yapsın.
Krs. Komsunu iki inekli iste ki...
1382- Hayır isi uzat serre donsun, ser izi uzat hayra donsun.
Bkz. Ser isi uzat...
1383- Hayırlı evlat neylesin malı, hayrsız evlat neylesin malı.
Bkz. Akıllı oğlan neyler ata malını...
1384- Hayırlı komsu, hayırsız akrabadan iyidir.
Bkz. Yakın dost...
1385- Hayvan koklasa koklasa, insan soylese soylese.
Bkz. Đnsan soylese soylese...
1386- Hayvan yularından, insan ikrarından (sozunden) tutulur.
Bkz. Đnsan sozunden...
1387- Hazıra dağlar dayanmaz.
Hazırdan yemeye dağ kadar para olsa dayanmaz.
Onun icin insan bir yandan yerken bir yandan da kazanmalıdır. Krs. Sıcağa kar mı...
1388- He demek de is bitirir, yok demek de.
Đsinin incelenmesi uzayıp giden kisi, olumlu ya da olumsuz olsun, bir an once sonucu
oğrenmek ister. Cunku ona gore bir program cizecektir. Olumlu sonuc da, olumsuz sonuc da bu
nedenle isine yarar.
1389- Hekimden sorma, çekenden sor.
1) Hastanın ne cektiğini hekim bilmez, hasta bilir.
2) Bir sıkıntının acısını, care gosterecek kimse değil; ceken bilir.
1390- Hekim kim, basına gelen.
Bir hastalığın en iyi hekimi, bu hastalığı gecirmis olan kimsedir. Toplumsal alanda da
böyledir: Bir konuyu en iyi sonuca ulastırmasını bilen kimse, basından boyle bir olay gecmis
olan kimsedir.
1391- Hekimsiz, hakimsiz memlekette oturma.
Sağlığın guvencesi hekim, toplumun guvencesi hakimdir. Bu iki guvencenin bulunmadığı
yerde oturmak doğru değildir.
1392- Helale cömertlik olmaz.
Karı kocasının, koca karısının baskasıyla senli benli olmasına, dusup kalkmasına goz
yummamalıdır.
1393- Helal kazanc ile yağlı pilav yenmez.
Din, yasa, ahlak dısı is yapmadan zengin olunmaz.
1394- Helalzade barıstırır, haramzade karıstırır.
Bkz. Haramzade pazar bozar...
1395- Helva sirin, nefis kafir.
Yasaklanan ya da ele gecirilmesi guc olan seyin cekiciliği karsısında ona kavusma isteğini
yenmek güçtür.
1396- Her ağacın meyvesi olmaz.
Dıstan verimli gibi gorunen herkes verimli olmaz.
1397- Her ağac kokunden kurur (curur).
Bir topluluğun dayandığı temel bozulursa o topluluk yıkılır.
1398- Her ağactan kasık olmaz.
Ozelliği bulunan bir is icin herhangi bir kimse ve herhangi bir sey kullanılamaz.
1399- Her basın (herkesin) bin derdi var, değirmencininki su.
Herkesin kendi yasayısı ile ilgili bir derdi vardır. Bir kisinin derdi otekininkine benzemez.
1400- Her çiçek koklanmaz.
Her guzelle iliski kurmak doğru değildir.
1401- Her çok, azdan olur.
Cok dediğimiz seyler, azların birikmesiyle meydana gelmistir. Coğu elde etmek icin azları
biriktirmeye onem verilmelidir. Krs. Damlaya damlaya...
1402- Her damardan kan alınmaz.
Herkesten yardım istenmez. Đstense de alınamaz.
1403- Her deliğe (tasın altına) elini sokma, ya yılan cıkar ya cıyan.
Sonunu dusunmeden, zarar gormen olasılığı bulunan davranıslarda bulunma. Krs. Yılana
yumusak diye el sunma., Aklına geleni isleme...
1404- Her delinin basına bayrak dikilse bedestende bez kalmaz.
Çevrede o denli çok dengesiz var.
1405- Her dukkan kirasıyla.
Her malın fiyatı değerlilik derecesine (nitelik duzeyine) goredir.
1406- Her dusus bir oğrenis.
Kisi her yanlıs davranısın acı sonucundan bir ders alır. Krs. Her ziyan bir oğuttur.
1407- Her gönülde bir arslan yatar.
Bkz. Her yiğidin gonlunde...
1408- Her gun baklava borek yense bıkılır.
Hep aynı seyle uğrasmak, usanc verir. Bunlar en guzel seyler olsa bile.
1409- Her gün bir olmaz.
Bkz. Gün güne uymaz.
1410- Her gun gezen kırda, bir gun uğrar kurda.
Sakıncalı islerle uğrasan kimse, gunun birinde tehlikenin kurbanı olur.
1411- Her guzelin bir kusuru (huyu) vardır.
Bkz. Kusursuz güzel olmaz.
1412- Her horoz kendi copluğunde (kulluğunde) oter; (esinir).
Bir kisinin kendi malı olan yerde, ya da kendisine cok bağlı bulunan çevrede sözü geçer.
1413- Her inisin bir yokusu (her yokusun bir inisi) vardır.
Đsi bozulan kisi uzulmemelidir. Her inisin bir yokusu olduğu gibi, bozulan isin duzelmesi,
dusmenin kalkması da vardır.
1414- Her inleyen ölmez.
Her sıkıntılı durum kotu bicimde sonuclanmaz. Umutsuzluğa dusmemek, sıkıntıyı giderecek
yollara basvurmak gerekir.
1415- Her insan kendi çukurunu doldurur.
Bkz. Kimse kimsenin çukurunu...
1416- Her isin bası sağlık.
Đnsanın yapacağı her is, vucut sağlığına bağlıdır. Sağlık olmazsa hicbir is yapılamaz.
1417- Her iste bir hayır vardır.
Olup biten bir isi -baska bicime sokmak elimizde olmadığına gore- hayra yormak gerekir.
Bu, insanı kotumserlikten kurtarır.
1418- Her kapının bir anahtarı vardır.
Her guc isi cozecek bir yol vardır.
1419- Her kasığın kısmeti bir olmaz.
Herkesin talihi, kazancı bir değildir. Aynı cabayı gostermelerine karsın kimisi daha cok,
kimisi daha az kazanır.
1420- Herkes aklını pazara cıkarmıs (mezada vermis), yine kendi aklını almıs (begenmis).
(Herkes kendi aklını beğenir).
Đnsanlar kendi akıllarını baskalarının aklından ustun gorurler. Bir konu uzerindeki turlu
dusunceler arasından, en cok kendi dusuncelerini beğenirler. Cunku olculeri de kendi akıllarıdır.
Krs. Akılları...
1421- Herkes bildiğini okur.
Baskaları ne soylerse soylesin, herkes kendi dusunusune gore is yapar.
1422- Herkes davul calar ama comağı makama uyduramaz.
Herkes is yapar ama, o isin gerektirdiği ustalığı gosteremez. Krs. Herkes kasık yapar ama...
1423- Herkes ektiğini bicer.
Bkz. Ne ekersen onu biçersin.
1424- Herkese tukruğu bal.
Kisi -baskaları beğenmese de- kendi yapıtını, kendi yakınlarını beğenir, sever.
1425- Herkes evinde ağadır.
Herkesin kendi evinde, kendi bolgesinde hatırı sayılır, sozu gecer. Krs. Her horoz kendi
copluğunde oter.
1426- Herkes gubresini kendi tarlasına kor.
Kisinin baskasına yaptığı kotuluk kendi tarlasına koyduğu gubre gibidir; Kendi malıdır, yine
kendisine dönecektir.
1427- Herkesin aklı bir olsa koyuna coban bulunmaz.
Cesitli isler, cesit cesit yetenekli kisilerle basarılabilir. Herkes aynı seyi bilse ve yapabilseydi,
geri kalan isleri yapacak kimse bulunmazdı.
1428- Herkesin arsınına gore bez vermezler (verilmez).
Herkes bir seyden istediği olcude değil, ancak gerektiği ve olabildiği oranda yararlanabilir.
1429- Herkesi (kisiyi) nasıl bilirsin? Kendin gibi (kalbince).
Baskalarının bir durum karsısında nasıl davranacağını dusunurken hep kendimizi olcu tutar,
ona gore yargıya varırız. (Ama bu yargı her zaman doğru cıkmaz.)
1430- Herkesin (her basın) bir derdi var, değirmencininki de su.
Bkz. Her basın bir derdi var...
1431- Herkesin delisi evinde, derdi karnında.
Aile bireylerinin uygunsuzlukları, evin cesitli sıkıntı ve sorunları olur. Bunlar kimseye
duyurulmaz; sineye çekilir.
1432- Herkesin ettiği yoluna gelir.
Bir kimse baskasına bir kotuluk yaparsa aynısı kendisinin de basına gelir. Đyilik de boyle.
1433- Herkesin gectiği kopruden sen de gec.
Sana uygun gorunmese bile herkesin yaptığı isi sen de yap.
1434- Herkesin hamuru ekmeğine goredir.
Bir is icin yapılan hazırlık, gerekseme olcusunde olur.
1435- Herkesin tenceresi kapalı kaynar.
Bir ailenin gecim durumunu baska bir aile bilmez.
1436- Herkesin yorulduğu yere han yapmazlar (yapılmaz).
Bir isi yapmakla yukumlu olan kimseye, bu isi dilediği zaman yapması, dilediği gibi
yapması, istemediği zaman yapmaması hakkı tanınmaz.
1437- Herkes karının rengine boyanır.
Đnsan davranıslarını uğrastığı isin gereklerine uydurmalıdır.
1438- Herkes kasık yapar ama sapını ortaya getiremez.
Bir isi yapmadan yapmaya fark vardır. Kusursuz ve en guzel bicimde yapmayı herkes
bilemez. Krs. Herkes davul calar ama...
1439- Herkes kendi aklını beğenir.
Bkz. Herkes aklını pazara cıkarmıs....
1440- Herkes (kimse) kendi ayıbını bilmez (gormez).
Đnsan kendi kusurunu goremez, bilemez. Bilse zaten onu yapmaz.
1441- Herkes (her insan) kendi çukurunu doldurur.
Bkz. Kimse kimsenin çukurunu doldurmaz.
1442- Herkes kendi olusu icin ağlar.
Hic kimse baskasının acısını icinde duymaz. Onun yureğini sızlatan ancak kendi acısıdır.
Krs. Eldeki yara, yarasıza...
1443- Herkes ne ederse kendine eder.
Kisinin davranısları, niteliğine gore cevrede yankı bulur. Davranısları iyi ise, cevresinden
iyilik gelir. Kotu ise, karsılıklar da kotu olur. Krs. Đyilik eden iyilik bulur, Ne doğrarsan asına o
cıkar kasığına, Ne ekersen onu bicersin.
1444- Herkes sakız ciğner ama (cıtlatamaz), Kurt (Cingene) kızı tadını cıkarır.
Bir isi herkes yapar ama, meraklısı baska bir istahla, tadını cıkararak ve herkesin dikkatini
çekerek yapar.
1445- Herkes sevdiğini oper, bayram da bahane.
Kisi, yapmayı uygun gorduğu is icin bir gerekce yakıstırır.
1446- Herkes zibilliğinin horozu. (Her horoz zibilliğinde oter.)
Bir cevreye egemen olan kisinin sozu o cevrede gecer.
1447- Her kimin bağı var, yureğinde dağı var.
Bkz. Dağda bağın var, yureğinde...
1448- Her koyun kendi bacağından asılır.
Herkes kendi suçundan sorumludur.
1449- Her kusun eti yenmez (kus var ki et yedirirler.)
Bkz. Kus var eti yenir, kus var...
1450- Her sakaldan bir tel çekseler, köseye sakal olur.
Herkes biraz ozveride bulunsa bir yoksul perisanlıktan kurtulur.
1451- Her sakallıyı baban mı sanırsın?
Dıs gorunusu ile iyi sanılan kisinin icyuzunu anlamadıkca kesin yargıya varmayınız.
1452- Her seyin vakti var, horoz bile vaktinde öter.
Her sey zamanında yapılmalıdır. Zamanı gelmeden yapılmaya kalkısılırsa basarı elde
edilemez. Cunku gereken kosullar tamam olmamıstır. Zamanı gectikten sonra yapılırsa gereği
kalmayan bir is icin uğrasılmıs olur. Krs. Vakitsiz öten horozun...
1453- Her seyin yenisi, dostun eskisi.
Eski, yıpranmıs, bozulmus seyi kullanmak, insana sıkıntı verir. Yeni sey zevkle kullanılır.
Eskilik ancak dostlukta değer tasır. Cunku eski dostluk, bircok sınav gecirmis, pekismistir;
unutulmaz anılarla iki tarafı birbirine bağlamıstır.
1454- Her seyin yokluğu yokluktur.
Đnsan pek cok seye gerekseme duyar. Gerekli olan sey, kucuk bir sey de olsa yokluğu kendini
belli eder.
1455- Her tas bas yarmaz.
Her korkulan sey tehlikeli değildir. Krs. Ummadığın tas bas yarar.
1456- Her vaktin bir padisahı var.
Her isin iyi yapılacak uygun bir zamanı vardır.
1457- Her yerde okka (okka her yerde) dört yüz dirhem.
Bkz. Nereye gitsen okka dört yüz dirhem.
1458- Her yiğidin bir yoğurt yiyisi vardır.
Her kisinin kendine ozgu bir calısma yolu, bir is yapma bicimi vardır.
1459- Her yiğidin gonlunde (her gonulde) bir arslan yatar.
Herkesin gonlunde, elde etmek istediği buyuk bir sey vardır.
1460- Her yokusun bir inisi vardır.
Bkz. Her inisin bir yokusu vardır.
1461- Her zaman ciğdem cıkmaz; bazen de kuskuc kırılır.
Girisilen islerden her zaman olumlu sonuc alınamaz. Kimileyin olumsuz durumlar basarıya
engel olur.
1462- Her zaman esek olmez, on kofte on paraya olmaz.
1) Her zaman piyasa malla dolup fiyatlar ucuzlamaz.
2) Đstenen seyi kolayca elde etmek olanağı cıkınca fırsatı kacırmamalı.
1463- Her zaman gemicinin istediği ruzgar esmez.
Olaylar herkesin dileğine uygun olarak gelismez.
1464- Her ziyan bir oğuttur.
Kisi her uğradığı zarardan bir ders alır. Kendisini bu zarara surukleyen yanlıs tutumu artık
bırakır. Krs. Her dusus bir oğrenis.
1465- Hesapsız kasap, ya bıcak kırar ya masat, (Hesabını bilmeyen kasap, ne satır bırakır, ne
masat).
1) Đsinin ehli olmayan, ne yapacağını onceden iyi dusunmeyen kisi, isin icinden bir turlu
cıkamaz. Bu uğurda basvurduğu aracları da heder eder.
2) Hesabını bilmeyen kisi elinde, avucunda bulunan ise yarar seyleri de ziyan eder.
1466- Hırsıza beyler de borclu.
Bkz. Zora beylerin borcu var.
1467- Hırsıza kilit (kapı, baca) olmaz.
1) Hırsıza ne kilitli kapı, ne yuksek duvar engel olabilir. O iceri girmenin yolunu bulur.
2) Kotu bir is yapmaya kararlı olan kisiyi onlemek olanaksızdır.
1468- Hırsız evden olursa mandayı bacadan asırır.
Ev icindeki hırsızlığa karsı onlem almak guctur. Evin ve evdeki yasayısın butun inceliklerini
bildiği icin akla gelmeyen yollarla, olanaksız sanılan eylemlerle hırsızlığını yapar.
1469- Hırsızlığı da oğren, basucunda dursun.
Hırsızlığı ve benzeri kotu davranısları da oğrenin. Eylemde bulunmak icin değil, bunları
yapanlara karsı ne gibi onlemler alınması gerektiğini bilmeye ve kendilerini daha kolay bulmaya
yarayacağı icin.
1470- Hırsızlık bir ekmekten, kahpelik bir opmekten.
Hırsızlığın buyuğu kucuğu olmaz; bir ekmek calan da hırsızdır. Nitekim kadının namusunu
satmıs sayılması icin bir opucuk vermis olması yeter.
1471- Hısım hısımın ne olduğunu ister, ne onduğunu.
Bkz. Kardes kardesin ne olduğunu...
1472- Hıyar akcesiyle alınan eseğin olumu sudan olur.
Cok ucuza alınan mal, curuk, ise yaramaz olur.
1473- Hıyarın onu, dutun sonu.
Hıyar, ilk cıktığında taze ve lezzetli olur; gitgide kartlasır. Dut ise ilk cıktığında ham, son
gunlerinde olgun ve tatlı olur.
1474- Hile ile is goren mihnet ile can verir.
Đslerine hile karıstırmıs, baskalarını aldatmıs olan kisi son nefesini azap icinde verir.
1475- Hilekardan yumurta alan, icinde sarısını bulamaz.
Hilekar satıcı, hic kimsenin kuskulanmasına olanak bulunmayan hileler yapar. Bunun gibi
kurnaz kisi, isini yaparken kimseye sezdirmeden cıkar sağlar.
1476- Hizmetci kırarsa suc, hanım kırarsa kaza.
Bkz. Hanım kırarsa kaza.
1477- Hocanın dediğini yap (soylediğini dinle), yaptığını yapma (Hocanın okuduğunu dinle,
gittiği yola gitme.)
Din adamları bize dinin buyruklarını anlatırlar. Buna uymak gerektir. Ama birçok din
adamının davranısları, din buyruklarına aykırı olduğundan gittikleri yola gidilmemelidir.
1478- Hocanın vurduğu yerde gul biter.
Oğretmen gerekli gorurse cocuğu dover. Attığı dayağa, gucenmek soyle dursun, nimet
gözüyle bakılır ve dayağın yaptığı kızartı, vucutta acılmıs gul diye nitelenir.
1479- Hoca okurken yanılır.
Yanılmak doğal bir olaydır; kusur sayılmamalıdır. Hoca bile cok iyi bildiği Kuran ayetlerini
okurken yanılabilir.
1480- Horoz ne kadar öterse ötsün, civciv tavuğun dıkdıkına bakar.
Babalar cocuklarının kendilerine yakın olmaları icin ne denli uğrasırlarsa uğrassınlar,
cocuklar annelerine daha cok bağlı olurlar.
1481- Horoz olur, gozu coplukte kalır.
Kisinin sevdiği seye karsı olan hırsı olene değin surer.
1482- Horozu cok olan koyun sabahı gec olur.
Bir konu üzerinde söz söyleyen çok olursa varmak gecikir.
1483- Huy canın altındadır.
Bkz. Can cıkmayınca huy cıkmaz.
1484- Huylu huyundan vazgeçmez.
Bir huy edinmis olan kisiyi bu huydan vazgecirmek icin ne kadar uğrasılırsa bostur. Krs. Can
cıkmadan huy cıkmaz, Huy canın altındadır, Đnsan yedisinde ne ise...
:::::::::::::
-I-
1485- Irak yerin haberini kervan getirir.
Erisemediğimiz seyle aramızdaki iliskiyi bir aracı sağlar.
1456- Irmak kenarına cesme yapılmaz.
Zaten var olan ve herkesin isine yarayıp artan seyin yanına aynı isi gormek uzere bir de daha
zayıfını eklemek bosuna yorulmaktır.
1487- Irmaktan (caydan, dereden) gecerken at değistirilmez.
Bir yontemden baska bir yonteme gecerken tehlikeli davranıslardan sakınmak gerekir.
1488- Irz insanın kanı pahasıdır.
Đnsan ırzım, namusunu korumak icin canını feda eder.
1489- Isıracak it disini (dis) gostermez.
Kotuluk etmeye kararlı olan, bunu daha once acığa vurmaz.
1490- Isıramadığın (bukemediğin) eli op basına koy.
Dusmanını yenemiyorsan ona hos gorunmeye calısarak kotuluğunden kendini koru!
1491- Isırgan ile taharet olmaz.
1) Đyi si yapmak ciin zararlı arac kullanılmaz.
2) Kotu kisiden iyilik beklenemez.
1492- Isırgan, ocağında biter.
Saldırgan kisi, saldırgan ortamda yetisir. Krs. Ot koku ustunde biter.
1493- Isıtma ben tuttuğumu kırk yıl sonra tanırım demis.
Sıtma hastalığına yakalanmıs olan kimse, iyi olduktan uzun yıllar sonra bile sarı, soluk
benzinden belli olur.
1494- Islanmısın yağmurdan korkusu (pervası) olmaz.
Daha once bir zarara uğramıs kimse, kendisine aynı zararı verecek seyden korkmaz.
1495- Ismarlama hac, hac olmaz (kabul olunmaz).
Kisi, kendisinin yapması gereken isi baskasına ısmarlamamalıdır. Baskası eliyle yapılan is,
kendi eliyle yaptığı isin yerini tutmaz.
1496- Issız eve it buruk.
Bkz. Sahipsiz eve it buyruk.
1497- Isığını aksamdan once yakan sabaha cırasında yağ bulamaz.
Savurganlık, kisiyi yoksulluğa dusurur. Gerekmediği zaman bol para harcayanlar, gerektiği
zaman harcayacak para bulamazlar.
:::::::::::::
-Đ-
1498- Đbadet de gizli, kabahat de.
Đbadet gosteris icin yapılmaz. Kul, Tanrı'sına karsı olan borcunu elalem gorsun diye yaparsa
bu, ibadet olmaktan cıkar. Kabahat, kamunun kınadığı bir seydir; ona da gizlilik yakısır.
1499- Đbibik sende bu got var, cok yuvalar kokutursun.
Kotu huylu kisi, nereye gitse cevresine kotuluk sacar. Hangi ise el atsa o isi yozlastırır.
1500- Đcguveysi ic ağrısı.
Đcguveysi konuk gibidir. Evdekiler surekli olarak onu ağırlamaya, memnun etmeye,
gucendirmemeye calısırlar ve kendileri rahatsız olurlar.
1501- Đhmalin devlete zarara var.
Đhmalci kisinin zengin olması kolay değildir. Cunku kazanc getiren isi vaktinde yapmaya
usenir; fırsatı kacırır.
1502- Đhtiyarın duskunu, beyaz giyer kıs gunu.
Bkz. Eskıyanın duskunu...
1503-Đki arslan bir posta sığmaz.
Bir ulkede iki bas egemen olmaz. Boyle iki bas bulunursa gecinemezler, kavga ederler; biri
otekini ortadan kaldırır.
1504- Đki at bir kazığa bağlanmaz.
Basına buyruk olmak isteyen iki kisi, aynı is uzerinde birlikte calıstırılamaz; aralarında
anlasmazlık cıkar, kavga cıkar. Krs. Đki bas bir kazanda kaynamaz.
1505- Đki bas bie kazanda kaynamaz.
Ayrı ayrı dusunceleri ve kisilikleri bulunan iki kimse, bir arada yasayamaz, birlikte yapılacak
is uzerinde birlesemezler. Krs. Đki at bir kazığa bağlanmaz.
1506- Đki cambaz bir ipte oynamaz.
Kurnaz, hileci iki kisi, bir is uzerinde karsılasırlarsa birbirlerini aldatmak, atlatmak icin butun
hünerlerini harcarlar. Bu durum ikisi için de tehlikelidir.
1507- Đki cıplak bir hamamda yakısır.
Evlenecek ciftten biri yoksul ise otekinin az cok bir seyleri bulunmalıdır ki icin de
barınabilecekleri bir ev acabilsinler ve orada buyuk bir sıkıntı cekmeden yasayabilsinler.
1508- Đki deliye bir uslu koymuslar.
Birbirleriyle anlasamayan, kavga eden iki kisinin arasını bulacak bir akıllı cıkar. Boyle biri
cıkmazsa aynı isi mahkemeler gorur.
1509- Đki dinle (bin isit) bir soyle. (Sir soyle, iki dinle).
Cok konusmak doğru değildir. Cok konusan, gereksiz, yanlıs sozler soyler. Karsındaki iki,
on, yuz soylerse sen bir soyle. Yerinde cevap verebilmen icin de hemen atılamaman,
söylenenleri uzun uzun dinlemen gerektir.
1510- Đki el bir bas icindir.
Tanrı insana calısıp kazanarak yasayabilmesi icin guc vermistir, el kol vermistir. Bunlar iyi
kullanılmalı, baskasının yardımına muhtac kalınmamalıdır.
1511- Đki emini bir yemin aralar.
Birbirinin doğruluğuna guvenerek birlikte is yapmakta olan iki kisiden biri, hile yapmadığına
arkadasını inandırmak icin yemin ediyorsa guven bozulmus demektir. Artık ayrılmaları gerekir.
1512- Đki gonul bir olursa (olunca) samanlık seyran olur.
Birbirini seven ve evlenmek isteyenler için ev-bark soz konusu değildir. Onlara samanlık bile
saray gibi gelir.
1513- Đki kardes savasmıs, ebleh buna inanmıs.
Đki kardes arasında cıkan anlasmazlık, gecicidir. Onu gercek ve surekli sanmak saflıktır.
1514- Đki karılı bitten, iki analı sutten olur.
Bir kisinin iki karısı olursa, isleri, her karı otekinin yapmasını bekler. Kocaları da bakımsız
kalır. Sut ninesi tutulan cocuk da, annesinin sut ninesine, onun da anneye guvenerek emzirmeyi
ihmal etmelerinden iyi beslenemez. Đki baslı islerin iyi gitmemesi bundandır.
1515- Đki karpuz bir koltuğa sığmaz.
Bir kimse iki buyuk isi aynı zamanda yapamaz.
1516- Đki kere iki dort eder.
Gercek cok acık ve kesin olarak ortada. Tersini savunmak olanaksız.
1517- Đki kisi basında fes yok derse basını yokla.
Cevrendekiler, sende duzeltilmesi gereken bir durum bulunduğunu soylerlerse hemen yok
deme. Soylenenin doğru olup olmadığına sen de dikkat et.
1518- Đki kisi dinden olursa bir kisi candan olur.
Đki kisi yalan yemin ile dinden cıkar, bir kimsenin cinayet islediğine tanıklık ederlerse o
kimse asılır.
1519- Đki koc kafası bir kazanda kaynamaz.
Bkz. Đki bas bir kazanda kaynamaz.
1520-Đki (dokuz) olc, bir bic.
Tasarlanan is, once tekrar tekrar ve sonuclarıyla birlikte dusunulmeli, ondan sonra -verilecek
karara göre- yapılmalıdır.
1521- Đki testi carpısınca biri kırılırsa biri de catlar.
Bir catısmada yenen de yenilen de zarar gorur. Biri az, biri cok olsa da.
1522- Đki testi tokusunca biri elbet kırılır.
Đki kisi kavgaya tutusur, iki ordu carpısırsa doğal olarak bir taraf yenilir, buyuk zarara uğrar.
1523- Đki tımar bir yem yerine gecer.
Atı sık sık tımar etmek, yemle beslemek kadar onemlidir.
1524- Đlk avrat carık, sonraki sarık.
Birinci karısına hor bakan kisi, esinin olmesi ya da ayrılması dolayısıyla yeniden evlendiği
kadını bastacı eder.
1525- Đlk vuran okcudur.
Amaca baskalarından once ulasan, isinin eridir ve kazanclıdır.
1526- Đmam evinden as, olu gozunden yas cıkmaz.
Bir sey alınması olanağı bulunmayan yerden bir seyler vermesini beklemek bostur. Krs.
Yoktan yonga cıkmaz.
1527- Đmam osurursa cemaat sıcar.
Bastakinin kucuk bir suc islemesi, onun buyruğu altındakilerin buyuk suc islemelene yol
açar.
1528- Đmece gunu bulutlu, gormeyene ne mutlu.
Zamanın elverisli olup olmadığına bakmadan yardıma gelenleri bulunan is sahibine ne mutlu.
1529- Đnanma dostuna, saman doldurur postuna.
Bkz. Güvenme dostuna...
1530- Đncir babadan, zeytin dededen.
Đncir ağacı yaslanarak babadan evlada, zeytin ağacı da ondan cok yaslanarak dededen toruna
kalırsa daha verimli olur.
1531- Đneğin sarısı, toprağın karası.
Ciftciler arasında ineğin sarı, toprağın kara renkli olanı beğenilir.
1532- Đnek ağzından sağılır.
Bir kisiden ya da hayvandan bol verim bekleyen onu iyi beslemeli, doyurmalıdır.
1533- Đnek gibi sut vermeyen, okuz gibi kutan surer.
Yorucu olmayan islerde kendisinden yararlanılamayan kisi, ağır islere kosulur.
1534- Đn kalk (cık) dunyası.
Dunyada hic kimse değismeyen bir durum sağlayamaz. Kah duser, kah kalkar. Krs. Kavanoz
dipli dünya.
1535- Đnkar mahkemenin kilidi.
Mahkeme, davalının inkarı ile acılır; inkarı ile kapanır.
1536- Đnsan ayaktan, at tırnaktan kapar.
Bircok hastalıklar insana ayağını usutmesinden, ata da tırnağı yoluyla gelir. Krs. Ayağını
sıcak tut...
1537- Đnsan beser, kuldur (bazen) sasar.
Tanrı insanları eksiksiz yaratmamıstır. Dunyada yanılmayan kimse yoktur. Kisinin kimi
zaman sasırmasını, yanılmasını hos gormek gerektir. krs. Kul kusursuz olmaz.
1538- Đnsan bilmediğini ayağının altına alsa bası goğe erer.
Đnsan ne denli bilgili olursa olsun bilmedikleri bildiklerinden binlerce kez coktur.
1539- Đnsan cesit cesit, yer damar damar.
Toprağın her kesimi ayırı ayrı nitelikler tasıdığı gibi, insanlar da kume kume ve tek tek
birbirlerinden ayrı nitelikler tasırlar.
1540- Đnsan doğduğu yerde değil, doyduğu yerde.
Đnsan doğduğu yeri değil, gecimini sağladığı yeri yurt edinir.
1541- Đnsan esek olunca semer vuran cok olur.
Kisi anlayıssız, budala olursa, cevresi bu durumunu somurur: Kendisiyle alay edenler, ondan
cıkar sağlayanlar cok olur.
1642- Đnsan (adam) eti (yuku) ağırdır.
1) Bakmakla yukumlu olduğu kimselerin hizmeti bir aileyi zaten çok yorar. Buna, bakmakla
yukumlu olmadığı kimsenin hizmeti eklenmemelidir. Yani hicbir kimse, baska bir aileye
yuk olmamalıdır. Bu yuk aileye ağır gelir.
2) Yatalak insanı kaldırmak, yatırmak guctur.
1543- Đnsan gore gore, hayvan sure sure (alısır).
Đnsanlar bir seyi gore gore oğrenirler. Hayvanların oğrenmesi ise insanların onlara istedikleri
isi surekli olarak yaptırması ile sağlanır.
1544- Đnsanı gam duvarı nem yıkar.
Bkz. Duvarı nem, insanı gam yıkar.
1545- Đnsanın (adamın, bir kimsenin) adı cıkmadansa canı cıkması yeğdir (hayırlıdır).
Bkz. Bir adamın adı cıkacağına...
1546- Đnsanın (adamın) alacası icinde, hayvanın alacası dısında (-dır).
Hayvanın rengi dısındadır, bellidir. Ama insanın rengi icindedir: Ne dusunduğu, ne yapmak
istediği, kısaca icyuzu belli değildir.
1547- Đnsanın canı acıyan yerindedir.
Bir yerimiz acıdı mı butun vucudumuz rahatsız olur; sanırız ki canımız oradadır.
1548- Đnsanın eti yenmez, derisi giyilmez; tatlı dilinden baska nesi var?
Đnsanın kendini sevdirmesi tatlı diliyle olur. Onu; eti, sutu, yumurtası, derisi... icin sevilen
hayvandan ayıran da budur.
1549- Đnsanın kotusu (fenası) olmaz; meğer ki zuğurt ola (parası olmaya).
Bkz. Adamın kotusu olmaz...
1550- Đnsanın vatanı doğduğu yer değil, doyduğu yerdir.
Kisi doğduğu yerde kazanc sağlayamazsa, kazanc sağlayabileceği bir yere gocer; orayı yurt
edinir. Doğduğu yerden cok burasını benimser.
1551- Đnsan ikrarından, hayvan yularından tutulur.
Bkz. Đnsan sozunden...
1552- Đnsan insanın (adam adamın) seytanıdır.
Uygunsuz arkadas, insanı doğru yoldan saptırır; kotuluğe surukler. Krs. Kisi refikinden azar.
1553- Đnsan kendini beğenmese catlar (olur).
Herkes kendini beğenir. Bu, kendi aklını beğenmesinin sonucudur. Cunku insanın kisiliği,
aklının yonetimi ile bicimlenir. Madem ki kendi aklını butun akılların ustunde goruyor, kisiliğini
de ustun bir değer kazanmıs bilir. Zaten boyle olduğuna inanmasa yasayamaz. Krs. Herkes aklını
pazara cıkarmıs...
1554- insan (adam) kıymetini insan (adam) bilir.
Bir kimsenin ne kadar değerli olduğunu ancak o kimsenin değerini olcebilecek nitelikteki
insanlar anlar.
1555- Đnsanoğlu ciğ sut emmis.
Đnsanoğlu her zaman iyi değildir. Kimi zaman sutsuzluk damarı tutar, soysuzca davranıslarda
bulunur; iyiliğini gorduğu kimseye kotuluk yapar.
1556- Đnsan soylese soylese (konusa konusa) hayvan koklasa koklasa.
Hayvanlar koklasarak tanıstıkları gibi insanlar da konusarak tanısırlar ve konustukca
birbirlerini daha iyi anlarlar.
1557- Đnsan sozunden (ikrarından), hayvan yularından tutulur.
Soylediği soz, kisiyi bağlar. Buna uymayan bir davranısta bulunmak istese kendisine hemen
bu soz anımsatılır. Onun icin soylediğinin dısına cıkamaz. Su durum, yularından tutulduğu icin
baska yone sapamayan hayvanın durumuna benzer.
1558- Đnsan yanıla yanıla, pehlivan yenile yenile.
Bkz. Adam yanıla yanıla...
1559- Đnsan yedisinde ne ise yetmisinde de odur.
Kisinin cocukluğundaki huyları, ozellikleri değismez; ihtiyarlığında da surer. Krs. Can
cıkmayınca..., Huy canın altındadır, Sutle giren huy..., Huylu huyundan vaz gecmez.
1560- Đp inceldiği yerden kopar.
Bir durum, en curuk yerinden patlak verir. Krs. Gon yufka yerinden delinir.
1561- Đp kırıldığı (koptuğu) yerden ulanır (bağlanır).
1) iki ki si arasındaki krıgınlığın giderilmesi ciin krıgınlık nedeninin giderilmesi gerekir.
2) Bozulan bir is nerede kalmıssa, duzeltilmesine oradan baslanır.
1562- Đplik pazarında Fatmacığa kim?
Benzerleri cok olan kisi ya da nesnelere kimse onem vermez; ayrıcalık tanımaz.
1563- Đsin yanına varan is, misin yanına varan mis kokar. (Karga ile gezen boka konar.)
Kisi kiminle arkadaslık ederse ondan kendisine birtakım huylar gecer: Kotu arkadastan kotu,
iyi arkadastan iyi. Krs. Đtle yatan bitle kalkar, Kisi refikinden azar, Kır atın yanında duran...,
Körle yatan..., Topalla gezen..., Üzüm üzüme...
1564- Đslam'ın sartı bes, altıncısı insaf demisler.
Đslam dininin bes temel direği vardır. Kelime-i sahadet, namaz, oruc, zekat, hac.) Eğer
altıncısı olsaydı her halde insaf olurdu. Đnsaf, namaz, oruc gibi, Đslamlığın temel direklerinden
sayılmaya değer.
1566- Đstediğini soyleyen, istemediğini isitir.
Bir kimseye olcusuz, ağır sozler soylemek, hakaret etmek doğru değildir. O da ağır sozlerle
karsılık verir.
1566- Đstemem diyenden korkmalı.
Bir seyi istemem diyen, fırsat bulunca, bakarsınız ki asırı istekli olandan daha cok o seyi
istiyormus.
1567- Đstenmeyen as, ya karın ağrıtır ya bas.
Bkz. Gonulsuz yenen as...
1568- Đsteyenin bir yuzu kara, vermeyenin iki yuzu.
Birisinden bir sey istemek zorunda kalan kimse utanır. Ama onun yuzsuyu dokmesine karsı
istediğini vermeyenin daha cok utanması gerekir.
1569- Đs amana binince kavga uzamaz.
Kavga edenlerden biri aman dilerse artık cekisme kalmaz.
1570- Đs anlatıncaya kadar bas elden gider.
Kızısmıs bir kavgada, ya da bir tarafın buyuk zarara uğrayacağı bir islemde meram
anlatmaya fırsat kalmadan, olacak olur.
1571- Đs bilenin, kılıc kusananın.
Bkz. At binenin...
1572- Đsci kırk yılda, tuccar kırk gunde.
Đscinin kırk yılda eline gecen parayı tuccar kırk gunde, belki de bir gunde kazanır. Buna
benzer esitsizlik ornekleri coktur.
1573- Đsine hor bakan (sanatını hor goren) boynuna torba takar.
Đsini kucumseyen kisi para kazanamaz. Para kazanmayanın sonu ise dilenciliktir.
1574- Đsini bilmeyen kasap, ne bıcak kor ne masat.
Bilmediği ise girisen kisi, her seyi karmakarısık duruma getirir.
1575- Đsini kıs tut da yaz cıkarsa bahtına.
Basladığın isin guc yuruyeceğini, ya da parlak sonuc vermeyeceğini dusun, kendini ona gore
hazırla ki sonunda dus kırıklığına uğramayasın ve isi kolay yurutebilir, parlak sonuc alırsan
sevinesin.
1576- Đs insanın aynasıdır.
Bir kimsenin nasıl bir kisi olduğunu anlamak isterseniz yaptığı islere bakınız. Bu islerin
niteliği, o kisinin yeteneğini, huyunu, tutumunu... belli eder.
1577- Đs insanın kalayı.
Beden ve kafa, calıstıkca gelisir, guclenir, guzellesir.
1578- Đsin yoksa sahit ol, paran coksa (borcun yoksa) kefil ol.
Tanık, ikide birde mahkemeye cağırılır, isini, gucunu bırakıp gider. Kefil de, asıl borçlunun
borcunu odememesi dolayısıyla bu parayı odemek zorunda kalır. Onun icin tanıklık, bos oturan
kimselerin, kefillik, parası cok kimselerin isidir. Đkisinden de uzak kal.
1579- Đskilli buzuk dingilder.
Meydana cıkmasını istemediği bir is yapmıs olan kisi, hep korku, telas icinde, tetikte
bulunur. Bu durumuyla kuskuları uzerine ceker. Krs. Al kasağıyı...
1580- Đsleyen demir pas tutmaz (paslanmaz, ısıldar).
Tembel tembel oturan kimse hantallasır, is yapma yeteneğini yitirir. Calısan kimse gittikce
açılır, daha yararlı isler yapar. Krs. Yuvarlanan tas yosun tutmaz, Akan su yosun tutmaz.
1581- Đsleyen eseğin boynu boncuklu olur.
Đsveren, gorevini iyi yapan, calıskan iscisine iyi bakar. Onu odullendirir.
1582- Đs olacağına varır.
Bir is, kosullar neyi gerektiriyorsa o yonde gelisir; ne olacaksa o olur. Sen onun yuruyusunu
değistiremezsin. Bundan dolayı su, ya da bu bicimde yurumemekte olmasına bos yere uzulme.
1583- Đstah disin dibindedir.
Bir sey yemeyi canı cekmeyen kimse, yiyecekten bir parca tadınca istahının acıldığını gorur.
1584- Đsten artmaz, disten artar.
Đnsan ne denli cok calısıp para kazanırsa kazansın, tutumlu harcamasını bilmezse bir sey
artıramaz. Para, kazanmakla değil, tutumla artar.
1585- Đt ağzını kemik tutar.
Asağılık kisinin ağzını kapamak icin ona bir cıkar sağlamak yeter.
1586- Đt, boku acından yer.
Yasa dısı cıkar sağlayanlar ve toplumun kınadığı yollarla para kazananlar icinde oyleleri var
ki, yasamlarını surdurebilmek icin baska yol bulamamıslardır.
1587- Đt değmekle (isemekle) deniz pis olmaz.
Temizliğine herkesin buyuk bir inancı bulunan kisi ya da sey, asağılık kimselerin atmak
istediği camurla kirletilemez. Krs. Kopek surunmekle..., Kalaylı bakır kuflenmez.
1588- Đt derisinden post olmaz.
Asağılık kimse, ya da sey, yüce ve temiz bir amaca hizmet edemez.
1589- Đte dalanmaktan calıyı dolanmak iyidir.
Kisi, yapacağı iste huysuz biriyle catısacaksa isini o kisiyle karsılasmayacağı yoldan (bu yol
güçlüklerle dolu olsa bile) yürütmelidir.
1590- Đte vurmazlar (host demezler) sahibinin hatırı var diye.
Bir kimsenin buyruğu altındaki kisiyi incitecek eylem, dolaylı olarak o kimseyi de incitir. Bu
nedenle bir kimse adına is goren buyruk altındaki kisilere karsı dikkatli bulunmak gerekir.
1591- Đti an, (değneği yanına koy) tası eline al.
Saldırgan birisiyle karsılasacak olan kimse, kavgaya hazır olmalıdır.
1592- Đtin (kopeğin) ahmağı baklavadan pay umar.
Aptal kisi, eline gecmesi olanağı bulunmayan bir nimeti bekler.
1593- Đtin akılsızı kurban bayramında sılaya gider.
Đsini bilmeyen kisi, ayağına gelen kısmetten yararlanacağı yerde, zorunlu olmayan, her
zaman yapabileceği bir isi one alır.
1594- Đtin (kopeğin) duası kabul (makbul) olsa (-ydı) gokten kemik yağar(-dı).
Asağılık kisinin istediği olsaydı dunya, yalnız kendisinin isine yarayan, baskalarını rahatsız
eden seylerle dolardı.
1595- Đtin gonlune kalsa gunde bir les yer.
Tamahkar kisi doymak bilmez. Gozu hep daha cok kazanctadır.
1596- Đtin kuyruğu kalıba konmakla doğrulmaz.
Yaradılıstan kotu olan kisi, ne denli eğitilirse eğitilsin yola gelmez.
1597- Đtin olumu gelirse cami duvarına iser.
Bkz. Eceli gelen köpek...
1598- Đti (kopeği) oldurene suruturler.
Berbat bir isin sıkıntısını, onu yapana cektirirler. Bu isin temizlenmesini, duzeltilmesini ona
yüklerler.
1599- Đt ite buyurur, it de kuyruğuna.
Tembel kisi kendisinin yapması gereken isi, tembel olan birine buyurur. O da buyruğu
altındaki birine.
1600- Đt itin ayağına (kuyruğuna) basmaz.
Baskasına kotuluk etmekte ayaktas olanlar birbirlerini incitmezler.
1601- Đt itin kuyruğunu bırakmaz.
Đsleri, gucleri kotuluk yapmak olanlar birbirlerinden ayrılmazlar.
1602- Đt iti suvatta bulur.
Asağılık kisiler birbirlerini kendi gibilerinin toplandığı yerde bulurlar.
1603- Đt kağnı golgesinde yurur de kendi golgesi sanırmıs.
Baskasının korumasıyla is yapan akılsız kisi, desteklendiğini unutarak kendi gucune inanır.
1604- Đt kısı gecirir ama gel derisinden sor.
Bir desteği bulunmayan kisi, (ozellikle paraca) cektiği sıkıntıları zamanla atlatır ama bu
arada çektiklerini ancak kendisi bilir.
1605- Đtle cuvala girilmez.
Edepsiz ve saldırgan kimse ile bir konu uzerinde karsılasmak ve kavgaya tutusmak doğru
değildir.
1606- Đtle (kopekle) dalasmaktan calıyı dolasmak yeğdir. (Kopeğe dalanmaktan calıyı
dolanmak yeğdir.)
Edepsiz kimse ile uğrasmamak icin onun bulunduğu yerden uzaklasınız.
1607- Đtle yatan bitle kalkar.
Bkz. Korle yatan sası kalkar.
1608- Đt suru para (akca) kazan.
Ekmek parası kazanmak icin it surumek gibi bir is tutmak bile ayıp değildir.
1609- Đt ulur, birbirini bulur.
Asağılık kimse bir konu uzerinde sesini yukseltince aynı amacı gudenler o ses etrafında
toplanır, kendisiyle birlesirler.
1610- Đt urur, kervan yurur.
Doğru yolda olanlara catanlar, kervana uruyen itlere benzerler. Bu tur karsı koymalar,
yuruyusu engelleyemez.
1611- Đt yal yediği kapıyı bekler.
Vefalı kisi, iyilik gorduğu kimseyi ya da kurumu savunur.
1612- Đven (acele etmek) kız ere varmaz, varsa da baht bulmaz.
Đvmekle koca bulunmaz. Đven kız esini iyi secemeyeceği, rasgele bir kocaya varacağı icin
mutlu olmaz.
1613- Đven sinek sute duser.
Đslerini gerektiğinden once yapmaya calısanlar ağır zararlara uğrarlar. Krs. Cabalama ile
carık yırtılır.
1614- Đyi dost kara gunde belli olur.
Bkz. Dost kara günde belli olur.
1615- Đyi evlat babayı vezir, kotu evlat rezil eder.
Babaya un kazandıran da, el icine cıkamayacak bir duruma dusuren de evlatlarının
tutumudur. Baba, akıllı, serefli evladıyla ovunur. Kotu, serefsiz evladından da utanır. Krs. Kisiyi
vezir eden de karısı, rezil eden de.
1616- Đyi insan sozunun ustune gelir.
Yokluğunda kendisinden soz edilen kimse, konusmanın uzerine gelirse, o iyi bir insandır,
denilir.
1617- Đyi is altı ayda cıkar.
Bkz. Temiz is altı ayda cıkar.
1618- Đyiliğe iyilik her kisinin karı, kotuluğe iyilik er kisinin karı. (Kotuluk her kisinin karı,
iyilik er kisinin karı).
Đyiliğe karsı iyilik etmek olağanustu bir sey değildir. Bunu herkes yapabilir. Herkesin
yapamadığı sey, kotuluğe karsı iyilik etmektir. Bunu yapabilen kisi olgunluk ve erdemlilik
orneğidir.
1619- Đyiliğe iyilik olsaydı, koca okuze bıcak olmazdı.
Bu dunyada her zaman iyiliğe karsı iyilik gorulmez. Đyiliğe karsı kotuluk de coktur.
Baksanıza, okuz, omru boyunca hizmet ederek sahibine kazanc sağlamasına karsın ihtiyarlayınca
sahibi onu kesiyor.
1620- Đyiliğe nereye gidiyorsun demisler, kotuluğe demis.
Bircok iyiliklerin karsısında kotuluk vardır.
1621- Đyilik eden iyilik bulur.
Đyilik eden kimseyi herkes sever. Sırası gelince, kendisinden iyilik gormus olan baskaları da
ona iyilik eder. Krs. Herkes ne ederse kendine eder.
1622- Đyilik et denize at, balık bilmezse Halik bilir.
Karsılık beklemeden iyilik yap. Đlgili, senden iyilik gorduğunu bilmese de Tanrı iyilik
yaptığını bilir ve sen bu davranısından dolayı bir ic rahatlığı duyarsın.
1623- Đyilik et kele, ovunsun ele.
1) Sen yaptığın iyilikle bir kisinin cirkinliğini guzelliğe cevirirsin.
O, bu iyiliğin hic sozunu etmez de guzelliğiyle herkese ovunur.
2) Kisinin beğenilmeyen yonlerini duzelt; onu herkese ovuneceği duruma getir.
1624- Đyilik (muhabbet) iki bastan olur. (Değirmen iyi tastan, iyilik iki bastan).
Birbiriyle iliskileri bulunan iki kisinin iyi gecinebilmeleri icin yalnız birinin iyi olması
yetmez. Otekinin de iyi olması gerektir.
1625- Đyi nasihat verilir, iyi ad verilmez.
Bir kimse baskasına iyi oğut verebilir ama iyi ad, un veremez. Bunu ancak kisinin kendisi
kazanabilir.
1626- Đyi olacak hastanın hekim ayağına gelir.
Tanrı kotu bir durumun iyiliğe donmesini dilemisse bunu yapacak kimse isin ustune gelir.
:::::::::::::
-K-
1627- Kabahat (suc) oldurende değil, olendedir. (Kabahat olende mi, oldurende mi?)
Kimi zaman kabahat olendedir. Cunku sozleriyle, davranıslarıyla karsısındakini adam
oldurecek kadar sinirlendirmis, kıskırtmıstır.
1628- Kabahat ölende mi, öldürende mi?
Bkz. Kabahat oldurende değil...
1629- Kabahat (suc) samur kurk olsa kimse sırtına (ustune) almaz.
Kabahat; kınanan, cezalandırılan bir davranıs olduğundan hicbir kimse onu ben yaptım
demez. Krs. Sucu gelin etmisler...
1630- Kabiliyetli cırak ustayı gecer (ustadan usta olur.) Bunun ustası falancadır. Bu, ona
yetisemez dememeli. Yetenekli cırak, ustasını gecer. Boyle olmasaydı hicbir dalda ilerleme
olmazdı.
1631- Kabul olunmayacak duaya amin denmez.
Gerceklesmesi olanaksız girisime oy vermek doğru değildir.
1632- Kacan balık buyuk olur. (Kaybolan koyunun kuyruğu buyuk olur.)
Đnsan, elden kacırdığı kucuk bir fırsatı gozunde buyutur; onun cok onemli olduğunu soyler
durur. Krs. Kel olur sırma saclı...
1633- Kacanı kovmazlar (kovalamazlar), yıkılanı vurmazlar.
Dusman kacarsa yenilgiyi kabul etmis demektir. Onu kovalayıp ezmeye calısmak mertliğe
yakısmaz. Yıkılanı, gucsuz olduğunu gostereni vurmak da boyle.
1634- Kacanın anası ağlamamıs.
Kavgadan ve saldırıdan kacan kimse, canını kurtarmıs ve annesinin ağlamasına yol acacak
bir olaya meydan vermemis olur.
1635- Kader olmayınca kadir bilinmez.
Kisi talihsiz ise, ne denli iyi bir insan olursa olsun, değeri bilinmez.
1636- Kadı anlatısa gore fetva verir. (Anlatısa gore verirler fetvayı).
Haksız kisi, olayı kendisini haklı gibi gostererek anlatırsa, dinleyen ona hak verir. Bu kisinin
haksız gosterdiği kimseyi de haksız bulur.
1637- Kadı ekmeğini karınca yemez.
Yargıcın malına kimse dokunmaz. (Đki nedenle: 1- Sucluyu o yargılayacaktır. Krs. Davacın
kadı olursa yardımcın Allah olsun. 2- Kadılar rusvet almak, haram yemek, zulmetmekle unludur.
Mallarına, ekmeklerine cok haram ve gozyası karısmıstır. Boyle bir ekmeği karınca bile pis
sayar, zehirli bulur.)
1638- Kadın erkeğin seytanıdır.
Bkz. Erkeğin seytanı kadın.
1639- Kadının fendi erkeği yendi.
Kadınlar kurnazlıkta erkeklerden ustundurler. Cesit cesit oyunlarla her zaman erkekleri
yenerler.
1640- Kadının (cahilin) sofusu, seytanın maskarası.
Sofu kadınla seytan alay eder. Cunku boyle kadınlar, evleriyle ilgilenmezler, islerini
guclerini bırakırlar. Bu bicimsel ibadet yuzunden gercek ibadetlerini yapamazlar; yani evlerine,
ailelerine bakamazlar.
1641- Kadının samdanı altın olsa mumu dikecek erkektir.
Kadın ne denli bol, değerli ceyizle gelirse gelsin evin butun eksiklerini erkek sağlar;
giderlerini erkek karsılar; evi o gecindirir.
1642- Kadın kocasını isterse vezir, isterse rezil eder. (Kocasını vezir eden ile rezil eden de
karısıdır.)
Akıllı ve tutumlu kadın kocasının saygınlığını da mal varlığını da artırır. Oynak ve tutumsuz
kadın da kocasını toplum icinde kucuk dusurur; yoksulluğa surukler. Krs. Erkek sel kadın gol.
1643- Kadın kocasının carığı, anasının sarığıdır.
Kadın, kocasının cıkarıp attığı carık gibi terk edilebilir bir durumdadır. Ama annesi onu her
zaman bastacı eder. Krs. Onceki carığı...
1644- Kadın var arpa ununu as eder; kadın var buğday ununu kes eder.
Bkz. Eti ciğer eden de avrat, ciğeri et eden de.
1645- Kadıyla mı iyisin, kapıyla mı? - Kapıyla.
Đsini istediği bicimde sonuclandırmak isteyen kisi, yuksek yetkiliden cok, onun buyruğu
altında calısan gorevliyle uyusmalıdır. Cunku kararı hazırlayan odur. Yuksek yetkili sadece
imzalar.
1646- Kadın malı, kapı mandalı.
Bkz. Avrat malı, kapı mandalı.
1647- Kalaylı bakır kuflenmez.
Temizliğini herkesin bildiği kisi ve is lekelenemez. Krs. Đt değmekle..., Kopek surunmekle...
1648- Kalbin yolu mideden geçer.
Bir kimsenin sevgisini kazanmak isterseniz ona solen verip guzel yiyecekler sununuz. Krs.
Erkeğin kalbine giden yol mideden geçer.
1649- Kaldın mı oğul eline, mudara eyle geline.
Oğullarının bakımına muhtac olan ana baba, gelinlerine yaranmak zorundadırlar. Cunku evin
asıl sahibi artık oğulları değil gelinleridir.
1650- Kalendere kıs geliyor demisler, titremeye hazırım diye cevap vermis.
Yasamanın felsefesine eren kisi, en sevimsiz, dahası rahatsız durumları bile hos karsılar. Krs.
Abdala kar yağıyor demisler...
1651- Kalın (yoğun) incelene kadar ince uzulur.
Guclu ile zayıfın, zengin ile fakirin, bir hastalığa, bir sıkıntıya, bir zarara dayanma
yetenekleri aynı değildir. Guclu gucunden bir parcasını yitirerek zayıflar; ama zayıf o kadar gucu
yitirince olecek duruma duser.
1652- Kalıp kıyafetle adam adam olmaz.
Gosterisli bir vucut, iyi bir giyim-kusam, kisiye insanlık değeri kazandırmaz. Krs. Kurk ile
bork ile adam olunmaz, Eseğe altın semer vursalar yine esektir.
1653- Kalkacağın yere oturma.
Kisi, layık olmadığı, er gec uzaklastırılacağı ise girmemelidir.
1654- Kalb kalbe karsıdır.
Bkz. Gönülden gonule yol vardır.
1655- Kalp (Gosterisli ama ise yaramaz kisi) kazanır, kaltaban (Duzenci) gonenir.
Đs becerme yeteneği bulunmayan kisi, duzenbazın kendisine yutturduğu seyi kazanc sanır.
Oysa, isini yurutmus olan, duzenbazdır.
1656- Kalpten kalbe yol vardır.
Bkz. Gonulden gonule yol vardır.
1657- Kanaat gibi devlet olmaz.
Gereksemeleri icin cok sey istemeyen, azı yeter bulan ve elindekiyle yetinmesini bilen kisi
yokluk nedir bilmez.
1658- Kanatsız kus ucmaz.
Gereken kosullarla donanıp guclenmeyen kisi amaca varamaz.
1659- Kancık yalanmadan erkek dolanmaz.
Kisi, cıkar sağlamayı dusunduğu kimsenin yakınlık gosterip umut vermesi uzerine tasarısını
gerceklestirir.
1660- Kanı kanla yumazlar, kanı su ile yurlar.
Kotu bir durum, kotuluğu surdurecek davranıslarla duzelmez. Buna son verebilecek
davranıslarla duzelir.
1661- Kan kusana altın leğenin ne faydası var.
Bkz. Altın leğenin kan kusana...
1662- Kan kus, kızılcık serbeti ictim de.
Kisisel dertlerimizi icimizde saklamalı, baskalarının oğrenmesine meydan vermemeliyiz.
Dahası, kotu olan durumumuzu iyi gibi gostermeye calısmalıyız.
1663- Kapıyı kırarsan odun cok olur.
Bir gereksinimini karsılayacak parası bulunmayan kisi, onemli bir malını satmayı guze alırsa
sorun kalmaz.
1664- Kara gun kararıp kalmaz (durmaz). (Koc yiğit bunalıp olmez.)
Đnsanın sıkıntılı zamanı surup gitmez, arkasından keyifli gunler de gelir.
1665- Kara (kötü) haber tez duyulur.
Olum gibi, baska felaketler gibi haberler, bununla ilgili kimselerin kulağına cabuk yetisir.
1666- Karakısta karlar, martta yağmaz, nisanda durmazsa değme ciftcinin keyfine. (Martta
yağmaz, nisanda dinmezse sabanlar altın olur.)
Karakısta kar yağar, martta yağıs olmaz, nisanda da cok yağmur yağarsa o yıl bol urun alınır;
ciftcinin yuzu guler. Krs. Nisan yağmuru...
1667- Karaya sabun, deliye oğut neylesin.
Ozu bozuk olan sey, duzeltme cabalarıyla iyi duruma getirilemez.
1668- Kardesi kardes yaratmıs, rızkını ayrı yaratmıs.
Bkz. Allah kardesi kardes yaratmıs, kesesini ayrı yaratmıs. Kardesim ağa, avradı hatın...
1669- Kardesim ağa, avradı hatın, almaz beni kulluğa satın.
Evlenen kisinin karısına verdiği değer, kardesine karsı olan sevgisini bastırır. Krs. Kardesi
kardes yaratmıs, rızkını...
1670- Kardesim olsun da kanlım olsun.
Kendisine çok büyuk kotuluk de yapsa, insan kardesinden vazgecemez. Cunku kardes, sırası
gelince, eski yaptıklarını unutturacak kadar buyuk yardımda ve iyilikte bulunur. Krs. Kardes
kardesi...
1671- Kardes kardesi atmıs, yar basında tutmus. (Kardes kardesi bıcaklamıs, donmus yine
kucaklamıs.)
1) Kimi zaman kisi, kardesine buyuk bir kotuluk yapar. Ama o kotuluğun kardesini mahva
goturmekte olduğunu gorunce pismanlık duyar ve yaptığını duzeltecek davranıslarla
yardımına kosar. (Yar ucurum anlamıyla alındığına gore.)
2) Kardes kardesten vazgecebilir. Ama sevgilisi onu el ustunde tutar. (Yar sevgili anlamına
alınırsa.)
1672- Kardes kardesi bıcaklamıs, donmus yine kucaklamıs.
Bkz. Kardes kardesi atmıs, yar basında tutmus.
1673- Kardes kardesin (hısım hısımın) ne olduğunu ister; ne onduğunu.
Kardes, kardese ziyan gelmesini istemez. Ama onun kendisinden ustun durumda olmasını da
kıskanır.
1674- Kardesten karın yakın (kulaktan burun yakın), (Karın kardesten yakın).
1) Kisi kardesini de sever cocuklarını da. Ama cocuklarını kardesinden daha ileri tutar.
2) Kendi cıkarıyla, baskasının, dahası kardesinin cıkarı catısan kisi,
once kendi cıkarını dusunur.
1675- Kar eden ar etmez.
Bkz. Ar yılı değil kar yılı.
1676- Kar erir, bok ayaza cıkar.
Kirlilikleri örten durum ortadan kalkınca butun kotulukleri herkes gorur.
1677- Karga dermis ki: Cocuklarım olalı burnumu gome gome bok yiyemedim.
Ana-baba cocukları icin her turlu ozveriye katlanırlar. Kendilerinden cok onları dusunurler.
1678- Karga ile gezen boka konar.
Bkz. Đsin yanına varan is...
1679- Karga kekliği taklit edeyim derken kendi yuruyusunu sasırmıs.
Gorgusuz kisi, gorgulu kisinin yaptığını yapmaya kalkısırsa beceremez, kendisinin doğal
davranısını da yitirir, gulunc olur.
1680- Karga mandayı (saksağan danayı) babası hayrına bitlemez.
Bir kimse baskasına hizmet ediyorsa bunda kendisinin de bir cıkarı vardır.
1681- Karga sakırdamıs bulbulum sanmıs.
Bir ustayı taklit eden aptal, kendini ustalığa yukselmis gibi gorur.
1682- Karga yavrusuna bakmıs, benim ak pak evladım demis. (Kuzguna yavrusu anka
görünür.)
Kisi kendi cocuğunu guzel, kendi eserini kusursuz gorur. Baskalarına gore ne denli cirkin ve
kusurlu olurlarsa olsunlar.
1683- Karı-koca bir sozle yakın, bir sozle uzaktır.
Bir kadınla bir erkek, birbirlerine bağlandıklarını bildiren bir sozle karı-koca olurlar. Böyle
bir bağın kalmadığını bildiren bir sozle de yabancı olurlar.
1684- Karı (kadın) malı kapı mandalı (hamam tokmağıdır).
Bkz. Avrat malı kapı mandalı.
1685- Karıncadan ibret al, yazdan kısı karsılar.
Kisi calısıp kazanabildiği zamanı bos gecirmemeli, calısamayacağı gunler icin gecimini
sağlayacak varlık edinmelidir.
1686- Karınca kanatlanınca serce oldum sanır.
Eline gecici ve onemsiz bir guc gecen kisi, surekli guclu oldum sanır.
1687- Karınca(-nın) zevali gelince kanatlanır.
Kisi, layık olmadığı asamaya yukselir, ya da durumunun gereklerine aykırı taskınlıklarda
bulunursa artık dusecek demektir.
1688- Karın kardesten yakın.
Bkz. Kardesten karın yakın.
1689- Kar kuytuda, para pintide eğlesir.
Her sey, saklanabilen yerde ve saklamasını bilenin yanında bulunur.
1690- Kar ne kadar cok yağsa yaza kalmaz.
Elverisli bir ortamda coğalan seyler, ortam elverisliliğini yitirince yok olur.
1691- Karın tok it golgede yatar.
Akılsız kisi bugun karnını doyurunca yanını dusunmez, yan gelir yatar, keyfine bakar.
1692- Karpuz kabuğunu gormeden denize girme.
Bir isi en uygun zamam gelmeden yapma; denize girmek icin karpuzun olgunlasma zamanını
beklediğin gibi.
1693- Karpuz kabuğuyla buyuyen (beslenen) eseğin ölümü sudan olur.
Ozensiz, ustunkoru yapılan is, hicten bir nedenle bozulur.
1694- Karpuz kesmekle bararet sonmez (yurek soğumaz).
Size kotuluk yapmıs olan bir kimseden baskasına zarar vermekle o kimseden oc almıs
olamazsınız.
1695- Karpuz (kavun, karpuz) kökeninde büyür.
Cocuk ana baba ocağında, herhangi bir kisi doğup buyuduğu cevrede yetisir, gelisir.
1696- Kar susuzluk kandırmaz (gidermez). (Kavurga karın doyurmaz.)
Gercek gereksemeler, avutucu, oyalayıcı seylerle karsılanamaz.
1697- Kartala bir ok değmis, yine kendi yeleğinden.
Bir kimseye en buyuk kutuluğu kendisine cok yakın olanlar yapar. Krs. Ağaca balta
vurmuslar...
1698- Kartalın beğenmediğini kargalar kapısır.
Zenginlerin beğenmeyip attıkları nesneler, yoksullar icin değerli mallardır.
1691- Kar yağdığı gun tozar.
Kalıcı ya da doyurucu olmayan kazanc cabucak tukenir. Surekli ve doyurucu bir kazanc yolu
bulmak gerek.
1700- Kar yılı var yılı.
Kar yağdığı yıl urun bol olur, ciftcinin eline bol para gecer.
1701- Kar, zararın kardesidir (ortağıdır).
Ticaretle uğrasan kimse; sadece kar edeceğini dusunmemeli, zarar etmeyi de goze almalıdır.
Alısveriste kar ve zarar birlikte gider.
1702- Kasap ekmeği yavan yer.
Bkz. Terzi kendi sokuğunu dikemez.
1703- Kasap isterse keçinin boynuzundan yağ cıkarır.
Bkz. Cobanın gonlu olursa tekeden yağ cıkarır.
1704- Kasap, yağı bol olunca gerisini yağlar.
Elinde kendisine gerek olandan artık sey bulunan kimse, bunu gereksiz yere savurup telef
eder. Krs. Abdalın yağı cok olursa..., Kurdun yağı cok olunca...
1705- Kasavetsiz ağız anahtarsız acılır.
Sıkıntısı olan kimseye bir sey soyletmek guctur. Ama sıkıntısı, kaygısı olmayan kimse, bol
bol, rahat rahat konusur.
1706- Kasımdan on gun evvel ek, on gun sonra ekme.
Ekim zamanı kasımdan on gun once biter. Kasımdan on gun sonra ekilen tohum verimli
olmaz.
1707- Kasım yuz elli, yaz belli.
Kasımın 150- gunu (8 nisan) olunca kotu havalar gecer, yazın ucu gorunur.
1708- Kasım yuz, gerisi duz.
Bkz. Kasım yuz elli, yaz belli.
1709- Kas catmakla catık kasık olunmaz.
Gorunusu benzetmekle ovulecek bir nitelik kazanılamaz. Belki eski durumdan da kotu bir
duruma dusulur.
1710- Kasığı herkes yapar ama sapını ortaya getiremez.
Her isin kendine ozgu bir inceliği vardır. Bu yerine getirilmedikce o is basarılmıs sayılamaz.
1711- Kas ile goz, gerisi (kalanı, artanı, dahası) soz.
Guzellik, her seyden once kas ve goz guzelliğidir. Vucudun baska yerlerinin guzel olması
onemli değildir.
1712- Katıra baban kim? demisler, dayım at demis.
Asağılık duygusu icinde bulunan kisi, kendisini olduğu gibi gostermeye utanır da kotu
yonunu gizler, sadece iyi yonuyle ovunur. Krs. Kel kız teyzesinin...
1713- Katıra (eseğe) cilve yap demisler, cifte (tekme) atmıs.
Bkz. Eseğe cilve yap demisler...
1714- Katrandan olmaz seker, olsa da cinsine çeker.
Kotu soylu sey ve kisi iyiye donmez. Ona iyi niteliği kazandırmak icin ne denli uğrasılırsa
uğrasılsın yine aslından bir kotu iz kalır.
1715- Kavak uzaya uzaya goğe yetmez.
Hangi alanda olursa olsun, ilerleyisin bir sınırı vardır.
1716- Kavak, yaprağını tepeden dokerse kıs cok olur.
Kavak ağacının yaprakları tepeden dokulmeye baslar, asağıdakiler, daha sonra dokulurse o
yıl kıs zorlu olur.
1717- Kavanoz dipli dünya.
Surekli olarak durum değistiren, hicbir durumuna guvenilemeyen, ustunde yasayanlara vefası
olmayan bir dunyada yasıyoruz. Krs. Đn kalk dunyası.
1718- Kavgada kılıc odunc verilmez.
Kisi, savunma silahını baskasına verip kendisini savunamayacak ve yenilgiye uğrayacak
duruma dusmemelidir.
1719- Kavgada yumruk sayılmaz.
1) Kavga edenlerden her biri, otekine karsı olabildiğince sert ve cok saldırıda bulunmak
zorundadır. Amac dusmanı ezmektir. Saldırının sayısı ve neye mal olduğu dusunulmez.
2) Bir seyin meydana gelmesi icin cok gerec harcamak zorunluluğu varsa esirgenmeden
harcanır. Ne denli cok harcanıyor diye dusunulmez.
1720- Kavun, karpuz kökeninde büyür.
Bkz. Karpuz kökeninde büyür.
1721- Kavun, karpuz yata yata büyür.
Bu soz tembel yatanlara takılmak icin soylenir.
1722- Kavurga karın doyurmaz.
Bkz. Kar susuzluk kandırmaz.
1723- Kavurganın yananı sıcrar.
Bir topluluğu tedirgin eden durumdan en cok zarar goren kisi sesini yukseltir.
1724- Kaya uçmazsa dere dolmaz.
Buyuk bir eksiği kapatabilmek icin buyuk ozverilerde bulunmak gerektir.
1725- Kaybolan (zayi olan) koyunun kuyruğu buyuk olur.
Bkz. Kacan balık buyuk olur.
1726- Kayıs bilir kutan (buyuk pulluk) ne ceker.
Ağır bir isin ne denli guc yapıldığını ancak o i sin yapılmasında aracı olan, emeği gecen bilir.
1727- Kaymağı seven mandayı yanında tasır.
Sevdiği seyden yoksun kalmak istemeyen kisi, onu sağlayacak aracları eli altında
bulundurmalı ve bunun icin gereken sıkıntılara katlanmalıdır. Krs. Zemheride yoğurt isteyen...,
Canı kaymak isteyen..., Asure yemeye giden kasığını..., Pilav yiyen kasığını...
1728- Kaynana ocu, oğlu cici.
Gelinler kocalarını severler de kaynanalarını rahatsızlık veren bir yaratık sayarlar.
1729- Kaynana pamuk ipliği olup raftan dusse gelinin basını yarar.
Kaynana ne denli yumusak huylu, iyi davranıslı olursa olsun, her hali gelini tedirgin eder.
1730- Kaynayan kazan kapak tutmaz.
Đcin icin buyuyen bir olay, bir duygu, cok gecmeden patlak verir.
1731- Kaza geliyorum demez.
Kaza, beklenmedik zamanda, birdenbire gelir. Olacağı bilinse onleyici onlem alınır.
1732- Kazanına ne korsan comcende o cıkar.
Bkz. Ne ekersen onu biçersin.
1733- Kazanırsan (sen) dost kazan, dusmanı anan da doğurur. (Sen dost kazan; dusman
ocağın basından cıkar.)
Sen dost kazanmanın yoluna bak, dusman kolay kazanılır. Anan bile sana dusman olacak bir
kardes doğurur.
1734- Kazan kazana kara demis.
Kınanacak bir durumu olan kimse, kendi kusuruna bakmaz da baskasındaki benzer durumu
kınar.
Krs. Kınayanda kırk batman.
1735- Kazanmayanın kazanı kaynamaz.
Kazancı olmayan kisinin evinde yemek pismez.
1736- Kazan tasarsa kepcenin değeri olmaz.
Onlemler tehlike basgostermeden alınmalıdır. Tehlike ortaya cıktıktan sonra alınacak onlem
ise yaramaz.
1737- Kazaya rıza gerek.
Kazaya boyun eğilmelidir. Olup biteni değistirmeye insanın gucu yetmediğine gore baska bir
sey de yapılamaz.
1738- Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez.
Buyuk cıkar sağlanan yerden ufak tefek ozveriler esirgenmemelidir.
1739- Kaz kazla, daz dazla, kel tavuk kel(topal) horozla.
Herkes kendi durumuna uygun gelen kisilerle anlasıp arkadaslık eder.
1740- Kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu.
Sen baskasına kotuluk yapma yolunu tutarsan; baskası da sana kotuluk yapma yolunu tutar.
Krs. Kazma kuyuyu kendin dusersin., El icin kuyu..., Az kaz uz kaz...
1741- Kazma kuyuyu kendin dusersin.
Bkz. El için kuyu kazan...
1742- Keçide de (keçinin de) sakal (sakah) var. (Sakal keçide de var.)
Bir kimse kılık kıyafetiyle değil gercek değeriyle guven verir. Sakal, kisiye değer
kazandırmaz. O, kecilerde bile vardır.
1743- Keci geberse de kuyruğunu indirmez.
inatcı, olur de inadından vazgecmez.
1744- Keçi kurttan kurtulsa gergedan olur.
Tehlikeler, zararlar olmasa her sey alabildiğine gelisir.
1745- Keci nereye cıkarsa oğlağı da oraya cıkar.
Buyuklerin tuttuğu yol, kucuklere ornek olur. Onlar da aynı yolu izlerler. Krs. Ağaca cıkan
keçinin... Ön tekerle nereden geçerse...
1746- Kecinin de sakalı var.
Bkz. Keçide de sakal var.
1747- Kecinin meseye ettiğini kulu derisinden cıkarır.
Bkz. Kecinin sumağa ettiğini...
1748- Kecinin sumağa (meseye) ettiğini sumak keciye edecek.
Sumak yaprağı ve mese kulu -icindeki tanen dolayısıyla- deri tabaklamakta kullanılır. Keci,
derisinin boylece hırpalanmasıyla canlı iken yaptığının karsılığını gorur.
1749- Kecinin uyuzu, cesmenin (pınarın) gozunden su icer (icer suyunu).
1) Değersiz ki siler kendilerini değerli ve en guzel esye alyık gorurler.
2) Đğrenc olanlar, durumlarına bakmazlar da iğrenilmeyecek sey ararlar.
1750- Keciye can kaygısı, kasaba yağ kaygısı. (Koyun can derdinde, kasap yağ derdinde).
Değismez bir kuraldır: Bir kisi onemli bir kaybından dolayı cırpınıp kıvranırken baska bir
kisi bu durumdan ne kadar cok yararlanabileceğini dusunur.
1751- Kedi gotunu gormus, yaram var demis. (Kedi kıcına bakar da yaram var dermis.)
Sıkıntısı olmayan densiz kisi, hic yoktan kendine sıkıntı cıkarır.
1752- Kedinin boynuna ciğer asılmaz.
Bir kimseye, kullanıp zarar vereceği, kendine mal edip ortadan kaldıracağı sey emanet
edilmez.
1753- Kedinin gideceği samanlığa kadar.
Uygunsuz bir is yapan kisi, ne kadar kacarsa kacsın, gideceği yerler bellidir. Az sonra yakayı
ele verir.
1754- Kedinin kabahatini önüne koyarlar, öyle döverler.
Cezalandırılan kimse sucunun ne olduğunu bilmelidir ki o sucu bir daha islemesin.
1755- Kedinin kanadı olsaydı sercenin adı kalmazdı.
Saldırganlar istediklerini yapabilecek durumda olsalardı, gucsuzleri kolaylıkla ortadan
kaldırır, bol bol cıkarlarını sağlarlardı.
1756- Kedinin usluluğu sıcan gorunceye kadar.
Atılgan kisilerin sessiz ve eylemsiz durmaları, onları cileden cıkaran bir durum bas
gösterince sona erer.
1757- Kedi torpuyu yalar da kanlar cıktıkca oh der.
Akılsız kisi baskasına yarar verirken kendisi zarar etse de aldırmaz.
1758- Kedi uzanamadığı (yetisemediği) ciğere, pis (murdar) der.
Kisi, elde edemediği seyi istemiyormus, beğenmiyormus gibi gorunur.
1759- Kedi, yavrusunu yerken sıcana benzetir.
Kisi, yakını olan sucsuz birisini ezmeyi cıkarına uygun gorurse onda dusmanına benzeyen
nitelikler bulur.
1760- Kediye bokun kimya demisler, ustunu ortmus.
Đyilik sevmeyen, kimsenin onduğunu istemeyen kisi, atacağı zararlı seyi -baskasının aradığını
anlarsa yararlanılamayacak duruma getirir.
1761- Kediyi sıkıstırırsan ustune atılır.
Senden cekinen, korkan kisi, cok sıkıstırırsan sana karsı gelir.
1762- Kefen alacak adam gozunun yasından belli olur.
Bir kimsenin herhangi bir eyleme giriseceği, o eyleme girismesini zorunlu kılan durumundan
anlasılır.
1763- Kefenin cebi yok.
Zengin olup da para harcamaya kıyamayan kimse, parayı ne yapacak? Obur dunyaya
götüremez ki!
1764- Kefilin ya sacı, ya sakalı.
Borclu borcunu odemezse kefilinin yakasına yapısılır; nesi bulunursa alınır.
1765- Kele koseden yardım olmaz.
Kisi, kendisinin yardıma muhtac olduğu konuda baskasına yardım edemez. Krs. Kelin ilacı
olsa...
1766- Kel ilaç bilse kendi basına surer.
Bkz. Kelin ilacı olsa basına surer.
1767- Kelin ayıbını takke orter.
Bircok kimselerin kusurlarını zenginlik, is basında olus vb. durumlar orter.
1768- Kelin ilacı (merhemi) olsa basına surer. (Kel ilac bilse kendi basına surer.)
Kendi derdine care bulamayan kisiden aynı durumda olan baskası yardım beklememelidir.
Krs. Kele koseden...
1769- Kel kız teyzesinin sacıyla ovunur.
Değersiz kisi, yakınlarının değerlerinden kendisine bir pay cıkarmaya calısır. Krs. Katıra
baban kim demisler...
1770- Keller (ile) yağırlar, birbirini ağırlar.
Bkz. Sağırlar birbirini ağırlar.
1771- Kelle sağ olsun da kulah bulunur (eksik olmaz.)
Kisi yasasın da elbet bir is sahibi olur.
1772- Kel olur, sırma saclı olur; kor olur, badem gozlu olur. (Kör ölür badem gözlü olur, kel
olur sırma saclı olur.)
Kisi, elinden giden onemsiz, kusurlu bir seyi cok onemli, cok guzelmis gibi anlatır. Krs.
Kacan balık...
1773- Kel yanında kabak anılmaz.
Bir kisinin yanında, uzaktan da olsa onun eksiğini cağrıstırabilecek sözler söylemekten
cekinilmelidir. Krs. Ac yanında sarpın kurcalanmaz.
1774- Kem dileme komsuna, kem is gelir basına.
Bkz. Hayır dile komsuna, hayır gele basına.
1775- Kemikle (etle) deri, yemekle diri.
Đyi beslenmeyen kisi sağlıklı olmaz.
1776- Kem söz, kalp (kem) akça sahibinindir.
Kötü sözü, kalp akçeyi kimse kabul etmez. Bunlar yine sahiplerine çevrilir.
1777- Kenarın dilberi nazik de olsa nazenin olmaz.
Kibar cevrede yetismemis olanlar, ne denli ozenseler kibarlığın butun inceliklerini
gosteremezler; kaba davranıslardan kendilerini busbutun kurtaramazlar.
1778- Kendi dusen ağlamaz.
Yanlıs davranısı yuzunden zarara uğrayan kimsenin bu durumundan yakınmaya hakkı
yoktur.
1779- Kendinden kucukten kız al, kendinden buyuğe kız ver.
1) Gelinler kocalarına karsı saygı duymalıdırlar. Bunu sağlamanın yolu, erkek ailesinin kız
ailesinden yuksek olmasıdır.
2) Bu yolu tutarsan aldığın kız seninle ovunur sen de iyi bir yere kız verdim diye mutluluk
duyarsın.
1780- Kepenek altında er yatar.
Đnsanları kılık ve kıyafetlerine bakarak değerlendirmemelidir. Kaba saba, perisan bir kılık
icinde değerli bir kisi bulunabilir.
1781- Keseye danıs, pazarlığa sonra giris.
Odeyecek paranız yoksa bir sey satın almaya girismeyin.
1782- Kesilen bas (bir daha) yerine konmaz.
Kesin olarak yapılıp sonuclandırılan is, eski durumuna getirilemez. Onun icin her davranıstan
once, bunun nasıl bir sonuc doğuracağını iyi hesap etmek, ondan sonra ise girismeye, ya da
girismemeye karar vermek gerektir.
1783- Keskin akıl (zeka) keramete kıc attırır.
Cok zeki olan kisi, bir isin nereye varacağını keramet sahibi kisiden daha iyi bilir.
1784- Keskin sirke kabına (kupune) zarar(-dır).
Cok ofkeli kisi, kendi sağlığını bozar, vucudunu yıpratır ve islerini altust eder.
1785- Kesmez bıcak ele, is bilmeyen avrat dile.
Bkz. Kor bıcak ele...
1786- Kes parmağını cık pazara, em (merhem, ilac) buyuran cok olur.
Kisinin bir gerekseme icinde bulunduğunu goren herkes ona turlu turlu yol gosterir.
1787- Kıbleden geldi kısımız, Allah'a kaldı isimiz.
Kıs afetleri guneyden gelmeye baslarsa, cok azgın bir mevsim gecirilecek demektir.
1788- Klavuzu karga olanın burnu boktan kalkmaz (kurtulmaz, cıkmaz).
Kotu kimsenin arkasına dusen kisinin bası dertten kurtulmaz.
1789- Kılıc kınını kesmez.
Sert ve asırı davranıslı kisinin yakınlarına zararı dokunmaz.
1790- Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan (tuyunden).
Kisi kiminle arkadaslık ederse ondan etkilenir, huy kapar. Krs. Đtle yatan bitle kalkar., Kisi
refikinden azar., Đsin yanına varan is..., Körle yatan..., Topalla gezen..., Üzüm üzüme...
1791- Kırk gun taban eti, bir gun av eti.
Avcılar bir av avlayabilmek icin dağ, tas demez, gunlerce taban teperler.
1792- Kırk hırsız bir cıplağı soyamamıs.
Sömürücüler ne denli usta olurlarsa olsunlar, somurulecek bir seyi olmayandan
yararlanamazlar.
Krs. Olmus koyun kurttan korkmaz.
1793- Kırkından sonra azanı tenesir paklar (azana care bulunmaz).
Yaslılıklarında ahlakları bozulanlar, doğru yola getirilemezler; olunceye değin o yolda
giderler.
1794- Kırkından sonra saza baslayan kıyamette calar.
Yaslandıktan sonra bir sey oğrenmeye, yeni bir is yapmaya baslayan kimsenin bunu
basarmaya omru yetmez.
1795- Kırk serceden bir kaz iyi.
Bircok kucuk isle uğrasmaktansa tek buyuk is yapmak daha uygundur.
1796- Kırk yılda bir olet olur, eceli gelen olur. (Kırk yıl kıran olmus, eceli gelen olmus.)
Tanrı'nın verdiği omru hicbir sey değistiremez. Salgın ve oldurucu hastalık da olsa eceli
gelmeyen olmez. Boyle zamanlarda cok kisinin olmesi, ecellerinin o zamana rastlamasındandır.
1797- Kırk yıllık Kani (Musluman ozel adı), olur mu (Yani Hırıstiyan ozel adı)?
Yaslanıncaya değin iyi insan olarak yasamıs olan kisi, artık kotu olmaz (değismez).
1798- Kırlangıcın zararını biberciden sor.
Kırlangıc zararsız bir kus gibi gorunur. Ama bibere pek duskun olduğundan, ne kadar zararlı
bir yaratık olduğunu ancak biberci bilir. Durumları buna benzeyen cok kisiler vardır.
1799- Kırlangıc bir zararsız kus; git Yemen iline danıs.
Kimi cevrelerde kimseye zararı dokunmayan kisi, kimi cevreler icin tehlikeli olabilir.
1800- Kısa gunun karı (kazancı) az olur.
Kısa sure calısılarak yapılan isten elde edilecek kazanc az olur.
1801- Kısmet gokten zembille inmez.
Kısmet, durup dururken kisinin ayağına gelmez, calısmakla elde edilir. Calısmayanın kısmeti
olmaz.
1802- Kısmetinde ne varsa kasığında o cıkar.
Bir sey elde etmek icin calısan kimseye Tanrı neyi kısmet etmisse onu verir.
1803- Kısmet ise gelir Hint'ten, Yemen'den, kısmet değilse ne gelir elden?
Tanrı bir seyi size kısmet etmisse, Hint'ten, Yemen'den gelir, sizi bulur. Kısmet etmemisse ne
yapsanız onu elde edemezsiniz.
1804- Kısmetsiz kopek, sabaha karsı uyuyakalır.
Tanrı'nın kendisine kısmet vermediği yaratık, yararlanılacak seyi elde etmek kolaylastığı
zaman, baska bir isle uğrastığı icin, bundan yoksun kalır.
1805- Kıs kıs gerek, yaz yaz.
Her mevsim, kendine ozgu doğa olayları ile gecmelidir. Bu duzenin bozuk gitmesi insanların
perisan olmasına yol acar.
1806- Kıs kıslığını, kus kusluğunu gosterir (yapar).
Doğa kanunları değismez. Her olay, her varlık ozelliğini belli eder.
1807- Kız besikte (kundakta) ceyiz sandıkta. (Kız kucakta, ceyiz bucakta).
Kız daha besikte iken ceyiz hazırlıklarına baslamak gerektir.
1808- Kız evi naz evi.
Kız evi nazlı olur. Đsteklinin rica, minnet etmesini ister, kızını ağır satar.
1809- Kızı gonlune bırakırsan ya davulcuya varır (kacar), ya zurnacıya.
Evlenme cağındaki kız eğlenceye duskun olur. Buyukleri onu uyarmazlarsa, hoslandığı,
uygun olmayan birisiyle evlenir.
1810- Kızı kızken gorme, gelinken gor; gelinken gorme besik ardında gor.
Kızların en guzel cağı evlenmeden onceki durumlarıdır. Evlendikten sonra eski tazelikleri
kalmaz. Hele cocuk yaptıktan sonra daha da bozulurlar.
1811- Kızını dovmeyen dizini dover.
Kızını iyi yetistirmeyen anne, kızı el kapısında beceriksizliği yuzunden sıkıntı cektiği zaman
dövünür durur.
1812- Kızın var, sızın var.
Kız cocuğunun sorunları ve sorumlulukları cok ve cesitlidir. Ana baba, surekli olarak bunun
tedirginliği icinde bulunurlar.
1813- Kız kucakta, ceyiz bucakta.
Bkz. Kız besikte, ceyiz sandıkta.
1814- Kim duser daldan, o bilir haldan.
Bkz. Damdan dusen damdan dusenin halini bilir.
1815- Kimi köprü bulamaz geçmeye, kimi su bulamaz içmeye.
Kimi kisiler bir seyin bolluğundan yakınır, ondan kurtulmanın yollarını ararlar. Kimi kisiler
aynı seyden yoksun olmanın sıkıntısını cekerler.
1816- Kimine hay hay, kimine vay vay.
1) Bu dunyada her olay kimi kisiler icin sevindirici, kimi kisiler icin
üzücüdür.
2) Kimi kisiler istedikleri her seye kavusurlar; kimi kisiler diledikleri hicbir seyi elde
edemezler.
1817- Kiminin devesi (parası), kiminin duası.
Varlıklı olanların parası, yoksul olanların da duası alınarak isler yurutulur.
1818- Kimin ki bağı var, yureğinde dağı var.
Bkz. Dağda bağın var...
1819- Kimse ayranım (yoğurdum) eksi demez. (Yoğurdum, ayranım eksidir diyen olmaz.)
Herkes satacağı malı over. Kendi tutumunu ve tuttuğu kimseleri savunur. Baskaları
elestirseler de bunlara toz kondurmaz.
1820- Kimse bilmez, kim kazana kim yiye.
Bir kimse calısıp cabalar; kendisinin ve coluk cocuğunun geleceği icin mal biriktirir. Ancak,
kimi zaman olaylar oyle gelisir ki bu kazancı, dusundukleri değil hatır ve hayalde olmayan
kisiler yer.
1821- Kimseden kimseye hayır yok (gelmez).
Đnsan, yapacağı iste yalnız kendi gucune guvenmelidir. Baskasının yardımını bekler ve buna
guvenirse dus kırıklığına uğrar. Krs. Tırnağın varsa basını kası.
1822- Kimse kendi ayıbını gormez.
Bkz. Herkes kendi ayıbını bilmez.
1823- Kimse kendi memleketinde peygamber olmaz (olmamıs).
Kisinin değeri, doğup buyuduğu yerde gereği gibi bilinmez. Daha once ad kazanmıs kimseler
vardır. Aile rekabetleri vardır. Kucukluğunde yaptığı cocukca davranısları bilenler vardır...
Butun bunlar, onun yuksek bir kisi olarak kabul edilmesini engeller.
1824- Kimse kimsenin çukurunu doldurmaz.
Yaslı bir kisi, cok sevdiği bir genc olunce keske onun yerine ben oleydim der. Kimi zaman
da biz o değerli adam oleceğine su ise yaramaz adam olmeliydi deriz. Bos sozler. Kimse
kimsenin yerine ölemez.
1825- Kimse kimsenin kısmetini (rızkını) yemez.
Kimi zaman bir kimsenin eli altındaki yiyecek turlu nedenlerle yenilmez, kalır. Bu sırada
dısarıdan biri gelir, yemeğe alıkonulur. Hazır bulunan yiyecek ona ikram edilir. Demek ki bu
yiyecek onun kısmeti imis, asıl sahibinin kısmeti değilmis denilir. Bu durum, kimse kimsenin
kısmetini yemez gerceğini kanıtlar. Yan yana aynı malı satan iki esnaf da boyle dusunur: Gelen
musteri, her iki malı gorur, ama ancak birini satın alır. Satıcılar kısmet satanınmıs inancında
birlesirler.
1826- Kimsenin ahı kimsede kalmaz.
Zulum gorenin ahı, zulmedene hayretmez. Krs. Mazlumun ahı indirir sahı.
1827- Kimsenin cırası tana kadar yanmaz.
Hic kimsenin parlak yasamı surekli olmaz.
1828- Kimseye arsınına göre bez vermezler.
Gozu yukseklerde olan, asırı istekleri bulunan kimseye duslediği olcuye gore değil, icinde
yasadığı ortamın olcusune gore bir pay verilir.
1829- Kiraz dut yetismese beni yiyenin boynunu sapıma dondururum demis.
Kiraz, yiyene yumusaklık verir; kisiyi zayıflatır. Hemen ardından yetisen dut ise besleyicidir.
1830- Kisi arkadasından bellidir. (Adam ahbabından bellidir.)
Herkes anlasabildiği kimse ile arkadaslık eder. Bundan dolayıdır ki bir kimsenin nasıl bir kisi
olduğunu oğrenmek isteyen, arkadasının kisiliğine bakmalıdır.
1831- Kisi (herkes) ektiğini bicer.
Bkz. Ne ekersen onu biçersin.
1832- Kisi ne yaparsa kendine yapar.
Đyilik yapan iyilik, kotuluk yapan kotuluk bulur.
1833- Kisinin kendine ettiğini kimse (alem bir yere gelse) edemez.
Bir kimse kimi zaman tedbirsizliği yuzunden oyle yanlıs is yapar, basını oyle derde sokar ki
boyle bir kotuluğu baskaları ona yapamaz.
1834- Kisi refikinden azar.
Kotu arkadas, kisiyi kotu yola surukler. Krs. Adam adamın seytanı, Đtle yatan bitle kalkar,
Kır atın yanında duran..., Đsin yanına varan is..., Topalla gezen..., Korle yatan..., Uzum uzume...
1835- Kisi umduğuna kuser.
Bkz. Gonul ummadığı yere kuser.
1836- Kisiyi (herkesi) nasıl bilirsin, kendin gibi.
Bkz. Herkesi nasıl bilirsin...
1837- Kisiyi vezir eden de karısı, rezil eden de.
Karı akıllı olursa kocasının toplum icindeki yerini her bakımdan yuceltir. Akılsız, tutumsuz,
ahlaksız... olursa kocasını perisan, kepaze eder. Krs. Đyi evlat babayı vezir...
1838- Kocana gore bağla basını, harcına gore pisir asını.
Kisi, tutumunu cevresindekilerin durumuna gore duzenlemeli ve kendi varlığına uygun bir
yasayıs surmeli, gucunun ustunde isler yapmaya kalkısmamalıdır.
1839- Kocanın kabı ikiyse birini kır.
Kıskanc kadın, kocasının asırı zengin olmasını istemez; capkınlığa baslar diye.
1840- Kocasını vezir eden de rezil eden de karısıdır.
Bkz. Kadın kocasını isterse...
1841- Koca (okuze) boynuzu yuk değil (olmaz).
Kisiye kendi isi ve yakınlarının sorumluluğu ağır gelmez. Krs. Hamala semeri yük olmaz.
1842- Koç koyundan seçkel gerek.
Bir topluluğa onderlik edecek, egemen olacak kisi, topluluğu olusturanlardan ustun nitelikte
olmalıdır.
1843- Kol kırılır yen icinde bas yarılır bork icinde.
Bkz. Bas yarılır bork icinde...
1844- Komsu boncuğunu calan gece takınır.
Hırsızlık mal, sahibinin goremeyeceği yer ve zamanda kullanılır.
1845- Komsuda piser, bize de duser.
Yakınlarımızın guzel seylere kavusması onlardan bizim de yararlanmamız olasılığının
doğması demektir.
1846- Komsu ekmeği komsuya borctur.
Komsunuz size bir ikramda bulunur, bir sey armağan ederse, siz de ona ikramda bulunmalı,
armağan vermelisiniz.
1847- Komsu hakkı, Tanrı hakkı(-dır).
Komsular arasında yakın, kacınılmaz iliskiler vardır. Komsular birbirlerini incitmemeli,
birbirlerinin hatırını saymalı, birbirlerine yardım etmelidirler. Bu odevleri yerine getirenler,
Tanrı'ya karsı da odevlerini yapmıs olurlar.
1848- Komsu iti komsuya urumez.
Komsudaki uygunsuz kisi, baskalarını incitse de komsusunu rahatsız etmez.
1849- Komsu kızı almak, kalaylı kaptan (tastan) su icmek gibidir.
Komsu kızını almaya karar veren, ailenin ve kızın durumunu, gidisini iyi bildiğinden ici rahat
olarak bu iliskiyi kurar.
1850- Komsu komsunun kulune (tutunune) muhtactır.
Komsular birbirlerine en kucuk sey icin bile muhtactırlar. Kimi zaman onemsiz bir seyin
eksikliği isimizi aksatır. O zaman komsu imdada yetisir.
1851- Komsun kor ise sen kıpa bak.
Kisi, cevresindeki insanları kıskandıracak durumlardan sakınmalı, onlarda bulunmayan
seylere sahip olsa bile onlar gibi yasamalıdır.
1852- Komsunu iki inekli (okuzlu) iste ki kendin bir inekli (okuzlu) olasın.
Baskasının iyi durumda olmasını iste ki Tanrı seni de ondursun. Krs. Hayır dile komsuna...
1853- Komsunun tavuğu, komsuya kaz gorunur (karısı kız gorunur).
Baskasının malı, bize olduğundan daha değerli gorunur. Oysa aynı sey bizde de vardır; ama
baskasınınkini bizimkinden ustun buluruz.
1854- Konur esek cayırını almaz.
Kendini beğenmis kisi, yararlanılacak nesnelere hor baktığından bunlardan yoksun kalır.
(Konur: Kibirli)
1855- Korkak bezirgan (tüccar) ne kar eder ne ziyan (zarar).
Đs yapmaya korkan tuccar, kendisini zarardan korumus olur ama, kazanc da sağlayamaz.
1856- Kork Allah'tan korkmayandan.
Allah'tan korkmayan kimse, insana her turlu kotuluğu yapabilir. Boylesinden korkulur.
1857- Kork aprilin besinden, okuzu ayırır esinden.
Aprilin besinde (simdiki 18 nisanda) cift suren iki okuzu birbirinden ayıracak kadar siddetli
sağanak olur; kasırga ve fırtına kopar.
1858- Korku dağları bekletir (asırır).
1) Bircok insanlar zulum, ya da ceza gormekten korkup dağlara cıkar, orada cekilmez
kosullar altında yasarlar.
2) Kotu, sert bir durumla karsılasacağından korkan kisi, yapmak istediği
seyden istemeye istemeye vazgecer.
1859- Korkulu ruya (dus) gormektense uyanık yatmak hayırlıdır.
Tehlikesi de bulunan cekici bir ise girismektense o isten vazgecip tehlikesi olmayan durumda
kalmak daha iyidir. Krs. Ne karanlıkta yat...
1860- Korkunun ecele faydası yoktur.
Kisi korkmakla kendisine gelecek bir zararı onleyemez. Olacak olur. Bunun icin bos yere
korkup üzüntü çekmemelidir.
1861- Koy avucuma, koyayım avucuna.
Bize yardımda bulunan, yarar sağlayan kisiye biz de yardımda bulunur, yarar sağlarız.
1862- Koyma akıl, akıl olmaz (cepten duser), (Sokma akıl, sekiz adım gider.)
Aklı olmayan kisi, baskasının verdiği akıl ile is goremez. Once bir seyler yapmaya baslasa da
arkasını getiremez.
1863- Koyun can derdinde, kasap yağ derdinde.
Bkz. Keciye can kaygısı...
1864- Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler.
Bir seyin cok değerlisi ele gecmezse az değerlisi onem kazanır. Krs. Korler memleketinde...
1865- Koyunun gotu bir gun acıksa kecininki her gun acık.
Davranıslarını herkesin beğendiği kimse, gunun birinde yanlıs bir is yapabilir. Bu, her gun
yanlıs is yapanınkinin yanında kınanacak bir durum sayılmaz.
1866- Koyunun kuyruğu var orter.
Zenginlerin ve toplumda onemli yeri olan kisilerin kusurları hemen ortbas edilir. Krs. Mal
malamatı orter.
1867- Koyunun melediğini kuzu melemez.
Ana-babanın cocuğuna karsı gosterdiği asırı ilgi ve sevecenliği, cocuk ana-babasına karsı o
ölçüde göstermez.
1868- Koyunu yüze yetir, el onu bine yetirir.
El, bir olayı abartarak soyler. Yuz kazansan bin diye anlatır.
1869- Koz gölgesi: kız golgesi, soğut golgesi: yiğit golgesi, dut golgesi: it golgesi.
Ceviz ağacının golgesi koyu, guzeldir. Đnsana kızların yanında bulunma keyfi verir. Ancak
orada karınca cok olur; golgede oturan insanın keyfini kacırır. Kızların yanında oturankisi de
hem mutluluk duyar, hem de cevredeki asalaklardan rahatsız olur. Soğut, boylu boslu bir ağactır.
Koruyucu yiğide benzer. Golgesi altında safa ve rahatlıkla vakit gecirilir. Dut golgesi, alaca bir
golgedir, zevksizdir; rahatsızdır. Cunku ağacın meyvesi, altına dokulur. Hem insanın ustunu
kirletir, hem de sineklerin ususmesine yol acar. Bundan baska, itler de dut yemeye gelir, orasını
kirletirler. Gölgede de yatarlar.
1870- Koleden ağa olan minareyi sesiyle yıkar.
Sonradan gormus kisi cok yuksekten atar tutar. Krs Sonradan imam olanın...
1871- Kopeğe dalanmaktan calıyı dolanmak yeğdir.
Bkz. Đtle dalasmaktan...
1872- Kopeğe gem vurma, kendisini at sanır.
Kendisine karsı değeri varmıs gibi davranılan değersiz kisi, gercekten değer bulunduğunu
sanır.
1873- Kopeği dovmeli ama, sahibinden utanmalı.
Sana satasan kisiyi hırpalarken onu benimsemekte ve korumakta olan saydığın kimseyi
gücendirmemeye de dikkat etmelisin.
1874- Kopeğin ahmağı baklavadan pay umar.
Bkz. Đtin ahmağı...
1875- Kopeğin duası kabul (makbul) olsa (-ydı) gokten kemik yağar(-dı).
Bkz. Đtin duası...
1876- Kopeği oldurene suruturler.
Bkz. Đti oldurene...
1877- Kopek bile yal yediği kaba pislemez (sıcmaz).
Kopek bile yem yediği kaba karsı saygılı davranırken, insan nasıl olur da gecimini sağladığı
yere, kendisine bu gecimi hazırlamıs olan kimseye kotuluk eder?
1878- Kopek ekmek veren (yediği) kapıyı tanır.
Kopek bile kendisini besleyen yeri bilir, davranıslarıyla duygularını belli eder. Đnsan bundan
ders almalı, gorduğu iyiliği unutmamalıdırlar.
1879- Kopekle dalasmaktan calıyı dolasmak yeğdir.
Bkz. Đtle dalasmaktan...
1880- Kopek sahibini ısırmaz.
Kisi ne kadar asağılık olursa olsun, kendini benimseyip koruyana kotuluk etmez.
1881- Köpeksiz sürüye (köye) kurt girer (iner).
Koruyucusuz halka, bekcisiz ulkeye dusman saldırır.
1882- Kopek suya dusmeyince yuzmeyi oğrenmez.
Kisi, bir tehlike karsısında her yerden umudu kesilip kendine guvenmekten baska care
kalmadığını anlamadıkca kurtulus yolunu bulamaz.
1883- Köpek sürünmekle etek kesilmez.
Terbiyesiz kimsenin satasmasıyla temiz kisi lekelenmis olmaz. Krs. Đt değmekle deniz...,
Kalaylı bakır...
1884- Kopruyu gecinceye kadar ayıya dayı derler.
Kisi, kendisinden yardım beklediği asağılık kimseye isi bitinceye kadar soylusun, boylusun
diye dil döker.
1885- Kor Allah'a nasıl bakarsa Allah da kore oyle bakar.
Kisi efendisine karsı nankorluk ederse efendisi de onu korumaz.
1886- Kor (kesmez) bıcak ele (yavuz), is bilmeyen avrat dile (yavuz).
Kor bıcak ise yaramaz ama insanın elini keser. Đs bilmeyen kadın da cok konusmaktan baska
bir sey yapmaz.
1887- Kor bile dustuğu cukura bir daha dusmez.
Bkz. Esek bile bir dustuğu...
1888- Korden gozlu, topaldan ayaklı, deliden deli.
Kor olan anadan, babadan doğan cocuk kor olmaz. Topalın cocuğu da sağlam bacaklı olur.
Ama delinin cocuğu deli doğar.
1889- Köre elvandan (renkten) bahsolunmaz.
Bir seyin niteliği uzerine hic bilgisi bulunmayan kisiye o seyin sozu edilmez; oğretilmesine
calısılmaz.
1890- Kore simdi gece demisler; ne zaman gunduzdu demis.
Baskalarına mutluluk veren durum bu durumla ilgisi olmayan talihsiz kisi icin değer tasımaz.
1891- Kör görmez, sezer.
Kor gormediği seyi nasıl sezerse bir konu uzerinde bilgisi olmayan kisinin de o konu ile ilgili
sezisleri olur.
1892- Kör kusun yuvasını Allah yapar.
Bkz. Garip kusun yuvasını...
1893- Korler memleketinde sasılar padisah (bas) olur.
Hepsi bilgisiz olan bir cevrede azıcık bilgisi bulunan basa gecer. Krs. Koyunun
bulunmadığı...
1894- Korle yatan sası kalkar. (Đtle yatan bitle kalkar.)
Kotu kimseyle dusup kalkana az cok kotu huy bulasır. Krs. Kisi refikinden azar, Kır atın
yanında duran..., Đsin yanına varan is..., Topalla gezen..., Uzum uzume...
1895- Kor olur badem gozlu olur, kel olur sırma saclı olur.
Bkz. Kel olur sırma saclı olur...
1896- Kor pazara varmasın, pazar korsuz kalmasın.
Bir sey satın almasını bilmeyen kimseler alısverise cıkmamalılar ama cıkarlar. Esnaf da bu
gibilerinden hoslanır.
1897- Korun istediği bir goz, iki(-si) olursa ne söz.
Kisi kendisinde bulunmayan seyden bir tane isterken ona iki tane verilirse daha cok sevinir.
1898- Korun istediği iki goz, biri ela biri boz.
Oyle insanlar vardır ki kendilerine yapılmasını istedikleri iyiliği gordukleri halde bununla
yetinmezler, ayrıntılarının su, bu bicimde olmasını da isteyecek kadar yuzsuzluk ve acgozluluk
ederler.
1899- Koseyle alay edenin top sakalı kara gerek.
Baskasının eksikleri ile eğlenen kisinin kendisi kusursuz olmalıdır.
1900- Kose tası kosede yakısır (yarasır).
Onemli kisiliği bulunan kimseye onemli bir is basında bulunmak yakısır.
1901- Kötü haber tez duyulur.
Bkz. Kara haber tez duyulur.
1902- Kotu komsu insanı (adamı) hacet (mal) sahibi eder.
Kotu komsu, kendisinden emanet olarak istenen seyi vermez. Emanet isteyen de gidip o
seyden satın alır. Boylece bu komsu, o kisiyi esya sahibi etmis olur.
1903- Kotuluk her kisinin karı, iyilik er kisinin karı.
Bkz. Đyiliğe iyilik her kisinin karı...
1904- Koturumden aksak, hic yoktan torlak yeğdir.
Bir seyin, -kusurlu da olsa- elde bulunması, hic bulunmamasından daha iyidir.
1905- Kotu soyleme esine, ağı katar asına.
Đliskide bulunduğun kimseleri sozlerinle incitme, kotuleme ki onlar da sana daha buyuk
kotuluk yapmasınlar.
1906- Kotu soz insanı dininden cıkarır (tatlı soz yılanı ininden cıkarır.)
Bkz. Acı soz insanı...
1907- Köyden köye it ürümez.
Seni ilgilendirmeyen ise uzaktan soz atarak karısma a kopek!
1908- Koylu birbirine dusmezse Osmanlı mıkla (kıymalı yumurta) yiyemez.
Eski donemden kalma bir soz: Halkın birbirine dusmesi guvenlik gorevlisinin isine gelir.
Cunku her grup guvenlik gorevlisini yanına cekmek icin ona cıkar sağlar.
1909- Köylü, misafir kabul etmeyiz demez, konacak konak yoktur der.
Kisi bir isi yapmak istemezse doğrudan doğruya yapmam demez de, birtakım gerekceler ileri
surerek, bunu gerceklestirmenin olanağı bulunmadığını soyler.
1910- Köylünün kahve cezvesi karaca amma sürece.
Koylunun kahve cezvesi gosterissizdir. Ama eksik olmayan konukları ağırlamak icin surekli
olarak kaynar.
1911- Kuduz ölür ama daladığı da olur.
Azgın kisi, kotuluklerinin cezasını gorur ama yaptığı kotuluklerin acısı surer.
1912- Kulaktan burun yakın, kardesten karın yakın.
Bkz. Kardesten karın yakın.
1913- Kul azmayınca Hak yazmaz.
Kisi, azgınlığı yuzunden kotu durumlara duser.
1914- Kul bunalmayınca Hızır yetismez.
Bkz. Kul sıkılmayınca...
1915- Kul hatasız olmaz.
Bkz. Kul kusursuz olmaz.
1916- Kul kullanan, bir gozunu kor, bir kulağını sağır etmeli.
Đsci calıstıran kimse, iscinin yaptığı her yanlısı gormemeli, soylediği her uygunsuz sözü
isitmemeli ki onu darıltmasın, is aksamasın.
1917- Kul kusursuz (hatasız) olmaz.
Đnsan yanılmamak icin ne denli dikkat ederse etsin yine yanılır. Hic yanlıs is yapmamıs kisi
yoktur. Krs. Đnsan beser, kuldur sasar, Hatasız kul olmaz.
1918- Kul sıkılmayınca (bunalmayınca) Hızır yetismez.
Đnsan, bası dara dusmedikce butun gucuyle calısıp sıkıntısına care bulmaz.
1919- Kul teftiste, gozelim Mevla ne iste.
Đnsanlar hep bir is pesinde kosarlar. Ama nasıl sonuc alacaklarını Tanrı bilir.
1920- Kuma (ortak) gemisi yurumus, elti gemisi yurumemis.
Bkz. Ortak gemisi yurumus...
1921- Kurban etiyle (kemiğiyle) kopek tavlanmaz.
Bir rastlantının getirdiği gecici iyi durum, beklenen gercek iyiliği sağlamaz.
1922- Kurcalama sivilceyi (sivilceyi kurcalama) cıban edersin. (Sivilce kurcalanınca cıban
olur.)
Kucuk bir sorunu cok kurcalar, cok deserseniz basınıza buyuk dert acarsınız.
1923- Kurda konuk (komsu) giden, kopeğini yanında goturur.
Bkz. Kurtla gorusursen...
1924- Kurda neden boynun (ensen) kalın? demisler, isimi kendim gorurum de ondan demis.
(Đsimi kimseye inanmadığımdan demis.)
Đsini baskasına inanmayarak kendisi goren, uzulmez; rahat eder. Krs. Sana vereyim bir oğut:
Ununu elinle oğut.
1925- Kurdun adı yaman cıkmıs, tilki vardır (tilkicik var) bas keser.
Oyle sinsi ve kurnaz kimseler vardır ki adı zalime, haine ve kotuye cıkmıs kimselerden daha
tehlikelidirler.
1926- Kurnaz (yavuz) hırsız ev sahibini bastırır.
Kurnaz suclu, ağız kalabalığıyla, zarar verdiği kisinin haklı savını dinlenmez eder.
1927- Kurt dumanlı havayı sever.
Kendi yararına bir is yapmak icin fırsat kollayan kisi, kimsenin bu ise engel olamayacağı,
karısık zamanı sever.
1928- Kurt kocayınca kopeğin maskarası olur.
Guclu iken herkesin kendisinden cekindiği kisi, gucunu yitirdikten sonra, gucsuz ve asağılık
kimselerin oyuncağı olur.
1929- Kurt komsusunu yemez.
Bir kisi ne denli azgın ve kotu dusunceli olursa olsun yakınlarına dokunmaz.
1930- Kurt koyunu (tuyunu) değistirir, huyunu değistirmez.
Hain kimse, yer yurt, kılık kıyafet değistirse de kotu huylarını değistirmez.
1931- Kurtla gorusursen kopeğini yanından ayırma. (Kurda konuk giden kopeğini yanında
götürür.)
Saldırgan birisiyle karsılasacak olan kisi, kendisini koruyacak onlemi almalıdır.
1932- Kurtla koyun, kılıcla oyun olmaz.
Saldırgan ile gucsuzun, zarar veren ile zarar gorenin yan yana bulunduğu yerde tehlike
vardır.
1933- Kurtla ortak olan tilkinin hissesi, ya tırnaktır, ya bağırsak.
Guclu ile hileci ortak olsa guclunun dediği olur. Hileci, ortağının kendisine vereceği, ise
yaramaz paya razı olmak zorundadır. Yoksa parcalanmak tehlikesi vardır.
1934- Kurtlu baklanın kor alıcısı olur.
Bkz. Bitli baklanın...
1935- Kuru bok gote yapısmaz.
Bir kisiye, yapmadığı kesin olarak bilinen bir sucu yuklemeye calısmak bosuna bir cabadır.
1936- Kuru gayret, carık eskitir.
Bir isi basarmak icin rasgele cabalamak yetmez. Amaca doğru planla yurumek ve isin cıkar
yollarını bulmak gerekir. Boyle yapılmazsa butun cabalar bosa gider; zarardan baska bir sonuca
varılmaz.
1937- Kuru laf (bos lakırdı) karın doyurmaz.
Bos sozlerle olumlu is yapılamaz.
1938- Kurunun (arasında) yanında yas da yanar. (Yasın yanında kuru da yanar).
Beğenilmeyen tutumlarından dolayı cezalandırılan kisiler icinde sucsuzlar da suclular gibi
hırpalanırlar. Krs. Az ates cok odunu yakar.
1939- Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.
Kusursuz kisi bulunmaz. Bundan dolayıdır ki dost olmak icin kusursuz birini arayan kimse,
aradığını bulamaz, dostsuz kalır. Krs. Ayıpsız yar isteyen...
1940- Kusursuz guzel olmaz. (Her guzelin bir kusuru vardır.)
Her iyi seyin hosa gitmeyen bir yonu, her guzelin kusurlu bir yanı vardır. Kusuru
bulunmayan iyi, guzel bir sey yoktur.
1941- Kusa kafes lazım, boruya nefes.
Bir seyden yararlanmak icin kullanılacak arac, onun niteliğine uygun olmalıdır.
1942- Kusa sut nasip olsa anasından olurdu.
1) Yaradılısı bir seyden yararlanmasına elverisli olmayan kisi, ne denli cabalasa o seyden
yararlanamaz.
2) Kisi en yakınından sağlayamadığı yararı baskasından hic sağlayamaz.
1943- Kus darıdan kacar mı? (Kacmaz).
Hic kimse cıkarını tepmez. Kazanclı gorunen bir ise yanasmaması, o iste sakınca
görmesindendir.
1944- Kus kanadına kira istemez.
Kisi, kendi isi icin zaten harcayacağı cabadan dolayı baskasından karsılık beklemez.
1945- Kuskulu uyku evin bekcisidir.
Ufak bir tıkırtıdan uyanacak kadar hafif uyuyan ve tetikte olan kimse, evin bekciliğini iyi
yapıyor demektir.
1946- Kustan korkan darı ekmez.
Bkz. Serçeden korkan...
1947- Kusu kusla avlarlar.
Elde edilmek istenen kimse, daha once elde edilmis kimse aracılığıyla tuzağa dusurulur.
1948- Kus var eti yenir, kus var et yedirilir. (Her kusun eti yenmez).
Oyle kisiler vardır ki acımadan en ağır iste kullanırız. Oyle kisiler de vardır ki, is gordurmek
soyle dursun, biz ona hizmet ederiz.
1949- Kutlu gun doğusundan (bellidir) (kutlu yaz yağısından).
Mutlu sonuc verecek isler, daha baslangıcta ve aldığı yonden belli olur.
1950- Kutsuz kusun yuvası doğan yanında olur.
Talihsiz kisi, her an kendisine saldıracak guclu kimselerle yan yana bulunur.
1951- Kuzguna yavrusu anka (sahin, guzel) gorunur.
Bkz. Karga yavrusuna bakmıs...
1952- Kuzusuna kıymayan kebap yiyemez.
Đnsanlar buyuk bir gereksemelerini karsılamak icin sevdikleri kimi seyleri feda etmek
zorundadırlar. Krs. Yağına kıymayan coreğini yavan yer.
1953- Küheylan at, çul içinde de bellidir.
Cevherli insan, kılık kıyafeti duzgun olmasa da değerini yitirmez.
1954- Kuheylan bok sacmaz mı?
1) Saygın bir ana-babanın cocuğu ahlaksız ol abilir.
2) Sağduyusuyla tanınmıs kimse de yanlıs isler yapabilir.
1955- Kulhancının beyliği hamamcılık demisler.
Bayağı bir isle uğrasan kimse, yukselse bile ancak bu isin bası olur.
1956- Küpe küp deyince küp adama düp der.
Değersizliğini, bosluğunu yuzune karsı soylediğiniz kisi, size, sozunuzun yankısı gibi kotu
bir karsılık verir.
1957- Kurdun yağı cok olunca, hem yer, hem yuzune surer.
Malı cok olan akılsız kisi, bunu gerekli olan is icin kullandıktan sonra kalanını tutmasını
bilmez. Carcur eder. Krs. Abdalın yağı cok olursa..., Kasap yağı bol bulunca...
1958- Kürkçünün kürkü olmaz, börkçünün börkü.
Baskalarının gereksemelerine care bulan kisi, bunlara benzeyen kendi gereksemelerini
savsaklar. Krs. Terzi kendi sokuğunu dikemez.
1959- Kürk ile börk ile adam olunmaz.
Kılık kıyafet, değeri olmayan kisiye değer kazandırmaz. Krs. Kalıp kıyafetle adam, adam
olmaz, Eseğe altın semer vursalar yine esektir.
1960- Kurku orak vaktinde, orağı kurk vaktinde.
Bkz. Aba vakti yaba, yaba vakti aba.
:::::::::::::
-L-
1961- (Lafın azı, uzu) cobana verme kızı, ya koyun gutturur ya kuzu.
Bkz. Cobana verme kızı...
1962- Laf lafı (soz sozu) acar (laf da kutuyu acar.)
1) Bir kimse ile konusma uzatılırsa, sozden soze gecile gecile, basta konusulması
dusunulmeyen konulara değin girilir.
2) Söz uzadıkca karsıdakine, sigara kutusunu acmaktan baslayarak, birtakım ikramlarda
bulunmak gerekir.
1963- Lafla (lakırdı ile) peynir gemisi yurumez.
Soyle yaparım, boyle yaparım demekle yapılması gereken is yapılamaz.
1964- Lafla pilav piserse deniz (dağ) kadar yağı benden.
Soz soylemek, isleri basarmaya yetseydi en iri sozler soylenerek en buyuk isler basarılırdı.
1965- Laf torbaya girmez.
Ağızdan cıkan bir soz, artık gizli kalamaz. Herkes onu duyar.
1966- Lakırdı ile peynir gemisi yurumez.
Bkz. Lafla peynir gemisi yürümez.
1967- Latife latif gerek.
Saka, kırıcı olmamalı; ince, hosa gider olmalıdır.
1968- Leyleği kustan mı sayarsın, yazın gelir, kısın gider.
Surekli olarak bir is uzerinde durmayan, maymun istahlı olan kisiye kimse guvenmez.
1969- Leyleğin omru (gunu) laklaka ile gecer.
Aylak kisi butun zamanını gevezelikle, cene calmakla gecirir.
1970- Lodosun gozu yaslı olur.
Lodos ruzgarı yağmur getirir.
1971- Lokma ciğnenmeden yutulmaz.
Bkz. Ciğnemeden yutulmaz.
1972- Lokma karın doyurmaz, sefkat artırır.
Bir kimseye ziyafet cekmek, ya da armağan vermek, onun karnını doyurduğu, bir
gereksemesini karsıladığı icin değil, aradaki sevgiyi artırdığı icin değerlidir.
:::::::::::::
-M-
1973- Mahkeme kadıya mulk değil.
Hicbir kimse, bulunduğu kamu hizmetinde ömrünün sonuna kadar kalmaz. Bir süre sonra bu
ise baskası getirilir, kendisi ayrılır.
1974- Mal adama hem dost, hem dusmandır.
Mal adama dosttur, cunku ona rahat bir yasayıs sağlar. Đyilikler yapma, hayır islerine yardım
etme olanağı verir. Dusmandır, cunku kisinin azmasını kolaylastırır. Bundan baska mala goz
dikenler cok olur. Bu yuzden anlasmazlıklar cıkar; mal sahibinin canına bile kıyılır.
1975- Mal canı kazanmaz, can malı kazanır.
Đnsan mal kazanacağım diye sağlığını, canını tehlikeye dusurmemelidir. Tam tersine,
sağlığını korumak, canını kurtarmak icin malını harcamaktan cekinmemelidir. Malı kazanan
insandır. Can sağ olmalıdır ki mal kazanılabilsin.
1976- Mal canın yongasıdır.
Mal canın bir parcası gibidir. Malına zarar gelen kisi, canından bir parcası gidiyormus gibi
üzülür.
1977- Malı mala canı cana olcmeli.
Malımız ve canımız bizim icin ne değerde ise baskalarının mal ve canları da kendileri icin o
değerdedir. Oyleyse bizim malımıza ve canımıza gelmesini istemediğimiz bir zararın baskasının
malına ve canına gelmesini nasıl hos gorebilir, buna nasıl izin verebiliriz? Krs. Canı cana
ölçmeli.
1978- Malını yemesini bilmeyen zengin her gun zuğurttur.
Zuğurt, yokluk icinde bulunduğundan yiyemez. Varlıklı olduğu halde yiyemeyenin zuğurtten
ne farkı var?
1979- Malın iyisi boğazdan gecer.
Malın ise yaraması, sahibinin onu kullanabilmesi, yiyebilmesi ile olur. Kisi malını
yiyemedikten sonra o mal neye yarar?
1980- Malın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın.
Bkz. Tarlanın iyisi suya...
1981- Malı ongun olanın adı angın olur.
Malından cok urun alan kisinin adı her yerde anılır.
1982- Mal istersen bedeninden, evlat istersen belinden.
Kisinin gercek malı, babadan kalan değil, kendi emeğiyle kazandığı maldır. Gercek evlat da
kendisinden doğmus olandır; uvey ya da edinilen evlat, oz cocuğunun yerini tutmaz.
1983- Mal malamatı orter.
Zenginlik, bir kisinin ayıplarını, kusurlarını kapatır.
1984- Mart ayı, dert ayı.
Mart ayında havalar sık sık değisir. Đnsan kendini koruyamaz; hasta olur. Krs. Mart
cıkmadıkca...
1985- Mart ayların cingenesidir.
Oteki aylardan her birinin bir kisiliği, bir soyluluğu vardır. Mart ise soysuz, guvenilmez, ne
yapacağı bilinmez kisilere benzer.
1986- Mart cıkmadıkca dert cıkmaz.
Kıs hastalıkları, mart sona ermedikce bitmez. Krs. Mart ayı, dert ayı.
1987- Mart dokuzunda cıra yak, bağ buda.
Martın dokuzu (yeni takvime gore 22'si) olunca bağların her halde budanması gerektir. Bu is,
gunduz yetistirilemezse gece cıra ısığında yapılmaya değecek kadar onemlidir.
1988- Mart kapıdan baktırır, kazma kurek yaktırır.
Mart ayında siddetli soğuklar olur. Đnsan dısarı cıkamaz. Odun, komur de azaldığından
kazma, kurek saplarını yakacak duruma duser.
1989- Mart kuruluk, nisan yağmurluk.
Bkz. Martta tezek kuruya...
1990- Mart martladı, tavuk yumurtladı.
Mart kendini gosterince tavuklar yumurtlamaya baslar.
1991- Martta surmez, eylulde ekmezsen sabanı bırak.
Ciftci, islerini zamanında yapmazsa urun alamaz. Bu gibi kimseler ustesinden gelemedikleri
ciftciliği bırakmalıdırlar.
1992- Martta tezek kuruya, nisanda seller yuruye. (Mart kuruluk, nisan yağmurluk.)
Mart ayının kurak, nisan ayının yağıslı olması, ciftcinin yuzunu guldurur.
1993- Martta yağmasın, nisanda dinmesin (mayısta ara sıra).
Ekin icin, martta yağmur yağması zararlı, nisanda cok yağması yararlıdır.
1994- Martta yağmaz, nisanda dinmezse sabanlar altın olur. Bkz. Karakısta karlar...
1995- Mart yağar, nisan ovunur; nisan yağar, insan ovunur.
Martta yağan yağmurla ekinler nisanda gelisir. Nisanda yağan yağmurla basaklar olgunlasır,
dolgunlasır. Bu da ciftciyi sevindirir.
1996- Masa varken elini atese sokma.
Baska birine yaptırabileceğin tehlikeli ise kendin girisme.
1997- Mayasız yoğurt tutmaz (calınmaz).
Çok para kazanabilmek için, az da olsa, elde bir sermaye olması gerekir.
1998- Maymunu fırına (atese) atmıslar, yavrusunu ayağının altına almıs.
Bkz. Ayıyı fırına atmıslar...
1999- Maymun yoğurdu yemis, artığını ayının yuzune surmus.
Kurnaz kimse, islediği sucu baskasının, hele bon birinin ustune yıkmasını bilir.
2000- Mazlumun ahı, indirir sahı (yerde kalmaz).
Guclu kimse zulmetmemelidir. Zulmeden her halde yıkıma uğrar. Zulum goren kimsenin
bedduası, padisahı tahtından indirir. Krs. Kimsenin ahı kimsede kalmaz.
2001- Meramın elinden bir sey kurtulmaz (ne kurtulur).
Bir isi yapmaya azmeden ve ona dort elle sarılan kisi her halde basarıya ulasır.
2002- Merdiven ayak ayak (basamak basamak) cıkılır.
En yuksek yere, yavas yavas yukselerek cıkılır.
2003- Merhametten maraz doğar (hasıl olur).
Kimi kisiler, kendilerine acıyıp iyilik edenlerin basını derde sokarlar ya da bu iyiliği kotuye
kullanırlar.
2004- Mermer iyi tastan, iyilik iki bastan.
Bkz. Đyilik iki bastan olur.
2005- Mescide gerek olan meyhaneye haramdır.
1) Đnsanın kendisine ve benimsediği yere gerek olan
seyi yabancıya vermesi doğru değildir.
2) Bir yer icin gerekli olan sey, gorevi onunki ile
celisen yer icin zararlıdır.
2006- Meyhaneciden sahit istemisler (sormuslar) bozacıyı (mezeciyi) gostermis.
Uygunsuz is yapan kimse, haklı olduğunu gostermek icin kendisine benzeyen birini tanık
gösterir.
2007- Meyhanecinin yüzünü bayram topu güldürür.
1) Ramazan'da herkes ibadete koyulur; günah olan içkiyi keser. Bunun için meyhaneci
ancak bayram gelince bol musteri bulur.
2) Yasak yuzunden isi aksamıs olan kimse, yasağın kalkmasına sevinir.
2008- Meyil verme evliye, eve gider unutur.
Evlenmek isteyenlere oğut...
2009- Meyveli ağacı taslarlar.
Coğu zaman, bilgili, becerikli kimselere satasırlar.
2010- Mezar tası ile ovunulmez.
Kisi, gecmisteki atalarıyla değil, ancak kendi değeri ile ovunebilir.
2011- Mısıra yağmur geliyor demisler; capan birlik mi? demis.
Mısır bol su ister; ama capalanmazsa sudan gereği gibi yararlanamaz.
2012- Mızrak cuvala sığmaz (girmez).
Herkesin gözü önündeki gerçekler örtbas edilemez.
2013- Minare de doğru, ama ici eğri.
Doğru gorunen nice kisiler vardır ki ic yuzlerini bilenlerden nasıl duzenbaz ve hayin
oldukları oğrenilir.
2014- Minareyi calan kılıfını hazırlar.
Kolay kolay gizlenemeyecek denli buyuk bir suc isleyen kisi, bunun ortaya cıkmaması icin
gereken onlemleri daha once alır.
2015- Minareyi yaptırmayan yerden bitmis sanır (bitti beller).
Değerli, onemli hicbir is yapmamıs olanlar, yapılmıs olan buyuk, onemli isleri kendiliğinden
oluvermis sanırlar.
2016- Mirasa nereye gidiyorsun? demisler; esip savurmaya demis.
Kisi kendisinin kazandığı malı elden cıkarmaya kıyamaz, ama miras kalan malı har vurup
harman savurur.
2017- Miras helal, hele (ele) al demisler.
Miras, mirascının hakkıdır. Ama alabilirse...
2018- Miri malı balık kılcığıdır, yutulmaz (balık kılcığı gibi boğazda kalır).
Devlet malını kendine mal etmek cok zordur. Bircok engeller buna olanak vermez. Verse de
bu mal rahatca kullanılamaz ve gunun birinde hesabı sorulur.
2019- Misafir ev sahibinin (bağlı) kuzusudur.
Konuk; yemek, gezmek, eğlenmek, yatmak vb. konularda ev sahibinin cizdiği programa
uymak zorundadır.
2020- Misafirin umduğu ev sahibine iki ovun ol ur.
Konuk, ne denli gerceklesebileceğini dusunmeden ev sahibinin kendisine cok seyler ikram
edeceğini umar. Ama bakar ki sofrada umdukları yok.
2021- Misafirin yuzsuzu sahibini ağırlar.
Kendisinin ağırlanması gereken yuzsuz konuk, ev sahibine yol gosterir gibi ağırlama isini
uzerine alır.
2022- Misafir kısmeti ile gelir.
Ev sahibi konuğu yuk saymaz. Konuğun geldiği evde ya yiyecek bulunur; ya da beklenmedik
bir yerden o sırada yiyecek gelir. Misafirin kısmetini Tanrı'nın gondermis olduğuna inanılır. Krs.
Misafir on kısmetle gelir...
2023- Misafirlik üç gündür.
Bkz. Misafir üç gün misafirdir.
2024- Misafir misafiri (dilenci dilenciyi) istemez (sevmez), ev sahibi ikisini de.
Misafir, gittiği yere baska bir misafirin gelmesini istemez. Đster ki butun ağırlamalar yalnız
kendisi icin olsun. Ev sahibi ise her misafire ayrı ayrı hizmet etmeyi borc bilir, ama hic misafir
gelmese de rahatım bozulmasa diye dusunur.
2025- Misafir on kısmetle gelir; birini yer, dokuzunu (evde) bırakır.
Turkler inanırlar ki konuk, ev sahibine fazla bir gider yuklemez. Tanrı, konuğun yediğinden
kat kat fazlasını, konuk ağırlıyor diye, ev sahibine verir. Krs. Misafir kısmeti ile gelir.
2026- Misafir umduğunu değil bulduğunu yer.
Konuk, ev sahibinin kendisini cok seylerle ağırlamasını bekleyebilir. Ama ev sahibi ona
ancak evinde bulunanı ikram eder.
2027- Misafir üç gün misafirdir. (Misafirlik üç gündür.)
Geleneğe gore konukluk hakkı uc gundur. Konuk bir yerde uc gun kalırsa ne ev sahibi bunu
fazla bulur, ne de konuk uzun kaldım diye uzulur. Ama uc gunden sonrası, her ikisi icin de sıkıcı
olur. Konuk, senli benli bir arkadas ise, uc gunden sonra konukluğu bırakıp ev sahibine yardımcı
olmalıdır.
2028- Miskciyle konus, miskine bulas; pisciyle konus, pisine bulas.
Bir kisi, arkadaslık ettiği kimse iyi ise iyi, kotu ise kotu huylar kapar. Krs. Kisi arkadasından
bellidir.
2029- Misk yerini belli eder.
Değerli kisi, nerede olsa varlığını gosterir.
2030- Miyancının kesesi bol olur.
Đki kisi arasında uzlastırıcılık yapan kimse, anlasmalarını kolay sağlasın diye, birinin zararına
bol keseden öneride bulunur.
2031- Muhabbet iki bastan olur.
Bkz. Đyilik iki bastan olur.
2032- Mum (cıra) dibine ısık vermez. (Cıra dibi karanlık olur.)
Bir kimse, baskalarına bol bol yaptığı yardımı kendi yakınlarına yapmaz.
2033- Mum yanmayınca pervane donmez (yanmaz).
Guzel yoluna bas koyanların ortaya cıkması icin guzelin gorunmesi gerekir.
2034- Muflis (zuğurtleyen) bezirgan (tuccar) eski defterlerini karıstırır. (Bzirgan `tuccar'
zuğurtleyince gecmis defterleri yoklar.)
1) Tuccar zuğurtleyince, belki bir kimsede alacağım kalmıstır diye eski defterlerini gozden
geçirir.
2) Vaktiyle onemli isler yapmıs olanlar, duskunluklerinde eski durumlarını anarak,
anlatarak avunmaya calısırlar.
2035- Müft olsun da zift olsun.
Bircok kimse, bedava bulunca yenmeyecek seyleri yer; ise yaramayan seyleri alır.
2036- Mühür kimde ise Süleyman odur.
Bir iste kime yetki verilmisse bas odur soz ondan biter. Onun buyruğu gecer.
2037- Mürüvvete endaze olmaz.
Yardım ve iyilik icin olcu, sınır yoktur. Kisi, yapabildiği olcude cok yardım ve iyilikte
bulunabilir.
:::::::::::::
-N-
2038- Nacarın (marangozun) kapısı sırımla bağlı olur.
Bkz.Terzi kendi sokuğunu dikemez.
2039- Namazda meyli olmayanın kulağı ezanda olmaz.
Kisi yapmak istemediği isin ayrıntılarıyla ilgilenmez.
2041- Nasibat istersen tembele is buyur.
Bkz. Tembele is buyur...
2041- Ne dilersen esine, o gelir basına.
Bkz. Hayır dile esine...
2042- Ne doğrarsan asına, o cıkar karsına (kasığına).
Simdi iyi calısırsanız geleceğiniz iyi, kotu calısırsanız geleceğiniz kotu olur. Krs. Herkes ne
ederse kendine eder, Ne ekersen onu biçersin.
2043- Ne ekersen onu bicersin. (Herkes ektiğini bicer). (Eken bicer, konan gocer.)
Bugun birisine iyilik yapan, yarın ondan iyilik; kotuluk yapan da kotuluk gorur. Krs. Herkes
ne ederse kendine eder, Ne doğrarsan asına...
2044- Nefesin elverirse borazancı bası ol. (Nefesine guvenen borazancı bası olur.)
Basarabileceğinize inanıyorsanız buyuk islere girisiniz.
2045- Ne karanlıkta yat, ne kara dus gor.
Tehlikelere karsı onlem almıs olan kisi, kendini ileride uzulmekten kurtarmıs olur. Krs.
Eseğini sağlam bağla..., Korkulu ruya gormekten...
2046- Nekesle comerdin harcı birdir.
Bkz. Cömertle nekesin...
2047- Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.
Kisi, bugun icinde bulunduğu parlak durumun surup gideceğini sanmamalı; cevresine
tepeden bakmamalı; yarın kotu bir duruma dusebileceğini hatırdan cıkarmamalıdır.
2048- Nerde birlik, orda dirlik.
Aralarında duygu ve dusunce birliği bulunan topluluklar, dirlik ve duzenlik icinde yasarlar.
2049- Nerde çokluk, orda bokluk.
Birlikte is yapmak uzere toplanan kisiler cok olursa her kafadan bir ses cıkar, anlasmazlıklar
belirir, is yapmak guclesir.
2050- Nerde hareket, orda bereket.
Durmadan calısılan yerde verim artar, bolluk olur.
2051- Neren ağrırsa canın orda.
Can dediğimiz yasam simgesinin bedenimizde belli bir yeri yoktur. Ancak bedenimizin bir
yeri ağrıyınca can orada kendini gosterir.
2052- Nereye gitsen okka dört yüz dirhem. (Okka her yerde dört yüz dirhem). (Her yerde
okka dört yüz dirhem).
Bir mal kimi yerde daha ucuzdur, ama dusuk niteliktedir. Kimi kisilerin gundeliği az,
kimininki coktur. Dikkat edilirse isleri de ona gore hafif ya da ağırdır; kaba saba ya da uzmanlık
isidir. Ozet olarak olcu her yerde birdir.
2053- Ne verirsen elinle, o gider seninle.
Bu dunyada yoksullara ve hayır islerine yardım edersen obur dunyada karsılığını gorursun.
2054- Ne yavuz (askın, azgın) ol asıl, ne yavas (saskın, miskin) ol basıl.
Cezaya carpılacak olcude asırı ve saldırgan olma. Ama herkes seni ezecek olcude yumusak
ve miskin de olma.
2055- Nikahta keramet vardır.
Evlenmeleri soz konusu olanların anlasabilip anlasamayacaklarını pek dusunmeyiniz. Nikah
onları sevgi bağıyla birbirlerine bağlayacaktır.
2056- Nisan yağar sap olur, mayıs yağar cec (tahıl yığını) olur.
Nisan yağmuru ekinlerin sapını gelistirir. Mayıs yağmuru basakların dolgunlasmasına yarar.
2057- Nisan yağmuru: altın araba, gumus tekerlek.
Nisanda yağan yağmur, urunleri bollastırır; ciftciyi zengin eder. Krs. Martta yağmaz, nisanda
dinmezse...
2058- Niyet hayır, akıbet hayır (selamet).
Đyi niyetle girisilen isin sonu hayırlı olur.
:::::::::::::
-O-
2059- Oduncunun gozu omcada (bağ kutuğu), (dilencinin gozu comcede).
Herkes isine yarayan seye goz diker; onu elde etmenin yolunu arar.
2060- Oğlan anası kapı arkası, kız anası minder kabası.
Eve gelin geldikten sonra oğlanın anası kapı dısarı edilecek gibi gorulur. Kızın anası ise bas
koseye oturtulur.
2061- Oğlan atadan (babadan) oğrenir sofra acmayı, kız anadan oğrenir bicki biçmeyi.
Erkek cocuk, erkeklerin yapması gereken seyleri (orneğin konuk ağırlamayı) babasından, kız
cocuk da kadınların yapması gereken seyleri (orneğin dikisi, bickiyi, ev islerini) anasından
oğrenir. Baba, ana bunları bilmiyorsa cocuktan boyle seyler beklenmez.
2062- Oğlan dayıya, kız halaya ceker.
Oğlan cocuğun yuzu de, huyu da dayısına, kız cocuğununki ise halasına benzer.
2063- Oğlan doğuran ovunsun, kız doğuran dovunsun.
Doğacak cocuğun oğlan olması istenir. Kız olması istenmez. Onun icin oğlan doğuran ana
sevinir; kız doğuran ana uzulur.
2064- Oğlan doğurdum, oydu beni; kız doğurdum, soydu beni.
Erkek cocuklar, yaramazlıklarıyla, haylazlıklarıyla, ana-babayı uzerler. Kız cocuklar ise
giyime, suse duskun olduklarından ana-babalarından surekli para çekerler.
2065- Oğlan doğur, kız doğur; hamurunu sen yoğur.
Ana-baba ozverilere katlanarak cocuk yetistirirler. Ancak onların kendilerine pek yardımı
olmaz.
2066- Oğlanınki oğul balı, kızınki bahce gulu.
Torun, oğlandan olursa oğul balı, kızdan olursa bahçe gülü diye sevilir.
2067- Oğlan olsun deli olsun, ekmek olsun kuru olsun.
Bircok kimse, evlat olarak, deli de olsa oğlan, gecim icin de katıksız da olsa ekmek ister.
2068- Oğlan yetir, kız yetir; yine seleği (odun yuku) sen gotur.
Bkz. Oğlan doğur, kız doğur...
2069- Oğlum deli malı neylesin, oğlum akıllı malı neylesin.
Bkz. Akıllı oğlan neyler ata malını...
2070- Oğlumu (evladı) ben doğurdum amma gonlunu ben doğurmadım.
Bkz. Evladı ben doğurdum amma...
2071- O hacı, bu hacı, kim olacak boyacı?
Bkz. Sen ağa ben ağa...
2072- Okka her yerde dört yüz dirhem.
Bkz. Nereye gitsen okka dört yüz dirhem.
2073- Olacakla oleceğe care bulunmaz.
Olum gibi kaderde olan seyler onlenemez.
2074- Olan dort bağlar, olmayan dert bağlar.
Zengin giyinir, kusanır, istediği gibi yasar. Fakir ise yoksulluğun acısını ceker.
2075- Olgac oğlak bokundan betli olur.
Cocuğun gelismisliği genel tutumundan, isin gelismisliği vermekte olduğu urunden anlasılır.
2076- Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.
Hicbir sey icin olmaz deme. Dunyada olmayacak sey yoktur.
2077- Olsa ile bulsayı ekmisler, yel ile yuf (yuh) bitmis. (Olsayı bulsaya vermisler, hic
doğmus.)
Su is soyle olsa, bu is boyle olsa diye dilemekle istediğimiz sonuca varamayız. Elde etmek
istediğimiz sonucu dilekle değil, calısmakla gerceklestirmeliyiz.
2078- Olsayı bulsaya vermisler hic doğmus.
Bkz. Olsa ile bulsayı ekmisler...
2079- Olursan kazık olma, tokmak ol.
Đliskilerinde ezilen değil ezen olmayı yeğle.
2080- On besindeki kız, ya erde gerek ya yerde.
Kız on bes yasına ulastı mı evlendirilmelidir. Evlendirilmezse anneyi, babayı guc durumda
bırakacak cok uzucu olaylar cıkabilir. Boyle olacağına kızın olmesi daha iyidir.
2081- On ceviz alsan ikisi curuk cıkar.
Yuzde yuz saf nesne bulmak kolay değildir. Kazancların giderleri ve zararları, urunlerin
fireleri olduğu gibi bir iste calıstırılanların kimisi de verimsiz olur.
2082- Onmadık (talihsiz) hacıyı deve ustunde (Arafat'ta) yılan sokar.
Ulkusunu gerceklestirmesi mukadder olmayan kisinin karsısına, hatır ve hayale gelmeyen ve
yenilemeyen engeller cıkar.
2083- Onmadık yılın yağmuru harman vakti yağar.
Zamanında olsa buyuk yarar sağlayacak olan durum, zamanı gectikten sonra gerceklesirse
zarar bile verebilir.
2084- On para on arslanın ağzında.
Simdi para kazanmak cok guclesti. En kucuk kazanc, pek cok didismeden, calısmadan sonra
elde edilebiliyor.
2085- Orman olur da domuz olmaz mı?
Elverisli bir ortamdan elbette cıkar sağlayanlar bulunur.
2086- Ortak (kuma) gemisi yurumus, elti gemisi yurumemis.
Bir erkeğin iki karısı birbirleriyle gecinebilirler de iki kardesin karıları anlasamazlar.
2087- Ortaklık okuzden baska (yalnız) buzağı yeğdir.
Kisinin ortaklık onemli malı olmasından, yalnız kendisinin azıcık malı bulunması daha iyidir.
2088- Orospu tövbe tutmaz.
Kotu bir seye alısmıs olan kimse bundan vazgecmeye soz verse de sozunde durmaz.
2089- Orospuya surat gerek.
Beğenilmesi soz konusu olan sey, guzel gorunuslu olmalıdır.
2090- Ortak atın beli sakat olur.
Her ortak, daha cok yararlanmaya calısacağından ortaklık malı yıpratırlar. Krs. Eğretinin canı
berk olur.
2091- Osmanlının ayağı uzengide gerek.
Jandarma gorevlileri bas kaldıranları, askerler dusmanı ezmek icin atlarından inmemek ve
bunların pesini bırakmamak zorundadırlar.
2092- Osmanlının ekmeği dizi ustundedir.
1) Osmanlı, surekli olarak at ustunde ve dusman pesinde olduğundan yemeğini oturup
sofrada yemez, hep at üstünde yer.
2) Osmanlı nankordur.
2093- Osmanlı tavsanı araba ile avlar.
1) Osmanlıların yonetim islerinde bozukluk basladıktan sonra ic guvenliği sağlayacak
olanların durumu suna benzerdi: Araba ile tavsan avlamak.
Cunku rahatlarını bozmaz, sadece is yapıyor gorunurlerdi. Onlar davranıncaya kadar is isten
gecerdi. Guvenliği bozanlar kolayca kacarlardı.
2) Osmanlı, olmayacak isleri kurnazca ve kendini yormadan basarır.
2094- Osuranın burnuna sıcmalı ki koku a la.
Eylemleriyle cevresini rahatsız etmekte olan kisiyi daha ağır eylemlerle rahatsız etmeli ki
davranısının ne denli kotu olduğunu anlasın.
2095- Osurgan (osuruklu) göte arpa ekmeği bahane.
1) Zaten zayıf, hastalıklı kisi, sağlığının bozulmasını onemsiz etkenlere bağlar.
2) Davranısları beğenilmeyen kisi, sudan nedenlerle kendisini mazur gostermeye calısır.
2096- Osurukla boya boyanmaz.
Dıskının yanından gelen osuruk, onun rengiyle bir seyi sarıya boyayamaz. Bunun gibi, yeterli
olmayan davranısla iyi bir is basarılamaz.
2097- Ot kökü üstünde biter.
Cocuk, ailesinin genel durumuna; eğitim goren, eğiticinin tutumuna uygun olarak yetisir.
Krs. Isırgan ocağında biter.
2098- Otu çek, köküne bak.
Kisinin kimliğini doğru olarak oğrenmek isterseniz soyuna sopuna bakınız.
2099- Otuz iki disten cıkan, otuz iki mahalleye yayılır.
Bir ağızdan cıkan soz, baskalarının ağzına gecer, her tarafa yayılır.
2100- Oynamasını bilmeyen kız; yerim dar demis; yerini genisletmisler (bollatmıslar); gerim
(yenim) dar demis.
Kendisinden beklenen isi beceremeyen kisi, cesitli engellerin isi guclestirdiğini soyleyerek
yeteneksizliğini belli etmemeye calısır.
2101- Oynasına inanan avrat, ersiz kalır.
Cok onemli isini bir aldatıcıya yaptırabileceğine inanmıs olan kisi, beklediği sonucu hicbir
zaman elde edemez.
:::::::::::::
-Ö-
2102- Odunc gule gule gider, ağlaya ağlaya gelir.
1) Odunc para verildiği zaman iki tarafın yuzu guler. Ama sonra tarafların arası bozulmadan
ödenmez.
2) Odunc esyayı tertemiz veren, yıpranmıs olarak geri alır.
2103- Ofke baldan tatlıdır.
Sinirlendirici bir durum karsısında bağırıp cağırmak, icini bosaltmak, insana ferahlık, dahası
zevk veren tatlı bir seydir.
2104- Ofkede akıl olmaz.
Đnsan ofkelenince mantıklı dusunemez, akılsızca isler yapar.
2105- Öfkeyle kalkan zararla (ziyanla) oturur.
Kisi, ofkeli zamanında duygusunun etkisi altındadır. Đyi dusunemez; yaptığı taskınca isin
nasıl bir sonuc doğuracağını hesap edemez. Sonunda bu olcusuz, yanlıs davranısının zararını
görür.
2106- Oksuz guler mi, meğer yanıla.
Bkz. Öksüz neden güler...
2107- Oksuz hırsızlığa cıkarsa ay ilk aksamdan doğar. (Oksuz oynasa cıkmıs; ay aksamdan
doğmus.)
Talihsiz kimse bir seyden yararlanmaya kalkıssa karsısına akla gelmedik engeller cıkar.
2108- Oksuz kuzu toklu (bir yasındaki erkek kuzu) (ovec) olmaz.
Kimsesiz, koruyucusuz kimse ilerleyemez.
2109- Oksuz neden guler? Yanılır da guler. (Oksuz guler mi, meğer yanıla.)
Đsleri ters giden kimsesiz kisinin yuzu gulmez. Yuzunu guldurecek bir durum belirse, biraz
sonra anlasılır ki yanlıslık olmustur, boyle bir durum ortaya cıkmayacaktır.
2110- Oksuz oğlan (cocuk) gobeğini kendi keser.
Arkalayanı, koruyanı, yardım edeni bulunmayan kisi, isini kendi basına gormek zorunda
kalır.
2111- Oksuz oynasa cıkmıs, ay aksamdan doğmus.
Bkz. Oksuz hırsızlığa cıkarsa...
2112- Oksuzun karnına vurmuslar (oksuzu dovmusler) arkam! demis.
Bir kimsenin haksızlığa uğramaması icin arkası, koruyucusu bulunmalıdır.
2113- Öküze boynuzu yük olmaz.
Bkz. Koca boynuzu yuk değil.
2114- Öküz öküzün boynuzunda çamur görmezse korkmaz.
Birisiyle kavgaya girismesi olasılığı bulunan kisi, karsısındakinin yenilmezliğini anlatan bir
belirti görmezse ondan korkmaz.
2115- Öküz tekini bulmadan çifte yürümez.
Bir ahmak, budalaca bir ise girisirken kafasına uygun biriyle isbirliği yapar.
2116- Ölenle (birlikte) ölünmez.
Đnsan, olen yakını icin kendini harap edercesine uzulmemelidir. Cunku cok uzulmekle durum
değismeyecektir.
2117- Olme bayılmaya benzemez.
Girisilecek iste ziyan etmek olasılığı da goze alınabilir. Ancak bu ziyan, batkınlığa varacak
oranı bulacaksa o isten vazgecilmelidir.
2118- Olmus koyun (esek) kurttan korkmaz.
Her seyini yitirmis olan kisinin saldırgana bir sey kaptırmaktan korkusu olmaz. Krs. Abdala
kar yağıyor demisler...
2119- Olu ası neylesin, turbe tası neylesin.
Ruhu icin dağıtılan yemekten, adının unutulmaması icin dikilen tastan olunun haberi olmaz.
Bunlar geride kalanların teselli yollarıdır. Her seyi yitirmis olan kisi, derdine care olmayan iyilik
gosterilerini ne yapsın?
2120- Ölümden öte(-ye) köy yoktur.
Her seyimi kaybetmeyi goze alarak bu isi yapıyorum.
2121- Olum dirim (kalım) bizim icin.
Đnsan nasıl olsa oleceğini dusunmeli ona gore duzene koymalıdır.
2122- Ölüme çare bulunmaz.
Bkz. Ecele çare bulunmaz.
2123- Olume giden gelmis, paraya giden gelmemis.
Para getirmeye giden kisinin bu isten basarıyla gelmesi, olunun diriltilmesinden daha guctur.
2124- Olum gelmis bu cane, bas ağrısı bahane.
Bkz. Ecel geldi cihana...
2125- Ölüm hak, miras helal.
Olum herkese gelecektir. Olenin mirası da mirascının hakkıdır.
2126- Olum ile oc alınmaz.
Bir kisi, oc almak istediği kisinin, ya da onun yakınının olmesine oc almıs gibi
sevinmemelidir.
2127- Olumu gelen it cami avlusuna iser.
Bkz. Eceli gelen it...
2128- Olumu goren hastalığa razı olur.
Kucuk bir zarara uğramayı kabul etmezse cok buyuk bir zarara uğrayacağını anlayan kimse,
bu kucuk zararı kabul eder.
2129- Ölüm var, dirim (kalım) var.
Đnsan her isini geleceği dusunerek yapmalı ozellikle mal varlığını hesaplı kullanmalıdır.
2130- Olum yuz aklığı(-dır).
Yuz kızartıcı bir yasantı icinde bulunanların ayıbını ancak olumleri temizler.
2131- Olurse yer beğensin, kalırsa el beğensin.
Ana, baba cocuklarının eğitimine cok onem vermeli, gerekirse onu dovmelidir. Đlke sudur:
Cocuk olurse iyi anılmalı, yasarsa beğenilir bir kisi olmalıdır.
2132- Olusu olan bir gun ağlar; delisi olan her gun ağlar.
Yakınlarından biri olen kisi ilk gunlerde çok üzülür; ancak zamanla bu üzüntü küllenir.
Yakınlarından biri deli olan kisi ise surekli olarak uzuntu icindedir. Demek ki delisi olmak, olusu
olmaktan daha büyük bir felakettir.
2133- Oluyu cok yursan sıcağan olur.
Duzensiz bir isi duzeltmek icin gereğinden cok titizlik gosterirseniz isin daha kotu bir durum
almasına yol acarsınız.
2134- Oluyu ortekorlar (ortekomuslar), deliğe durtekorlar (durtekomuslar).
Bir kimse olunce, artık yuzunu kimse gormek istemez. Hemen ustu ortulur ve
geciktirilmeden goturulup gomulur; sonra da unutulur. Geride kalanlar, uzun zaman onun yasını
çekip üzülmezler. Kendi alemlerine dalarlar.
2135- Once dusun, sonra soyle.
Đyice dusunmeden soylediğimiz sozlerden dolayı sonradan pismanlık duyduğumuz, keske
söylemeseydim dediğimiz cok olur. Boyle bir duruma dusmemek icin bir sozu soylemeden once
uzun uzun dusunmemiz gerekir. Krs. Boğaz kırk boğumdur, Sozunu bil, pisir.
2136- Once iğneyi kendine batır, sonra cuvaldızı ele.
Once kucuk incitici bir islemin bize yapacağı etkiyi dusunmeli, ondan sonra bunun daha
ağırını baskasına uygulamanın doğru olup olmadığına karar vermeliyiz.
2137- Onceki carığı, sonraki sarığı.
Đki karılı erkek birincisini hor gorur, ikincisini el ustunde tutar. Krs. Kadın kocasının carığı...
2138- Ön tekerlek nereye giderse art tekerlek de oraya gider.
Bkz. Arabanın on tekerleği nereden...
2139- Opulecek el ısırılmaz.
Saygı gosterilmesi gereken kimse incitilmemelidir.
2140- Örtük pazar ara bozar.
Kisiler arasındaki alısveriste kosulların acıkca belirtilmemesi, ileride anlasmazlık cıkmasına
ve aralarının bozulmasına yol acar.
2141- Otleğenin baylığı boğurtlenin vakti gecinceye kadardır.
Kisiyi une kavusturan kosullar bitince artık o kisinin sesi cıkmaz olur.
:::::::::::::
-P-
2142- Paca ıslanmadan balık tutulmaz.
Hicbir nimet zahmet cekilmeden, ozveriye katlanılmadan elde edilemez.
2143- Padisahın bile arkasından kılıc sallarlar.
Kendisinden cekinilen kimsenin yuzune karsı kimse ağız acmaz da en guclu kimsenin bile
arkasından herkes dusmanlık gösterilerinde bulunur.
2144- Padisah yasağı uc gun surer.
Padisahlık zamanındaki yonetimin ne denli etkisiz olduğuna bir ornek: Bir yasak cıkarılırdı
ama birkac gun sonra uygulama gevsetilirdi; yasağa aldıran olmazdı. Halk, bu sozle yonetenlerin
durumunu kurallastırdı ve onlara inanmadığını belirtti.
2145- Palamut cok biterse kıs erken olur.
Yuzyıllarca suren gozlemlerden sonra bu yargıya varılmıstır.
2146- Papaz her gün pilav yemez.
Birkac kez yaptığını gorduğunuz isi bir kisiye her zaman yaptırmak isterseniz onu usandırır,
yeter artık! diyecek duruma getirirsiniz.
2147- Para dediğin el kiri.
Para elde kalmaz; kullanılır, harcanır.
2148- Para ile imanın kimde olduğu bilinmez.
Para, ortaya konulup herkese gosterilen seylerden değildir. Đman da kisinin icindedir. Bundan
dolayı kimin ne kadar parası bulunduğunu, kimin ne denli Tanrı'ya yakın olduğunu kimse
bilmez.
2149- Para isteme benden, buz gibi soğurum senden.
Kisi, kendisinden para isteyen kimseden artık uzak durmak ister.
2150- Param seni vereyim de mi dusman olayım, vermeyeyim de mi dusman olayım?
Vermeyeyim de dusman olayım.
Kendisinden odunc para istenen kisi, bu parayı vermese karsısındaki ona dusman olur. Verse,
parası zamanında geri gelmeyeceği icin yine bir dusmanlık belirir. Đyisi parasını elinden
cıkarmamak değil mi?
2151- Paran coksa (borcun yoksa) kefil ol, isin yoksa sahit ol.
Bkz. Đsin yoksa sahit ol...
2152- Paran gitti mi diye sormazlar, isin bitti mi diye sorarlar.
Bkz. Paranın gittiğine bakma...
2153- Paranın gittiğine bakma, isinin bittiğine bak. (Paran gitti mi diye sormazlar, isin bitti
mi diye sorarlar.)
Yapmak istediğin isi yapabildinse bu uğurda harcadığın paralara acıma. Cunku para,
istediğin isi yapmak icindir.
2154- Paranın yuzu sıcaktır.
Parayı goren kimse onun cekiciliğine kapılır ve kendisinden para karsılığında beklenen isi
yapmakta kolaylık gosterir.
2155- Paran ucuz olursa sen pahalı olursun.
Cok alısveris yapan, bol bahsis veren kisi, parasından yararlananlardan buyuk saygı gorur.
2156- Paran varsa cumle alem kulun, paran yoksa tımarhane yolun.
Bkz. Varsa pulun, herkes kulun...
2157- Para parayı ceker.
Elde para bulunursa onunla yeni paralar kazanılır.
2158- Parası (akcası) ucuz olanın kendisi kıymetli olur.
Parasını esirgemeyen, eli acık kimseyi herkes el üstünde tutar.
2159- Parayı domuzun boynuna takmıslar da Domuz Ağa! diye cağırmıslar.
Para, itibarı olmayan kisiye itibar kazandırır.
2160- Parayı veren duduğu calar.
Parasını veren kimse, istediği seyi elde eder.
2161- Parayı zaptetmek deliyi zaptetmekten zor.
Elindeki parayı carcur etmeyip tutmasını bilmek, herkesin yapamayacağı zor bir istir.
2162- Pazarda herkes ambarındaki unu kadar konusur.
Bir kimse, maddi alanda olsun, manevi alanda olsun, yeteneğinin olcusunu bilmeli, sınırı
asan davranıslarda bulunmamalıdır.
2163- Pazar, ilk pazardır.
Satılacak mala ilkin kac paraya istekli cıkmıssa en yuksek fiyat odur. Satıcı buna razı
olmazsa daha sonra hicbir istekli bu fiyatı vermez.
2164- Pazar körsüz kalmaz.
Kotu mal satılmaz sanmayın. Ona da iyiyi, kotuyu ayırt edemeyen alıcı bulunur. Krs. Bitli
baklanın kor alıcısı olur.
2165- Pekmez gibi malın olsun, Antakya'dan sinek gelir.
Bkz. Canakta balın olsun, Yemen'den (Bağdat'tan) arı gelir.
2166- Pekmezi kupten, kadını kokten al.
Yiyeceğin seyin temiz bir kapta bulunanını alman gerektiği gibi esin olacak kadının da temiz
ve soylu bir aileden olmasına dikkat etmelisin.
2167- Pek yas olma, sıkılırsın; pek de kuru olma, kırılırsın.
Cok uysal olursan ezilirsin. Hep dik baslı olursan yalnız kalır, herkesi karsında bulursun.
Huner, gerektiğinde uysal, gerektiğinde sert olmayı bilmektir.
2168- Persembenin gelisi carsambadan bellidir.
Bir isin sonunun nasıl olacağı simdiki gidisinden belli olur.
2169- Peynir ekmek, hazır yemek.
Yemek pisirmek sıkıntısına katlanmak istemeyenler icin peynir ekmek, pisirilip kotarılmıs
yemektir.
2170- Pilavdan donen kasığın sapı (donenin kasığı) kırılsın.
1) Đnsan cıkarını gozetmelidir. Kendisine yararlı seyi elde etme cabasını gostermeyen
kisiden ne hayır beklenir?
2) Bir gorev yapması icin elde bulundurulmakta olan arac, bu gorevi yapmıyor ya da
yapamıyorsa var olmasıyla yok olması arasında fark kalmaz.
2171- Pilav yiyen kasığını yanında (belinde) tasır.
Birsey yapmak, bir seyden yararlanmak isteyen kisi, bunun icin gereken aracı eli altında
bulundurmalıdır. Krs. Asure yemeye giden..., Canı kaymak isteyen..., Kaymağı seven...,
Zemheride yoğurt isteyen...
:::::::::::::
-R-
2172- Rağbet guzel ile zenginedir.
Güzellerle zenginler her zaman el üstünde tutulurlar.
2173- Rahat ararsan mezarda.
Bkz. Ağrısız bas mezarda gerek.
2174- Rakip ölsün de ne yüzden ölürse ölsün.
Đstenen sey, engelin ortadan kalkmasıdır. Nasıl, ne yoldan kalkarsa kalksın, bunun onemi
yoktur.
2175- Ramazan bereketli aydır, ama duvardan giden kılıca sor (demisler).
En değerli esyanızı satıp para hazırlarsanız, ramazan kuskusuz bereketli ay olur.
2176- Ramazanda yalan söyleyenin (oruç yiyenin) bayramda yüzü kara olsun.
Bir sozun yalan olduğu, bir odevin yapılmadığı, bir sure sonra gerceklesen olaylarla anlasılır.
O zaman yalan soyleyen, ya da odevi yapmamıs olan kisi, utancından hic kimsenin yuzune
bakamaz olur. Krs. Arife gunu...
2177- Rencper kırk yılda, tuccar kırk gunde.
Rencperin ancak kırk yılda kazanabileceği parayı, tuccar kırk gunde kazanır.
2178- Rusvet kapıdan girince insaf (iman) bacadan cıkar.
Rusvet alan kamu gorevlisi; hak, adalet, insaf duygularından sıyrılır. Yetkisini rusvet
verenden yana, kotuye kullanır.
2179- Rüzgara tüküren kendi yüzüne tükürür.
Gücünden buyuk guce karsı koyan, kendini yıpratmaktan baska bir sonuc alamaz.
2180- Ruzgar eken fırtına bicer.
Herkesin zarar gormesine yol acacak isler yapan kimse, cok sert tepkilerle karsılasır ve
sonunda en buyuk zarara kendisi uğrar.
2181- Rüzgar esmeyince yaprak oynamaz (dal kımıldamaz).
Her durumu doğuran bir etken vardır.
2182- Ruzgarın onune dusen yorulmaz.
Bkz. Ruzgarın onune dusmeyen yorulur.
2183- Ruzgarın onune dusmeyen yorulur.
Toplumun genel gidisine uyan kisi rahat eder. Akıntıya kurek cekmeye kalkan yorulur,
basarısızlığa uğrar.
2184- Ruzgarlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu.
1) Ruzgarlı havada kuytu yer secilir. Yağmurlu havada iyi uyunur.
2) Toplum icinde cekisme ve catısma basgosterince yapılacak en iyi is, bunlardan uzak
durup rahatına bakmaktır.
:::::::::::::
-S-
2185- Sabahın kızıllığı aksamı kıs eder; aksamın kızıllığı sabahı guz eder.
Sabahleyin gokyuzunde gorulen kızıllık, o aksam havanın kıs gibi olacağını, aksam gorulen
kızıllık ise ertesi sabah havanın guze doneceğini belirtir.
2186- Sabah ola, hayır ola (gele).
Bkz. Aksamın hayrından sabahın...
2187- Sabah sürçen, geceye dek sürçer.
Bir ise basladığı zaman beceriksizliği gorulen kisinin bu durumu sonuna kadar surer.
2188- Sabahtan karnını doyuran, kucukken evlenen aldanmamıs.
Sabahleyin karın doyurulmalıdır ki yapılacak is icin gereken guc elde edilsin. Yemek,
yenmezse is araya girer, insan ac kalır, gucsuz kalır, iyi is yapamaz. Evlenmeyi de
geciktirmemelidir ki cocuklar anne, baba ihtiyarlamadan yetissinler. Bundan baska, zaman
geçince insan kolay kolay evlenemez.
Krs. Erken kalkan yol alır..
2189- Sabanın tutağına yapısan el ac kalmaz.
Çiftçilik yapan aç kalmaz.
2190- Sabır acıdır, (acı ise de) meyvesi tatlıdır.
Sabır guctur, ama guzel sonuc verir.
2191- Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı atlas.
Sabretmesini bilen kisi olmayacak gibi gorunen islerde bile basarı kazanır. Sabredilirse eksi
koruk, tatlı uzum olur. Uzum suyundan pekmez yapılır, ondan da helva. Bunun gibi, ipek boceği
dut yaprağını yiye yiye buyur, sonra ipek salgılar. Bununla da atlas dokunur.
2192- Sabreden dervis, muradına ermis.
Bircok islerin gerceklesmesi icin sabırlı olmak, uzun zaman beklemek gerekir. Sabırlı olan
kisi ereğine ulasır.
2193- Sabreyle isine, hayır gelsin basına.
Bir isi yaparken ivmez, sabrederseniz hayırlı sonuclara varırsınız.
2194- Sabrın sonu selamettir.
Karsılastığı guclukleri sabırla yenmeye calısan kimse, sonuda basarıya ulasır.
2195- Sacım ak mı, kara mı? - Onune dusunce gorursun.
Sonucu çok geçmeden belli olacak bir durumun nasıl biteceğini merak edenler azıcık sabırlı
olmalıdırlar.
2196- Sac safadan, tırnak cefadan uzar.
Halk arasında soyle bir kanı vardır: Đnsan keyifli olursa sacı, dertli olursa tırnağı uzar.
2197- Sade pirinç zerde olmaz, bal gerektir kazana; baba malı tez tukenir evlat gerek kazana.
Hakkıyla yararlanılacak bir seyin ortaya konabilmesi icin birtakım oğelerin birlesmesi
gerektir. Kisi kendi emeğiyle kazanc sağlayıp bunu baba malına katmıyorsa babasından kalan
mal tez tukenir. Krs. Baba malı tez tukenir...
2198- Sade sudan zerde olmaz, bal kazana girmeyince, hazır akca tez tukenir arkasından
gelmeyince.
Bkz. Sade pirinc zerde olmaz, bal gerektir kazana; baba malı tez tukenir, evlat gerek kazana.
2199- Sadık dost akrabadan yeğdir.
Candan dost akrabadan daha hayırlı olur.
2200- Safa ile yenen cefa ile kazanılır.
Keyifli keyifli harcadığımız para, cok sıkıntı cekilerek kazanılmıstır.
2201- Sağ (sağlam) bas yastık istemez.
Sağlam insan durup dururken yatmak istemez. Yatmak istiyorsa herhalde hastadır.
2202- Sağ elinin verdiğini sol el gormesin.
Bkz. Bir elinin verdiğini...
2203- Sağılır ineğin buzağısı kesilmez.
Cıkar sağlamaya yardım eden kimseye ya da seye zarar gelmemesine dikkat edilmelidir.
2204- Sağır icin iki kere kamet olmaz.
Herkesin isitip oğrendiği sey, dikkatsiz kimse icin bir daha soylenmez.
2205- Sağır isitmez (duymaz) uydurur (yakıstırır).
Sağır, yanında konusulan seyleri isitmez ama konusanların durumuna bakarak ve anladığını
sanarak bir seyler yakıstırıp soyler. Bir durumun icyuzunu bilmeyen kisi de gorunuse bakarak
edindiği yanlıs kanıyı gercek sanır.
2206- Sağırlar birbirini ağırlar. (Keller ile yağırlar birbirini ağırlar.)
Toplum icinde onemsenmeyen kisiler birbirlerine değer verir, saygı gosterirler.
2207- Sağlık varlıktan yeğdir.
Sağlıktan buyuk zenginlik olmaz. Sağlık olmazsa varlık neye yarar?
2208- Sağ olsun da dağ ardında olsun.
Bkz. Tas altında olmasın da...
2209- Sahipsiz (ıssız) eve it buyruk.
Kimsenin ilgilenmediği, benimsemediği, sahip cıkmadığı isler uzerinde değersiz kisiler
egemenlik kurarlar.
2210- Sakal bıyığa denk olmayınca berber ne yapsın?
1) Kullanacağı seyler kusurlu olursa en usta kimse bile onları uygun bicime sokamaz.
2) Gelir gidere denk değilse durumu duzene koymaya calısan ki si ne yapabilir.
2211- Sakal keçide de var.
Bkz. Keçide de sakal var.
2212- Sakınılan (esirgenen) goze cop batar.
Esirgediğimiz, uzerine titrediğimiz seye her halde bir zarar gelir.
2213- Sakla beni varken, bulunayım sana yokken.
Her sey var olduğu zaman alınıp bir koseye konulmalı ki ortadan cekildiği zaman el altında
bulunsun ve kullanılsın.
2214- Sakla samanı, gelir zamanı.
En değersiz seyi bile atmayıp saklamalı. Gunun birinde ise yarar.
2215- Saksağan danayı babası hayrına bitlemez.
Bkz. Karga mandayı babası...
2216- Sanat altın bileziktir.
Kisinin elindeki sanat, değeri hic eksilmeyen bir servettir.
2217- Sana tasla vurana (dokunana) sen asla (ekmekle, pamukla) vur (dokun).
Sana kotuluk edene sen iyilik et. Sert davranana yumusak davran.
2218- Sanatını hor goren boğazına torba takar.
Bkz. Đsine hor bakan...
2219- Sanatı ustadan gormeyen (oğrenmeyen) oğrenmez.
Her sanatın birtakım incelikleri vardır. Kisi ne kadar calısırsa calsısın, bunu kendi kendine
bulamaz.
Her halde bir ustadan gorup oğrenmelidir.
2220- Sana vereyim bir oğut: Ununu elinle oğut. (Benden sana bir oğut: Ununu elinle oğut).
Kisi, isini baskasına inanmamalı, kendisi yapmamalıdır. Krs. Kurda neden boynun kalın
demisler...
2221- Sarhosa dokunma, kendi yıkılsın.
Bkz. Değme sarhosa...
2222- Sarhostan deli bile korkar.
Sarhos, deliden daha delice davranıslarda bulunur.
2223- Sarı altının olacağına sarı samanın olsun.
Para yenmez, icilmez. Oysa besin olmasa yasanmaz. Bu nedenle insan icin de, hayvan icin de
besin paradan daha değerlidir. Hele insana bağlı olmayan hayvanlar icin para busbutun
gereksizdiz.
2224- Sarığı sarar, sarar, ulamı yetistiği yere sokarsın.
Yuruttuğunuz isi amaclanan sonuca ulastıramasanız bile ulasabildiğiniz evre de olumlu bir
asamadır.
2225- Sarmısağı gelin etmisler, kırk gun kokusu cıkmamıs.
Bir topluluğun arasına yeni girmis olan kotu kimsenin foyası ilk gunlerde meydana cıkmaz.
2226- Sarmısağı(-nı) hesap eden paca(-yı) yiyemez.
Bkz. Sirkesini, sarmısağını...
2227- Sarmısak da acı amma evde lazım bir disi.
1) Sorumlulukları olmakla birlikte her eve bir kadın gerektir.
2) Bir evde ara sıra kul lanılacak seyden -insanı rahatsız da etse- bir parca bulunmalıdır.
2228- Sarmısak icli dıslı, soğan yalnız baslı.
Anlasan kimselerin -aynı aileden imisler gibi- birbirlerinden saklısı, gizlisi yoktur.
Baskasıyla boyle bir yakınlık kuramamıs olan kimse, tek basına kendi yasantısı icindedir.
2229- Satılık ziftin olsun, Selanik'ten kel gelir.
Đse yaramaz sandığın bir malı satılığa cıkarırsan gorursun ki hatıra gelmeyen yerlerden onu
arayıp soranlar vardır. Krs. Pekmez gibi malın olsun..., Canakta balın olsun...
2230- Say beni, sayayım seni.
Bkz. Sev beni, seveyim seni.
2231- Sayılı gunler (gun) tez (cabuk) gecer.
Bir isin yapılması, ya da gerceklesmesi icin konulmus olan belli sure carcabuk gecer.
2232- Sayılı koyunu kurt kapmaz (yemez).
Miktarı saptanarak bir kimseye teslim edilmis olan esya iyi korunur.
2233- Sebepsiz kus bile ucmaz.
Kılavuz ve yardımcı almadan hicbir is basarılamaz. Krs. Delilsiz cennete bile girilmez.
2234- Sebepsiz ölüm olmaz.
Bkz. Ecel geldi cihane..., Bahanesiz ölüm...
2235- Selam para, kelam para.
Her davranıs para harcamayı gerektirir.
2236- Sel gider kum kalır (kisi ettiğini bulur.)
Herhangi bir durumda önemli olan, kalıcı oğelerdir. Gelip gecici olanlar değil.
2237- Sel ile gelen yel ile gider. (Yel gibi gelen sel gibi gider.)
Emek cekilmeden ele gecen para; gereksiz yerlere harcanır, carcur olur gider.
2238- Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa. (Sen dede ben dede, bu atı kim tımar ede.)
Herkes kendisini buyurucu durumda gorur, is yapmakla yukumlu saymazsa ortadaki isi kim
yapar?
2239- Sen bilirsin deyince (değirmende) kavga olmaz.
Bir konu uzerindeki gorusme sırasında uysallık gosterir, karsınızdakinin dediğini kabul
ederseniz, anlasmazlık cıkmaz.
2240- Sen bir garip Cingenesin, telli (gumuslu) zurna nene gerek.
Yoksul olan ya da toplumda seckin bir yeri bulunmayan kisi, durumunun kaldıramayacağı ise
kalkısmamalıdır.
2241- Sen dede ben dede, bu atı kim tımar ede?
Bkz. Sen ağa ben ağa...
2242- Senden cıkmıs bir kada (kaza), kime giden (gidersin) imdada.
Yaramaz cocuk, senin yaptığın bir kaza sayılır. Bunun caresine bakmak icin kimden imdat
isteyebilirsin? Kendi eyleminden doğan butun olumsuzluklar boyledir.
2243- Senden devletli ile ortak olma.
Cunku o cok para koyup genis is yapmak ister; buna senin gucun yetmez. Zarar ederseniz o
dayanabilir, sen dayanamazsın. Đs uzerinde de hep onun sozu gecerli olur.
2244- Sen dost kazan; dusman ocağın basından cıkar.
Bkz. Kazanırsan dost kazan...
2245- Sen islersen mal isler, insan oyle genisler.
Calısırsan malın verimli, kazancın bol olur. Boyle bole zengin olursun.
2246- Sen isten korkma, is senden korksun.
Đnsan, yapacağı isi gozunde buyutmemeli, yenmeye azmederek calısmaya koyulmalıdır.
2247- Sen kazan da dusmana kalsın.
Kazanacağım malı benden sonra kime bırakacağım diye calısmaktan vazgecme. Dusmana
kalacağını da bilsen kazanc yolunu bırakma.
2248- Sen olursan bensiz, ben de olurum sensiz.
Bir kimse, baska bir kimse ile olan iliskisini keserse, o da bu kisi ile iliskisini surdurmek
istemez.
2249- Sen sen, ben ben.
Hic kimse kendisini baskasının buyruğu altında gormek istemez. Kendisine hukmetmek
isteyen kimseye karsı duygusu sudur: Sen kendini nasıl yuksek ve bağımsız goruyorsan ben de
kendimi oylece yuksek ve bağımsız goruyorum. Bana karısamazsın.
2250- Seraskere dana güttüren dünya.
Bkz. Dunya bir, isi bir, Kavanoz dipli dunya, Đn kalk dunyası.
2251- Serceden (kustan) korkan darı ekmez.
Yapmayı dusunduğu isin tehlikelerini goze alamayan kimse o ise girismemelidir.
2252- Serce ile konusanın sesi semadan gelir.
Bkz. Deveci ile konusan kapısını buyuk acar.
2253- Serçeye çubuk beredir.
Gucsuz kisiye en kucuk sarsıntı yıkım nedeni olur.
2254- Serkes okuz (son) soluğu kasap dukkanında alır.
Dik baslı olanlar, davranıslarının cezasını gorurler.
Bu davranısları hayatlarına bile mal olabilir.
2255- Sermayen bir yumurta ise tasa cal.
Guvendiğin sey, ise yaramayacak kadar kucuk ve onemsiz ise onu kullanmaktan vazgeç;
sonuçtan umudunu kes.
2256- Sev beni, seveyim seni. (Say beni, sayayım seni).
Sevgi karsılıklı olur. Sen beni seversen ben de seni severim. Krs. Say beni, sayayım seni.
2257- Sevda (sevgi) gecer yalan olur, sonra sokar yılan olur.
Sevda atesi sevgilileri once kaynastırır; bir sure sonra soner. Oyle ki basta en buyuk mutluluk
kaynağı sayılırken, sonra en buyuk rahatsızlık etkeni olur.
2258- Sevenin kuluyum (kulu ol), sevmeyenin sultanı.
Sizi sevenlere kul gibi hizmet ediniz. Sevmeyenlere yuz vermeyiniz, yuksekten bakınız.
2259- Sevip (sevisip) dostuna, bosanıp kocana varma.
Bir kadın, toredısı sevdiği kimseye varmamalıdır. Cunku bu adam; kendisi gibi baskasıyla da
sevisti, ya da sevisir diye kadına karsı icinde surekli bir kusku duyar. Bu da evlenenler için
gecimsizlik kaynağı olur. Kadın, bosandığı kimse ile yeniden evlenmemelidir. Cunku
bosanmanın nedeni olan eski anlasmazlıklar yeniden bas gosterir.
2260- Sev seni seveni hak ile yeksan ise, sevme seni sevmeyeni Mısır'a sultan ise.
Toplumdaki yeri ne denli değersiz olursa olsun, seni seveni sev. Toplumdaki yeri ne denli
yüksek olursa olsun, seni sevmeyeni sevme.
2261- Seyrek git sen (sıkca varma) dostuna, kalksın ayak ustune.
Kisi dostuna sık sık giderse cok sıcak karsılanmaz. Seyrek giderse buyuk sevgi ile karsılanır.
Krs. Sık gidersen dostuna, yatar arka ustune.
2262- Sıcağa kar mı dayanır?
Surekli tuketim, en buyuk birikimleri bile eritir. Krs. Hazıra dağlar...
2263- Sıcana rakı icirmisler, kediye meydan okumus.
Rakının gucsuz kisiye gecici bir yiğitlik duygusu kazandırması gibi, kısa zamanda
yükselmeler, bol para kazanmalar da kendisinden çok üstün kimseleri küçük görme gücü verir.
Krs. Eseğe rakı icirmisler...
2264- Sıcan (fare) cıktığı deliği bilir.
Gizli bir is yapmak uzere girisime gecmis olan kisi, yakayı ele verme durumunda kalınca
nereye kacacağını bilir.
2265- Sıcan gecer yol bulur.
Bir is icin kotu bir yol acılırsa gelenek olur; artık herkes o yolu tutar.
2266- Sıcılacak ağız gote yakın gelir.
Kisinin ağır hakaret gormesi, kendisinin buna yol acmasından ileri gelir. Krs. Kabahat
oldurende değil..., Eceli gelen..., Dayak isteyen keci...
2267- Sık gidersen dostuna, yatar arka ustune.
Ne denli candan olursa olsun, dostuna cok sık gitme. Sonra usanır, sana yuz vermez. Krs.
Seyrek git sen dostuna, kalksın ayak ustune.
2268- Sınanmısı sınamak ahmaklıktır.
Bkz. Denenmisi denemek ahmaklıktır.
2269- Sırca koskte (evde) oturan, komsusuna tas atmamalı.
Kucuk bir dokunusla buyuk zarara uğrayacak olan kisi, uzerine dusmanlık cekecek
davranıslardan sakınmalıdır.
2270- Sırrını acma dostuna (dostunun dostu vardır) o da soyler dostuna.
Bkz. Acma sırrını dostuna...
2271- Sıtma ben tuttuğumu kırk yıl sonra tanırım demis.
Sıtmaya yakalanan kisi tedavi gorup iyilesse bile aradan uzun yıllar gecer de benzinin
solukluğu gecmez.
2272- Sinek kucuktur ama mide bulandırır.
Kirli seylerle bir arada bulunan nesneyi -ne kadar ufak olursa olsun ve ne kadar zararsız
görünürse görünsün- içimiz almaz.
2273- Sinek pekmezciyi tanır.
Đsini bilen kisi, yararlanacağı kimseyi bilir.
2274- Sirkesini, sarmısağını sayan pacayı yiyemez. (Sarmısağını hesap eden pacayı
yiyemez.)
Kucuk sakıncalarını dusunerek bir ise girismeyen kisi, o i sin kazanclarından yoksun kalır.
2275- Sitte-i Sevir, her saatı bir devir.
Sitte (Arapca) altı, sevr (Arapca) boğa demektir. Sitte-i sevr Boğa Burcunun altı gunu,
anlamını tasıyor ki gunesin Boğa Burcuna girdiği 21 nisan da baslar, 26 nisanda sona erer. Đste
bu gunlerde hava her saat değisiklik gosterir.
2276- Sitte-i Sevir, kapıyı cevir.
Sitte-i Sevirde hava cok bozuk ve fırtınalı olur. Dısarı cıkmamalı.
2277- Sivilce kurcalanınca cıban olur.
Bkz. Kurcalama sivilceyi...
2278- Sivilceyi kurcalama, cıban edersin.
Bkz. Kurcalama sivilceyi...
2279- Siyah inekten beyaz sut sağılır.
Gorunuse değil ozdeki cevhere bakılmalıdır. Gorunusu beğenilecek gibi olmayan oyle kisiler
vardır ki değerlerine paha bicilemez.
2280- Sofu soğan yemez, bulunca sapını komaz.
Hosa gitmeyen islere yonelmez gibi gorunen oyle kisiler vardır ki bu islere girisince en asırı
yolu tutarlar.
2281- (Soğanın acısını) yiyen bilmez, doğrayan bilir.
Bir is yapılırken ne denli gucluk cekildiğini, o isi basarmıs olan bilir; basarılmıs olan isten
yararlanan bilmez.
2282- Soğuk; kırk kat kece, ben ondan gece; bir kat deri, ben ondan geri demis.
Bir kat deri giysi, kat kat yun giysiden daha cok sıcak tutar.
2283- Sokma akıl, sekiz adım gider.
Bkz. Koyma akıl akıl olmaz.
2284- Sona kalan donakalır.
Yapılacak bir isi hemen yapmayıp geciktiren kisi zarar eder. Orneğin bir seyden bircok
kimse yararlanacaksa daha once davrananlar secer, secer alırlar; geriye dokuntuleri kalır. Belki
de hiç kalmaz.
2285- Son gülen iyi güler.
Bir konunun uzulecek ve sevinilecek evreleri sona erdiği zaman sevinilecek durum ağır
basmıssa eski tasalar unutulur, hep sevinilir.
2286- Son pismanlık fayda vermez (etmez).
Đyice dusunulmeden yapılan is, cok kez insanı zarara ya da geri donemeyeceği bir cıkmaza
sokar.
O zaman pisman olmak da ise yaramaz.
2287- Sonradan gelen devlet devlet değildir.
Kisi gencliğinde zengin olmalıdır ki bunu gereği gibi kullansın. Đs goremeyeceği bir yasta
gelen zenginlik neye yarar?
2288- Sonradan gelenin evi uc, tarlası kırac olur.
Herkesin pay alabileceği bir isi yapmakta erken davrananlar, en kazanclı parcaları ele
gecirirler. Gecikenlere onemsiz parcalar kalır.
2289- Sonradan imam olanın camiye sığmaz sesi; sonradan kadın olanın hamama sığmaz
tası.
Sonradan gormus olanlar, alısılmısın dısında gosteris meraklısı olurlar. Kendilerini
olduklarından daha ustun gostermeye calısırlar. Krs. Koleden ağa olan minareyi...
2290- Soran yanılmamıs (yorulmamıs).
Đnsan bir isi yaparken karsısına bilmediği bircok sey cıkar. Bunları doğru, yanlıs demeden
yapmamalı, bilenlere sorup oğrendikten sonra yapmalıdır. Biliyorum sandığı islerde de
yanılabilir. Onlar icin de bilenlerin dusuncesini alırsa yanılmayı onlemis ve bos yere yorulmamıs
olur. Krs. Danısan dağ asmıs...
2291- Sora sora Bağdat (Kabe) bulunur.
Đnsan sora sora, cok uzak ve bulunması cok guc yerleri bile bulur. Krs. Yol sormakla
bulunur.
2292- Sorma kisinin aslını, sohbetinden bellidir.
Bir kimsenin kimliğini oğrenmek icin soyunu sopunu sormanın gereği yoktur. Konusup
gorusmesinden nasıl bir insan olduğu anlasılır.
2293- Soy asma, soyuna çeker.
Temiz soydan gelen kisi, her durumuyla soyluluğunu gosterir.
2294- Soydur çeker, (boktur kokar), (Cins cinse çeker).
Her canlı az cok soyuna ceker. Kotu soydan gelmisse kendisinde de bu kotulukten bir iz
bulunur.
2295- Söyleyenden dinleyen arif gerek.
Oyle konular olur ki anlatan biraz kapalı konusur. O zaman dinleyen, soyleyenin ne demek
istediğini anlamalıdır.
2296- Söyleyene bakma, söyletene bak.
Đcinden geleni soyleyen bir kisinin sozleri, doğru cıkmasını istediğimiz seylerse, bunları ona
Tanrı soyletiyor der, soylediklerine inanmak isteriz.
2297- Soz ağızdan cıkar.
Mert olan kisi, sozunde durur; verdiği sozu yerine getirir.
2298- Soz biliyorsan soyle, inansınlar; bilmiyorsan soyleme, seni bir adam sansınlar.
Đnsan, bildiği konu uzerinde konusmalı; bilmediği konuda ağız acmamalıdır.
2299- Soz dediğin yas deridir, nereye cekersen oraya gider.
Bircok sozler, cesitli anlamlara gelebilir. Kimi zaman dinleyenler, bir sozu, soyleyenin
aklından gecmemis olan bir anlama cekerler.
2300- Soz gumusse sukut altındır.
Konusmak guzel, yararlı bir sey olabilir. Ama susmak ondan iyidir. Cunku konusmak insanın
basına birtakım isler acabilir. Susan icin boyle bir sey soz konusu değildir.
2301- Söz sözü açar.
Bkz. Laf lafı acar.
2302- Sözünü bil, pisir; ağzını der, devsir.
Ağzına gelen her sozu soyleme. Bir sozun nereye varacağını iyi dusun, ondan sonra soyle.
Krs. Once dusun, sonra soyle.
2303- Sozu soyle alana, kulağında kalana.
Sozunu tutana oğut ver. Soylediklerin bir kulağından girip obur kulağından cıkan kimseye
nefes tüketme.
2304- Söz var ara bozar, söz var ara düzer.
Bkz. Bir söz ara bozar, bir söz ara düzer.
2305- Soz var, dağa cıkarır; soz var, dağdan indirir.
Đliskilerimizde dikkatli ve olculu konusmalıyız. Karsımızdakini sinirlendirip bas kaldırtan da,
yatıstırıp yola getiren de cılgınca ya da akıllıca soylenen sozlerdir. Krs. Soz var is bitirir, soz var
bas yitirir.
2306- Soz var, is bitirir; soz var, bas yitirir.
Sozun insanlar uzerindeki etkisi cok buyuktur. Akıllıca soylenmis sozler, karsıdakini
inandırır, yumusatır; islerin olumlu yola girmesini sağlar. Olcusuz, sert sozler ise karsıdakini
sinirlendirir, soyleyenin oldurulmesine bile yol acabilir. Krs. Soz var dağa cıkarır, soz var
dağdan indirir.
2307- Söz verme, verdinse dönme.
Senden beklenen bir isi yapabilip yapamayacağını iyi dusun. Kendine guvenemezsen soz
verme. Ama söz verdinse ne yap yap sözünü yerine getir.
2308- Su akarken testiyi doldurmalı (doldur).
Kisi, fırsattan yararlanmalı; geliri bol olduğu zaman ilerisi için para biriktirmeye, mal mülk
edinmeye bakmalıdır.
2309- Su aktığı yere (yine) akar.
Daha once bize yararı dokunmus olan guzel bir durum, bugun bulunmasa bile yarın yine
ortaya cıkar.
2310- Su basından (bendinden) kesilir (bağlanır).
Bir isi, kimsenin karısamayacağı ve bozamayacağı bicimde bitirmek icin yetkili kisilerin en
buyuğu ile gorusup anlasmak gerektir.
2311- Su bulanmayınca durulmaz.
Bir konu, turlu cekismelerden sonra aydınlığa kavusur, yoluna girer.
2312- Su bulununca (görülünce) teyemmüm bozulur.
Ele gecmeyen guzel bir seyin yerine, ister istemez ona benzeyen baska bir sey kullanılır.
Ama aranan sey ele gecince, benzerinin değeri kalmaz.
2313- Suc oldurende değil, olendedir.
Bkz. Kabahat öldürende...
2314- Suç samur kürk olsa kimse üstüne almaz.
Bkz. Kabahat samur kürk olsa...
2315- Sucu gelin etmisler, kimse guvey girmemis.
Ne denli sevimli gorunurse gorunsun, sucu kimse kabul etmez. Krs. Kabahat samur kurk
olsa...
2316- Su icene yılan bile dokunmaz.
Su içen kimseye dokunulmamalıdır; dusman olsa bile.
2317- Su kucuğun, sofra (soz) buyuğun.
Su, büyüklerden önce küçüklere verilmelidir. Çocuklar istedikleri kadar su içebilirler. Ancak
cocukların sofradaki her seyi yemelerine ve dilediklerinden, diledikleri gibi almalarına izin
verilmez. Sofrada yemeğe baslamak, buyuklere tanınmıs bir haktır. (Konusmaya da ilkin
buyukler baslamalıdır.)
2318- Su testisi su yolunda kırılır.
Bir kisi, ya da sey, hangi amaca hizmet ediyorsa o uğurda bir kazaya uğrar; yok olur.
2319- Su uyur, dusman uyumaz.
Durmadan akan suya uyuyor denilebilir de sesi cıkmayan, kıpırdamayan dusmana uyuyor
denilemez. O, fırsat beklemektedir.
2320- Su yatağını bulur.
Bkz. Akarsu çukurunu kendi kazar.
2321- Suyu getiren de bir, testiyi kıran da. (Testiyi kıran da bir, suyu getiren de.)
Zamanımızda, gorevini iyi yapanla kotuye kullanan arasında bir fark gozetilmemektedir.
2322- Suyu havana koy, döv döv yine su.
Carpıcı bir ozelliği bulunan kisi ya da nesnenin, ne denli uğrasılırsa uğrasılsın, niteliği
değistirilemez.
2323- Suyun yavas akanından, insanın yere bakanından kork (sakın).
Bkz. Adamın yere bakanından...
2324- Sukut ikrardan gelir (sayılır).
Bir kisiye: Sen soyle bir is yaptın mı? (yapmıssın) diye sorulduğunda karsılık vermiyorsa
evet diyor sayılır.
2325- Sur git dememisler, gor gec demisler.
Beğenmediğiniz durumu, surup giden bir anlasmazlık konusu yapmayınız. Hos gorup
geçininiz.
2326- Suruden ayrılanı (ayrılan koyunu, kuzuyu) kurt kapar.
Arkadaslarından ayrılıp tek basına is yapma yolunu tutan kisi, koruyucusuz, desteksiz kalır;
buyuk zararlara uğrar. Krs. Yalnız kalanı kurt yer.
2327- Sutle giren huy, canla cıkar.
Kisinin kucukken edindiği huy, olunceye değin surer. Krs. Đnsan yedisinde ne ise yetmisinde
de odur., Can cıkmayınca huy cıkmaz., Huy canın altındadır., Huylu huyundan vazgecmez.
2328- Sutluyu suruden cıkarmazlar.
Yararlı, verimli sey, elden cıkarılmaz.
2329- Sutsuz koyun meleğen olur.
Cevresine yararlı olamayan, elinde avucunda bir sey bulunmayan kisi, hep acıklı ve uzuntulu
konusur.
2330- Sutten ağzı yanan, ayranı ufleyerek icer (yoğurdu ufleyerek yer).
Bir davranısı kendisine pahalıya mal olan kisi, benzeri durumlar karsısında cok ihtiyatlı
davranır.
:::::::::::::
-S-
2331- Sahin gozunu ette acmıs; karga gozunu bokta acmıs.
Kisi ana baba ocağında ne gormusse oyle yetisir. Yasamı boyunca da o durumu surdurur.
2332- Sahin ile deve avlanmaz.
Kucuk seyleri elde etmek icin yeterli olan aracla, buyuk seyler elde edilemez. Krs. Araba ile
tavsan avlanmaz.
2333- Sahin kucuk, et yer; deve büyük, ot yer.
Kisi, gorunusune gore değil, yaradılıs ozelliğine ve yeteneğine gore is yapar.
2334- Sahin kucuktur ama koca turnayı havadan indirir.
Kucuk olmak, gucsuz olmak demek değildir. Oyle kucukler vardır ki kendilerinden buyuk
olandan daha güçlüdürler.
2335- Sakanın sonu kakadır.
Saka surup gittikce tatsızlasır, kırıcı olur, dostluğu bozar.
2336- Sap ile seker bir değil.
Gorunuste birbirine benzeyen oyle seyler vardır ki nitelikleri birbirinden cok ayrıdır.
2337- Saraptan bozma sirke keskin olur.
Sonradan azan kisi, eskiden beri yolunu sasırmıs kimseden daha azgın olur.
2338- Saskın misafir ev sahibini ağırlar.
Bkz. Ahmak misafir...
2339- Saskın ordek basını bırakır, kıcından dalar.
Ne yaptığını bilmeyen kisi, isi tersinden yurütmeye kalkar.
2340- Seriatın kestiği parmak acımaz.
Yasa ne buyuruyorsa ona boyun eğilir.
2341- Ser isi uzat hayra donsun, hayır isi uzatma serre donmesin.
Kotu gitmekte olan bir isin kotuluğune boyun eğmemek, zaman kazanıp onu iyilestirmeye
calısmak gerekir. Đyi olduğu belli olan isi de hemen sonuclandırmak uygundur; cunku uzatılan
iyi isin zamanla kotu bir bicim alması tehlikesi vardır.
2342- Seyh ucmaz, muridi ucurur.
Bir kisiye inananlar, onu olduğundan cok ustun gorurler. Onda olağanustu değerler
bulunduğuna herkesi inandırmak isterler.
2343- Seytan adamı kandırır, ama suyunu ısıtıvermez.
Uykuda kendisini seytan azdıran kisinin gusul yapması gerekir. Ama seytan, isini bitirip
kaybolduğundan gusul suyunu ısıtmak zahmeti o kisiye duser.
Bunun gibi, bizi aldatıp guc duruma dusuren kimseler artık yanımıza uğramazlar. Basımızın
caresine kendimiz bakarız.
2344- Seytanın dostluğu darağacına kadardır.
Kotu arkadas, kisiyi yoldan cıkarıp olume kadar surukleyebilir. Ama olumun esiğinde onu
kaderiyle bas basa bırakır.
2345- Seytanla kabak ekenin kabak basına patlar.
Kurnaz ve hileci kimse ile ortaklık eden kisi, hilenin kurbanı olur. Krs. Seytanla ortak
buğday eken...
2346- Seytanla ortak buğday eken samanını alır.
Kurnaz, düzenbaz kimse ile ortak olmayın. Karı kendisine mal eder; zararı size yukler. Krs.
Seytanla kabak ekenin...
2347- Sık sık (cık cık) eden nalcadır, is bitiren akcadır.
Değerli nesneye bir yonuyle benzeyen sey, onun yerini tutmaz. Orneğin nalca da maden para
gibi sık sık diye ses cıkarır, ama onun gibi is bitirmez.
2348- Simsek cakmadan gok gurlemez.
1) Meydana gelmemis bir olayın yankısı olmaz. Bir tepki, ya da etrafa yayılmıs bir haber
varsa, bunun bir olaya dayandığını kabul etmek gerekir.
2) Bir gürültü kopmadan önce belirtileri görülür.
2349- Sohret afettir.
Kisinin kazandığı un, her zaman hosa giden bir durum sağlamaz. Kendisini sıkan, rahatsız
eden durumlara da yol acar: Unlu bir doktor, unlu bir sarkıcı, unlu bir usta... ozgurluğunun tadını
gereği gibi cıkaramaz. Gucunu asan istekler, zorlamalar karsısında bunalır. Kıskanılarak uzucu
durumlara da dusebilir.
2350- Subatın sonundan, martın onundan kork.
Uzun yılların gozlemi gostermistir ki subat sonunda ve martın onunda hava cok fırtınalı ve
soğuk olur.
:::::::::::::
-T2351-
Tabağa sorarsan dunyada fena koku olmaz.
Kotu islerle uğrasan kimse, kotu is diye bir sey tanımaz.
2352- Tabak mısın, it bokuna muhtacsın.
En değersiz nesnenin ya da hic beğenilmeyen kisinin de ise yaradığı konu vardır. Krs. Altın
kepeğe muhtaç.
2353- Tabak sevdiği deriyi yerden yere carpar.
Kisi, eğitimine onem verdiği, ya da beğendiği kimseyi hırpalarcasına calıstırır. Krs. Aynı
sevdiği yavrusunu hırpalar.
2354- Tabancanın dolusu bir kisiyi korkutur, bosu kırk kisiyi.
Kisi, gucunu kullanarak istediği seyi elde edebilir. Ama bunu yapmayıp cevreyi eyleme
gecme korkusu icinde bırakırsa daha cok seyler ele gecirir. Nitekim dolu tabanca ile ancak bir
kisi vurulabilir. Bunu goren kimseler artık ondan korkmazlar. Ama bos tabancadan herkes
korkar. Cunku dolu sanılır ve kime karsı kullanılacağı bilinmez.
2355- Talihsiz hacıyı deve ustunde yılan sokar.
Bkz. Onmadık hacıyı deve ustunde yılan sokar.
2356- Tamah olmasa muflis acından olur.
Bkz. Tamah varken...
2357- Tamah varken muflis acından olmez. (Tamah olmasa muflis acından olur.)
Elinde avucunda bir sey bulunmamakla birlikte kucuk kazancları beğenmeyen kisi, buyuk
kazanç hayaliyle geçinir.
2358- Tana kalan dona kalır.
Bkz. Bugunku isini yarına bırakma.
2359- Tandır basında bağ dikmek kolaydır.
Onemli isler dus kurmakla gerceklesmis olmaz. Sorun, bu dusun gerceklestirilmesidir.
2360- Tan gelsin, hayri beraber gelsin.
Bkz. Sabah ola hayır ola.
2361- Tan yeri ağarınca hırsızın gozu kararır.
Kirli isler yaparak cıkar sağlayan kisi, buna elverisli olan durum sona erince sersemlesir,
hicbir is yapamaz olur.
2362- Tarhuncuya tarhun satılmaz.
Bkz. Tereciye tere satılmaz.
2363- Tarla cayırda, bağ bayırda.
Tarla duz ve nemli yerde, bağ bayırda bulunursa daha verimli olur.
2364- Tarlada izi olmayanın harmanında yuzu olmaz.
Tarlasını surmeyen, capalamayan, gubrelemeyen ondan urun bekleyemez.
2365- Tarlanın (malın) iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın.
Suya yakın yerdeki tarla değerlidir. Cunku sulanması kolaydır. Eve yakın olan tarla daha
değerlidir. Cunku capalama, gubreleme, ekme, urunu koruma ve devsirme... gibi islerin hepsi
cok kolaylıkla ve yollarda vakit gecirilmeden yapılabilir.
2366- Tarlanın taslısı, kızın saclısı, okuzun (ineğin) baslısı.
Tarlanın taslısı, kızın uzun saclısı, okuzun buyuk baslısı daha cok beğenilir. Krs. Tarlayı taslı
yerden...
2367- Tarlayı duz al, kadını kız al.
Tarla alacak kimse, duz yerden almalı, bayırdan, engebeli yerden almamalıdır. Evlenecek
erkek de dul kadını değil, kızı yeğlemelidir.
2368- Tarlayı koçan zaptetmez, saban zapteder.
Elinizde tarlanın sadece tapusu bulunmakla malınız var sayılmaz. Onu ekip bicebiliyorsanız
malınız var demektir.
2369- Tarlayı taslı yerden, kızı kardaslı yerden.
Taslı tarlanın tahılı daha guzel olur. Erkek kardesi bulunan kız da hem sarkıntılıklara karsı
korunmus, hem de kardesine hizmet ederek ileride kocasına nasıl hizmet edileceğine alısmıs
bulunur. Krs. Tarlanın taslısı...
2370- Tas yere dusmeden canlamaz.
Ortada dolasan dedikodu, busbutun asılsız olamaz. Kotu bir is yapılmıs olmasaydı boyle
soylentiler ortaya cıkmazdı.
2371- Tasa cıkan kecinin ağaca cıkan oğlağı olur.
Bkz. Ağaca cıkan kecinin...
2372- Tas altında olmasın da dağ ardında olsun. (Sağ olsun da dağ ardında olsun.)
Ayrılık zordur. Ancak bir tesellisi vardır: Uzakta, dağların ardında bulunan sevdiğimize
gunun birinde kavusabiliriz. Tanrı olum ayrılığı vermesin.
2373- Tas comleğe carparsa vay comleğin haline, comlek tasa carparsa yine vay comleğin
haline!
Gucluyle gucsuz carpısırsa -saldıran ister güçlü, ister güçsüz olsun- güçsüzün yenilmesiyle
sonuclanır. Krs. Comlek tasa dokunursa...
2374- Tas dustuğu yerde ağırdır (kalır). (Tas yerinde ağırdır.)
Kisinin değerini en iyi bilenler, kendi cevresinde bulunanlardır. Onun icin hatırı, daha cok
kendi çevresinde sayılır.
2375- Tasıma (dokme) su ile değirmen donmez.
Đsi yapacak olanda yeteri kadar guc bulunmadıkca, sunun bunun kucuk yardımlarıyla surekli
ve buyuk bir is yurutulemez.
2376- Tas tasa soykenir.
Đnsanlar onemli, buyuk isleri, birbirlerine dayanarak basarırlar.
2377- Tas tas ustune olur, ev ev ustune olmaz.
Bkz. Dağ dağ ustune olur...
2378- Tas yerinde ağırdır.
Bkz. Tas dustuğu yerde ağırdır.
2379- Tatarın kılavuza ihtiyacı yok(-tur).
Yolunu, ne yapacağını bilen kimseye baskasının yardımı gerekmez.
2380- Tatlı dil yılanı deliğinden cıkarır.
Bkz. Acı soz insanı dininden...
2381- Tatlı soz can azığı, acı soz bas kazığı.
Bkz. Acı soz insanı dininden cıkarır.
2382- Tatlı tatlı yemenin acı acı geğirmesi olur.
Sonunu dusunmeden hoslandığı seyleri yapan kisi, bir sure sonra bunun sıkıntısını ceker.
2383- Tatlı ye, tatlı soyle.
Dunyadaki su konukluğumuzu neden kendimize zehir edelim? Ozel yasantımızda, cevremize
karsı davranıslarımızda da hep hosa giden durumumuz olsun.
2384- Tatsız asa tuz neylesin, akılsız basa soz neylesin.
Đse yaramayan nesneyi kucuk cabalarla bir seye benzetmek bos olduğu gibi aptal kisiyi de
sozle akıllandırmak olanaksızdır.
2385- Tavsan dağa kusmus, dağın haberi olmamıs.
Onemsiz kisi, onemli kisiye kusse, onemli kisinin umurunda bile olmaz.
2386- Tavsan dağda, suyu ateste.
Durumları hic değismeyecekmis gibi calısmalarını surdurenler, bilmelidirler ki guclerini,
canlarını her an yitirebilirler.
2387- Tavsanı tazı tutar, calımı avcı satar.
Buyruğu altındaki kisinin yaptığı isi kendi basarısıymıs gibi gosterip ovunenler vardır.
2388- Tavuğun sadakası bir yumurta.
Gucu buyuk isler basarmaya yetmeyen ya da zengin olmayan kisilerden ancak kucuk
yardımlar beklenebilir.
2389- Tavuk kaza bakmıs da kıcını yırtmıs.
Yoksul, zenginin; gucsuz guclunun yaptığını yapmaya kalkısırsa eskisinden daha kotu ve
acıklı bir duruma duser.
2390- Tayfanın akıllısı, geminin dumeninden uzak durur.
Akıllı isci, beceremeyeceği yonetim isine el atmaz. Bilir ki boyle bir davranısı, kendisinin de
baskalarının da yıkımına yol acar.
2391- Taze bardağın suyu soğuk olur.
Yasayısına karısan yeni seyler, yeni dostlar kisiye hos gorunur. Krs.Yenice eleğim...
2392- Tebdil-i mekanda ferahlık var.
Đnsan yer değistirince ferahlar.
2393- Tedariksiz aptes bozmaya oturan, domalı domalı tas arar.
Gereken hazırlıkları yapmadan bir ise girisen kisi, cok sıkıntılı durumlarla karsılasır.
2394- Tek elin nesi var, iki elin sesi var.
Bkz. Bir elin sesi var...
2395- Tekerlek kırıldıktan sonra yol gosteren çok olur.
Bkz. Araba devrilince...
2396- Tek kanatla kus ucmaz.
Oyle isler vardır ki ancak bir yardımcı ile isbirliği yapılırsa basarılabilir. Yardımcısız
yapılamaz.
2397- Tekkeyi bekleyen corbayı icer.
Đyi bir sonuc elde etmek icin bir yerde uzun sure calısan, sabırla bekleyen kisi, katlandığı
sıkıntıların mukafatını gorur.
2398- Tembele dediler: Kapını ort. Dedi: Yel eser orter.
Bkz. Tembele kapını ort...
2399- Tembele is buyur (buyurursan) sana akıl ogretsin (oğretir). (Nasihat istersen tembele is
buyur.)
Tembel, kendisine buyurulan isi yapmamak icin, ya onun yapılmasına gereklik
bulunmadığını soyler; ya da buyurulan bicimde değil, kendisinin isine gelen bicimde yapmayı
önerir.
2400- Tembele kapını ort demisler, yel eser orter demis.
Tembel, kapısının ortulmesini bile ruzgardan bekler.
2401- Temel tası temelde, kose tası kosede gerek.
Herkes ozel durumuna ve uzmanlığına gore en yararlı olduğu alanda yer almalıdır.
2402- Temiz (iyi) is altı ayda cıkar.
Doğru durust yapılması istenen is, carçabuk bitirilemez. Uzun zaman ister.
2403- Tencere (comlek) demis: Dibim altın. Kasık (kepce) demis: Ben nerdeyim? (Girdim,
cıktım) (Girdim, gordum).
Đcyuzunu iyi bilen kimseye karsı, kusurlarını gizlemeye calısan ve yuksek nitelikleri
bulunduğunu soyleyerek ovunmeye kalkısan kisi, gulunc duruma duser.
2404- Terazi tartıyla, her sey vaktiyle.
Bkz. Terazi var, tartı var; her bir seyin vakti var.
2405- Terazi var, tartı var; her bir seyin vakti var. (Terazi tartıyla, her sey vaktiyle.)
Her seyin bir olcusu ve zamanı vardır. Bunlara dikkat edilmelidir.
2406- Tereciye (bostancıya) tere (tarhuncuya tarhun) satılmaz.
Bir isin ustasına o isi nasıl yapacağı oğretilmez.
2407- Ters giderse insanın isi, muhallebi yerken kırılır disi.
Bkz. Allah isterse bir kulun isini...
2408- Terzi kendi sokuğunu (dikisini) dikemez.
Bir kimse uzmanlığını kullanarak baskalarına yararlı olur da bu uzmanlığı kendi yararına
kullanmaya fırsat bulamaz. Krs. Kurkcunun kurku olmaz.
2409- Terziye dinlen demisler, ayağa kalkmıs.
Yoruculuk, rahatlık gorece durumlardır: Đsin niteliğine ve kisinin bu isi yapma yeteneğine
gore yargı değisir. Rahat gorunen oyle isler vardır ki onunla uğrasanların dinlenmesi, kimileri
icin yorucu olan davranıslarla olur.
2410- Terziye goc demisler, ignem basımda (yanımda) demis.
Kendisine gerekli olan seyler kolay tasınır olan kimsenin bir yerden baska yere gocmesi isten
değildir.
2411- Testiyi kıran da bir, suyu getiren de.
Bkz. Suyu getiren de bir...
2412- Tesbihte (temsilde) hata olmaz.
Yeri geldiği zaman cirkin, kaba bir benzetme ile anlatıma daha etkili bir hava verilmesi,
saygısızca bir davranıs değildir. Kimse bundan alınmamalıdır.
2413- Tevekkelin (tevekkullunun) gemisi batmaz (eseğini kurt yemez).
Gereken tedbirleri aldıktan sonra daha fazla titizlik gostermeyip sonucu Tanrı'nın dileğine
bırakan kimse rahat eder. Zarar kaygısı cekmez.
2414- Teyze, ana yarısıdır.
Teyze, yeğenine annesi gibi sevgi, sefkat gosterir. Onunla yakından ilgilenir.
2415- Teyzemin tasağı olsa dayım olurdu.
Varsayımla dus kurularak bir sey elde edilemez. Gercekci olmak gerekir.
2416- Tırnağın varsa basını kası.
Hic kimse, baskasından yardım beklememeli; kendisinin olanakları varsa bir ise girismeli,
yoksa girismemelidir. Krs. Kimseden kimseye hayır yok.
2417- Tilki benim icin demem ama uzumsuz bağın koku kurusun demis.
Kurnaz kisi, kendisinin yararlanacağı seyi baskaları icin gerekli imis gibi gostermeye calısır.
2418- Tilki erisemediği uzume hevengim olsun demis.
Bkz. Kedi, uzanamadığı ciğere `pis' der.
2419- Tilkinin donup (gezip, dolasıp) geleceği yer, kurkcu dukkanıdır.
Bir kisi, ne kadar kendi havasında yasarsa yasasın, istediği isi yaparsa yapsın, sonunda, bağlı
bulunduğu cevreye ve ise donmek zorunda kalır.
2420- Tilki, tilkiliğini bildirinceye kadar post elden gider.
1) Bir kimse, uzerine atılan sucu islememis olduğunu anlatıncaya kadar sucun cezasını
fazlasıyla cekmis olur.
2) Kurnaz kisi, hunerini gosterinceye kadar daha kurnaz birinin tuzağına duser.
2421- Tilkiye: tavuk kebabı yer misin? demisler; adamın guleceğini getiriyorsunuz demis.
Bir kimseye cok ozlediği halde elde edemediği bir sey ister misin diye sorulur mu?
2422- Tok, acın halinden bilmez (ne bilir). (Var ne bilsin yok halinden).
Varlıklı olanlar, yoksulların ne buyuk gecim sıkıntısı icinde bulunduklarını bilmezler.
2423- Tok ağırlaması (ağırlamak) guctur (guc olur).
Karnı tok olanlara yemek beğendirmek kolay değildir. Bunlar, ikram edilen en lezzetli
yiyeceklere karsı bile isteksizdirler.
2424- Tok iken yemek yiyen, mezarını disiyle kazar.
Tok karnına yemek yemek, sağlık icin cok zararlıdır.
2425- Tokmağı bas kazık yer.
Bircok kisinin katılmasıyla yapılan isin en buyuk sorumlusu baskanlardır. Cezayı o ceker.
2426- Tok ne bilir aç halinden?
Bkz. Tok, acın halinden...
2427- Topalla gezen, aksamak oğrenir.
Kusurlu kimselerle dusup kalkanlar, onlardan kotu huy kaparlar. Krs. Korle yatan sası kalkar,
Đsin yanına varan is..., Đtle yatan..., Kır atın yanında duran..., Kisi refikinden..., Uzum uzume...
2428- Top otu beylikten olunca gullesi Bağdat'a gider.
Bol ve bedava gerecle yapılan isler, yarıs kabul etmeyecek olcude iyi, guzel olur.
2429- Toprağı isleyen, ekmeği disler.
Uğrası alanının butun gereklerini yerine getiren kisi, calısmasının verimlerinden yararlanır.
2430- Tutulan (eldeki) sakal yolunur.
Bir sucu birlikte isleyenlerden yakayı ele veren cezayı ceker.
2431- Tutulmayan hırsız beyden buyuktur.
Bkz. Tutulmayan uğru...
2432- Tutulmayan uğru, beyden doğru. (Tutulmayan hırsız beyden buyuktur.)
Suçu ispatlanamayan, yakayı ele vermeyen hırsız, suc islememis gibi yasar. Ozgurluğun ve
egemenliğin keyfini surer.
2433- Tuz ekmek hakkını bilmeyen kor olur.
Halk boyle inanır: Đyiliğini gorduğu, ekmeğini yediği kimseye karsı saygısızlık ve hayınlık
eden kisiyi Tanrı cezalandırır.
2434- Tuccar zuğurtleyince gecmis defterleri yoklar.
Bkz. Müflis bezirgan...
2435- Turk karır, kılıcı karımaz.
Turk ihtiyarlığında bile genc gibi kılıc kullanır.
2436- Turk'un aklı gozunde.
Turk, gozuyle gormediği seye kolay kolay inanmaz.
2437- Turk'un aklı sonradan gelir.
Turk, bir olay karsısında ne yapmak gerektiğini hemen dusunemez. Aradan zaman gecince
doğru, sağlam bir davranıs yolu bulur ve biraz gec de olsa onu uygular. Ama kimi zaman is isten
gecmis olur.
2438- Tuy (yuz) guzelliği hamamdan eve, huy (ad, oz) guzelliği Urum'dan Sam'a.
1) Yuz ve vucut guzelliği gecici, huy guzelliği kalıcıdır.
2) Yuzu guzel olanı, ancak cevresindekiler gorur, beğenir. Erdemli kisiyi ise uzak ulke
insanları bile hayranlıkla anarlar. Krs. Guzele kı rk gunde doyulur...
:::::::::::::
-U-
2439- Ucuz alan, pahalı alır (pahalı alan aldanmaz).
Ucuz mal, kotu maldır. Cabucak kullanılamaz duruma gelir; yenisini almak gerekir. Bundan
dolayı daha pahalıya mal olur.
2440- Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti.
Bir malın ucuz olması birtakım nedenlere dayanır: Ya modası gecmistir, ya curuktur, ya kaba
ve kullanıssızdır, ya da bol bulunan bir nesnedir... Pahalı olmasının da nedenleri vardır: Ya yeni
cıkmıstır, ya sağlamdır, ya bicimli ve kullanıslıdır, ya da az bulunan bir nesnedir. Alısveriste
butun bunlar gozonunde bulundurulmalıdır.
2441- Ucuz etin yahnisi (suyu) tatsız (yavan) olur.
Ucuz mal kotudur. Đstenildiği gibi yararlanmaya elverisli değildir.
2442- Ulular kopru olsa basıp gecme.
Büyüklere karsı her zaman saygılı ol. Onlar yuksek bir gorevde bulunmasalar, dahası
bircoklarınca ciğnenseler bile, sen saygını azaltma.
2443- Ulularla havuc (kesir) ekenin yoğunu gotune gider.
Kendisinden buyuk kimselerle ortak ise girisen, sonunda yanıldığını anlar. Bu tutumundan
büyük zarar görür.
2444- Ulu sozu dinlemeyen, uluyakalır.
Buyuk sozu dinlemeyen kimse, turlu turlu sıkıntılara duser; sızlanır durur.
2445- Ummadığın tas bas yarar.
Elinden bir is gelmez sandığımız kisi, kendisinden umulmayan onemli isler yapabilir.
2446- Umut, fakirin (garibin) ekmeğidir.
Yoksul kisi, yakında bolluğa, rahata kavusma umudu icinde yasar.
2447- Una dokulen yağın zararı yok.
Bir is yapılırken olcuyu asan harcama, o isle ilgisi olmayan bir yakınımıza yarar sağlamıssa
üzüntü yaratmaz.
2448- Ustanın cekici bin altın.
Bircok kimsenin uğrasıp yapamadığı bir isi, uzman, kucuk bir dokunusuyla yapıverir. Onun
icin uzmanın en kucuk emeği (bir cekic vurusu) bile cok değerlidir. Krs. Ekmeği ekmekciye
ver...
2449- Usağı ise kos, sen de ardına dus.
Bkz. Cocuğa is buyuran...
2450- Utananın oğlu, kızı olmamıs.
Bkz. Usenenin oğlu kızı olmamıs.
2451- Utanma pazar, dostluğu (mideyi) bozar.
Tanıdıklar arasındaki alısveriste, fiyatın ve odeme kosullarının belirtilmesine utanılırsa
sonunda dostluk bozulur.
2452- Uyku olumun (kucuk) kardesidir.
Uyuyan kisi, nefes alıp vermesi bir yana olmus gibidir. Dunyada olup biten seylerden haberi
yoktur.
2453- Uyku, uykunun mayasıdır.
Bedene gelen ilk uyku, daha uzun bir uykunun mayası olur. Đnsanın uyudukca uyuyası gelir.
2454- Uyuyan yılanın kuyruğuna basma.
Đlismezseniz size zararı dokunmayacak olan kisiyi saldırgan duruma getirecek davranıslarda
bulunmayınız.
2455- Uzak yerin salığını kervan getirir.
Uzakta bulunanın en doyurucu haberini, yanlarından gelen kimseler getirir.
:::::::::::::
-Ü-
2456- Üç elli, yaz belli.
Uc kez elli gun, kasım ayının 8'inde baslar, 150 gun sonra (yani nisan ayının 6- günü -artık
yıllarda 5- günü-) biter. Boylece uc kez elli gun gecer. O zaman havanın belirli olarak ısındığı
gorulur. Krs. Getir bana hıdrellezi, gostereyim sana yazı.
2457- Uc goc, bir yangın yerini tutar.
Bir yerden baska bir yere tasınırken kimi esya kırılır, dokulur, kaybolur. Oyle ki uc kez
tasınma sonunda bu esya, yangın artığına doner.
2458- Uc kurusluk eseğin bes paralık sıpası olur.
Değersiz kisinin ya da nesnenin verimi de daha değersiz olur.
2459- Uclenmemis (tarlayı uc kez surmek) eken, olmamıs bicer.
Gerekli kosullarını yerine getirmeden bir ise baslayan kisi, olumlu sonuc alamaz.
2460- Ürümesini bilmeyen köpek (it), sürüye kurt getirir.
Olculu, hesaplı konusmasını bilmeyen kisi, durup dururken basına dert acar ve
cevresindekiler icin tehlikeli bir durum yaratır.
2461- Uruyen kopek, ısırmaz (kapmaz).
Bağırıp cağırmakla baskalarını korkutmak isteyen kimseden, saldırı beklenmemelidir.
Saldırıda bulunabilse gurultu, patırtıya bas vurmaz.
2462- Usenenin (utananın, erinenin) oğlu, kızı olmamıs.
Bir sey elde etmek isteyen, tembel tembel oturmamalı, onun yolunu tutmalıdır. Nitekim
evlenmeye usenen, ya da utanan kisi, coluk cocuk sahibi olamaz.
2463- Usuntu kopek mandayı paralar.
Kucuk gucler birlesirse buyuk bir guc olur. Orneğin bir araya gelen kopekler -tek baslarına
guclerinin yetmediği- bir mandayı paralayabilirler. Krs. Bir elin nesi var...
2464- Uveye etme, ozunde bulursun; geline etme, kızında bulursun.
Kendi cocuğu bir gun oksuz kalırsa, baskalarının ona kotu davranmasını istemeyen, bugun
uvey cocuğuna kotu davranmamalıdır. Kızına, ileride gelin olarak gittiği yerde kötü
davranılmasını istemeyen, simdi gelinine kotu davranmamalıdır.
2465- Üvey öz olmaz, kemha bez olmaz.
1) Ne kadar iyi davranırsa davransın, ne denli sevgi gosterirse gostersin, uvey anne oz
annenin yerini tutmaz. Ne denli benimsenmek istenirse istensin, üvey çocuk, kendi
cocuğunun yerine gecemez.
2) Soylu kisi, soysuzca is yapmaz.
2466- Üzümü(-nu) ye de bağını sorma.
Onemli olan, sana bir nimetin gelmis olmasıdır. Ondan yararlanmaya bak. Nereden geldiğini
bilmene gerek yoktur.
2467- Üzüm üzüme baka baka kararır.
Her zaman bir arada bulunan, arkadaslık eden kimseler, birbirlerine huy asılarlar. Krs. Kisi
refikinden azar, Đsin yanına varan..., Đtle yatan... Kır atın yanında..., Topalla gezen..., Korle
yatan..., Benzeye benzeye yaz, benzeye benzeye kıs olur.
:::::::::::::
-V-
2468- Vakit, nakittir.
Zaman para gibi değerlidir. Đs yaratılmadan gecirilen her saat, bir daha ele gecmemek uzere
yitirilen bir hazinedir. Para kazanmanın, daha değerli varlıklar elde etmenin en onemli oğesi de
zamandır. Bundan dolayı kucuk bir zaman parcası bile bos gecirilmemeli, gereği gibi
değerlendirilmelidir.
2469- Vakitsiz oten horozun basını keserler.
Her soz vaktinde ve yerinde soylenmelidir. Bir sozun, zamanı gelmeden soylenmesi, buyuk
zararlara yol açabilir. Bunun icin, uygun olmayan zamanda aklına geleni soyleyen kisi
cezalandırılır. Nasıl ki vakitsiz oten horoz, uğursuz sayılarak kesilir.
2470- Vardı bağım malım, gelirdi kardeslerim; tukendi yağım balım, gelmiyor kardeslerim.
Varlıklı kisinin esi, dostu cok olur. Zuğurtlesenin yanına kimse uğramaz.
2471- Vardığın yer korse gozunu kapa.
Kisi, cevresindekilerle gecinebilmek icin bir dereceye kadar onlara uymak zorundadır. Krs.
Zaman sana uymazsa sen zamana uy.
2472- Var eli titremez.
Varlıklı kimse, uzun boylu dusunmeden hayırlı islere yardım eder.
2473- Var evi kerem evi, yok evi verem (elem) evi.
Varlıklı ailenin durumu, konuk ağırlamaya, gereken yerlere yardım etmeye, armağanlar
vermeye elverislidir. Yoksul ailenin evinde, sıkıntı ve dertten baska bir sey bulunmaz.
2474- Varını veren utanmamıs.
Kendisinden bir sey istenen kimse, elinde ne varsa onu verir. Bunun, az olmasından ya da
dusuk nitelikte bulunmasından utanc duymamalıdır.
2475- Varısına gelisim, tarhana asına bulgur asım.
Siz baskasına ne kadar yakınlık gosterir, ne kadar değer verirseniz, o da size bu olcude
yakınlık gosterir, değer verir.
2476- Varlığa guvenilmez.
Bkz. Guvenme varlığa, dusersin darlığa.
2477- Var ne bilsin yok halinden.
Bkz. Tok acın halinden bilmez.
2478- Varsa (var mı) pulun, herkes kulun; yoksa (yok mu) pulun, dardır yolun. (Paran varsa
cumle alem kulun; paran yoksa tımarhane yolun).
Zengin olana, herkes kul kurban olur, hizmet eder. Yoksula, kimse yuz vermez. Dahası,
bunların adı deliye cıkar.
2479- Varsa hünerin, var her yerde yerin; yoksa hünerin, var her yerde yerin (üzülmek,
acınmak).
Hunerli kisinin toplum icinde her zaman iyi bir yeri vardır. Hunersiz kisi de nereye gitse ise
yaramadığına, nicin bir is yapamadığına uzulur.
2480- Var varlatır, yok soyletir.
Varlık, kisiye yuksekten atma ve varlığını artırma gucu verir. Yokluk ise ancak sızlanmaya,
yakınmaya yol acar.
2481- Vasiyet ölüm getirmez.
Uzulecek bir durum ortaya cıkarsa ne yapılacağını simdiden kararlastırmaktan kimi kisiler
urkerler, kacınırlar. Uzulecek durumu dusunmek istemezler.
Oysa boyle seyleri dusunmek, gereken onlemleri almak, uzucu durumun gelmesine yol
açmaz.
2482- Ver elindeki sapı, git dolan kapı kapı.
Elinde ne varsa suna buna dağıtan kisi, bir sure sonra bunları baskalarından istemek zorunda
kalır.
2483- Veren eli herkes öper.
Yardımını esirgemeyen, eli acık olan kimseye herkes saygı gosterir. Krs. Veren eli kimse
kesmez.
2484- Veren eli kimse kesmez.
Yardımını esirgemeyen, eli acık olan kimsenin iyiliklerine engel olmayı, kendisine kötülük
yapmayı kimse istemez. Krs. Veren eli herkes oper.
2485- Veresiye (borca) sarap icen, iki kez (kere) sarhos olur.
Veresiye alısveris eden, iki kez sarsılır: Aldığı zaman, bir sure sonra para odemenin,
uzuntusunu ceker. Odeme zamanı gelince de karsılıksız odeme yapıyormus gibi sıkıntı duyar.
2486- Verip (de) pisman olmaktan, vermeyip (de) dusman olmak yeğdir.
Sizden bir sey (sozgelisi para) isteyen kimseye istediğini verirseniz, cok kez geri alamama
durumu belirir. O zaman, verdiğinize pisman olursunuz. Vermezseniz, isteyen kimse size kırılır.
Öyle ise vermeli mi, vermemeli mi? Vermemeli. Çünkü, her iki durumda da o kimse ile
bozusacaksınız. Hic olmazsa paranız, malınız elinizden cıkmamıs olur.
2487- Verirsen doyur, vurursan duyur.
Yaptığınız is, amacın gerceklesmesini sağlayacak nitelikte olmalıdır: Bir yardımda mı
bulunacaksınız?
Gerektiği olcude yapınız ki ise yarasın. Biriyle dovusuyor musunuz? Etkili bicimde vurunuz
ki yenesiniz.
2488- Verirsen veresiye, batarsın karasuya.
Veresiye bir sey verme. Cunku alanların borclarını odememeleri yuzunden batabilirsin.
2489- Verme malını veresiye, akar gider karasuya.
Bkz. Verirsen veresiye, batarsın karasuya.
2490- Vermeyince Mabut, ne yapsın Mahmut?
Tanrı, genis bir yasama ya da yetenek kısmet etmemisse kulun elinden ne gelir?
2491- Ver yiğidi yiğide, Mevla rızkını yetire.
Đki gencin evlenmesini kolaylastırınız. Tanrı rızklarını verir.
2492- Vuran mı yiğit, vur diyen mi? - Vur diyen.
Eylemde bulunan, buyruk kuludur. Asıl sorumluluğu onu eyleme geciren yuklenmistir. Krs.
Bey buyurur, cellat keser.
2493- Vurmak da yiğitlik, kacmak da.
Bir catısmada ustunluk sağlamak icin olanca gucunu kullanmak, ovulecek bir seydir.
Yenilme tehlikesi belirince, telefat vermemek icin uzaklasmak da beğenilecek bir tutumdur.
2494- Vücut kocar, gönül kocamaz.
Bkz. Er kocar, gönül kocamaz.
:::::::::::::
-Y-
2495- Yabancı koyun kenara yatar.
Bir yere yeni gelen kimse, cevredekilere pek yanasmaz. Zaten onlar da kendisini hemen
aralarına almazlar.
2496- Ya evlat bir, ya ocak kör (gerek).
Bir hayırlı cocuk, insanın ocağını sondurmemeye, adını andırmaya yeter. Cocuk coğalırsa,
uzuntu artar. Onları yetistirmek guclesir. Baba oldukten sonra, aralarında anlasmazlıklar cıkar.
Boyle bir durum ortaya cıkacağına, ocağın kor olması daha iyidir.
2497- Yağına kıymayan coreğini yoz (kuru, yavan) yer.
Bir is icin gerektiği kadar ozveride bulunmayan kisi, sonucun kusurlarını hos gormelidir. krs.
Kuzusuna kıymayan kebap yiyemez.
2498- Yağırı (yarası) olan gocunur.
Bkz. Al kasağıyı gir ahıra...
2499- Yağ ile yavsan, sirke ile tavsan.
Bir yemeğin lezzetli olması icin harc esirgenmemelidir. Bol yağ kullanıldıktan sonra, acı bir
ot olan yavsandan bile guzel bir yemek yapılır.
2500- Yağlı dilimin yoksa, yağlı dilin de mi yok!
Bkz. Buğday ekmeğin yoksa buğda dilin de mi yok?
2501- Yağmurda dusmanın koyunu, dostun atı satılsın.
Yağmur altında yunleri ıslanan koyun, pek gosterissiz duruma duser. Oysa at, daha cok
ceviklesir.
Boylece, koyun daha değersiz, at daha değerli gorunur.
2502- Yağmur yağsa kıs değil mi? Kisi halini bilse hos değil mi?
Her seyin, her kisinin bir ozelliği, bir niteliği vardır. Bunu, baska turlu gostermeye kalkısmak
bostur. Kisinin davranısları, kendi durumuna uygun olmalıdır.
2503- Yağmur yağsın da varsın kerpicci ağlasın.
Yağmur yağmasından zarar gorecekler bulunabilir. Ama yararlanacaklar o denli coktur ki
zarar gorecekler dusunulmeyebilir.
2504- Yağ yiyen kopek tuyunden belli olur (bellidir).
Durup dururken yasama duzeyinde bir yukselme olan kisi, kendisinden suphe edildiği gibi,
calıp cırpıyor demektir.
2505- Ya isten artar, ya disten.
Para biriktirmek, ya cok calısıp cok kazanmakla ya da savurgan olmamakla olur.
2506- Yakın (hayırlı) dost (komsu) hayırsız hısımdan (akrabadan) yeğdir (iyidir).
Đlgi ve iyiliklerini gormekte olduğumuz komsu ve dostlarımız, hicbir ilgisini gormediğimiz
hısımlarımızdan, bize daha yakındır.
2507- Yalancı kim? Đsittiğini soyleyen.
Kisi, her isittiğini, doğrulamadan, baskasına anlatmamalıdır. Đsittiği sey doğru değilse, ya da
ağızdan ağıza gecerken değisikliğe uğramıssa, bu kendisinin uydurduğu bir yalan sanılır.
2508- Yalancının evi yanmıs, kimse inanmamıs.
Yalan soylemeyi adet edinen kisinin sozlerine kimse inanmaz. Oyle ki bir gun evinde yangın
cıksa da evim yanıyor, imdat! diye bağırsa, inanıp yardıma kosan olmaz.
2509- Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Bir kimsenin soylediği soz yalan ise durum cok gecmeden anlasılır ve soyleyenin yalancı
olduğu ortaya cıkar. (Sanki onun mumu bile yalancıdır ve hava kararmaya basladıktan az sonra
tükenip söner.)
2510- Yalancıyı kactığı yere kadar kovalamalı.
Bir kisinin yalanını yakalayabilmek icin soylediklerini kabul edip sonuca bakmalı. O zaman
sozlerinin doğru cıkmadığını kendisi de gorecektir.
2511- Yalanın kemiği yok ki boğazına bata.
Bir sozun yalan olduğu bilinir, ancak soylenmesi engellenemez. Krs. Dilin kemiği yok.
2512- Yalnız kalanı kurt yer.
Yardımcısı bulunmayan kisi, kendini tehlikeden koruyamaz. Krs. Suruden ayrılanı...
2513- Yalnızlık, Allah'a mahsustur (yarasır).
Đnsan toplumsal bir yaratıktır. Ancak toplumsal dayanısma ve is bolumu icinde yasayabilir.
Tek basına yasayamaz.
2514- Yalnız okuz, cifte (boyunduruğa) kosulmaz.
Đki kisi ile yapılması gereken bir isi tek kisi ile yapmaya kalkısmak yanlıstır.
2515- Yalnız tas, duvar olmaz.
Nasıl, bir tek tas ile duvar orulemezse, insan da tek basına onemli bir is basaramaz.
Baskalarıyla iliski kurmak, isbirliği yapmak zorundadır. Krs. Bir elin nesi var..., Ağac yaprağıyla
gurler., Yalnız kalanı kurt yer., Yalnızlık Allah'a mahsustur.
2516- Yaman komsu, yaman avrat, yaman at; birinden goc, birin bosa, birin sat.
Sana uc oğut: Komsun kotu ise baska yere goc, esin gecimsizse ayrıl, atın azgınsa sat, kurtul.
2517- Yanık yerin otu tez biter.
Kisinin yureğini yakan acı, az zaman sonra kullenir; yerini yeni ve neseli duygulara bırakır.
2518- Yanlıs da bir nakıs.
Duzgun isler arasında yapılan bir yanlıs, kimileyin tekduzeliği gideren bir sus olur.
2519- Yanlıs hesap Bağdat'tan doner.
Yanlıs bir yolda olduğunu anlayan kisi, bu uğurda ne denli emek ve para harcamıs olursa
olsun, geri donup doğru yola yonelmelidir.
2520- Yanmıs harmanın osru alınmaz.
Once verimli iken kazaya uğramıs olan seyden, artık gelir, verim beklenmez.
2521- Ya olduğun gibi gorun, ya gorunduğun gibi ol.
Durust kisi, kendini olduğu gibi gosterir. Kendini olduğundan ustun gostermek ictensizlik ve
ikiyuzluluktur. Kisinin gorunusu, gercek durumunun aynası olmalıdır.
2522- Yapı tası, yapıdan (yerde) kalmaz.
Değerli kimse, bosta kalmaz. Kendisine is verilir. Krs. Delikli tas...
2523- Yaprağa yapıs, atlas olsun; toprağa yapıs, altın olsun.
Đpekboceği besleyenler ve ciftcilikle uğrasanlar, emeklerinin doyurucu karsılığını alırlar.
2524- Yara, sıcakken sarılır.
Bir acıyı dindirmek icin gereken yardım, gec bırakılmamalı, hemen yapılmalıdır.
2525- Yarası (yağırı) olan gocunur.
Bkz. Al kasağıyı, gir ahıra...
2526- Yar (dost) beni ansın bir koz ile, o da curuk cıksın.
Bkz. An beni bir kozla...
2527- Yarım elma, gonul (hatır) alma. (Gonul alma, bir elma).
Gonul almak, hatır sormak icin (yarım elma gibi) kucuk bir armağan yeter. Onemli olan,
değerli armağan goturmek değil, hatırlayıp aramıs olmaktır. Krs. An beni bir kozla...
2528- Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder.
Bir is, uzmanına yaptırılmaz da taklitcilere yaptırılırsa, istenilen gibi değil, ters bir sonuc
verir. Nitekim hekim dururken, hekimlik taslayan birinin tedavisine basvurulması, insanın
hayatına mal olabilir. Bilgisiz din adamı da dine aykırı dusunceler asılayabilir.
2529- Yarına kalan davadan korkma.
Bir anlasmazlık basladığında iki taraf cok sinirli olur. Catısmayı surdurmek tehlikelere yol
açabilir.
Gorusme ertelenirse sinirler yatısır. Konu daha serinkanla ele alınır.
2530- Yarınki kazdan bugunku tavuk (yumurta) yeğdir.
Bkz. Bugünkü tavuk...
2531- Yar, yıkıldığı gun tozar.
Bir felaket meydana geldiği anda, buyuk bir tepki ve panik yaratır. Ondan sonra, durumun
eski ağırlığı kalmaz.
2532- Yasa yasa, gor temasa.
Đnsan yası ilerledikce iyi, kotu bircok seyler gorur. Hatıra, hayale gelmeyen olaylar ve
durumlarla karsılasır.
2533- Yası at pazarında sorarlar.
Đnsanların değeri, yaslarıyla değil, baslarıyla olculur. Yaslarına gore değerleri değisen
yaratıklar, hayvanlardır. krs. Akıl yasta değil, bastadır.
2534- Yasın arasında (yanında) kuru da yanar.
Bkz. Kurunun yanında yas da yanar.
2535- Yas kesen, bas keser.
Ağacın cesit cesit yararları vardır. Bunları dusunmeyip sadece odununu sağlamak icin ağac
kesen, insan canına kıymıs gibi buyuk bir suc islemis olur.
2536- Yas yetmis, is bitmis.
Đnsan yetmis yasına gelince, genellikle, bedence de, kafaca da duser, calısamaz olur. Bu
durumdaki kimseden, artık verim beklenmemelidir.
2537- Yatan (yatar) arslandan, (kurttan) gezen (yelen) tilki yeğdir (iyidir).
1) Az guclu ol up calısan, cok guclu ol up calısmayandan daha basarılı ol ur.
2) Soylu, guclu olmadıkları halde gecimlerini sağlamak icin calısanlar; soylu, guclu olup da
tembel tembel oturanlara yeğlenirler. Krs. Yatanın yuruyene borcu var.
2538- Yatanın, yuruyene borcu var.
1) Calısmayanın kazancı olmaz. O, her zaman veresiye alısveris eder. Bunun icin surekli
olarak calısana borcu vardır.
2) Calısmayarak bir seyden yararlanan kisi, bu kolaylığı, calısıp o seyi ortaya koyana
borcludur. Krs. Yatan arslandan, gezen tilki yeğdir.
2539- Yatan öküze yem yok.
Calısmayanın gelir beklemeye hakkı yoktur.
2540- Yatan (hasta yatan) ölmez, eceli yeten ölür.
Hasta yatan, eceli gelmemisse olmez de, sapasağlam biri, eceli gelmisse gezip dolasırken
ölüverir.
2541- Yatar kurttan yeler tilki iyidir.
Bkz. Yatan arslandan...
2542- Yatsının faziletini guveyden sormalı.
Bircok kimseler icin, onemli bulunmayan bir durum, kimi kisiler icin ozel bir onem tasır.
(Eskiden guvey, yatsı namazından sonra gerdeğe girerdi.)
2543- Yavas (yumusak huylu) atın ciftesi (tekmesi) pek (yavuz) olur.
Yumusak huylu kimselerin kızması, korkunc olur. Cunku bunlar, ancak sabırlarını tasıran
olaylar karsısında tepki gosterirler. Bunun icin davranısları, asırı bir ofkenin patlamasıdır. Her
seye kızan kimsede, bu denli taskın ofke bulunmaz.
2544- Yavas tukuruğun sakala zararı var.
Sert davranmak gereken durumlarda gevsek davranan kisi, bu tutumunun zararını gorur.
2545- Yavuz (yuruk) at yemini (yavuz it ununu) artırır.
Gorevini basarı ile yuruten kisi, bunun mukafatını gorur. Odullenince de gorevini daha
büyük bir çaba ile yapar.
2546- Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.
Suclu kisi, sarlatan ve edepsiz ise, zarar verdiği kimseyi susturur, dahası suclu cıkarır.
2547- Yaza cıkardık danayı, beğenmez oldu anayı.
Yetistirdiğimiz, buyuttuğumuz gencler, bizi beğenmezler.
2548- Yazın araması, kısın taraması olmasa herkes besler mandayı.
Guzel seyin sahibi olmayı kim istemez? Ama her seyin guzelliği bakımla, uğrasmakla
sağlanır. Đste bu sıkıntıya herkes katlanamaz.
2549- Yazın bası pisenin, kısın ası piser.
1) Yazın gunes altında calısan, ailesinin kıslık zahiresini kazanır.
Krs. Ağustosta beyni kaynayanın...
2) Gencliğinde cok calısıp varlık edinen, hastalığında ve ihtiyarlığında sıkıntı cekmez. Krs.
Yazın golge kovan...
2550- Yazın golge hos, kısın cuval bos.
1) Yazın keyifli yerlerde tembel tembel oturan, kısın yiyecek bulamaz.
2) Gencliğinde kazanc pesinde kosmayıp zevke dalan, hastalığında ve ihtiyarlığında perisan
olur. Krs. Yazın golge kovan..., Ağustosta golge kovan..., Ağustosta yatanı...
2551- Yazın golge kovan, kısın karın ovar.
Yazın calısmayıp keyif ve zevk ile vakit geciren ciftci, nasıl kısın ac kalırsa, calısma gucu ve
ortamı bulunduğu halde zamanını değerlendirmeyen ve geleceğini dusunmeyen kiside, calısma
olanakları kalmadığı zaman, oylece perisan olur. Krs. Yazın bası pisenin..., Yazın golge hos...,
Ağustosta golge kovan...
2552- Yazın harmana sıcan okuzun kısın yemlikte ağzına gelir.
Geleceği dusunmeden kotu isler yapan kisi, ileride, yaptığı kotuluklerle karsılasır.
2553- Yazın yanmayan kısın ısınmaz.
Yazın calısmayan kısın ne odun, ne komur, ne de yiyecek bulur. Gencliğinde kazanc
sağlamamıs olan da ihtiyarlığında perisan olur. Krs. Ağustosta golge kovan...
2554- Yazın yersen lokumu, kısın yersin bokumu.
Bkz. Ağustosta golge kovan zemheride karnın ovar., Golgeyi hos goren...
2555- Yaz yalan, kıs gercek.
Yazın yasama kosulları hafiftir: Giyim isi ozen istemez; nerede olsa barınılır. Kısın durum
tersinedir: Giyim, özen ister. Barınacak yer, kapalı ve sıcak olmalıdır. Bu durum, karsılastığımız
cesitli olaylarda da gorulur: Kimi olaylar, onem vermeye değmez, ama kimisi olanca dikkatimiz
ve gucumuzle uzerinde durmamızı gerektirir.
2556- Yaz yaz gerek, kıs kıs.
Her mevsimin kendine ozgu kosulları, verimleri vardır. Yaz mevsimi yazlığını, kıs mevsimi
kıslığını yapmazsa insanların yasayıs duzenleri de bozulur.
2557- Yeğniyi yel alır, ağır yerinde kalır.
Hoppa zuppe kimseler, hicbir yerde barınamazlar; sunun bunun oyuncağı olurlar. Ağırbaslı
olanları kimse tedirgin edemez. Krs. Ağır yongayı...
2558- Yel gelen deliği kapamalı.
Beliren tehlikeye karsı onlem alınmalı.
2559- Yel gibi gelen sel gibi gider.
Bkz. Sel ile gelen, yel ile gider.
2560- Yel kayadan ne koparır (alır, anlar, aparır).
Sağlam karakterli kisiler, sağlam temele dayanan isler, onemsiz etkilerle sarsılamaz.
2561- Yemeğin iyisi hazırıdır.
Tanrı'nın verdiği kısmet, hazır olan yemektir. En iyi yemek budur.
2562- Yemeyenin malını yerler (demine hu cekerler) (ustüne bir bardak su içerler).
Pintinin yemeğe kıyamayarak biriktirdiği malı, sağlığında, gucunun yetmediği kisiler,
oldukten sonra da mirascılar bol bol yerler.
2563- Yenenle yanana ne dayanır!
Yasam bir tuketim surecidir. Besin, yakıt gibi gereksemeler, ne denli bol olursa olsun,
tüketilir.
2564- Yengece nicin yan yan gidersin? demisler; serde kabadayılık var (yiğide nice yururse
yarasır) demis.
Davranısları herkesinkinden ayrı olan kisi, bu durumunun yeteneksizliğinden değil,
kendisinde daha üstün nitelikler bulunmasından kaynaklandığını ileri surer.
2565- Yenice eleğim, seni nerelere asayım?
Kisi, elde ettiği yeni ve guzel bir seyi orselememek icin buyuk ozen gosterir. Krs. Taze
bardağın...
2566- Yeni dosttan vefa gelmez.
Bkz. Eski dost dusman olmaz...
2567- Yenliceği yel atmıs, gotune diken batmıs.
Ağırbaslı olmayan kisi, her yere burnunu sokar; bundan da zarar gorur.
2568- Yerdeki yuze basılmaz (kimse basmaz).
Alcakgonullu olanları kimse hor gormez, tepelemez.
Herkes onları korur.
2569- Yerdiğin oğlan (kucuk) yer tutar.
Bugun beğenmediğiniz, kendisinde yetenek bulmadığınız cocuğun, zamanla bilgisi, gorgusu
artar; toplumda önemli bir yeri olur.
2570- Yerinden oynayan yetmis kazaya uğrar; en kucuğu olum.
Bir yere yerlesmis ya da iyi bir duzen kurmus olan kisi zorunlu bir neden yokken yerini ve
isini değistirirse olumden beter gucluklerle karsılasır.
2571- Yerine dusmeyen gelin yerine yerine, boyuna dusmeyen esvap surune surune eskir.
Kendine uygun bir evlenme yapamayan kız, yerine yerine helak olur. Boya gore dikilmemis
elbise de yerde surunerek yıpranır gider.
2572- Yerini bilmeyen, yılda bir kat urba eskitir.
Hangi alanda calısabileceğini onceden iyi kestirememis olan kisi, sık sık yer ve is değistirme
yüzünden hayli zarar görür.
2573- Yerin kulağı var.
Bir konu, iki kisi arasında gizli olarak konusulsa bile duyulur. Bir sure sonra hic hatır ve
hayale gelmeyen kimselerin onu isittiği ortaya cıkar. Sanki konusma yeri, herkesin kulağıdır.
2574- Yetisemediğin koyun alt tarafında (beri yanında) yat.
Yapmak istediğiniz seyi eksiksiz olarak basaramıyorsanız, kendinizi bos yere zorlamayıp
yapabildiğiniz kadarıyla yetinmeniz gerekir.
2575- Yılana yumusak diye el sunma.
Kisi, yumusak huylu gorunen herkese aldanmamalı; zararsız sanılan her seye yanasmamalı;
tehlikeli bir durumla karsılasabileceğini dusunmelidir. Krs. Her deliğe elini sokma...
2576- Yılanın bası kucukken ezilir.
Buyuyeceği belli olan her tehlike, daha basta onlenmeli; dusman guclenip buyuk zarar
verecek duruma gelmeden ezilmelidir.
2577- Yılanın sevmediği ot, deliğinin ağzında biter.
Baskalarına kotuluk etmek isteyenler, karsılarında hep hoslanmadıkları seyleri bulurlar.
2578- Yılan kendi eğriliğine bakmaz da devenin boynu eğri der.
Bkz. Kazan kazana kara demis.
2579- Yılan ne kadar eğri gitse deliğine doğru girer.
Yabancılarla iliskisinde durust davranmayan kisi yakınlarına karsı doğruluktan ayrılmaz.
2580- Yılan sokan uyumus, ac kalan uyumamıs.
Ac kalan, yılan sokandan daha cok acı ceker.
2581- Yılın eksiğini nisan getirir, nisanın eksiğini yıl getirmez.
Tarım icin butun yıl elverissiz gecse de nisan ayı elverisli olsa tam urun alınır. Ama butun yıl
elverisli gecse bile nisan elverissiz olursa, iyi urun alınamaz.
2582- Yıl uğursuzun.
Oyle bir zamandayız ki arsız, yuzsuz kisiler el ustunde tutulmakta ve islerini, ağırbaslı,
dürüst kimselerden daha iyi yürütmektedirler.
2583- Yırtıcı (alıcı) kusun omru az olur.
Baskalarına saldırmayı huy edinen kisilerin dusmanları cok olur. Cok gecmeden bu
dusmanlar da onun canına kıyarlar.
2584- Yırtılan Deli Ahmet'in yakası.
Bkz. Dert Deli Ahmet'in basında.
2585- Yiğidim yiğit olsun da yerim calı dibi olsun.
Bkz. Erim er olsun da...
2586- Yiğidin malı meydandadır.
Comert kimsenin malı herkesin yararlanmasına acıktır.
2587- Yiğidin sozu, demirin kertiği.
Mert adam sozunden donmez. Bu soz, demirin kertiği gibi besbelli ve ortadadır; değismez.
2588- Yiğidin yiğide ekmeği odunc, kotuye sadaka.
Sofrası acık olana konuk olan iyilik bilir kisi, bunun altında kalmaz. Bu anlayısta olmayan
konuğa karsılıksız bir iyilik edilmis olur.
2589- Yiğit arkasından vurulmaz.
1) Bir kimseyi yokluğunda ve savunmasını yapamayacağı bir durumda kotulemeye,
yıkmaya calısmak mert adam isi değildir.
2) Mert olan, yuz yuze dovusur.
2590- Yigit basından devlet ırak değildir.
Bir gencin zengin olması her zaman beklenebilir.
2591- Yiğit bin yasar, fırsat bir duser.
Bir yiğidin eline omru boyunca bir kez cok onemli bir fırsat gecer. Bunu kacırmamalıdır.
2592- Yiğit ekmeğiyle yiğit beslenir.
Yiğitler, yiğit kimseleri korurlar. Yiğit kimseler de ancak yiğitlerin yanında barınırlar.
2593- Yiğit lakabıyla anılır.
Yiğit, ya guzel, ya cirkin bir lakapla anılır. O, cirkin olan lakabını değistirmeyi dusunmez.
Cunku onemli olan, kendisinin iyi adı, unudur. Cirkin lakap, bu iyi adı lekelemez.
2594- Yiğit meydanda belli olur.
Sozle atıp tutmak kolaydır. Asıl marifet, is basında kendini gostermektir.
2595- Yiğit yarasına yiğit katlanır.
Yiğitten gelen ağır saldırıyı ancak yiğit olan kaldırabilir.
2596- Yiğit yiğide at bağıslar.
Yiğit, arkadası icin her sıkıntıya katlanır. Onun isine yarar diye en değerli varlığını bile
bağıslar.
2597- Yiyen bilmez, doğrayan bilir.
Bkz. Soğanın acısını yiyen bilmez...
2597- Yoğun canı alınmaz.
Đstenen sey, vermesi beklenen kiside yoksa istemekte direnmenin anlamı yoktur. Size ne
versin, canını mı?
2598- Yoğun incelene kadar ince uzulur.
Bkz. Kalın incelene kadar...
2599- Yoğurdum (ayranım) eksidir diyen olmaz.
Bkz. Kimse ayranım eksi demez.
2600- Yok buyumez, arık büyür.
Hic yoktan bir sey uremez. Ama az olan nesneler coğalır; kucuk varlıklar, gelisir, buyur.
2601- Yoksul ala ata binse, selam almaz.
Gormemis kimse (gecici olarak bile) gormuslerin durumuna erse, herkese yuksekten bakar;
kimseye selam vermez olur.
2602- Yoktan yonga cıkmaz.
Varlıklı olmayan kimseden, baskasına yardım etmesi beklenemez; bilgisiz kimseden bir sey
oğrenilemez... Krs. Đmam evinden as, olum gozunden yas cıkmaz.
2603- Yola yoğurt dokmus var mı?
Hic kimse gereği yokken savurganlık yapmaz.
2604- Yol bilen kervana katılmaz.
Bir isi kendi basına yapabilecek olan, baskalarının yardımına gereklik duymaz.
2605- Yolcu yolunda gerek.
Yolculuk yapacak olan kimse su, bu nedenle vakit gecirmemeli, bir an once yola cıkmalıdır.
2606- Yoldan (yol ile) giden yorulmaz.
Bir isi yoluyla, yontemiyle yapan gucluk cekmez.
2607- Yoldan kal, yoldastan kalma.
Yolculukta arkadas cok onemlidir. Đnsan, iyi bir arkadasla yolculuk yapmak icin, gerekirse
yolculuğunu geri bırakmalıdır.
2608- Yol ile giden yorulmaz.
Bkz. Yoldan giden yorulmaz.
2609- Yol sormakla bulunur.
Bir iste izlenecek doğru yol, bilenlerden sorulmakla oğrenilir. Krs. Sora sora Bağdat bulunur.
2610- Yol yürümekle, borç ödemekle (vermekle) (tükenir) (biter).
Nasıl yol yurumekle, borc odemekle bitirilirse, yapılacak herhangi bir is de uzerinde surekli
olarak calısmakla basarılır.
2611- Yorgun eseğin (okuzun) cus (ıslık) canına minnet.
Verilen dinlenme fırsatı, yorgun kisiyi cok sevindirir.
2612- Yularsız ata binilmez.
Bir disipline bağlı olmayan isin basına gecmek doğru değildir. Krs. Yularsız deve yedilmez.
2613- Yularsız deve yedilmez.
Disipline bağlı olmayan kisi, istenildiği gibi yonetilemez. Krs. Yularsız ata binilmez.
2614- Yumurtada kıl bitmez.
Kısır ortamdan verim beklenmez.
2615- Yumurtadan cıkan yine yumurta cıkarır.
Her canlı soyuna ceker; soyunun ozelliklerini tasır.
2616- Yumurtlayan tavuk bağırgan olur.
Calıskan ve verimli kisi, kendini gostermek ve yaptığı yararlı isi herkese duyurmak icin
sesini yükseltir.
2617- Yumusak huylu atın ciftesi pek olur.
Bkz. Yavas atın...
2618- Yurdun otlusundan kutlusu yeğdir.
Đnsan, uzerinde rahat yasamadıktan sonra yurdu verimli olmus, neye yarar?
2619- Yuvarlanan tas yosun tutmaz.
Durmadan yer, yurt değistiren kimse, esya, varlık edinemez.
2620- Yuvayı yapan disi kustur. (Yuvayı disi kus yapar).
Bir evin yonetim, gecim duzenini ve ailenin mutluluk icinde yasamasını kadın sağlar.
2621- Yuyucunun hakkı eline gecsin de olu ister cennete gitsin ister cehenneme.
Ucret karsılığında is yapan, alacağı paradan baska bir sey dusunmez. Yaptığı isin sahibine
kaca mal olacağı gibi seyler umurunda değildir.
2622- Yuk altında (yuklu) esek anırmaz.
Ağır bir is altında bunalmıs olan kisi, bu durumdan kurtulmadan birtakım istekler pesinde
kosmamalı, orneğin borclu borcunu odemeden gucunu asan giderlerden sakınmalı; bir
karsılasmada yenilen, yuksekten konusmamalıdır.
2623- Yuk altında esek kalır.
Đnsan olan, bir kimseden gorduğu iyiliğin altında kalmaz.
2624- Yuksek dağın bası dumanlı olur.
Onemli islerin basında bulunanlar, surekli olarak sorumluluklarının sıkıntısı icinde olurlar.
2625- Yuruk ata kamcı olmaz. (Yuruk at kamcı değdirmez).
Đsini ivedilik ve yeterlikle yapan kisiyi sıkıstırmak gerekmez.
2626- Yürük ata paha olmaz.
Đsini ivedilik ve yeterlikle basaran kimsenin değeri cok buyuktur.
2627- Yuruk at yemini artırır.
Bkz. Yavuz at yemini artırır.
2b28- Yüz elli, yaz belli.
Bkz.Kasım yuz elli...
2629- Yuz guzelliği hamamdan eve, oz guzelliği Urum'dan Sam'a.
Bkz. Tüy güzelliği hamamdan eve...
2630- Yuzu guzele kırk gunde doyulur; huyu guzele kırk yılda doyulmaz.
Đliski kurulacak bir kimsede aranması gereken en onemli nitelik, huy guzelliğidir.
2631- Yuzu guzel olanın huyu (da) guzel olur.
Đnsanın yuzu, icinin aynasıdır. Guleryuz her zaman guzeldir: Hosgorulu, iyi niyetli, uyusma
eğilimli, temiz yurekli kisilerde bulunur. Đcinde kotuluk yatan kisinin duyguları da yuzune vurur,
kendisini cirkinlestirir. Bundan dolayı yuzunu guzel bulduğumuz kimsenin, anlarız ki huyu da
güzeldir.
2632- Yuz verdik Ali'ye (deliye) geldi sıctı halıya.
Değmemesine karsın kendisine onem verilen eğitimsiz, anlayıssız kisi sımarır; terbiyesizce
davranıslarda bulunur.
2633- Yuz verme arsız olur, az verme hırsız olur.
Bkz. Cok soyleme arsız edersin...
2634- Yuz yuzden utanır.
Bir kimse, kendisine karsı saygı gosteren kisiden yapmasını isteyeceği seyi, doğrudan
doğruya kendisi soylerse daha etkili olur. Baskasıyla haber yollayarak isterse o kadar etkili
olmaz.
:::::::::::::
-Z-
2635- Zahirenin (ciftcinin) ambarı sabanın ucundadır.
Đyi sonuc almak isteyen, isine dort elle sarılmalıdır. Nitekim toprak, iyi surulurse bol urun
verir.
2636- Zahmetsiz rahmet olmaz.
Sıkıntı cekilmeden, uğrasılmadan, istenilen guzel sonuc elde edilemez.
2637- Zaman sana uymazsa sen zamana uy.
Yasadığın zamanın kosulları ve cevrendekilerin gidisi senin tutumuna uygun değilse, sen
onlara uymalısın. Krs. Vardığın yer korse bir gozunu kapa.
2638- Zararın neresinden donulse kardır.
Surup giden zararlı bir isten ne denli erken vazgecersek, daha sonra uğrayacağımız zararı o
denli azaltmıs, sonuc olarak o kadar kar etmis oluruz.
2639- Zayi olan koyunun kuyruğu buyuk olur.
Bkz. Kacan balık buyuk olur.
2640- Zemheride kar (yağmur) yağmadan kan (zehir) yağması iyi.
Zemheride kar, yağmur yağarsa ciftcilerin o mevsimdeki tarla islerini yapmalarına, tarlayı
surmelerine engel olur. Bu yuzden o yıl iyi urun alınamaz.
Krs. Zemheride sur de...
2641- Zemheride sur de calı ile sur.
Đyi verim alabilmek icin tarlayı zemheride her halde sürmek gerekir. Derin, dikkatli
surulmese, soyle bir yuzeyden olsa bile. Krs. Zemheride kar yağmadan...
2642- Zemheride yoğurt isteyen cebinde bir inek tasır.
Gerceklesmesi guc bir sey isteyen kimse, isteğini gerceklestirecek careyi bulmak zorundadır.
Krs. Canı kayınak isteyen..., Kaymağı seven..., Asure yemeye giden..., Canı kaymak isteyen...,
Pilav yiyen...
2643- Zengin arabasını dağdan asırır, zuğurt duz ovada yolunu sasırır.
Zengin, para gucuyle en zor isleri basarır. Zuğurt, parasızlık yuzunden, en kolay isi
basaramaz.
2644- Zengin ates dokecek olsa fukara gotunu saksı eder.
1) Zengin bir is yapmaya kalkıssa, fakir o yorulmasın diye hemen o isi ustlenip yapar.
2) Zenginin istemeyip attığı seyi fakir mal bulmus mağrıbi gibi kapar. Krs. Devenin tuyu eseğe
toy olur.
2645- Zengin giyerse sağlıcakla, fakir giyerse nerden buldu ki derler.
Zenginin gosterisli giysiler giymesi doğal karsılanır. Fakirin duzgunce giyinmesi yadırganır,
çok görülür.
2646- Zenginin azğını, kurk giyer yaz gunu.
Para, kimi kisileri gosterise ve budalaca savurganlığa surukler.
2647- Zenginin basması ipekli gorunur.
Zengin ne giyse, ne yese, ne yapsa en pahalısını yeğlemis sanılır.
2648- Zenginin horozu bile yumurtlar.
Paralı kisi, kısır sanılan islerden bile kar sağlama yolunu bulur.
2649- Zenginin iki dunyası da mamurdur.
Varlıklı kisi, bu dunyada gonlunce yasar. Đbadet sayılan, yoksullara, hayır islerine
yardımlarıyla da obur dunya rahatını sağlar.
2650- Zenginin malı, zuğurdun cenesini yorar.
Zuğurtler, zenginlerin malları uzerine konusur, dururlar. Bu konusma, onların cenesini
yormaktan baska bir ise yaramaz.
2651- Zengin kesesini döver, zügürt dizini.
Bir isi yapmak gerektiği zaman, zengin iste para diye kesesini dover. Zuğurt ise, yapmak
istediği isi parasızlık yuzunden yapamayacağı icin dizini dover.
2652- Zenginin tavuğu iki sarılı yumurtlar.
Bkz. Zenginin horozu bile yumurtlar.
2653- Zengin silkinse fakir bay olur.
Zengin, kazancının kucuk bir parcasını verse fakir gonenir, zenginlesmis gibi olur. Krs.
Devenin tuyu eseğe tay olur...
2654- Zerdaliden kaval olmaz, al zurnadan haberi.
Bir isin iyi yapılabilmesi, gereken kosulların gerceklesmesine bağlıdır. Đse yaramayan
araclarla beğenilecek bir sonuc elde edilemez.
2655- Zeyrek kus iki ayağından tutulur.
Bkz. Ayyar tilki art ayağından tutulur.
2656- Zeytin dededen, incir babadan kalmalı.
Krs. Bağ babadan, zeytin dededen kalmalı.
2657- Zırva tevil goturmez.
Saçma söz -ne denli akla yatacak bir anlamla yorumlanmak istenirse istensin- niteliğini
değistirmez.
2658- Zora, beylerin borcu var(-dır). (Hırsıza beyler de borclu).
Zor kullanan kisilerin istediğini en guclu kimseler bile verirler.
2659- Zora dağlar dayanmaz.
Zor kullanan kisilere, cok guclu sanılan kimseler bile boyun eğer.
2660- Zor kapıdan girerse, seriat bacadan cıkar.
Zorbalığın hukum surduğu yerde din, yasa buyrukları yurumez.
2661- Zorla güzellik olmaz.
Kisiye, beğenmediği sey zorla beğendirilemez.
2662- Zor oyunu bozar.
Bir kisi, kurala uygun olarak yurumekte olan isi, istediği yola cevirmek icin zor kullanırsa,
artık kural soz konusu olamaz. Guclu olan istediğini yapar.
2663- Zurnada pesrev olmaz (ne cıkarsa bahtına).
Rasgele yapılan plansız iste yontem, kural aranmaz. Đs, kendi kendine nasıl yururse yurur.
2664- Zuğurtleyen bezirgan, eski defterleri yoklar.
Bkz. Müflis bezirgan...
2665- Zuğurtluk, zadeliği (soyluluk) bozar.
Soylu kimse zuğurtleyince, soyluluğu unutulur.
2666- Zuğurt olup dusunmektense, uyuz olup kasınmak yeğdir.
Uyuz olup kasınmak, insanı cok rahatsız eder. Ama zuğurtluk dolayısıyla ne yapacağım diye
dusunmek, daha cok rahatsız eder.
2667- Zurafanın (kibarlar) duskunu, beyaz giyer kıs gunu.
Bkz. Eskıyanın duskunu...
SON
:::::::::::::::::::

Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Haberi Paylaş


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Mitoloji Sözlüğü Sosyalist Mitoloji Sözlüğü (Yunan ve Roma) 0 21-04-2011 02:54
Ömer Asım Aksoy - Türkçe Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü Sosyalist Türkçe Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü 0 08-04-2011 02:30
Ömer Orhun (1960- .....) Sosyalist Ömer Orhun (1960- .....) 0 07-03-2011 20:10
Mehmet AKSOY Sosyalist Mehmet AKSOY 0 18-01-2011 16:56
Ömer Hayyam Rubailer Sosyalist2 -Çeviri Şiir 0 08-11-2010 01:23


13:25


Powered by vBulletin® Version Kapalı
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.